7 Haziran 2012 Perşembe
745/MEKKE SAATİNE GÖRE ORUÇ TUTMAK!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;05 Haziran 2012.EKLİ!
MEKKE SAATINA GÖRE ORUÇ TUTMAK!
Bugünkü gazetelerimizin birinde /05 Haziran/bomba gibi bir haber:23 saat oruç tutulmaz!”Bu seneki Ramazan ayı süresince, Güneş Kuzey yarımkürede 23 saat gözükeceğinden Norveçli Müslümanlarımızı büyük bir telaş almış! Suudi Arabistan’dan iki Din Bilginini Norveç’e davet ederek ol Ulemalardan fetva almışlar:
“20 saatten fazla bir süre oruç tutulmaz. Norveç’te Ramazan ayında günler 23 saat olduğundan, Mekke saatine göre,20 saat, oruç tutmanın dinen ve şeran bir mahsuru yoktur!”
Arap asıllı Ulema fetva verdiğinde Kur’an’ı Kerime uymak gerekmez mi! Yanımda Kur’an’ı Kerim yoktur; yalınız aklımda kaldığına göre oruç Bakara/İnek/ suresinin 186’ıncı maddesine uygun olarak tutulursa makbuldür:
“Oruca, Beyaz iplikle Siyah iplik ayırt edildiğinde başlanır;Beyaz iplikle Siyah iplik ayırt edildiğinde de oruç bozulur!”Demek ki Arap ulemasının fetvası Tanrı buyruğunu bile bozarmış!
Güneydeki bir ilçemizde de böylesine bir uygulama vardır:Oruca başlama vaktini geçirenler,bulundukları odayı ayetteki şartlara uydurarak oruçlarına başlamaktadırlar.Şekil egemen olursa tam kavramlar da bu egemen şekle uydurulur.hadi hıyarlısı!
Bu yazımın çıktısını aldım, İzmir’e indiğimde Ulema geçinenlere gösterdim.Hiçbir kimse doyurucu bir yanıt veremedi.Oruç konusu 2’inci Bakara/inek/suresinin 187’inci ayetinde emredildiği halde bilerek 186’ıncı ayet yazıştım.Farkına varan da olmadı.Çıktısını aldığım oruç ayetini okudum, biz de okuyalım:
“Bakara/İnek/ suresi,187’inci ayet:”Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılınmıştır. Onlar sizin için giysidir,siz de onlar için giysisiniz.Allah sizin öz benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş,tövbelerinizi kabul edip sizi affetmiştir.Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allahın sizin için yazdığı şeyi arayın.TAN YERİNİN BEYAZ İPLİĞİ SİYAH İPLİĞİNDEN SİZCE SEÇİLİNCEYE KADAR YİYİN,İÇİN; SONRA DA ORUCU GECE OLUNCAYA DEĞİN TAMAMLAYIN.Mescitlerde itikafta bulunduğunuz sırada eşlerinizle cinsel temas kurmayın.İşte bunlar Allah’ın yasaklarıdır,bunlara yaklaşmayın.Allah,ayetlerini insanlara işte böyle açıklar ki korunabilsinler.”.Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk,Kuran’ı Kerim Meali,(Türkçe Çeviri),s.40.Kur’an’ı Kerim’de saat mefhumu yok.Kum saatinden ve çubuk gölgesi saatinden sonra, Avrupa’da icat edilen bildiğimiz saat, Mukaddes Roma Germen İmparatoru Şarlman tarafından Emevi Halifesi Harun Reşiit’e de(MS:786/808/ armağan edilmişti.Oruca ne zaman ve ne surette başlanacağı gayetle açık bir biçimde anlatılmıştır.Burada anlatılan iftar vaktinde ihtilaf çoktur.”GECE OLUNCAYA!”
Gecenin birkaç türlü tanımlaması vardır:Güneş battıktan bir saat sonrası!Ya da Güneşin 18’inci enleme inmesi.Ya da güneş battıktan sonra saat 21.00!
Diyelim ki,Kutupta yaşayanlar Müslüman oldular;iplik ölçüsü ile oruca niyetlendiler,o gün de altı aylık gün başlamış olsa!Ne yapacaklar!66’ıncı enlemde de bir günün uzunluğu Üç aydır!Hiçbir kimse,günlerin çok farklı boyutlarda olduğuna bile inanmamaktadır.Oruç için Gavur icadı saatı ölçü olarak kullanmak,şeran caiz midir acaba?Oregon’dakine bir sorsak?Ya da Kutuplardaki upuzun günleri Arabistan günlerine göre bölerek ayarlasak!Saygılarımla.
744/MEKKE SAATİNE GÖRE ORUÇ TUTMAK!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;05 Haziran 2012.
MEKKE SAATINA GÖRE ORUÇ TUTMAK!
Bugünkü gazetelerimizin birinde bomba gibi bir haber:23 saat oruç tutulmaz!”Bu seneki Ramazan ayı süresince, Güneş Kuzey yarımkürede 23 saat gözükeceğinden Norveçli Müslümanlarımızı büyük bir telaş almış! Suudi Arabistan’dan iki Din Bilginini Norveç’e davet ederek ol Ulemalardan fetva almışlar:
“20 saatten fazla bir süre oruç tutulmaz. Norveç’te Ramazan ayında günler 23 saat olduğundan, Mekke saatine göre,20 saat, oruç tutmanın dinen ve şeran bir mahsuru yoktur!”
Arap asıllı Ulema fetva verdiğinde Kur’an’ı Kerime uymak gerekmez mi! Yanımda Kur’an’ı Kerim yoktur; yalınız aklımda kaldığına göre oruç Bakara/İnek/ suresinin 187’inci maddesine uygun olarak tutulursa makbuldür:
“Oruca, Beyaz iplikle Siyah iplik ayırt edildiğinde başlanır;Beyaz iplikle Siyah iplik ayırt edildiğinde de oruç bozulur!”Demek ki Arap ulemasının fetvası Tanrı buyruğunu bile bozarmış!
Güneydeki bir ilçemizde de böylesine bir uygulama vardır:Oruca başlama vaktini geçirenler,bulundukları odayı ayetteki şartlara uydurarak oruçlarına başlamaktadırlar.Şekil egemen olursa tam kavramlar da bu egemen şekle uydurulur.hadi hıyarlısı!
5 Haziran 2012 Salı
743/ARAPLAŞTIRILMANIN İPUÇLARI!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;05 Haziran 2012.
ARAPLAŞTIRMANIN İPUÇLARI,
VE
TÜRK KADINLARI!
Dini masallara indirgemek.”Dinlerin kökenlerinde Cinayetler, Soygunlar ve Katliamlar vardır!”Yazıma yalınız küfürlü Dindarlarımız ve Kindarlarımız, sahte adlarla, bol küfürle ve dahi hakaretle karşılık vermişlerdi. Ben,tüm Müslümanların Tanrımızdan akıllı yerine koymuş olduğu Hz
Musa’nın bir kitlesel kadın öldürme emrine Tevrat’tan alıntı yaparak bilgi vermiştim. Ben gerçekleri yazsam Allah ve Din ile aldatanlar ayağa kalkmaktadırlar. Atatürk’ten korkanlar Partisinin görevinden uzaklaştırdığı gerçek din bilgini Onurlu ve Nurlu kadınımız Sayın Ayşe Sucu Han’ımı okuyalım.Sayın Ayşe SUCU HAN’IM,04 Haziran 2012 tarihli Sözce’deki köşesinde şöyle yazmıştı:
“Hikâyelerle anlatılan din.”
“Kadim gelenekte,kutsala ilişkin anlatılarda Mitoslar geniş yer tutar.Tevrat,İncil ve Kuran’ın yanı sıra,Peygamberlerin ve önemli şahsiyetlerin hayat hikâyelerinde,mecazlar,metaforlar ve tasfirler hayli fazladır.İnsanı eğiten ve yönlendiren bu öğretiler,kimilerince liberal bir okumayla gerçek kabul edilirken,kimilerince ise hakikat üzerine düşünme,ders çıkarma,yaşamı anlamlandırma olarak kabul edilir.Hassas bir konu olan bu durum,dini paradigmaları da şekillendirmiş ve çeşitlendirmiştir.
Ancak özellikle toplumların bozulma dönemlerinde, efsanevi bir din anlayışının, kıssalar ve hikâyeler üzerine kurgulanmış öğretilerin öne çıkarttığı görülür. Günümüzde olduğu gibi.
Mecaz ve metaforlarla süslenmiş menkıbelerin, insanlık hafızasında var olduğu bir gerçektir.Kur’an da böyle bir dilin içine doğarak ,ortak bilinci ,kolektif hafızayı canlı tutar.Bu;Kur’anın orijinal yeni bir şey getirmediğini,var olan ve fakat bozulan değerleri yeniden idraklere sunduğunu ve bunlar üzerinden düşünülmesi gerektiğini gösterir.Ancak ne yazık ki,biçimci yaklaşım,bu alanda da öylesine etkili olmuştur ki;mecazlar çoğu zaman gerçek olarak algılanmıştır.”
“Diyanetin vaazları ve mistik hikâyeler”
“Bir başka husus,vaazları ve dini, sohbetleri mitoloji rengine büründürmek,kendisi başta olmak üzere peygamberlerin hayatlarına insanüstü argümanlar yüklemek….!”
“Yine öyle anlatılar vardır ki; İslamın temel prensipleriyle okuduğunda, sorunlar oluşturmaktadır. Mesela, namaza ilişkin şu yaygın hikâye, camilerde,sohbetlerde mutlaka anlatılır:Miraç gecesinde,Hz.Peygamber,Cebrail ile semaya yükselir.Adem,İdris,İsa ve İbrahim başta olmak üzere bazı peygamberlerle konuşur.Yüce Allah katından dönüşünde,Hz. Musa ile karşılaşır.Hz. Musa Hz. Peygambere sorar:”Allah ümmetine ne farz kıldı?”Elli vakit namaz!” Deyince Hz. Peygamber; Hz. Musa,”Rabbine dön ve vakitleri indirmesi için yalvar, çünkü buna insanlar takat getirmez, der. Hz. Peygamber döner ve 50 rekâtın bir kısmını indirtir. Hz. Musa, yine rakamı fazla bulur;”buna da ümmetin dayanamaz, tekrar geri dön ve münacat er Rabbine!”Der. Rivayetlere göre üç, beş, hatta daha fazla, bu gidiş ve gelişler olur ve 5 vakte kadar namaz indirilir.Hz.Musa’nın bunu da fazla bulduğu,ancak Hz. Peygamberin “artık utanır oldum”dediği söylenir.”
“Bazı İslam alimlerince uydurma olan,buna benzer pek çok kıssa,din dilinin zeminini oluştururlar!..”Sayın Ayşe SUCU
Bu masalda,Hz.Musa’Tövbeler olsun,hem Allah’tan hem de Hz. Muhammet’ten çok akıllı ve çok ta merhametli olmuyor mu!
Bendeniz bu durumu kime sordumsa,”karıştırma ve sadece inan ve iman et!”Nasihatini aldım! Peki,” Hz. Muhammet’e hitabeden Sen yalınız tebliğe memursun.”Ayeti var mı?/5’inci Maide Suresinin 67’inci ayeti/Bal gibi var. Beş vakit namazın ümmeti için ağır olduğunu, utandığı için de Ulu Tanrımızın huzuruna çıkamadığını söyleyen Hz.Muhammet değil mi!Namazların Farzları 17 rekat!Namazların sünneti de 21 rekat!Bu nasıl izah edilir ey!Kendinden menkul Ulemalarımız ve Küfürbazlarımız!
Şimdi de gelelim daha önce iddia ettiğim tarihi olaylara!
Kimden: Özgün ileti Sayın AYBÜKEN HAN’IMDAN.
“TÜRKLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU? 3”
Türkler; Arap Bülbülleri ve Türklük hainlerinin anlattığı gibi değil, Kılıçla ve Zulümle Müslüman olmak zorunda bırakıldılar. Türk ellerinden 250 sene Arap pazarlarına köle ve cariye olarak Türklerin, hayvanlar gibi satışları sürdürülmüştür. OSTÜZÜ
“1. Büyük Katliam ( Talkan Katliamı )”—Müslümanlık adına ve Müslüman Araplarca yapılmış olan bu katliamları Müslüman Arap tarihçileri övünerek yazmaktadırlar! OSTÜZÜ:
“Buhar’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir.
Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar. Sogd
Meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile
anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve
tarafsız kalacaktır. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin
birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini
istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir. İlk olarak saldırıya
uğrayan Kibac Hatun'a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o
yardımı esirgeyenler aynı akıbete uğramışlardır. Bu olaylarda
Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar
tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır. Neyzek Tarhan daha
sonra Kuteybe ile yaptığı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir
güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş
olacağını anlar. Tohoristan'a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer
mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya
çalışır. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek'den gelir..Tarhan'ın
planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık
yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür. O
ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek,
Kuteybe'nin gelişinden önce şehri terk eder. Şehre hiç savaşmadan
giren Kuteybe'nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen ne kadar erkek
varsa hepsini kılıçtan geçirirler. Bu katliam o zamana kadar
yapılanların en büyüğüdür. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret
olması için yapar.. Kuteybe'nin askerleri öldürebildikleri kadar
öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara
asarlar. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin
ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe,
Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak
geçmiştir. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve
askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi
kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır. Bütün bunlar hep Müslümanlık adına yapılmıştır.
Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman'a girer. Erkeklerin pek
çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar.
Daha sonra Kes ve Nesef'de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür,
Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye
olurlar. Daha sonra Faryab'a yönelir ve Faryab'ın teslim olmasını
ister. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim
olmaya yanaşmazlar. Erkekleri dövüşerek ölürler. Bütün şehir
yakılır. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.
Kuteybe, Faryab'dan sonra, Tarhan'ın çekildiği kale Bazgis'i kuşatır.
2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde
edemez. Bu arada kış yaklaşır.Kuteybe'nin kışın savaşacak gücü
yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir. Her
iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür. Kuteybe
son olarak bir hileye baş vurur. Tarhan'ın yanına Muhammed bin
Selim adındaki adamını gönderir. Muhammed ibni Selim Tarhan'ın
teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği
güvencesini verir. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan'ın
Kuteybe'nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi
yoktur. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler.. Silahlarını
teslim ederek kaleden çıkarlar.. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz
yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe
bu arada Tarhan'ı hemen öldürmez. Haccac'a haber göndererek ne
yapacağını sorar. Haccac Tarhan için, " O bir Müslüman düşmanıdır
hiç aman vermeden öldür";der. Kuteybe önce Tarhan'ın iki oğlunu,
Tarhan'ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür. Arkasından 700
Kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan'ın ve halkın gözü
önünde kestirir. Tarhan'ı da bizzat kendisi öldürür. Bütün kesilen
başlar Haccac'a gönderilir. Kuteybe sanki Kuran'daki ayetleri yerine
getirmiştir.
9 Tevbe. 123. Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı
savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki,
Allah sakınanlarla beraberdir.
Tarhan'ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü'nün altında
bulunan Harzem bölgesine yürür. Harzem'de Caygan ile Havarizat
arasında taht kavgası vardır. Kuteybe Caygan'la işbirliği yapar.
Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür. Arkasından Camhud
melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar. Ancak, daha sonra
bunlar Kuteybe'nin emri üzerine öldürülürler.
Bu olay, Ziya Kitapçının, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında
aynen şöyle anlatılır:
“Bu savaşlardan birinde, et-Taberi'nin bütün tafsilatı ile anlattığına
göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe'ye, 4000 esirle
gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman'ın böyle kalabalık Türk esirleri ile
geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana
kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan
Kuteybe, bu Türk esirlerinden bininin sağına, bininin
soluna, bininin arkasına ve bininin de önüne dizilmelerini
söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu
Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba,
İnsafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile
bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu
Muharebelerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu
Vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır:
“Kazan ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı
Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.
Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük
Çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük
Gibiydiler. ( Sayfa 314 )”
“Harzem'de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı
öldürür. Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem'i yakıp yıkar, halkı
kılıçtan geçirir. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem'deki
Uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. "Kuteybe, her çareye baş
vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini
Koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece her şey karanlıklara
gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında
bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı.Harzem'i yıktıktan sonra
Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen
Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve
Fergana’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe'nin
askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant,
kuşatılır. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla
Dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre,
1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak
verecektir.
3.Şehirde Cami yapılacaktır.
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır.
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe'ye teslim
edilecektir.
Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve
Merv'e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Müslim’i
Semerkant'ın başına vali olarak bırakır.
Kuteybe'nin Merv'e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında
İşgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Zaman, zaman Ceyhun
Irmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.
Haccac Kuteybe'ye Taşkent ve Fergana'yi işgal etmesi talimatını
verir. Kuteybe Taşkent'e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada
Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe'ye Türklere karşı savaşları devam
ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar'a doğru yola çıkar. Tam
Kasgar'ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni
Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan
Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak
kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde
kafası kesilerek öldürülür. Çünkü Kuteybe'nin komutanları Halifeye
karşı gelmek istememişlerdir.
2. Büyük Katliam. ( Curcan Katliamı )
Kuteybe ve Haccac'ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve
Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik
Yapmamıştır. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan
kalktığı için, Araplar, Kuteybe'den sonra da aynı şekilde Türk
yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Kuteybe'nin
öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan'a vali
atanır. İlk iş olarak Dağıstan'ı işgal eder. Dağıstan meliki
Saltekin, Yezit'e karşı uzun süre dayanır. Sonunda Dağıstan düşer.
Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür. Dağıstan’dan sonra Curcan'a
Yönelir. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur.
Yezid, Curcan'a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan' a doğru
Yola koyulur. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000
Kişilik bir yardım alarak savaşa başlar. İsfehbed savaşırken, Curcan
halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha edilmiştir.
k alıkoyar.
Daha sonra Kes ve Nesef'de aynı şeyleri yapar. Erkekler öldürülür,
Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem'i yakıp yıkar, halkı
kılıçtan geçirir. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem'deki
Uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır. "Kuteybe, her çareye baş
vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini
Koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece her şey karanlıklara
gömüldü. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında
bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı.Harzem'i yıktıktan sonra
Kuteybe, Semerkant üzerine yürür. Semerkant meliki Gurek üzerine gelen
Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister. Taşkent ve
Fergana’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe'nin
askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler. Semerkant,
kuşatılır. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar. Daha fazla
dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre,
1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak
verecektir..
3.Şehirde Cami yapılacaktır.
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır.
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe'ye teslim
edilecektir.
Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve
Merv'e geri döner. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Müslim’i
Semerkant'ın başına vali olarak bırakır.
Kuteybe'nin Merv'e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında
İşgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar. Zaman, zaman Ceyhun
Irmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.
Haccac Kuteybe'ye Taşkent ve Fergana'yi işgal etmesi talimatını
verir. Kuteybe Taşkent'e gider fakat başarılı olamaz. Bu arada
Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe'ye Türklere karşı savaşları devam
Ettirmesini söyler. Kuteybe bu sefer Kasgar'a doğru yola çıkar. Tam
Kasgar'ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni
Abdülmelik halife olur. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan
Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak
kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde
kafası kesilerek öldürülür. Çünkü Kuteybe'nin komutanları Halifeye
karşı gelmek istememişlerdir.
2. Büyük Katliam. ( Curcan Katliamı )
Kuteybe ve Haccac'ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve
Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik
Yapmamıştır. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan
kalktığı için, Araplar, Kuteybe'den sonra da aynı şekilde Türk
yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Kuteybe'nin
öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan'a vali
atanır. İlk iş olarak Dağıstan'ı işgal eder. Dağıstan meliki
Saltekin, Yezit'e karşı uzun süre dayanır. Sonunda Dağıstan düşer.
Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür. Dağıstan’dan sonra Curcan'a
Yönelir. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur.
Yezid, Curcan'a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan' a doğru
Yola koyulur. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000
Kişilik bir yardım alarak savaşa başlar. İsfehbed savaşırken, Curcan
halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha
ederler. Yezid öfkeye kapılır, Curcan'lı Türkleri yendiğinde
kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah'a yemin
eder. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür. Curcan beyi,
şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra,
Kale düşer. Curcan beyi öldürülür. Kaledeki askerler esir alınır.
Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler. Burada da aynı şekilde
Kuteybe'nin yaptığı katliama benzer bir katliam yapılır. Türkleri
Öldürerek, 4—24KM.-- fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır. Allah'a
verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk'ü,
Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine
korumasız Türkleri öldürtür. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire
akıtır. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve
ekmek yaptırarak yer ve Allah'a verdiği sözü yerine getirir.
Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak
Halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet
Olarak paylaştırılır”.Ek: Ostüzü: Hz. Ömer zamanında, İran Hükümdarının üç kızı Mekke Esir pazarına getirilerek satışa sunulur. Kızların asaletleri nedeniyle, diğer esir kadınlardan farklı olmalarına Halife Ömer karar vererek yeni bir fiyat listesi hazırlar. Kızların ikisinin bedellerini kesesinden ödeyen Hz. Ali, kızların birisini oğlu Hasan’a, diğerini de Hz. Ömer’in oğluna armağan eder. Hasanın soyundan gelen kişiler bu İranlı esirden olanlardır.
“Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık
40.000 Türk'ün öldürüldüğünü söylerler.
MS.717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla
geçer. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları
başladığında Kibac Hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği
halde istediği yardım kendisine verilmemişti. Sonra o yardımı
Göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler. Bu olaylardan
Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik
Sağlayamamış olduklarını görüyoruz. MS: 717 yılında Ömer ibni Abdülaziz
Halife olur. İki yıl sonra hastalanır yerine, MS719 da, Yezid ibni
Abdülmelik geçer. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb'in arası
İyi değildir. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni
Mehleb hapisten kaçarak, Basra'da örgütlenir ve Yezid ibni
Abdülmelik'e karşı ayaklanır. MS: 721'de Abbas ve Mesleme adında iki
komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile
savaşır. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur. Yezit'in kafası
kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik'e yollanır. Mesleme, Mehleb'in
yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür.
Yezid ibni Mehleb'in oğlu olan, Maviye ibni Yezid'de elinde
Bulundurduğu 32 Mesmele taraftarının kafasını kestirtir.
Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile
Biter. Mesmele, Mehleb'den ele geçirdiği aralarında Türklerin de
Bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem'e satar. Bu arada, Yezid ibni
Mehleb'in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah,
Türkmenistan'ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsa da başarılı
Olamaz.
Kuteybe'nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi
Kadar başarılı olamamışlardır. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir
Duraksama içine girer. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında
bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha
zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin
azaltılarak İslam'ın kuvvetlendirilmesine çalışır. Kendisine bağlı
yöneticilere, " Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın,
hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı
yaymaya çalışın" demiştir. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan
Cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde
düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin
Müslümanlılarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir.
Bu arada Horasan'da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni
Nuaym atanmıştır.”
"Türkiye Cumhuriyeti, yalnız iki şeye güvenir. Biri Türk Ulusunun kararlılığı, diğeri en acı en ağır şartlarda dünyanın takdirlerini hakkıyla kazanan Ordumuzun Kahramanlığıdır."
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK...
"TÜRK ULUSUNUN DÜZENİNİ BOZMAYA YÖNELEN ÇABALAR BOĞULMAYA MAHKÛMDUR. BÜYÜK TÜRK ULUSU, KENDİSİNİN VE VATANININ YÜKSEK ÇIKARLARI ALYEHİNE ÇALIŞMAK İSTEYEN BOZGUNCU ALÇAK YURTSUZ VE ULUSSUZ BEYİNSİZLERİN GİZLİ VE AÇIK KİRLİ EMELLERİNİ ANLAMIYACAK VE ONLARA HOŞGÖRÜ GÖSTERECEK BİR ULUS DEĞİLDİR"
MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK” SAYIN AYBÜKEN HAN’IMDAN.
Gelelim DİĞER DİNLERİN İNSANLIK ANLAYIŞLARINA:
Hangi din iktidardakilerin ellerindeyse, o dinin ılımlısının olması mümkün değildir. Yahudilerin kutsal kitaplarını okuduğumuzda, bu durumun açıkça ve övünülerek anlatıldığını görürüz. Tüm kavimlerin malları, mülkleri, hayvanları ve kadınları Yahudilerin emrine tahsis edilmiştir. Onların ayak kemiklerini taşla kırmak, diğer Yahudileri haykırması rahatsız etmeyecekse küçücük kızların ırzına geçmek te mubahtır. Kalabalık bir esir kafilesini karşılayan Hz. Musa, Ordu komutanına emir verir:”Erkeklerle ilişkiye giren kadın ve kızları ne diye boş yere besleyelim! Onları hemen öldürün!”Yahudi askerleri ırzlarına geçtikleri Zavallı kadınları acımadan öldürürler. Hz: Davut, General Uria’nın karısı Hititli Sitti’yi gebe bırakır ve Generali öldürtür.
Hıristiyanlıkta “öldürmeyeceksin!” Emrine Ermiş Saint Augistinus yakma çaresini getirir, milyonlarca Zavallı meydanlarda yakılır.
İspanya’da Castİlla Kraliçesi İsabella’nın ısrarı üzerine 1483 tarihinde, Papa IV’ÜNCÜ SİXTUS İspanya Engizisyon Mahkemesini kurar.
Katolik öğretisini topluma kabul ettirmek için,1542 tarihinde papa III’ üncü Paulus Roma Engizisyon Mahkemesini kurar. Sanıklara her türlü işkenceler yapılarak alınan itiraflar üzerine Zavallılar meydanlarda yakılırlar. Fransız Kahramanı Jeanne D’ARK’TA meydanda yakılır. Ünlü Bilgin Papaz Giardano Bruno da, 1593 tarihinde bir zina suçu ile Venedik Senatosuna şikâyet edilir. Senato şikâyet dilekçesini Roma Engizisyon Mahkemesine iletir. Sonunda da İncil öğretisine aykırı olarak gök cisimlerinin devinimlerini ileri sürdüğü için, Roma Engizisyon Mahkemesinin kararı ile 16 Şubat 1600 tarihinde Roma’da yakılır.
Fransız reformisti Kalvin de bir İspanyol doktorunu yaktırır. Din iktidarla elele vererek Zavallı insanlara asırlarca acılar çektirmiştir.
İslam Ansiklopedisinin Beni Nadir, Beni Lukas, Kureyza ve Hayber maddelerini okursanız tüyleriniz diken, diken olur.
Mısır Hükümdarının emri ile Ünlü Nesiminin Halep’te derisi yüzülmüştü. Daha önce de Bağdat’ta Hallacı Mansur’un kolları, bacakları, dili kesilerek derisi yüzülmüştü. Osmanlı İmparatorluğu döneminde; SarayıHumayunun üç Cellâtla başlayan öldürme kadrosu yetmiş kişiye yükseltilmiş, her gece acil adam kesmeleri için de nöbetçi cellâtlık konulmuştu.
İnsanlık tarihinde; Hıristiyanlıkta Mezhep kavgaları, en etkili olarak ta Katoliklik—Ortodoksluk kavgaları ve Müslümanlıkta da Halifelik kavgaları kadar kanlı hiçbir olaylar zinciri olmamıştır.”Osmanlı da İşkence Çeşitleri”yazım bloğumdadır. Okuyamayanlar için onu dahi yeniden yayımlamak istemekteyim.
İnsanlığın en büyük evlatlarından birisi olan Büyük Konfüçyüs:
“Bir yerde dinden söz edildi miydi dikkatli bulununuz, ya canınızı ya da malınızı alacaklardır!”Demişti.
Arapların Yahudilere bakış açıları, aynen bizim toplumumuza da yansımış. Bizim toplumumuz da, 1400 sene önceki bir değerlendirmeye saplanıp kalmış.
Arap- İsrail oğulları kavgası bir hegemonya kavgasıdır. Yüzümüzü birazcık olsun, tarih dedeye çevirmekte yarar vardır sanıyorum:
MÖ. Önce, 13’üncü asırda; İsrail oğulları, Mısır’da sürgündeydiler ve taş ocaklarında çalışmak zorundaydılar. Hz. Musa; İmran adlı bir Yahudi mimarın, Firavun 1’inci SETİ’NİN kızı ve 2’inci Ramses’in kız kardeşinden olan oğludur.
Bir sepet içersine konularak, Nil nehrine bırakılan bir çocuk, Firavun 1’inci Seti’nin kızının sarayının önüne gelmiş!
Bu nedenle de o çocuğun adını, SUYLA GELEN ANLAMINDA, MUSA-MOŞE- koymuşlar.
Sümer Devletini yıkan, gayrı meşru birisi olan Sargon için de SUYLA GELEN deyimi kullanılmaktadır!
Hz. Musa; Amon Rahibi ve Dayısı 2’inci Ramses’in muhafız alay komutanıydı. Nesebini öğrendikten sonra; Mısır’da köle olarak tutulan İsrail oğullarının başına geçerek, Mısır’ gizlice terk etti.
Tevrat’a göre; Kızıldeniz yarılarak kendilerine yol verdi. Bu mucizeyi gösterdiğine inanılan Hz. Musa’nın; VAATEDİLMİŞ TOPRAKLARI-ARZ’IMEVUT’U- bulmak için, küçücük Sina yarımadasında KIRK SENE DOLAŞIP, DURDUĞU çelişkisi de anlatılır.
Tarihi belgeler; Musa’nın adının HORSİF; karısının adının da TSİPPARO olduğunu göstermektedir.
Hz. Musa’nın tanrısı, mensup olduğu Yahudi aşiretinin rüzgâr tanrısı olan YAHVE, YEHOVA’-sıkça kullanıldığı şekliyle YAHOVA’DIR.
İsrail oğullarının ELOHİM, ELOAH diye atlandırılan bir tanrıları daha vardır; ELOHAYNU-ALLAHIM-diye çağrılır. TEVRAT tercüme edilirken; bunlar, ALLAH olarak, ya da RAB olarak tercüme edilir.
Bu isim ELOH, İLOH, İLAH olarak değişmiştir. Sonunda da ALLAH kelimesine varıldığı iddia edilmektedir.
ALLAH kelimesi Arapça değildir. İslamiyet’in çıkışında; Güney Arabistan’da, küçücük bir Arap aşiretinin putunun adının Allah olduğunu biliyoruz.
Uzun süren bir esaretten kurtulan İsrail oğullarının maneviyatlarını yükseltmek için, onlara üstün nitelikli sıfatlar verilmiştir.
Dini metinlerinde, KABALA’LARDA VE TEVRAT’TA BU ANLATIMLARA SIKÇA RASLANMAKTADIR.
YEHOVA, bütün ulusları, mallarıyla birlikte, İsrail oğullarının emrine sunmuştur.
İsraillilere karşı gelenlerin kemiklerinin taşla kırılmasına da izin verilmiştir.
Bundan birkaç sene önce; iki İsrail askerinin; bir Filistinli gencin ayak kemiklerini taşla kırmaları, televizyonlara da yansımıştı.
39 kitaptan oluşan Tevrat’ın beş kitabı Hz. Musa’ya aittir. ”TORA, TORA”, TÖRE adını taşır.
Tüm kitaplara, Tevrat denilmiştir. Yahudi dinsel metinlerine göre; bütün ulusların kadınları ve kızları İsrail oğullarının cinsel içgüdülerine tabidir.
İsrail oğulları, yaptıkları her türlü toplumsal olayları, tanrılarının emir ve desteklerine dayandırmaktadırlar.
Bu konularda, Tevrat’a bir göz atmak yeterlidir sanıyorum:
“İsrail, Doğu Filistin’i tamamıyla ele geçirmek için giriştiği savaşların en zorlusunu bundan sonra yapar. Midyani’lere karşı imha savaşı! Lut’un torunları oldukları söylenen Moab’lılarla hısım sayıldıkları için İsrail oğulları onları esirgemektedir, ama Midyani’lere karşı amansızdırlar. ”H.Örs, Musa ve Yahudilik. S.135-136.”
Şimdi; Tevrat’ın Sayılar bölümü 31-7-19’uncu ayetlerini hep birlikte okuyalım:
“Ve Rabbin Musa’ya emrettiği gibi, Midyan’a karşı cenk ettiler ve her erkeği öldürdüler…
İsrail oğulları, Midyan kadınlarını ve onların çocuklarını esir aldılar ve bütün hayvanlarını, bütün sürülerini ve bütün mallarını çapul ettiler ve içinde oturdukları bütün şehirleri ve bütün obaları yaktılar.
Savaş sonrası; savaşçılar, aldıkları ganimetleri ve esirleri getirince, Musa’nın tepkisi çok korkunç oldu:
“Musa onlara dedi: Bütün kadınları sağ mı bıraktınız? İşte, İsrail oğulları’nın, Peor-Baal- meselesinde Balam’ın öğüdü ile Rabba karşı tecavüz etmelerine bunlar sebep oldu. *-Hâlbuki daha önce, Balam’ın İsrail’e iyilik dilemekten başka bir şey yapmadığını gene Tevrat anlatmıştı—Ve böylece Rabbın cemaati arasında veba oldu.
Ve şimdi, çocuklar arasındaki her erkeği öldürün ve erkekle yatmış olarak erkek bilen her kadını öldürün. Ve erkekle yatmış olmayarak bilmeyen bütün kadın ve çocukları kendiniz için sağ bırakın.” Sayılar:31–7–19.
“Ve bütün İsrail, orada onun ardınca zina ettiler ve Gideon’a ve ev halkına bir tuzak oldu.” Hâkimler,8–27, Bütün bu tecavüzler ve yıkımlar; bir melek aracılığı ile emirlerini ileten Yahve’nin emirleriyle olmaktadır.
Tevrat, İsrail oğulları’nın bir bakıma tarihleridir. Tevrat’ın hangi bölümünün hangi tarihte yazıldığı bilinmektedir.
Tevrat’ta; her sefer dönüşü; ”binbaşıların, ganimet olarak yağmalanan altın ve kıymetli eşyaları çadırlarında oturan Hahamlara verdiklerini” yazmaktadır.
Kuran’ı Kerim’in sekizinci Enfal suresinin ilk ayetinde: ”ganimetin, Tanrı ile peygambere ait olduğu”, yazılıyken; Hüneyin gazvesinde; elde edilen:
1- 24.000 deve,
2- 44.000 davar,
3- 6.000 esir;
4- 300 okka altın, -Sayın Ş.Keçeli,4,000 okka altın ve gümüş diyor.-
5- 600 okka gümüşün paylaşımda büyük tartışma çıktığı için; aynı surenin 41’inci ayetinde, yağmadan elde edilen ganimetin (8) zümreye paylaştırılması emredilmiştir.
Hz. Muhammet’in sütannesi Âlime de ganimet olarak alınan esir kadınlar arasında bulunmaktadır!
Hz. Muhammet, Mekke’yi gizlice terk edip, Medine’ye sığındığında, orada yaşayan Yahudi toplumu ile 65 maddelik bir anlaşma yapmıştı.-Taha Akyol; Medine’den Lozan’a-
Bu anlaşmaya göre; Hz. Muhammet, kervan basma gibi eylemlere girişmeyecek, Medine’deki huzuru koruyacaktı.
Bedir Gazasında; kendisini Beni Nadir Yahudi aşiretinin öldüreceğini öğrenen Hz. Muhammet; Beni Nadir Yahudi aşiretinin tüm mallarına el koyarak, kendilerini Medine’den sürgün etti.
Uhut Gazasından sonra da; Beni Luka Yahudi aşiretini, 24 saat içersinde, bir deve yükü eşya alarak Medine’yi terk ettirdi.
Bir kış günü; Müslümanlığı kabul etmemiş Kureyşlilerin, 10,000 kişilik bir kuvvetle Medine’ye saldıracakları haberini Hz. Muhammet’in amcası Abbas bildirince, Medine’deki panik, şehrin etrafına hendek kazılması ile durduruldu
Medine’de yaşayan en büyük Yahudi topluluğu olan Kureyza; Mekkelilerle bir oldu. Kureyza kabile reisinin kızı Safiye de, Hayber Yahudi aşireti reisinin oğlu ile evliydi.
Mekkeliler, Medine ablukasını kaldırıp, Mekke’ye dönünce; Kureyza aşiretinin anlaşmaya uymama konusu gündeme getirildi.
Kazılan hendekten atlayarak geçmek isterken, bir ağaç dikmesinin üzerine düşerek, ağır yaralanan bir Müslüman hakem seçildi. Hasta haliyle Medine’ye gelen bu seçilmiş hakem, iki tarafı dinledikten sonra; kararını açıkladı:
“Kureyza aşiretine mensup, bütün ergin erkeklerin boyunları vurulacak; bütün malları ve mülkleri ellerinden alınacak, çocukları, kadın ve kızlarına esir işlemi yapılacaktır. ”Meydana toplatılan Kureyzalı erkeklerin, meşale ışıkları altında; bizzat Hz. Muhammet tarafından, etek kıllarına bakılarak; etek kılları siyah olanlar cellâtlara teslim edilerek boyunları vuruldu.*-İslam Ansiklopedisi, Beni Nadir, Beni Luka ve Kureyza maddeleri.-
O minibüste, Yahudi düşmanı arkadaşım:
“-Kureyza Yahudi kavmi, Allah’ın emri ile öldürüldü!” demişti.
İşin en çok tuhafıma giden tarafı da; büyük bir din bilginimizin, aynı fikri yayımlaması oldu:
Ol bilginimizde, bu soruya yanıt olarak, gazetedeki köşesinde: ”Kureyza Yahudi aşireti Allah’ın emri ile öldürüldü” diye yazdı,
-Hz. Musa, tanrısının emrini uygulayarak kadın esirleri öldürtmüştür.
-Diğer kavimlere verilen her türlü zarar, Hz. Musa’nın tanrısının emri gereğidir.
—Bütün kavimlerin malları ve canları Musa Peygamberin tanrısının emri ile İsrail oğullarının tasarrufundadır.
—Tüm insanlara yapılacak işlemler Hz. Musa’nın tanrısının emri gereğidir. Tevrat ve İsrail dini metinleri böyle yazmaktadır.
Şimdi, gelelim İslam tarafına:
-23 senede, Kuran’ı Kerim’in 80-200 ayeti neys oldu-Nakzedildi- Kıble Kudüs iken Kâbe’ye döndü.
—Kureyza Yahudi aşiretinin tüm ergin erkekleri, Ulu Tanrımızın emirleri üzerine öldürüldü! Kadınları, kızları ve çocukları esir işlemine tabi tutuldu. Tüm mal varlıklarına Ulu Tanrımızın emirleri gereği el konuldu!
—Hz. Muhammet’in kölesi ve üvey oğlu Zeyd’in boşadığı karısı, Hz. Muhammet’in yeğeni ve eski nişanlısı Zeynep’in, Hz. Muhammet ile nikâhlarını bizzat Ulu Tanrımız kıydı.-Kuran’ı Kerim, 33’üncüAhzap suresi,37’inci ayet.-
—Kuran’ı Kerim’de, Ulu Tanrımız, Hz. Muhammet’e:
“Ne bir eksik, ne de bir fazla, sen tebliğ et” diye seslendi. 5’inci Maide suresi, 67’inci ayet.
Şimdi de buradan 2’inci Bakara suresine geçelim:
Bakara suresi, İsrail oğullarının yaptıkları kötülükleri ve döneklikleri, uzun, uzun anlatmakta; tanrı’nın nimetlerini inkâr ederek, Musa peygambere de bin bir zorluk çıkardıklarını sayıp, dökmektedir. Kuran’ı Kerime ve Hz. Muhammet’in getirdiklerine inanmadıkları takdirde, nasıl bir Tanrısal azapla karşılaşacakları anlatılmaktadır.114’üncü ayette:
“Allah’ın mescitlerinde (secde edilen ibadet yerlerinde) onun anılmasını men edenlerden, onların harap olmasına koşanlardan daha zalim kimdir? Onların hakkı oralara korkak, korkak girmekten başkası değildir. Dünya’da rüsvaydık onlarındır. Ahiretde en büyük azap da yine onların”.
211’inci ayet: ”Sor İsrail oğullarına; onlara nice açık ayetler verdik. Kim Allah’ın nimetini; o nimet kendisine geldikten sonra, küfr ile değiştirirse, şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır” demektedir.
217’inci ayette:”..fitne katilden de beterdir. Demektedir.
İsrail oğulları’nın, kıyamete kadar, yenilginin mahcubiyeti ile yaşayacakları anlatılmaktadır.
Prof. Dr. Sayın Süleyman Ateş, senelerce önce, Milliyet gazetesi için hazırladığı iki küçük kitapçıkta, çok ilginç bir yaklaşımda bulunmuştu. Hz, Muhammet, Mekke döneminde, Hz. İsa gibi, bireyin kurtuluşunu sağlayacak ayetler getirmişti.
Medine döneminde; daha katı, bir devlet için gerekli ayetlerle gelmişti. Tekrar Mekke döneminde inen ayetler daha katıydı
Üç kutsal kitabı incelediğimizde, şöylesine bir olgu ile karşılaşırız:
-Hz. İsa, bireysel olarak tüm insanları kucaklamıştır.
. Musa, Yalınız İsrail oğullarını kucaklamıştır.
-Hz. Muhammet, Kureyş kavmini ve Arapları kucaklamıştır. Öncelikle; şu ayetlere bir bakmalıyız:
-42’inci Şuara suresi, 7’inci ayet: ” Ve işte böyle sana –Hz. Muhammet’e-Arabî bir Kuran vah yetmekteyiz ki Umm’ul kura’yı ( Mekke şehrini) ve çevresindekileri sakındırasın ve o toplama günü’nün dehşetini haber veresin-Onda şüphe yok-, bir fırka cennet’te bir fırka sair’de 8 çılgın ateş içinde)”.
—12’inci Yusuf suresi, 2’inci ayet: ”Biz O’nu sana aklınızı çalıştırasınız diye ARAPÇA bir Kuran olarak indirdik.”
—14’üncü İbrahim suresi; ayet 37: ”Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki onlara açık, seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azizdir, Hâkimdir o”.
-16’ıncı En Nahl-Hurma- suresi,103’üncü ayet: ”Andolsun ki biz, onların “Kuran’ı ona bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık ARAPÇA bir dildir.”
—20’inci Taha suresi, 113’üncü ayet: ”Biz o’nu işte böyle ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik ve onun için de tehditleri türlü yâd elerle sıraladık ki, korunabilsinler yahut ta Kuran onlara yeni bir hatırlatıcı, hatırlatma sunsun.”
—39’uncu Zümer suresi, 28’inci ayet: ”Bunu, eğrisi, büğrüsü olmayan ARAPÇA bir Kuran olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.”
-64’ÜNCÜ TEGABÜN SURESİ, 12’İNCİ AYET. ”ALLAH’A İTAAT EDİN, PEYGAMBERE İTAAT EDİN, EĞER BUNDAN YÜZ ÇEVİRİRSENİZ BİLİN Kİ, PEYGAMBERİMİZE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDİR.”
Türkler için söylendiği iddia edilen hadisleri bir kenara bırakıyorum. Şu iki hadis; canımı fena halde sıkıyor:
-Bütün dünya Müslümanlarını, Kureyşli Müslümanlar yönetecek; bütün kâfirleri de, Kureyşli kâfirler yönetecek!”
1- MÖ.13’üncü asırda yaşamış olan Hz. Musa’nın 10–13 emrinin varlığını biliyoruz. Hz. Musa’dan sonra; Tevrat yazıcısı Hahamların, İsrail oğullarının yaşadığı dönemleri Tevrat’a eklediklerini de biliyoruz.
Daha sonraları; Tevrat’a inanırlık kazandırmak için, Tevrat’ın KELAMULLAH olduğu inancı ortaya atılmıştır.
2- MÖ. 325 İznik konsülü ve 431 Efes konsülü sayıları yüzleri çok aşan İNCİL’İ dört adet olarak kabul etmiştir:
a- Yuhanna incili,
b- Matta İncili,
3- Markos İncili,
4- Lukas İncili.
Bunlara KANONİK—YASAL—İNCİL DENİLMİŞ; GERİ KALAN İNCİLLE DE APOKRİF OLARAK KABUL EDİLİP, YAKILMIŞTIR.
Daha sonra; Barnabas İncili bulunmuştur. İncillerde, 23 yerde adının geçmesine karşın Barnabas, kilise babalarınca aforoz edilmiştir.
1945 senesinde; Mısır’da bir çocuk mezarında, bakır levhalara yazılmış, 114 surelik yeni bir İncil, Saint Thomas İncili bulunmuştur.
İnciller; Roma’ya Senato’ya gönderilmiş, iki rapora dayanılarak yazılmıştır. Hz. İsa’nın hayat öyküleridir. İlk İncil; Hz. İsa’nın ölümünden 160 sene sonra yazılmıştır. Tevrat, AHDİ ATİK; İnciller de AHDİ CEDİT diye anılır.
Mademki; Tevrat Tanrı Kelamıdır; İnciller de niye Tanrı Kelamı sayılmasın mantığı ile Onlar da Tanrı kelamı sayılmışlardır.
Prof. Dr. Sayın Süleyman Ateş, yukarıda sözünü ettiğim iki küçük kitabında, Kuran’ı Kerim’in Kelamullah olmayıp, Kelam’ı Resülullah olduğunu belirtmiştir.
Emeviler döneminde; Kuran’ı Kerim de Kelamullah olarak benimsenerek, diğer semavi kitapların sıfatı kazandırılmıştır.
*Üç semavi kitap ta, tanrısal boyuta taşınmış ve asırlarca böylece kabul edilmiştir.
*İsrail Devleti, Tevrat’a dayalı bir din devletidir. Gücünü ve dayanağını Tevrat’tan alır.
*DEMOKRATİK, LAİK, EVRENSEL HUKUKA DAYALI, SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİ OLAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR DÜNYA DEVLETİDİR. *Türkiye Cumhuriyeti’nin dışındaki Müslüman ulusların uyruğu olduğu tüm devletler de, Kuran’ı Kerim’e dayandıklarını iddia eden, dogmatik, katı, çağımızın dışında, ortaçağda yaşayan, KADINLARINI TANRISAL ÖFKE İLE CEZALANDIRAN BİRER FANATİK DEVLETTİR.
Allah’ın kanunu kabul ettikleri Kuran’ı Kerim hükümleri dışında hiçbir hüküm kabul etmemektedirler.
Filistin’de konuşlanan Hamas, İslami Terör Örgütü de, Kuran’ı Kerim hükümleri dışında, hiçbir hükmü kabul etmediğini bildiren bir örgüttür ve tüm dünya’da TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK KBUL EDİLMEKTEDİR!
İsrail, Tevrat’a dayanarak kendi tanrısının emirlerine uymaktadır!
Arap Âlemi ve özellikle de İran, Kuran’ı Kerim hükümlerine, kendi tanrılarının emirlerine uymaktadır!
İsrail Devleti ve İsrail oğulları yeryüzünden kaldırılmalıdır!
Elinde 5000 adet basit rampalardan fırlatılan füze bulunan Hamas Terör örgütünün düzenli bir askeri yapılanması da vardır. Bu füzeleri, evlerin balkonlarından, okulların ve sağlık birimlerinin bahçelerinden, İsrail’e fırlatarak masum insanların ölmesine ve sakat kalmasına neden olmaktadır.
İsrail’in anında karşılık vermesi ile ölen Filistinlilerin cenazeleriyle de acındırma propagandasına girişmektedir.
Kendi şehitlerine yapmadığı yardım kampanyasını Türkiye Cumhuriyeti bile Filistinliler için yapmaktadır.
Hamas Terör örgütü; ”BİR İNSANI ÖLDÜREN TÜM İNSANLIĞI ÖLDÜRMÜŞ OLUR!” İslami inanca da aldırış etmemektedir.
Filistin’de seçimle gelen bir hükümet var iken:
Türkiye Cumhuriyeti’nin Hamas ile siyasi diyalog kurması;
“Hamassız Filistin davası çözülemez,” diye, ulu orta beyanlarda bulunması, en sonunda, Türkiye Cumhuriyeti’ni PKK ile bir masaya oturtabiliri hesaplaması gerekmektedir.
—Hamas, Iranın ve diğer destekçi Arap ülkelerinin taşeronluğunu yapmakta; Hamas yöneticileri de, bu arada lüks içinde 4–5 kadınla saltanat sürebilmektedir.
Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığım nedenlerden dolayı, Arap ülkelerinin İsrail ile anlaşması mümkün değilken; Sayın RTE’ NİN arabuluculuğa soyunması, duyguları ile düşünen ve duygularıyla karar veren kuru kalabalıklardan alkış ve oy alır.
Amma, velâkin, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DIŞ POLİTİKASINI VE DIŞ İTİBARINI YARALAR. ARAP ÂLEMİ, İSRAİL İLE ANLAŞMAYA VARDIĞI GÜN; İÇ SORUNLARINI ÇÖZÜLEMEZ BİR HALDE BULUR.
—Hamas’ı siyasi muhatap yaparak, İsrail’i yüklenmemiz, YAHUDİ LOBİSİN’Nİ YİTİRMEMİZE neden olur.
—İsrail ile dost olarak dış hatta çıkmış olan Türkiye, bu dostluğu yitirmekle, tamamen kuşatılmış olarak kalır.
-Haberalma ve teknik yararlanmayı yitirir.
—İsrail’i bir terör örgütü için yitirmek başımıza çok işler açar.
Kemalist sistemi yıkarak Kuran’a dayalı bir şeriat sistemi getirmek için yemin ve kasem eden Sayın RTE’NİN, Davos’taki çıkışı mı TAKİYYEDİR; YOKSA ARABULUCULUK TEKLİFİ Mİ TAKİYYEDİR?
OSMAN TÜRKOĞUZ
Osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;11 Mart 2009
4 Haziran 2012 Pazartesi
742/SÜREKLİ SAĞLIK BAKANIMIZA!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;04 Haziran 2012.
SÜREKLİ SAĞLIK BAKANIMIZA!
Gazetelerimizden Zatı Şahanenizin Tecavüz” mahsulü bebekler için beyanınızı okudum!Yüce tanrımızın sizlere tecavüz mahsulü temiz bebek nasip etmemesini dilerim.Devri saltanatınızda Deniz Fenerleri,adam öldürenler ve vatan haini caniler de tertemiz.
Size ve ülkemizin ahlak düzenini bozmak isteyenlere bir olayı da hatırlatmak istemekteyim;öncelikle adınızı hatırlayamadığım için özür dilerim.Erzurumlu olduğunuzu Dadaş olmadığınızı da öğrenmiş durumdayım!
Bulgaristan İkinci Dünya Savaşından sonra komünist rejimin baskısı altına girmişti.Bulgaristan’ bir Rus Mareşale yönetmekteydi.1948 senesinde;üç Bulgar askeri,bir gece parkta oturan bir Fahişenin ırzına geçmişlerdi.Bizim ceza uygulamamızda,bir kadının kaybetmiş olduğu değerlere bakılmaktadır.Cebren ırzına geçilen bir hayat kadınıysa mütecavize en hafif ceza verilmekteydi.Bu komünist Bulgarlar, bu üç mütecaviz askerine ne mi yapmıştı!Üçünü de yargılayarak kurşuna dizmişlerdir.Komünistler,nolcak!
3 Haziran 2012 Pazar
741- AKILLI OLANLAR DERS ALIRLAR!
OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı; 03 Haziran 2012
AKLI OLANLAR DERS ALIRLAR!
Anayasa Hukuku Kürsüsü Başkanı Profesör Doktor Rahmetli İlhan Arsel, bana bir dergi yollamıştı.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinin xxxı’inci cildinin 1 ve 2’den Ayrı Bası. Dergi 1974 tarihinde Ankara’da bulunan Sevinç Matbaasında basılmış. Bu dergiyi ve bu Büyük Hukukçumuzun tüm eserlerini gözüm gibi saklamaktayım.
Bu eserleri okuma meraklılarının da yararlanmasına sunmaktayım.
Rahmetli Turhan Dursun, ilkokul mezunu emekli bir müftüydü. Arapça ve Farsçayı çok mükemmel bilmekteydi. TRT Televizyonuna belgeseller hazırlarken Rahmetli Profesör Doktor İlhan Arsel ile tanışmış, dinin gerçek yüzünü ortaya koyan çok muhteşem eserler yazmıştı. Her eseri mahkemeye verilmiş, yazdığı her cümleyi bilimsel kanıtlarla doğrulamıştı.
Bir öğle üzeri, öğle yemeği için marketten satın aldığı peynir ve zeytin ile evine dönerken hunharca öldürülmüştü.
Hainlerin, Allah ve Din ile aldatanların ellerindeki tek silah, Kaleme karşı Kurşundan ibarettir.
Osmanlı tarihini hiç bilmeyenler Osmanlıyı korumaktadırlar. Dini ve Allah’ı pazarlayanlar ve ömürlerinde ne Kuranı ne de herhangi bir dini kitabını okumayanlar da Dini savunmaktadırlar.
Bütün mesele karanlık içyüzlerini halktan saklamak ve Cennete giderek kendilerine sunulan Kadınların ve Hurilerin ırzına geçmek arzusundan ibarettir. Gılmanlara ne yapacaklarını da kendileri bilmektedir!
Dünya çapında bilim adamımız Sayın Prof. Dr.İlber Ortaylının “En Uzun yüzyıl” adlı eserini okumayanlara çok acımaktayım.
Kendi tarihlerinden habersiz bırakılanlar başka milletlerin masalları ve meselleri ile uyutularak soyulmaktadır.
Dincilerin ve Mustafa Kemal düşmanlarının göklere çıkardığı İkinci ve Kinci Abdülhamit’in gerçek yüzünü ve gerçek yönetimini ve Türk ulusuna düşmanlığını bilmeyenler masallar anlatmaktadırlar.
Bu Padişah’ı Ruyu Zemin, Eğinli/Kemaliye/Sait Paşa’ya: ”Elimden gelse, bu milletin dilini Arapça yapardım!” Dediğinde şap gibi yanıtını da almıştı: ”O zaman da küçücük bir Arap kabilesinin reisi olurdunuz, Hünkârım!”
”Abdülhamit Han;33 senelik idaresinde bir metre kare vatan toprağını düşmana vermemiştir’;” diyenlere, 243.000Kilometre kare toprak ve Kıbrıs adasını verdiğini/ 04 Haziran 1878,Berlin Kongresi/ anlattığımda bana inanmamaktadırlar.
Bendeniz; Rahmetli Öğretmenimin bana armağan olarak yolladığı Dergideki makalelerinden birisini sizinle paylaşmak istedim.
Saygılarımla.
PS:3 adet fotokopi ektedir.
740/VERİLEN HEDEF AKDENİZ,VARILAN YER EGE!
OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı, 18 Mayıs 2008/Görülen ihanetler üzerine yeniden!
HEDEF AKDENİZ, VARILAN YER EGE.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI ve T.B.M.MECLİSİ ORDULARI BAŞKOMUTANI, Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in, 30 Ağustos,1922’de yapılan Başkomutanlık Meydan Muharebesinden sonra, vermiş olduğu ünlü emrini bilmeyenimiz yoktur: ORDULAR; İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR, İLERİ.
Ben, kendimi bildim bileli, Tanrı’nın her günü, bu emirle İzmir’e akan ordularımızın içersinde bulunur, süvarisi, piyadesi ve topçusu ile birlikte; dağları, tepeleri, iç ve dış düşman hatlarını, onlarla bir ve beraber olarak aşarım.
T.B.M: Meclisi ordularına verilen hedefle varılan yer, benim çok garibime gitmiştir. Konunun açıklamasını kimlere sorduysam, çok tuhaf açıklamalarla karşılaştım: ” Sürçü kalem,”dalgınlık, “muharebe heyecanı ve yorgunluğu”, kafayı çekme! Laf’ mı bunlar, diyerek, emrin dayandığı gerçeği araştırmaya koyuldum.
Bir söz, Mustafa Kemal’in ağzından çıkmışsa, o sözün bir dayanağı vardır. Bu konuyu, fazladan bir yer işgal etmeden, kısaca toparlayacağım.
Türkün tarihini, orta Asya’ya, Hitit’lere ve Sümer’lere bağlayan Mustafa Kemal ATATÜRK’TEN başkası değildir.
Osmanlı İmparatorluğunu oluşturan uluslardan yalınız TÜRK’LER; Müslümanlığın, Arap ve Fars hayranlığının baskısı nedeni ile ulusal kimliklerini çok geç, Mustafa Kemal sayesinde öğrenebilmişlerdir.Osmanlı egemenliği altında bulunan azınlıklar Fransız devrimi ile milliyetlerini kazanarak bağımsız devletler kurmuşlardır.Ümmetçilik edebiyatı ile Arap emperyalizminin etkisinde kalan Osmanlı,Türk ve Türklüğü perişan etmiştir.Osmanlıyı yıkan oyun şimdi de Türkiye’nin başına musallat edilmiştir. Hâlâ, Arapçılık ve ümmetçilik masalları anlatanlarımız vardır. Araştırmalarımda; İki şey, çok dikkatimi çekmişti:
1- Yer adları,
2- Oğuz Boylarının yapısı.
Biz, bu yer adlarını; ülkemizin doğusunda ve Güneydoğusu’nda çok bilinçsizce değiştirdik. Anadolu’nun dört bir yanında; güney’de bulunan ören yerlerine KIZILÖREN ya da KIZILCAÖREN, kuzey’de bulunan ören yerlerine de KARACAÖREN denilir.
Bunlar, ulusal bilinçten uzaklaştırılan OĞUZ’LARI, köklerine ve tarihlerine bağlayan en önemli kanıtlardır. Bunun, konumuzla ne ilgisi var? Demeyiniz. Önce, Oğuz’ların boy ve Bey adlarını görelim.
1-BOZ-OKLAR:
A-GÜN-HAN OĞULARI:
1-Kayı,
2-Bayat, 3Alkaravlı, 4-Karaivli,
B-AY-HAN
5-Yazır, 6Döğer, 7-Dodurga, 8-Yaparlı,
C-YILDIZ-HAN OĞULLARI:
9-Avşar, 10-Kızık, 11-Beg-Dili, 12-Karkın,
2-ÜÇ-OKLAR:
D-GÖK-HAN OĞULLARI:
1- Bayındır,
2- Beçene,
3- Çavuldur,
4- Çebni,
E-DAĞ-HAN OĞULLARI:
5-Salur, 6-Eymür, 7-AlaYunt’lu, 8-Üregir,
F-DENİZ-HAN OĞULLARI:
9-Yiğdir, 10-Bügdüz, 11-Yıva,
12-Kınık. Toplam olarak, (6) HAN ve (24) BOY:
3.4.7.9.12.24 sayıları OĞUZ’LARDA da kutsal sayılardır. Tüm uluslarda da, 7 sayısına kutsallık verilmiştir. Çünkü o zaman Güneş’in 7 uydusu var sanılıyordu. 9 sayısı, ilginç çarpım ve bölünmeleri neden ile Eflatun-Platon-tarafından kutsanmıştır. OĞUZLAR’ DA, Memlûklarda ve Osmanlılarda,4 ve 24 sayıları da kutsal sayılmıştı.
Osmanlı’da eyalet ve sancak sayıları 24 sayısına göre kurulmuştu. Osmanlı kabinesi, hafta’da 4 gün toplanırdı. Yine, Osmanlı’da 4 kapı kutsaldı: 1-BAB’ ÂLİ, 2-BAB’ MEŞİHAT, 3-BAB’ SERASKERİ 4-BAB’I HUM.
Dördüncü murat döneminde; Yazıcı oğlu Ali, İranlı Reşidüd-Din ve Çarın subaylarından, Yüzbaşı Muravyev-1818’de- OĞUZ LAR’IN 24 boyunu, küçük farklılıklarla düzenlemişlerdir.
OĞUZLAR, teolojik mantığı, doğal olayların açıklanmasında da kullanmışlardır. TÜRK, dilini ve dinini değiştirmiş olsa bile, yer adlarını ve ongununu değiştirmemiştir. Meksika’daki yassı tepe, sivri tepe sözcükleri ne kadar ilginç ise, TEPE=TEPEH benzerliği de o kadar ilginçtir. Finlandiya’nın Kuzeyi’nde de Kara deniz vardır.
Şimdi, konuyu fazla derinleştirmeden varmış olduğumuz sonuca gelelim: OĞUZ BOYLRI’NDA Hanlar çok kutsaldır. Onlara Hakanlığı KUT-GÖK-vermiştir. Boyların kutsallığı nasıl GÖKSEL ise, YÖNLERİN KUTSALLIĞI da öylece KUTSALDIR. O halde, GÖKSEL İRADE, dört kutsal yönü idare etmeleri için DÖRT HAN yaratmıştır. Daha başka bir anlatımla, dört kutsal yönün başına, dört kutsal HAN getirmiştir:
1-DOĞU’YU, GÖKHAN ya da DEMİRHAN;
2-BATI’YI, AKHAN,
3-KUZEY’İ KARA HAN,
4-GÜNEY’İ KIZIL HAN yönetmektedir.
1-Bu kutsallık inancı, Türk tarikat yapısına da:1-Tarikat kapısı,2-Şeriat kapısı,3-hakikat kapısı,4-Marifet kapısı olarak yansımıştır.
Mareşal Gazi Mustafa Kemal, bu inancı bildiği içindir; Ordularına, hedef olarak bir tepeyi, bir şehri ve bir denizi vermemiştir. Ulusuna ebedi bir doğrultu vermiştir.
Türkler, tarihleri boyunca, BATI’YA akmışlardır. Akış yönlerini,Güneye doğru değiştirmek, TÜRKLER’İN başını çok ağrıtmıştır.
TÜRKLER, Şamanizm’in etkisiyle midir, bilinmez, Güneş’in yolunu izlemişlerdir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN, Afet İnan’ın ödev defterine yazdığı, TÜRK NEDİR? Sorusunun tanımı okunmalıdır, derim.
Rahmetli K.MİTHAT CEMAL, Kuleli Asker Lisesi’nde verdiği bir konferans’ta, uzun süre neden alkışlanmıştır?
Akdeniz’in uluslar arasındaki adı, la Mere Mediteranne’dir Ege denizi, Adalar denizi olarak bilinir. Fransızca, ECE diye okunur. ECE, KIRALİ ÇE demektir.EGE denizine bu ada;MÖ.3000’li yıllarda,Ortaanadolu’nun iç kesimlerinde yaşamış ve egemenliklerini EGE denizine taşımış olan LUWİLER tarafından verilmiştir.Ostüzü.
Kaynaklar:
1-E.B.ŞAPOLYO. Mezhepler ve Tarikatlar,
2-PROF.DR: FARUK SÜMER, Oğuzlar,
3-A.KADİR İNAN, Şamanizm,
4-Mithat Cemal Kutay; ATATÜRK’ÜN GÖNLÜNDEKİ HASRET; TÜRKÇE İBADET.
2 Haziran 2012 Cumartesi
739/DUHUL'U NAAŞ VE KADINLARIN SÜNNETİ!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;31 Mayıs 2012.
NEKROFİLİ, ÖLÜ SEVİCİLİĞİ, KADINLARA SÜNNET!
NEKROFİLİ’NİN OSMANLICA KARŞILIĞI: DUHUL-U NAAŞ! Ya da NEBBAŞLIK, CESEDE İLİŞMEK! Bu konuda birçok örnek dini açıklamalar yapıldı! Meraklıları elbette yararlanmışlardır!Cesetle İlişki için zinhar altı saat geçirilmeye!
Bendeniz bu yazımı, hem Atatürkçü hem de Laik olduğunu söyleyerek insanlara küfürle saldıran kendinden menkul Ulemaya ve Atatürkçülerimize ithaf ediyorum. Ostüzü.
“SAYIN: OSMAN TÜRKOĞUZ
Saygıdeğer Komutanım.
Herkes bilgisi kadar yazıyor.
Daha bundan kısa bir süre önce ölü karısıyla 6 saat içinde cinsel ilişkide bulunabilme fetvaları yayınlandı.
Siz doğruyu dosdoğru yazan kişisiniz.
Klitoris sünnetine gelince, biraz geriye gidersek bu konu 1960 öncesi özellikle bütün Afrika'da yaygındı.
Hayat dergisi, Hikmet Feridun Es'in Afrika röportajları vardır.
Saygılarımı sunarım.
İçimizden biri.”Davut Arslantürk
“Dinlerin kitaplarını;
Okuyup anlayana 'ateist',
Okuyup anlamayana 'dindar',
Hem okumayıp hem de anlamayana, 'yobaz' denir.”
Nikolas Tesla
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
“Dinler ateşböcekleri gibidir:
Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar.
Tüm dinlerin koşulu yeygin olan belirli bir derecede cehalettir.
Ki sadece bu havada yasayabilirler ancak.”
Arthur Schopenhauer
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
“Ey mutsuzlar!
Kardeşlerinizi boğazlıyorlar, gol yumuyorsunuz.
Çığlıklar duyuluyor ama siz susuyorsunuz.
Aramizda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki,
Sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz.
Bok yiyorsunuz!
Ne tuhaf yer burası, sizler nasıl insanlarsınız!
Haksizlik varsa bir yerde eğer ayaklanmalı insan.
Ayaklanma olmuyorsa batsın o sedir yerin dibine.
Yansın bitsin, kul olsun karanlıklar basmadan.”
Bertolt BRECHT
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
“Ben, Manevi Miras olarak hiçbir Ayet, hiçbir Dogma,
Hiçbir Donmuş ve kaliplasm1s Kural bırakmıyorum.
Benim Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır..”.
K.Atatürk
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
“Putların, Kabenin istediği: Kölelik;
Mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti
Nedir hepsinin özlediği? Kölelik.”
Ömer Hayyam” Sağ olasınız Sayın O.Poyraz Beyefendi.
Genç bir subay iken, İzmir-Ankara motorlu treninde Profesör Dr. Albay Rahmetli Rasim Adasal ile birlikte seyahat etmiştik. Kendisi Giritli olup Türkçemizi de değişik bir şivede konuşurdu. Tüm ruhsal bozukluklar üzerine konuşmuştuk. Beni çok taktir ettiğini de vurgulamıştı. Sonradan yayımlanan kitaplarını da edinmiştim.Ülkemizin yetiştirmiş olduğu büyük anayasa hukukçumuz Profesör Dr. Rahmetli İlhan Arsel,benim Anayasa hukuku Profesörümdü.Mektuplaşırdık.Hukuk Fakültesi Dergisinde çıkan yazılarını bana da gönderirdi.Bunlardan birisini bilgilerinize sunacağım.Kendisine “Halifelik” adlı kitabımı armağan etmiştim.”Arap Milliyetçiliği ve Türkler” adlı kitabını Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi yayımlamıştı.Sonra;MC.Hükümeti kurulduğunda Hukuk Fakültesi kendisini dışlamıştı.1977 senesinde Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku öğretim görevinden istifa etmişti.Fakülteden istifa yazısı bir edebi şaheserdir:”Sizler,Ortaçağı üniversitelerine kayyım bile olamazsınız!”1960 Anayasasının hazırlama çalışmalarında fiilen bulunmuştu.Daha sonra;Kurucu Meclis Ön Tasarısını hazırlayacak beş kişilik komisyona seçilmişti.Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay;1966 senesinde kendisini Senato’ya kontenjan senatörü olarak atamıştı.1971 senesinde tekrar üniversiteye dönmüştü.
Bu büyük Hukukçumuza Amerika Birleşik Devletleri sahip çıkarak,”Dünya ülkeleri Anayasalarını Araştırma Komisyonu Başdanışmanlığına” getirmişlerdi.14 cilt olarak hazırlanmış olan bu anayasalardan Belçika ve Türk anayasalarını da kendisi yazmıştı. Birbirinden mükemmel birçok eser yaratmıştı. Bunların her Aydınımızın kütüphanesinde olmasını ne kadar da istemekteyim. Arap yazarlarına ait İslami kaynaklardan İslamı anlatmıştı da tüm sapıkların hedefi haline gelmişti.Rahmetli İlhan Arsel,ölünceye kadar din ve Allah ile aldatanlarla savaşmıştır.Yobazlar ve din satıcıları tarafından öldürülen Rahmetli Turan Dursun da bu öğretmenimizin öğrencilerindendir ve ilk okul mezunudur.Rahmetli İlhan Arsel’in yirmiden fazla bilimsel yayınları ile Rahmetli Turan Dursun’un,mahkeme kararları ile de doğruluğu kanıtlanmış eserlerinin her aydının kitaplığında bulunmaması aydınlığımız için bir talihsizliktir.
GELELİM,MÜSLÜMAN ÜLKE KADINLARININ VE KIZLARININ SÜNNET OLAYINA!
“UNICEF'İN çocuk haklarının kabulünün 20'nci yılı dolayısıyla yayımladığı Çocuk Raporu'na göre 15-49 yaş arası 70 milyondan fazla kadın ve kızın 28 Afrika ülkesi ve Suudi Arabistan'ın güney komşusu Yemen'de kadın sünnetine uğratıldığı tahmin ediliyor.”
“BM Çocuklara Yardım Fonu tarafından, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 20'nci yılı dolayısıyla hazırlanan "Çocuklar için Gelişim: Çocukların Korunması Hakkında Bir Tarama Raporu - Progress for Children: A Report Card on Child Protection" başlıklı rapor açıklandı. 52 sayfalık raporda, çocuklar için dünya çapındaki nüfus kaydı, dayak, çocuk evliliği, çocuk yaşta çalıştırma ve sakatlık verileri ortaya konuldu.
Kadın sünneti dehşeti
"Çocukların Korunması" raporunda 15–49 yaş arası kız ve kadınların cinsel aktivitelerini azaltmayı amaçlayan "kadın sünneti" olarak bilinen vahşi işleme tabi tutulma durumları da incelendi. Bu konuda iki istatistik yer aldı. Kadın sünnetine uğratılan 15–49 yaş arası kız ve kadınların oranının ölçüldüğü ilk istatistikte, tüm Afrika'da kadınların ortalama yüzde 45'inin küçük yaşta sünnet edildiği belirtildi. Afrika içi dağılımda ise Sahra Altı Afrika'da oran yüzde 34, Doğu ve Güney Afrika'da yüzde 43, Batı ve Orta Afrika'da ise yüzde 28 olarak saptandı. Rapordaki bir tabloya göre, Afrika'da kadın sünneti uygulamasının yoğun olarak görüldüğü ülkeler ve oranları şöyle: Somali yüzde 98, Mısır yüzde 96, Sierra Leone yüzde 94, Gine yüzde 96, Cibuti yüzde 93, Sudan yüzde 89, Eritre yüzde 89, Gambiya yüzde 78, Etiyopya yüzde 74, Burkina Faso yüzde 73, Moritanya yüzde 72, Kenya yüzde 32.
Aynı konuda bir başka istatistik ise, kadın sünnetine uğramış en az bir kız çocuğa sahip kadınların oranı alanında yapıldı. Bu alanda Afrika genelindeki rakamlar yarı yarıya düşerken gelişmenin bu vahşi uygulamanın İslam ülkeleri arasında giderek terk edilmekte olduğu yönünde yorumlandı. Ülkeler bazında da "küçük yaşta kadın sünnetine uğramış en az bir kıza sahip 15–49 yaş arası kadınların oranı"nın yarı yarıya düştüğü görüldü.
Raporda bu konuda, Türkiye ve komşuları İran, Suriye, Irak gibi ülkelerle ilgili herhangi bir veri almadı. Irak ve Türkiye'yi kadın sünnetinin etnisite bağıyla görüldüğü ülkeler arasında sayan bazı araştırmacılar bulunuyor. Türkiye'de kadın sünneti görüldüğü iddiası Avrupa Parlamentosu'nda da bir soru önergesiyle gündeme getirilmiş, ancak TBMM'deki kadın parlamenterler bunu sert bir ortak bildiriyle yalanlamıştı.
Raporun kadın sünnetiyle ilgili değerlendirmelerin yer aldığı bölümünde, uygulamanın kadın ve kızlara yönelik bir "şiddet uygulama biçimi" olduğu belirtildi ve şöyle denildi:
"-Kadın sünneti kızların ya da kadınların evlenebilme özelliklerini, bekâretlerini, güzelliklerini ya da aile şereflerini koruyacağı inancıyla uygulanmaktadır. Bir sosyal davranış kuralı olarak yukarıda tutulur. O kadar güçlüdür ki aileler yol açtığı zararları göre, göre kızlarının sünnet ettirmeyi istemektedirler.
—Onlar açısından uygulamanın vereceği zarar, utanç ve toplumsal dışlanmanın vereceği zarardan daha büyük değildir.
-İstatistikte belirlenen kadın sünneti uygulaması bulunan ülkelerin tamamı Afrika'da bulunuyor. Uygulama Afrika dışında sadece Yemen'de görülüyor.
-UNICEF, 15-49 yaş arası 70 milyondan fazla kadın ve kızın 28 Afrika ülkesi ve Suudi Arabistan'ın güney komşusu Yemen'de kadın sünnetine uğratıldığı tahmininde bulundu. Rakamın tüm dünyadaki diğer yaşlarda kadın ve kızlar da dâhil edildiğinde çok daha yükseğe çıkabileceği kaydedildi.
—Sakatlanmış kızların yüzde 60'ı Sahara altı Afrika'da, yüzde 40'ı Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da bulunuyor.
—Kadın sünnetine Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya'da göçle oluşan topluluklarda rastlanıyor ancak yaygın olduğuna inanılmıyor. Yaygınlık daha çok 'etnisite' değişkeniyle açıklanıyor. Bu nedenle, ulusal niteliğin düşük bulunduğu ülkelerde, diğer cemaatlerin çoğunluğu bunu hiç uygulamazken kadın sünnetine yüksek oranda rastlanan bazı etnik topluluklar bulunabiliyor.
—Genel olarak kadın sünnetinin geçtiğimiz son yıllarda yavaşça azaldığı görülmektedir. Veriler genç kız ya da kadınların, yaşlılara oranla daha az bu uygulamaya tabi tutulduğunu gösteriyor. Azalma adımları büyük ölçüde çeşitlilik göstermektedir ancak milyonlarca kız gelecekte cinsel organlarının kesilmesi riski altında bulunuyor.
—Uygulamanın yüksek olduğu ülkelerde kadınların çoğu kadın sünnetini desteklemiyor. Ve rakamlar giderek artan sayıda kadının bu uygulamaya karşı çıktığını gösteriyor. Ancak bireysel tavırlardaki değişiklikler, davranış değişikliği oluşturmak için yeterli bulunmuyor.
—Sekiz ülkede kızları sünnet edilmiş kadınların oranı, uygulamayı destekleyen kadınların oranından yüksek hesaplandı. Son çalışmalar farkındalık yaratarak kadın sünneti uygulamasının büyük ölçüde terk edilebileceğini ortaya koyan teorik ve pratik kanıtlar sağladı."
Türkiye 'Yaşar ne yaşar ne yaşamazlar' ülkesi
UNICEF Çocukların Korunması raporunda Türkiye verileri, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Karadağ, Moldova, Romanya, Rusya Federasyonu, Sırbistan, Tacikistan, Makedonya, Türkmenistan, Ukrayna, Özbekistan'ın sıralandığı "Orta ve Doğu Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu" grubu içinde sunuldu. Konulara göre raporda elde edilen veriler şöyle:
Nüfusa kayıt
2000–2008 yılları arasında çocukların doğumda nüfusa kaydettirilmesi: Anketlerde ebeveynlerin beyanlarına göre beş yaşından önce nüfusa kaydettirilen çocukların yüzde oranı incelendi. Kırsal bölgelerde en kötü durum Türkiye'de. Türkiye'de sekiz yıllık istatistiklere göre kırsal bölgelerden doğan çocukların sadece yüzde 79'u nüfusa kaydedildi. Tam nüfus kaydı Özbekistan Ukrayna ve Bosna Hersek'te yüzde 100 olarak gerçekleşti. Türkiye'den sonra en kötü durumda bulunan ülke ise 100 bebekten 87'sinin kaydedildiği Gürcistan olarak kayda geçti. Diğer ülkelerde "Yaşar-Yaşamazların" oranı yüzde 10'lar düzeyinde. Kentsel ve kırsal bölgelerdeki rakamların birleştirildiği "toplam"da da Türkiye yüzde 84'lük nüfusa kayıt oranıyla en düşük sırada yer aldı. Türkiye'de bebek ve çocukların kentlerde nüfusa kayıt oranı yüzde 87 düzeyinde gerçekleşiyor.
"Disipline etme" istatistikleri
2005–2007 yılları arasında "disipline etme" verileri: Bu bölümde 2-14 yaş arasında herhangi bir psikolojik ya da fiziksel herhangi bir cezalandırma gören çocukların yüzdesi sıralandı. Türkiye'yle ilgili herhangi bir veri yer almadı. Belarus'ta yüzde 83, Tacikistan'da yüzde 74, Sırbistan'da yüzde 73'lük oranlar elde edildi. En düşük oran Arnavutluk'ta yüzde 49 olarak saptandı.
Türkiye'de kadınların yarısı eşlerinden dayak yiyor
Kadınlarda aile içi şiddete karşı tavır: 15–49 yaş arası kocalarının kendilerini belirli bir sebeple en az bir kez "haklı" nedenle dövdüğünü kabul eden kadınların yüzdesi. Kadınlara kocalarının örneğin yemek yakma, tartışma, izinsiz dışarı çıkma, çocuklarla ilgilenmeme ya da cinsel ilişki isteklerini reddetme gibi nedenlerle kendilerini dövüp dövmediği ve bunu haklı bulup bulmadıkları soruldu. Bu alanda ülkeler kadınların verdikleri "evet" yanıtına göre şöyle sıralandı: Tacikistan yüzde 74, Özbekistan yüzde 70, Azerbaycan yüzde 49, Türkiye yüzde 49, Kırgızistan yüzde 38, Türkmenistan yüzde 38, Arnavutluk yüzde 30, Ermenistan yüzde 22, Moldova yüzde 21, Makedonya yüzde 21, Karadağ yüzde 11, Kazakistan yüzde 7, Sırbistan yüzde 6, Bosna Hersek yüzde 5, Ukrayna yüzde 4, Belarus, Bulgaristan, Hırvatistan, Romanya, Rusya hakkında veri yer almadı.
Türkiye çocuk evliliklerinde ikinci
18 yaşından önce evlendirilmiş olan ya da bu amaçla bir erkekle birlikte bulunmaları sağlanan, şu anda 20-24 yaş arasında bulunan kadınların yüzdesi. Raporun 2000–2007 yılları arasında çocuk evliliklerini kapsayan bölümünde ise Türkiye orta ve doğu Avrupa ülkeleri arasında çocuk evliliklerinde ikinci oldu. Orta ve doğu Avrupa'da "kentsel ve kırsal yörelerde" çocuk evlilikleri şu oranlarda gerçekleşiyor:
Moldova yüzde 19, Türkiye yüzde 18, Gürcistan yüzde 17, Tacikistan yüzde 13, Azerbaycan yüzde 12, Ermenistan- Ukrayna- Kırgızistan yüzde 10, Arnavutluk yüzde 8, Belarus-Özbekistan-Türkmenistan yüzde 7, Bosna Hersek-Sırbistan yüzde 6.
Çocuk işçiliğinde durum iyi
Çocukların çalıştırılması: 1999–2007 yılları arasında 5–14 yaş arası çocukların çalıştırılmasına yönelik istatistiklerde Türkiye'nin durumu birçok bölge ülkesine göre iyi durumda çıktı. En olumsuz rakamın görüldüğü Moldova'da yüzde 32 oranı çıkarken Türkiye'de her yüz çocuktan 5'inin çalıştığı belirtildi. Oranlar Arnavutluk'ta yüzde 12, Ermenistan'da yüzde 4, Azerbaycan'da yüzde 7, Gürcistan'da yüzde 18, Karadağ'da yüzde 10, Tacikistan'da yüzde 10, Ukrayna'da yüzde 7 düzeyinde saptandı.
Rapordaki diğer gerçekler
UNICEF raporuyla birlikte şok gerçekler de dünya kamuoyuna sunuldu. Rapora göre, kız çocuklarının yüzde 5-10'u, erkek çocuklarının da yüzde 5 kadarı, gençlik dönemlerine kadar tecavüze uğruyor. Bunların 3 katı kadar çocuk da çeşitli şekillerde cinsel taciz görüyor. Raporda üç çocuktan ikisinin fiziki ceza gördüğü, dünyada her yıl 500 milyon ile 1,5 milyar arasında çocuğun fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığı kaydedilen raporda cezaevlerinde bulunan çocuklardan yarısından fazlasının mahkemeye çıkarılmadığı kaydedildi.
250 bin çocuk silah taşıyor
Raporda 1 milyardan çok çocuğun silahlı çatışma ve savaş bölgelerinin içinde ya da etkilediği bölgelerde, 250 binden fazla çocuğun eline silahlı gruplar tarafından silah tutuşturulmuş bulunuyor.”
“Nekrofili ”DUHUL-U NAAŞ! YA DA NEBBAŞLIK! islamdaki uygulamaları; inkârlar ve saldırılar sürdüğünde vaktim elverdiğinde genişçe yazacağım.
“Vikipedi, özgür ansiklopedi
Atla: kullan, ara “
“Nekrofili, necro (ölü) kelimesinden türetilmiş bir tür cinsel yönelim bozukluğu çeşididir. Nekrofili insanlar, ölü insanlara karşı ilgi duymaktadır. Özellikle bu cinsel sapkınlığa yönelen insanlar, genel olarak cinsel ihtiyaçları için cinayet işleme yoluna gitmektedirler. Dünya tarihindeki seri katillerin büyük bir kısmının, Nekrofili ihtiyaçlarını gidermek için cinayet işledikleri bilinmektedir. Nekrofili, bir tür parafili çeşidi sayılmaktadır.
Tarihçe [değiştir]
"Herodot'un kayıtlarına göre güzel kadınların kadavraları ancak günlerden sonra mezarcılara teslim edilirdi. Meşhur Tiran'lardan Periandre'ın karısı Melisa’nın ölümünden sonra da, sevgi münasebetlerine devam ettiğini yine aynı tarihçiden öğreniyoruz. Aynı şekilde Kral Herode da ölü karısı Marianne ile yedi sene münasebetlerine devam etmiştir. Bu süre esnasında karısının bedenini mevcut koşullarla koruma altına almış ve cinsel münasebetine devam etmiştir."[1]
Nekrofili hastaları cinsel ihtiyaçlarını ölüler üzerinden giderir.”
Dipnotlar [değiştir]
1. ^ Prof.Dr. Rasim Adasal, Normal ve Anormal Cinsiyet ve Evlilik, Ankara: Gürsoy Basımevi, 1975, s.321.
738/tecavüz mağdurlarının doğurmaları hakkında sapık düşünceler:ek!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;01 Haziran 2012.EKLİ OLARAK Sayın Mehmet Salih Özbey’e!
TECAVÜZDEN GEBE KALAN KADIN VE KIZLAR DA DOĞURMALIYMIŞ!EK!
Sayın Mehmet Salih Özbey Beyimiz; Türkiye Büyük Milletvekilleri Meclisi,Adaletten Kaçanlar Partisi Kadın Haklarını Haklama Komisyonu Başkanı!
Bendeniz öfkemden ve Türk Kadınlarına reva gördüğünüz bu çok alçaltıcı durumdan dolayı tüm düşüncelerimi belirtmeden bir yazı yayımlamıştım.
Bilgisayarıma, ismini hatırlamama gerek duymadığım, bir İktidar Milletvekilinin bu tarz bir beyanatı düştü.Kadınlar bu kadar alçaltılır.Bu ne aymazlık,bu ne kadın düşmanlığı.Bir serseri,bir ruh hastası bir kız çocuğunun çatır,çatır ırzına geçecek,Zavallı Kızcağız gebe kalacak, yasa gereği diyerek bu piç çocuğu doğuracak.O kadının hali ne olacak!O mütecaviz, babalık hakkını kullanmaya kalksa,o Biçare Kadının ve doğurmak zorunda bırakıldığı piçin içine düşeceği yıkıntıya bir yasa neden olabilir mi!
Yıllarca önce olmuş bir olayı anlatmak isterim: Karadeniz İlçelerinden birinde;bir aşağılık yaratık 14 yaşında bir kızın cebren ırzına geçer ve 7,5 sene hapse hüküm giyer.Muhakeme sırasında yargıç,kıza mütecaviz ile evlenmesini önerdiğinde şu yanıtı alır:
“Bir hayvan gibi benim ırzıma geçerek beni halkımın yüzüne bakamaz hale getiren bir hayvanla evlenmem nasıl düşünülür ve önerilir?”Mütecaviz hapse konulur.O Zavallı Kadıncağız da içine kapanarak,dağlardan odun toplayarak ilçe merkezine satarak geçimini sağlamaya çalışır..Olaydan Üç sene sonra;hapiste olması gereken mütecavizin merkez camisinin şadırvanında abdest aldığını gören o Zavallı Kadın doğruca Cumhuriyet Savcısına çıkar ve:
“Sayın Savcı Bey; benim ırzıma geçerek benim dünyamı karartan ve beni bu hallere sokan o aşağılık Herif hapis süresini doldurmadan nasıl dışarıya bırakılır?
Savcı Bey,koltuğundan geriye doğru kasılarak:
“Af kanunu çıktı;duymadınız mı?”Der.Kadıncağız,dikilerek:
“O af kanununu kim çıkarmış Savcı Bey?”Der. Savcı Bey de:”Devlet çıkardı!”Dediğinde şu yanıtı alarak koltuğunun içine büzülür,öylece kalakalır:
“Savcı Bey! Savcı Bey! Bu Alçak Herif devletin mi ırzına geçti ki devlet onu affeder. Devlet kendi ırzına geçenleri affetsin. Irzına geçilen benim,benim affetmediğimi sizin devlet dediğiniz o adam nasıl affeder?
Manavgat ilçemizin Kemer köyünde yaşayan Rahmetli O.K.Benim askerimdi ve 27 Mayıs 1960 olayında tabancasını vermediği için Harbiyelilerce parmağı kırılmıştı. Dünyalar güzeli kızı Manavgat Lisesinde okurken bir işsiz aylak tarafından zorla kaçırılarak günlerce ırzına geçilmişti. Sonunda mütecaviz yakalanarak hapse hüküm giymişti.Hapisten çıktığında da “ırzına geçtiğim bu kız benim karımdır!Onunla nikahlanmak ta benim hakkımdır!”Diyerek araya aracılar koymuştu.bu aracılardan birisi de o zamanın Side Belediye Başkanı olan çok sevdiğim T,Ş. İdi.İzmir’den otobüse atladığım gibi,doğruca aracı olan T.Ş.in huzuruna çıktım.Durumu anlattım.Sayın T.Ş.in bir şey bilmeden aracı olduğunu da öğrendim.Çok zeki ve çok çalışkan olan kızımızın ideali Hukuk fakültesinde okumaktı.Hayatı ve idealleri yok olup gitmiş,bir köşeye çekilerek suskunluğa gömülmüştü,küçük kız kardeşleri de evlenmişlerdi.Ve Manavgat’ta herkese duyurdum ki,kaçırılıp ırzına geçilen ve tüm hayalleri yıkılan bu kız benim kızımdır artık!Ona dokunmaya kalkanlar beni bilirler,yanlarına koymam!”Dedimdi.
Kadının seçme hakkı yok, kendisini hayvan yerine koyup gebe kalmasına sebep olan bir hayvanın piçini neden karnında taşısın? O kadının ve doğurmak zorunda bırakılan o çocuğun halleri neden düşünülmez.Türk nüfusu nesebi bozuk bir güruh haline hangi akla hizmet sokulmak istenmektedir.Devlet denilen ol adam,Deniz Feneri Sanıklarını,vatandaşları acımadan öldürenleri ve devleti soyanları ve devletin ırzına geçenleri affetsin.Bu kanunla birlikte çocuk aldırmalar yurt dışına ve sağlıksız müdahalelere yönlendirilir. Cennette bile ırzına geçilme durumuna soktuğunuz Kadına saygı gerek! İlk önce de, kadınlarımızdan utanmak gerek.
Sayın Bayım ve kadın düşmanlarım; Aile içi Enses ilişkiler dev boyutlarda. Dedesinin,Babasının ve Oğlan kardeşlerinin tecavüzüne uğrayan Kız ve Kadınlar korkularından ve toplumdan utandıklarından seslerini çıkartamıyorlar.Aklımda yanlış kalmadıysa Menemen’in Yanık köyünden bir babanın öz kızının ırzına geçtiğinin ortaya çıkması ile Türkiye allak,bullak olmuştu.Babasından,dedesinden ve erkek kardeşlerinden gebe bırakılan zavallı bir kadın ve kız da doğuracak mı?
Başka bir din mensubunun ırzına geçtiği bir Türk Kadın ve Kızı da doğuracak mı?Yakınlarının başına böyle bir iş gelen sizler bunu kabul edebilirsiniz!Bunu kanunlaştırmanızın Türk geleneklerini bozmak olduğunun bilincinde değil misiniz!Ya da emir kulluğunuzu sürdürmek mi istiyorsunuz!
1 Haziran 2012 Cuma
737/TECAVÜÜZE UĞRAYIP GEBE KALAN KADIN VE KIZLAR DA DOĞURMALIYMIŞ.
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;01 Haziran 2012.
TECAVÜZDEN GEBE KALAN KADIN VE KIZLAR DA DOĞURMALIYMIŞ!
Bilgisayarıma, ismini hatırlamama gerek duymadığım, bir İktidar Milletvekilinin bu tarz bir beyanatı düştü.Kadınlar bu kadar alçaltılır.Bu ne aymazlık,bu ne kadın düşmanlığı.Bir serseri,bir ruh hastası bir kız çocuğunun çatır,çatır ırzına geçecek,Zavallı Kızcağız gebe kalacak, yasa gereği diyerek bu piç çocuğu doğuracak.O kadının hali ne olacak.O mütecaviz, babalık hakkını kullanmaya kalksa,o Biçare kadının içine düşeceği yıkıntıya bir yasa neden olabilir mi!
Yıllarca önce olmuş bir olayı anlatmak isterim: Karadeniz İlçelerinden birinde;bir aşağılık yaratık 14 yaşında bir kızın cebren ırzına geçer ve 7,5 sene hapse hüküm giyer.Muhakeme sırasında yargıç,kıza mütecaviz ile evlenmesini önerdiğinde şu yanıtı alır:
“Bir hayvan gibi benim ırzıma geçerek beni halkımın yüzüne bakamaz hale getiren bir hayvanla evlenmem nasıl düşünülür ve önerilir?”Mütecaviz hapse konulur.O Zavallı Kadıncağız da içine kapanarak,dağlardan odun toplayarak ilçe merkezine satarak geçimini sağlamaya çalışır..Olaydan Üç sene sonra;hapiste olması gereken mütecavizin merkez camisinin şadırvanında abdest aldığını gören o Zavallı Kadın doğruca Cumhuriyet Savcısına çıkar ve:
“Sayın Savcı Bey; benim ırzıma geçerek benim dünyamı karartan ve beni bu hallere sokan o aşağılık Herif hapis süresini doldurmadan nasıl dışarıya bırakılır?
Savcı Bey,koltuğundan geriye doğru kasılarak:
“Af kanunu çıktı;duymadınız mı?”Der.Kadıncağız,dikilerek:
“O af kanununu kim çıkarmış Savcı Bey?”Der. Savcı Bey de:”Devlet çıkardı!”Dediğinde şu yanıtı alarak koltuğunun içine büzülür,öylece kalakalır:
“Savcı Bey! Savcı Bey! Bu Alçak Herif devletin mi ırzına geçti ki devlet onu affeder. Devlet kendi ırzına geçenleri affetsin.Irzına geçilen benim,benim affetmediğimi sizin devlet dediğiniz o adam nasıl affeder?
Kadının seçme hakkı yok, kendisini hayvan yerine koyup gebe kalmasına sebep olan bir hayvanın piçini neden karnında taşısın? O kadının ve doğurmak zorunda bırakılan o çocuğun halleri neden düşünülmez.Türk nüfusu nesebi bozuk bir güruh haline hangi akla hizmet sokulmak istenmektedir.Devlet denilen ol adam,Deniz Feneri Sanıklarını,vatandaşları acımadan öldürenleri ve devleti soyanları ve devletin ırzına geçenleri affetsin.Bu kanunla birlikte çocuk aldırmalar yurt dışına ve sağlıksız müdahalelere yönlendirilir. Cennette bile ırzına geçilme durumuna soktuğunuz Kadına saygı gerek!İlk önce de,kadınlarımızdan utanmak gerek.
735/POLİTİKADA HERŞEY ZITTI İLE KAİMDİR!
OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com
Çeşmealtı;31 Mayıs 2012.
POLİTİKADA HERŞEY ZITTI İLE KAİMDİR!
“Politika yalan sanatıdır. Bir yalan ne kadar büyük olursa, inananı da o denli çok olur.”Adolf Hitler.
“Devlet adamları gelecek nesilleri düşünür; politikacılar da gelecek seçimleri düşünür!”.Profesör Dr.Maurice Duvergere
Sayın Recep Tayip Erdoğan Beyimiz, kavgaya tutuştuğu gerçek ve tüzel kişilerin üzerine eline ne geçerse düşünmeden ve çekinmeden fırlatmaktadır.Halkımıza hoş görünmek için de onların seviyesinden konuşmakta ve sokak kavgaları etmektedir.Politikasına malzeme yapmadığı hiçbir ulusal değerimiz kalmamıştır.Uzatmayalım,seçimleri kazanmak için Allah’ı da,Dini de,çağ dışılığı da kullanır.Gün olur,”laiklik,her türlü inancın teminatıdır!”Buyurur.Gün gelir,”bu laiklik ne menem şey!”Der ve laikliği dinsizlik olarak ilan eder.Keyifli olduğu bir günde;Osman Beyin Kayınpederine ait olduğu söylenen Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e öğüdünü okur.Kayı Boyunun Beyi olmak için beylik sırasında bulunan Amcası Dündar Bey’i yay sopası ile öldürdüğünden de söz etmez.Bu öldürme olayında kimlerin etkili olduğu da tartışılabilir.Bakınız Şeyh Edebali devlet yönetimi hakkında nasıl nasihat vermektedir:
“Ülke,idare edenin,oğulları,kardeşleriyle ortak malı değildir.Ülke,sadece idare edene aittir.O ölünce ondan sonra kim gelirse gelsin,ülkenin idaresi onundur!”
Şeyh Edepli Ali Efendi/Şeyh Edebali, Işıklı/Alevi taifesindendir. Merv şehrinde doğmuş,1326 senesinde de Bilecik’te ölmüştür. Alevilerin haklarından hiç söz etmeyen Sayın Recep Beyimiz, Işıklı taifesinden Edebali’yi kullanmaktan da çekinmemektedir. Sayın Mustafa Mutlu;29 Mayıs 2012 tarihli Vatan Gazetesindeki köşesinde bu ünlü nasihatin bir bölümünü yayımlamıştır. Önce bu nasihati yayımlayalım, sonra da bunu tersinde oluşan siyasi olguyu görelim:
“ ŞEYH EDEBALİ'DEN OSMAN GAZİYE NASİHAT”Alıntıdır!
“Ey Oğul!
”Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana. Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Oğul!
***Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın! Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
***İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
***Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
***Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.
***En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay, kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!
***Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü zaman yok, süre az!
***Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez! Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman!
Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın!”
Sayın Recep Tayyib Erdoğan Beyimiz İktidarı aldıktan sonra, bu nasihati onun ağzından halkımıza yapalım: “Ey Bana oy veren Ahali, ben iktidarım;
Bundan sonra öfke ve küfür bana, uysallık ta size. Yoksa getiririm hepinizi askerler gibi dize.Gücenmek bana, bana oy vermek te size.Suçlamak bana,Silivri ve Hasdal da size.
Acizlik size, yanılgı size,hoş görünmek bana.Geçimsizlik,uyuşmazlık,çatışmalar ve anlaşmazlıklar da bana.Tüm zamlara katlanmak ta size!
Özel yetkili savcılarım ve mahkemelerim de hep size.
Kötü göz, şom ağız,haksız ve yanlış yorum,Deniz Feneri,hükümet,yargı ve meclis bana. Alkış ve Bağışlamak ta size.
Bundan sonra parçalamak ve bölmek bana, kabul etmek te size.
19,500Tl.Maaşlı milletvekilleri bana,36 lira maaş artışı da size. Hak! Hak diye sokaklara çıkarsanız,emir vermek bana,cop,biber gazı,tazyikli su ve Silivri de size.
Küçücük gemicikler benim mahduma, tüm vergiler de size.Vatan haini milyonların katili Sayın!Öcalan’a özel bir ada;Kahramanlara ve bilginlere ve Gazetecilere cümbür cemaat daracık bir oda!
Öteki maddeleri de bu gerçeğe göre neden sizler doldurmuyorsunuz! Saygılarım da benden hep size,bir olursanız eğer tüm diktatörler gelirler dize!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İzleyiciler
Blog Arşivi
- ► 2016 (202)
- ► 2015 (162)
- ► 2013 (239)
- ► 2012 (385)
- ► 2011 (300)


