20 Şubat 2012 Pazartesi

593/NASRETTİN HOCA YAŞIYOR MU!

                                                                               
            OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;20 Şubat2012.

                            NASREETTİN HOCA HÂLÂ YAŞIYOR!
                                                          

“Dört yıldır Kartal Anadolu İHL’DE, İngilizce öğretmenliği yaptığını belirten Fatih Tunç adlı bir Tunç devirli de Sayın Mustafa Muylu’ya şu mektubu yazmış:

         “Mezun durumunda olan 4 kendini bilmez öğrencinin yaptıklarını bugün piyasaya sürmenin anlamı nedir?Yapılanın doğru olduğunu savunmak kesinlikle doğru değil;lakin küçük bir öğrenci grubunun yaptıklarını tüm okula,yöneticilerine ve eğitimcilerine hangi hakla genelleme yaparsınız?...”

         Bir kızımızın Altı yaşında İlköğretim Okuluna başladığını var sayarsak, hiç sınıfta kalmamak koşulu ile 17 yaşında Liseyi bitirmesi gerek. Bir sene de dil eğitimine zaman verirsek o kız öğrencimiz tam 18 yaşında liseyi bitirir.

         Bu mektupta bildirilen Grubun küçüklüğü mü, 4 Kendini Bilmez kız öğrencinin yaşlarının küçüklüğü mü?

         18 yaşındaki Genç Kızlar”Kendini bilmez!” sayılmaktadır. Sayın Abdullah gül Beyimiz, Ortaokuldan ayırtarak evlendiği Hayrünisa Adlı kızımız 14 yaşındaydı!14 yaşındaki kızımız bir forslu evlendiğinde aklı başında sayılıyor. Eski Medeni Kanunumuzun kızlarda aranılacak evlenme yaşlarını yazayım mı?14–15 yaşında evlenme izni mahkeme kararıyla olmaktaydı! Bu da işin hukuk yolu ile aldatılmasıydı. Büyük Din Ulemalarımız da DOKUZ YAŞINDAKİ BİR ZAVALLI KIZIMIZIN EVLENMESİNİN DİNEN VE ŞERAN MÜMKÜN OLDUĞUNUNA DAİR FETVALAR VERMEKTEDİR! Hatta cinsel ilişki için Kızda ve kadında Şehvet uyandırmak özelliği de,

---Müştehat Olma-- ölçüt olarak ortaya konmuştu.”Özel Fetva Hatları” adlı yazım hatırlana!        

“Dinen de iyi yetişmemişler!”Basından!

         Bendeniz, “Neden İlle de Dini Eğitim!” Adlı yazımda böyle yazmıştım. Bugün, yazılı basınımızda 17—Onyedi ---yaşındaki bir hak arayıcısı kızımızın başına Adalet adına getirilenleri okuyunca şaşırmadım! Fransızların çok ünlü bir özdeyişleriyle sayısız fıkra ve olay aklıma geldi.”Téle fils, téle pére!”,tersi de söylenir:”Böyle babanın böyle oğlu!”Bizde daha güzel özdeyişler vardır:”Kenarına bak, bezini al! Anasına bak ta kızını al!”,”Ağaca çıkan keçinin ağaca çıkan oğlağı olur!”

         Ortaçağ’da Almanya’da, bir inekle cinsel ilişkiye giren adamın birisi o inekle beraber Adaletin huzuruna getirilir! Yapılan duruşmalar ve dinlenilen bilirkişiler sayesinde, o zavallı ineğin de bu cinsel ilişkiden Mütecaviz kadar zevk aldığı ilmen ve dahi hukuken kanıtlandığından, bir meydanda, halkın gözü önünde adalet adına Tecavüz eden Adam ve Tecavüze uğrayan inek asılarak öldürülür.

         Türk Yüksek Adaletinden ibretlik bir karar:

         “İki kişinin tecavüzüne uğrayan kızın, hangi mütecavizin tecavüzü sonucu ruhsal dengesinin bozulmuş olduğu anlaşılamadığından…”Gerisini yazmama hukuk vicdanım engeldir. Şaşkınım, hem de çok şaşkınım!

         Bugün; O Almanya’da Türk insanını Allah ve Din ile kandırarak soyanlar Adalet adına mahkûm edilir.

         İngiltere’de sevdiği adamı aracının altına alarak öldüren kadının, aybaşılı olduğu anlaşılmakla o anda ceza ehliyetinin olmadığına karar verilir.

         Fransa’da bir katil işkenceden geçirilerek cinayette kullanmış olduğu tabanca ele geçirilir ve katil cinayetten hüküm giyer. Fransız Yargıtayı bu hükmü bozar ve katili beraat ettirir:”İşkenceyle elde edilen kanıtın hukuki geçerliliği yoktur!”

        Kışın komşusunun odunluğundan yakacak odun çalma suçundan Evli ve ÜÇ çocuk babanı bir Türk vatandaşı Türk, mahkemeye sevkedilir. O Mahkemenin Cumhuriyetin Atatürk Nesline ait isimsiz Yargıcı şu kararı verir:

         Ailesinin ısınma ihtiyacı olan odunu satın alamayacak duruma düşürülen, askerliğini de yapmış olan sanığa verilecek hiçbir ceza, O’NU ailesine ısınmak için odun götürememenin  üzüntüsünden daha etkili olamaz.Suç oluşturmayan sanığın müsnet suçtan beraatine!”Daha sonra mı?Üş dilim Baklava çalan üç çocuğun da Yedişer buçuk sene hapislerine karar verilmiştir.İşte böylece bugünlere gelmiş bulunuyoruz Sayın dizi filmcilerimiz ve Beleş Bulgurcularımız!

        Nasrettin Hocamızın eşek öyküsünü anlatmıştım. Nasrettin Hocamız, Medresenin önünde kalabalık bir grupla otururken, Şom ağızlının birisi kendilerine doğru gelmekte olan genç ve Çok Güzel bir kızı göstererek:

         “Hocam, dünya ahvalinin bozulma nedeni bunlar mı dersiniz?”Deyu sorduğunda, Hocamız küplere binerek:

         “Bunlar cehennemlik oldukları kadar kendilerini seyredenleri de cehennemlik yaparlar. Allahımız hıfseylesin, başımıza taşlar yağacak!”Diyerek üç kere de yere tükürmüş. Dikkatli birisi :

         “Hocam, o gelen kız senin kızın!”Deyince, Hocamız bozuntuya vermeden:

         “Maşallah, kahpeye de ne güzel yakışmış!”Diyesiymiş.

         Büyük Millet Meclisinin Eski binası önünde, Mustafa Kemalimizin Türk Gençliğine Hitabesini okuyan kızlarımız, yaşlarına ve anayasal haklarını kullanmalarına bakılmaksızın tutuklandılar.

         Şimdi, şu haberi okuyalım da nereden nereye, ırmakları geçmek isterken nasıl gelmişiz kurbağalı dereye anlayınız. Vatan Gazetesi,20 Şubat 2012.

                   “Konuşma Yasağı Yetmedi, 9 Yıl Hapsi İstendi” 

                  “17 yaşındaki Leyla Jandarma dövmüş!”

         Erzurum Hidro-Elektrik santralini(HES) protesto eylemlerine katıldığı için”HES çalışma alanında bulunmama, eylemlere katılanlara görüşmeme “cezası verilen Leyla Yalçınkaya hakkında bu kez de görevli jandarmayı dövmenin de aralarında olduğu 3—ÜÇ—ayrı suçlamayla 9—Dokuz—yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı!”

         “Leyla Yalçınkaya,5 Ağustos 2011’de 17—Onyedi—yaşındaydı.Çoğu arkadaş ve akrabası olan köylü kadınlarla HES pretostosuna katılmıştı.Amaçları Erzurum’un Tortum ilçesine bağlı Bağbaşı,Sedarlı ve Pehlivanlı belediyeleriyle Dikmen,Uzunkavak köylerinden geçen Ödük çayı üzerine kurulması planlana üç ayrı HES’E karşı çıkmaktı..”Bu Leyla adlı kızımız d dinen iyi yetişmemişlerden mi,Saf ve Saf Anayasal hakkını kullanmaya kalksın!

         Anayasamızın 34’üncü değişik maddesi:”Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir!”

         Siyanür kullanılarak altın aramaya karşı çıkan Bergama Köylülerimize geçmiş olsun!

         Beni Köylüm, Jandarma dövmez! Benim Jandarmam bir kız çocuğu tarafından da dövüldüm demezdi! Bu jandarma ya ne oldu dersiniz!

         Atatürk’ümüz büstüne her türlü hakareti yapanlara İHL yetkilileri hiçbir şey yapmazken, bu ne menem bir iştir, Temel bu çelişkiyi duyduğunda: Ben anlayameyrum!”Demiş. Anlayan varsa, bataklıktan bu tarafa gelsin!


19 Şubat 2012 Pazar

592/NEDEN İLLE DE DİNİ EĞİTİM!

                                                                        

         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;18 Şubat 2012.

                            NEDEN İLLE DE DİNİ EĞİTİMİ!
                            Muallimler; Cumhuriyet sizden FİKRİ HÜR; VİCDANI HÜR; İRFANI HÜR GENÇLER İSTER!”Cumhurbaşkanımız Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
                            Mehmet Akif’in ifadesiyle”Asım’ın Nesli”,hedef –Türk Gençliğini yetiştirme hedefleri!--bu anlamda!”AKP’NİN gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç.”İlk sorumu soruyorum:”Sizin Onbeş yaşındaki oğlunuz, hangi Kuran Kursunda ve İHLisesinde!”
                            Dindar nesil yetiştireceğiz!”Sayın R.T.Erdoğan. Bakanları kıvırtıp durmaktalar! Ucube Heykel için Sinoplumuz da az mı kıvırtmıştı!
“Din eğitiminden önemli olan sorun hiçbir zaman din değil, dinin sunuluş biçimidir!”
Prof. DR: Neda Armaner,12,12,1971Cumhuriyet Gazetesi.
Bir defa boyanan Yün ve Beyin başka boya tutmaz. Arap yeşili ile boyan Beyin o ilk boya ile yaşar, o ilk boya ile inanır, o ilk boya nedeniyle donuna kadar soyulur, soyanlara şükürler olsun der. Kendisini kölelikten, Allah ve Din ile aldatılmaktan kurtararak vatandaş yapana da küfürler eder. Dünyada evlenemese de ne gam! Cennette, çocuk doğurma külfeti olmadan Huri, Gılman ve Boy, Boy ve renk, renk Kadınlar onun cinsel ihtiyacı için hazır ve dahi sabırsızlıkla onu beklemektedir, sadece ve dahi sadece yaşam külfetinden kurtulması yeter! Ostüzü. İşte böyle, tek renkli, çağa düşman bir nesil ve sürekli iktidar!
         Profesör DR.Neda Armaner Hanımefendi ile tanışmak onuruna erenlerdenim. 1963 Senesinde,”İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar” kitabını okumuştum. Sonra da “Dini Belirtiler “adlı bilimsel incelemesini de okudum. 10Kasım 1971 günü, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde, Atatürk üzerine yapmış olduğu örnek konuşmasını bana iletmişti. Yukarıda tarihini verdiğim makalesini de Süleymancılık adlı kitabımda kullanmıştım. Bu önemli makaleyi bilgilerinize sunuyorum:
         “Din eğitiminde önemli olan sorun hiçbir zaman din değil, dinin sunuluş biçimidir. Kişinin düşünce formasyonu din bilgisinden çok, bu bilgileri telkin edenin etkisi altındadır da denilebilir. Ayrıca insanların kişiliğinin oluşumunda yalınız gençlik yıllarında öğrendiklerinin önemi daima duyulur ve bilinir. Bu noktaya değinen büyük eğitimci J.N.Comenus’un(1529/1570) verdiği şu örnek bir gerçeği açıklar.
         “Bir boya ile ilk defa boyanmış bir yün; boyanın rengini öyle sağlam bir tarzda emer ve alır ki, onu arttık ikinci defa başka bir renge boyamak kolay olmaz. Bir yaş ağaç bükülerek kolayca çember haline getirilebilir; fakat kuruduktan sonra bu çemberi düzeltmek ve ağacı eski haline getirmek istersek kırılır. Tıpkı bunun gibi; ilk izlenimler, insan ruhunda öyle sağlam, kuvvetli ve derin izlenimler bırakır ki; onları beyinden söküp çıkarmak adeta imkânsızdır. Esasen bu işlemleri; beyinden söküp çıkarmak değil; sadece değiştirmek mümkün olsaydı, bunu hayretle karşılamak gerekirdi.”Hamret Türkoğuz, Süleymancılık, s.53.
                                     

“Dinen de iyi yetişmemişler!”Basından!

            Bu fotoğrafı Vatan Gazetesindeki köşesinde yayınlayan Sayın Mustafa Mutluya yapılmamış hakaret kalmamış. Sayın! Adnan Cüneyt Saydam adlı bir Adanalı vatandaşımızın yazısı her türlü insani ve etik değerlerin dışındadır.Kötü kelamın muhatabı kelam sahibidir.Bu hakaret mektubunun bir yerini ele alacağım:

         “Sana mı kaldı Atatürk’ü savunmak!Kimsin ulan sen!Onun,bunun taşeronu olan millet düşmanı bir provokatör!”

         Şimdi ben, bu Zavallı Sayın küfürbaz vatandaşımıza sormak istiyorum: Size, Milletimizi ve dinimizi savunma hakkını kim, nerede ve hangi Noterde verdi!%92.07 Halkoyu ile onaylanmış bulunan Anayasamızın 24’üncü,25’inci 26’ıncı ve 27’inci maddelerini hangi hak ve yetkiye dayanarak yok sayıyorsunuz? Siz, Milletin ve İslam Dinin çok kötü e çok ahlaksız bir vekâletsiz vekilliğine soyunmuş tedavi olması gereken bir ruh, akıl ve vicdan yoksunusunuz! Siz ve siz gibiler; Mustafa Kemal’in Türk Gençliğine Beyanatını da yok sayan sizler, bu ülke ha sizlere kalmış ha da Sait Mollalara kalmış! Siz, aydın bir Türk vatandaşını hangi sıfatınızla ve siktir ile bu vatandan kovuyorsunuz? İki de bir siktir kelimesini kullanmak edilgenliğin işareti değil midir?

         Dört yıldır Kartal Anadolu İHL’DE, İngilizce öğretmenliği yaptığını belirten Fatih Tunç adlı bir Tunç devirli de Sayın Mustafa Muylu’ya şu mektubu yazmış:

         “Mezun durumunda olan 4 kendini bilmez öğrencinin yaptıklarını bugün piyasaya sürmenin anlamı nedir?Yapılanın doğru olduğunu savunmak kesinlikle doğru değil;lakin küçük bir öğrenci grubunun yaptıklarını tüm okula,yöneticilerine ve eğitimcilerine hangi hakla genelleme yaparsınız?...”

         Bir kızımızın Altı yaşında İlköğretim Okuluna başladığını var sayarsak, hiç sınıfta kalmamak koşulu ile, 17 yaşında Liseyi bitirmesi gerek. Bir sene de dil eğitimine zaman verirsek o kız öğrencimiz tam 18 yaşında liseyi bitirir.

         Bu mektupta bildirilen Grubun küçüklüğü mü, 4 Kendini Bilmez kız öğrencinin yaşlarının küçüklüğü mü?

         18 yaşındaki Genç Kızlar”Kendini bilmez!” sayılmaktadır. Sayın Abdullah gül Beyimiz, Ortaokuldan ayırtarak evlendiği Hayrünisa Adlı kızımız 14 yaşındaydı!14 yaşındaki kızımız bir forslu evlendiğinde aklı başında sayılıyor. Eski Medeni Kanunumuzun kızlarda aranılacak evlenme yaşlarını yazayım mı?14–15 yaşında evlenme izni mahkeme kararıyla olmaktaydı! Bu da işin hukuk yolu ile aldatılmasıydı. Büyük Din Ulemalarımız da DOKUZ YAŞINDAKİ BİR ZAVALLI KIZIMIZIN EVLENMESİNİN DİNEN VE ŞERAN MÜMKÜN OLDUĞUNUNA DAİR FETVALAR VERMEKTEDİR! Hatta cinsel ilişki için Kızda ve kadında Şehvet uyandırmak özelliği de

---Müştehat Olma-- ölçüt olarak ortaya konmuştu.”Özel Fetva Hatları” adlı yazım hatırlana!

         Bu Dört Zavallı Maşa kızımızın kendilerini bilemediklerine dair Fetva ya da Tabip Raporu nereden alınmıştır!12/13 yaşlarındaki zavallı ve gariban kızlarımızın ırzlarına hayvanlar gibi grup halinde geçilirken, o zavallının aklı başında olduğuna dair mahkeme karaları mevcutken, bu nasıl savunmadır İHL’İNİN Vekâletsiz savunucusu Sayın Tunç Beyimiz!16 yaşındaki bir Kızımızın ırzına grupça geçildikten sonra; O’NU tehditle pazarlayanlar ve ırzına geçilmiş O Kızımız varken,18 yaşındaki kızlar nasıl Çocuk oluyorlar!

         Suudi Arabistan Baş müftüsü de Bir yaşındaki kıza şeran nikâh kıyılabileceği hususunda fetva yayınlamıştı.

Size ve sizin gibilere söylenecek çok sözümüz var, ama bir örneğimiz sizin gibilere yeter de artar bile: Siz İngilizce Öğretmeni Beyimiz ve siz Adanalı Beyimiz, siz Gazi Mustafa Kemal’in “Türk Gençliğine HİTABESİ’”Nİ hiç duydunuz mu? Bizler, Atatürk’ümüze, Cumhuriyetimize, Vatanımıza, Bayrağımıza, Özgürlüğümüze, bağımsızlığımıza ve Evrensel ve Ulusal değerlerimizi SAHİP OLMAYI işte O Türk Gençliğine verilmiş görevlendirmeden almaktayız. O Hitabet nedeniyle esir kamplarında toplanmakta ve kanımızı akıtıp, canımızı da vermekteyiz,iftiralarla karalanmaya maruz kalmaktayız!.                                                                                                   ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar GAFLET ve DALALET ve hatta HIYANET içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”
 Gazi Mustafa Kemal, 20 Ekim 1927.
Genç Yaşında Bakan olan ve “Atatürk Nesline” yan bakan Sayın Bayım; yukarı resimde Mustafa Kemal’in büstüne hakaret eden Kızların, sizin maddi ve manevi gençlik kopyalama projenizde sonları aynen böyle olacaktır!                                                  
    Sayın Suat Kılıç Beyimize tutulan çanak sorulara hep, insanlarımızı aldatacak masallar konulmuştur. Kısaca bir bakalım:
    —Deniz Göçer Hanımefendimiz:”Dindar Nesil” tartışmalarına ne diyorsunuz?
    -Suat Kılıç Beyimiz:”Milletini,vatanını,devletini seven insanlar.Kendi bedenlerine değer versinler.Kendi bedenlerine değer versinler,ailelerini önemsesinler, gerisi önemli değil!..”
    Bendeniz haddim olarak şunu anlamışımdır:”Bu ülkeye hizmet etmiş Komutanlar, Bilim adamları, Gazeteciler tutuklandığında;Milletvekillerine19.000TL maaş verildiğinde; Terörist sanılarak öldürülenlere 163.000TL,bu vatan için ölenlere ve sakat kalanlara da çok düşük bedel ödenmesine karışmasınlar, sussunlar! Hak aramak için coplanan,biber gazına ve tazyikli suya muhatap olan garibanlardan onlara ne?Böyle düşünsünler.”Soyulurken soğan/Yaşarsın gözler/Soyulurken vatan  Baksın öküzleri örnek alsınlar.Deniz Feneri,Kombasan,/Kamu İhale Kurumunda soygundan onlara ne? Bu mantıkta olsunlar. Otursunlar oturdukları yerde beleş makarna ve bulgurla doysunlar! Beyanatlarını  okuyarak feyiz almayı sürdürelim:
    Bizim arzu ettiğimiz şey, değerler sistemi ile buluşan ahlak olgunluğunu taşıyan; EK: Deniz Feneri ve Kombasan Vurgunun başkalarına taşıtan; Kamu İhaleleri Denetleme Kurulunun alacağı rüşvetleri Kargo ile Garılarının adresine taşıtan bir nesil----Mehmet Akif’in ifadesiyle”Asım’ın Nasli. Hedef bu anlamda”Asım’ın Neslidir…”
    Öyle ya,bizler aptalız, uluorta örnekleri de yutarız! Hadi canım sen de Suat Kılıç Bey. Sizler, tüm AKPLİLER ve onlara hayranlık duyanlar; sizler Cumhuriyet devrinin insanları değil misiniz? Atatürk’ün Nesli, sağcı partilerin çağdışı tarikatlarla ele, ele vermesiyle,1950’den sonra dumura uğratılmıştır. Atatürk’ün Nesli,iftira dosyaları ve ipe sapa gelmez hukuki geçerliliği olmayan iftiralarla Silivri ve Hasdal Üsera Kampına kapattıklarınızdır.Siz,sizin adamlarınızın günahlarını Mustafa Kemal’in yaratmış olduğu Neslin sırtına yükleyerek,geleceğin teminatı gençlerimizin beyinleri ortaçağın mesellerine kilitleme sevdasındasınız:Rahmetli Mehmet Akif hakkında da size anlatılanlardan öte bilginizin de olmadığı anlaşılmaktadır.
Rahmetli Mehmet Akif Ersoy, Şapka giymemek ve kendisinden istenilen Kur’anı Kerim tercümesini yapmamak için Mısır’a kaçmıştı. Orada ElEzher’de ders vermişti ve manzum olarak ta Kur’anı tercüme etmişti. Onbir sene sonra; ülkemize döndüğünde ilk sözü şöyle olmuştu:
    “Onbir sene kaldığım bu ülkede Onbir saat daha kalsaydım çıldırırdım. Din de, ahlak ta, insanlık ta, hürriyet te Türkiye’de benim ülkemde varmış. Bu ülkeye tüm bunları kazandırandan Allah razı olsun ve benim kalan ömrümü de ona bağışlasın!”
    “Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz. Ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız!”Abraham LINKOLYN.
Sayın Bayım; ailenizi,hele,hele o Onbeşlik oğlunuzu hiçbir zaman kandıramazsınız!
           

                                                    

                                     



        
  

591/HA TEMEL'İN AKLI,HA ATI'NIN AKLI!

                                                                            
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;19 Şubat 2012.

                            HA TEMEL’İN AKLI, HA ATI’NIN AKLI!
         Fadime, telaşlı bir sesle Turmuş’u ev telefonundan aramış:
         “-Turmuş; Temel atından düşmüş, kolu ve kanadı kırılmış.”Hayvanlar da Can Taşır!”Adlı klinikte yatıyamış. Var git, cüzdanı ile benim cep telefonum yanında midur?”Tursun, bi koşu verilen adrese gittiğinde, Temel’in kliniğin kapısında bekleyen atı yere iki defa tepik vurunca, Tursun doğruca ikinci kata çıkmış.
         “Saygılar içinde inleyen Temel’e:
         “Noldi, hayir midur!”Diye sorunca Temel her şeyi bi çırpıda anlatmış:
         “Dağdaki Karalâhana tarlamıza giderken benim Hamsi adlı atım birden tökezleyerek beni taşlık bir yere attı. SOL kolum ve SOL bacağım kırılmış. Beni ağzı ile bir ağacın altına selamete yatırarak dörtnala gerisin geriye gitti. Gördüğün gibi de buradayım!”Dediğinde; Tursun:
         “Çok akıllı ve Zeki bir atmış. Yaşamanı ona borçlusun!”Dediğinde, Temel SAĞ yanına dönerek:
         “Ne akıllısı, doktor beklerken veterineri aldı da geldi!”Dediğinde;Tursun bu,taşı hemen gediğine koymuş:
         “Ula Temel niye kızaysun?Ha senin aklın,ha atının aklı:Kasabamızın belediye başkanlığına bir mimarı seçelim!”Dedük,sen ısrarla bir imamı seçtirmedin mi?”
        
  

17 Şubat 2012 Cuma

590/GÜLLER BİLMESİN ÖLDÜĞÜMÜ!

                                                                 
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   Osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;17 Şubat 2012.
                  
                   GÜLLER BİLMESİN ÖLDÜĞÜMÜ!
                  Ben öldüğüm zaman;
                   Gül bahçelerinden geçerken
                   Benim şarkılarımı söyleyin.
                   Güller ve Bülbüller, öldüğümü bilmesin.
                   Sarıgülüm üzülüp te, kahrolup ta solmasın.

                   Ben öldüğüm zaman;
                   Kitaplarımı ve yazılarımı saklayın,
                   Benim gittiğim yollardan
                   Türküler söyleyerek yürüyün,
                         ATATÜRK'ÜNIŞIKLARI SÖNMESİN,                                                                                                                                                                                 Öldüğümü duyup ta Hainler sevinmesin.

                   Bir gül koyun bilgisayarıma,
                   Arada, sırada tozunu da alın,
                   Emeği çoktur bende, inkâr edemem,
                   Öldüğümü sanıp takahrolup, üzülmesin.

                   Telefonları kapatın iletişime,
                   Beni aradığında O,öldüğümü duymasın.
                   Anılarımızla yaşasın hayatın kıyısında
                   Anılarımız da heba olup gitmesin.

                  
                  
                  
   

589/ÖZEL FETVA HATTLARI!

                                                                     

                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@gmail.com
                        İzmir;16 Şubat 2012,
                       
                                               Özel Fetva Hatları!
                                        “Fetvanı müftüden değil aklından al!”
                                               “Aklı olanın dini vardır!”
                                               “Zaman değiştikçe hükümler de değişir!”
                                                                           HZ. Muhammet.
İslam ülkelerinde yalınız Soyanlar değişir bir de  zaman boşu boşuna değişir! Ostüzü.
“ Ulemanın işi olan Kadınların türban takmalarına Danıştay ve AİHM ne karışırmış!
         Sayın Recep Tayyib Erdoğan, “Kurana göre şeriat devleti kurma yemin ve dahi kasemlisi!”
“Diyanet İşleri Başkanlığından sosyal yaşantıya dair fetva istenmemesi!”Ali Bardakoğlu, Profesör Dr.DiBaşkanlarımızından, Din Bilgini.
         “ALO FETVA HATTI” Osmanlının yıkılma nedenlerinden birisine dönüşün işaretiydi.”Gülme Fetva Hattı” adlı bir güldürmece yazıp yayımlamıştım. Arşivimi aradım, yok’ Nerelere sıvışmış acabaaa!
         Bendeniz; Ali Oğlu Âlime Kadından olma, Sıfatça Türkoğlu Türk, kanca Oğuz’dan olan Osman Zeki Türkoğuz; ne Türkiye Cumhuriyetini, ne Türk halkının çıkarlarını, ne de görevimi sattım. Hediye, rüşvet, haksızlık, satılmışlık, çağdışlık ve uşaklık semtime dahi uğramadı. Bilmediklerimi bilirim, bildiğim sandıklarımı da paylaşırım.Hukuk Fakültesini para kazanmak için değil,beni biliyor sanıp ta soru soranlar ve Mustafa Kemal’in yanına kurmuş olduğu Hukuk Fakültesinde okumuş olduğumu göstermek için okudum.Toprağımızın ve ulusumuzun mitolojisini,çok tanrılı dinleri ve diğer dinleri de inceledim.Düşündüm ki,Ben de Bir Fetva hattı kurarak halkımızın sorularını yanıtlayabilirim.Bendeniz Atatürk’ümüze dualar ederek bu yeni görevime başlamak istiyorum.
         Önce; Fetva nasıl verilir, Fetva isteyen Kadın ve Erkeğin adları yerine hangi adlar kullanılır onu yazmak istiyorum: Fetva’da ortak kelimelerle sorulan konunun yanıtını vermek esastır.”El-Cevap: Olur!”,”El—Cevap: Olmaz!””Düşer!”,Düşmez””Gerçeği Tanrı Bilir!”
         “Bir Ulusu ve Bir Dini Bölen fetvalar!” Yazımı da sizlere yeniden iletmek durumundayım.
         “Şeyhülislamların verdiği fetvalar şahıslardan ve hükümetten istenmiş olabilirdi. Padişah, devlet işleri için; savaş, barış veya başka bir mesele de fetva isteyebilirdi. Aynı şekilde şahıslar da Fetva Kalemi’ne gider, sorunları anlatır, fetva Kalemindeki kâtip soruyu usulüne uygun olarak yazar; cevaplar da:”Olur”,”olmaz”,”meşrudur”,”meşru değildir”;”vardır”,”yoktur”,”caizdir”,veya “caiz değildir”,biçiminde olurdu. Fetvalarda özel isimler kullanılmazdı. Zeyd, Amr, Bekir, Velid, Halid gibi isimler erkekler için. Hind,Zeynep,Hatice,Ümmügülsüm,Rabia gibi isimler de kadınlar için kullanılırdı.Bu isimler gayrimüslimler için de geçerli olup,gayrimüslim olduğu ayrıca açıklığa kavuşturulurdu.”Gökçen Art,Şeyhülislam Fetvalarında,Kadın ve Cinsellik.s.31.
                  “Dinen nikâhlanması imkânsız olan kadınlar”
         “bir erkeğin, annesiyle, annesinin annesiyle, babasının annesiyle, kızlarıyla, torunlarıyla, kız kardeşiyle, onların kızlarıyla, onların oğullarının kızlarıyla, halalarıyla, teyzeleriyle, aynı şekilde, üvey kızıyla, karısının annesiyle, karısının kız kardeşiyle,(eşzamanlı olarak, ikisini cem ederek),cariyesiyle(cinsel ilişkiye girebilir, zaten cariye mülkündedir; ancak nikâh akdi yapamaz),semavi dinlerden birine inanmayan bir kadınla, üç talakla boşadığı kadınla hüllesiz olarak, başkasının boşadığı ama iddet içindeki—bekleme süresi—kadınla nikâh akdi yapması imkânsızdır. Bunlardan başka süt hısımlığı da nikâhı imkânsız kılan bir etkendir.”SGK. S.39.Buraya bir nokta koyalım da; iki öykümüzü yazalım:
         Sadrazam Paşa Hazretleri, dünyalar güzeli karısına kızarak onu üç talakla boşamış. Biraz sonra peşiman olarak hanımı ile birleşmek istediğinde, eşi Nuh demiş peygamber dememiş:”Benimle bir olabilmeniz için HÜLLE gerek!”Diye dayatmış. Hülle, yani başkası ile nikâhlanması. Paşayı ateşler basmış. Nihayet, Kasımpaşa’dan medrese tahsili yapmış ünlü bir Hoca bulmuşlar. Hocayı konağına alan Paşamız, Ol Ulemanın eteklerine sarılarak,”aman beni bu Hülle belasından kurtar, ne istersen sana veririm, kocaman bir gemi bile alırım!”Diyesiymiş. İki tanık ve Hüllelenen kadınla Paşamız bir odaya alınmış. Ol ulemamız Paşamızı Kıbleye karşı çömelterek:
         “Namazda okmuş olduğunuz, Fil suresini ve dahi etteyatiyi yüksek sesle okuyunuz!”Demiş. Paşa ayetleri okudukça, Ol Ulemamız saklını sıvazlayarak:
         “Allahıma bin şükür, Paşamız da eşleri de kurtuldu!”Diyormuş. Dualar bittikten sonra:
         “Okumuş olduğunuz dualar baştan sona yanlış. Bu nedenle kıldığınız namazlar da fasit. Siz, yeniden salâvat getirerek Müslümanlığa dönün. Bu nedenle de Hüllenizin hükmü yoktur. Karınız size siz de karınıza helalsiniz!”Demiş.
         Bu öyküyü de Uşak’ta bir dostumdan dinlemiştim. O’nun adı da Osman’dı. Sivil savunma müdürüydü. Bir kartvizit bastırmıştı: Osman Baransel/Gündüz Sivil Savunma Müdürü/Gece de Sivil Soyunma Müdürü!”
         Dağda yaşayan bir sürü sahibi, karısına kızarak, onu üç talakla boşamış. Üç gün sonra karısını sevmek isteyince, karısı dikilivermiş:
         “Biz, şimden kelli birbirimize şeran haramız. Benim başımdan bir nikâh geçmedikten kelli ben seninle yatmam!”Dediğinde, Zavallı koca:
“Ulan garı burada bir çadır daha var. Nerede ve kiminle nikâhlanacaksın?”
“Sen onu bana bırak, Karşı çadırdaki Ahmet gözümün içine bakıp duruyordu!”Demiş. Ateşlere düşen Zavallı Koca, eşeğinin üzerine içi peynir ve sadeyağ dolu bir heybeyle eşeğin üzerine bir koyun atarak, o civarın en ünlü Ulemasının çadırına damlamış ve:
“Hocam bir halt garıştırdım ki, deme gitsin. Üç talakla garımı boşadım. Bizimkisi Hülle diye tutturdu. Aman Hocam şeran ne gerek!”Diye yalvarınca, Ol Hoca sakalını sıvazlayarak:
“Şeran Hülle gerek. Başka çaresi de yok!”Derken çadırın aralığından yüklü eşeği görerek:
“Önce eşeğin yükünü çadırın önüne yıkmak , sonra da gara kaplı deftere de bakmak gerek!”Demiş.
Defteri karıştırarak, açılan bir sahifede durmuş ve şu kâğıdı alda yaz bakalım!”Demiş.
“Bismillahirahmanırrahim destur!
“Donunu çıkartma,
Dizine gadar çekiver.
Ayaklarını omzuna kaldırma,
Yana büküver.
Seneye de bir şey düşünürüz,
Bu senede böyle şapıver!”
”Âmin”. Demiş, ayrıca yüklüce bir paraya da kavuşmuş. Kaldığımız yerden başlayalım:
“Bu yasaklardan karısının akrabasıyla evlenme yasağı getiren  birinci koşul,kurallarına uygun olarak kıyılmış nikâhtır.Yani bir kadının annesinin,kocasına nikâhlanmasının yasak olması için koca ile o kadın arasında kıyılan nikâhın İslami hükümlere göre sahih,yani geçerli olması gerekir.Bu yasakları gerektiren ikinci koşul cinsel ilişkidir.Bunun da koşulu vardır.CİNSEL İLİŞKİYE GİREN KADIN ÖLÜ DEĞİL diri  olmalıdır.Yani bir adam bir kadınla nikâhlansa ve o kadın ÖLÜ İKEN ONUNLA CİNSEL İLİŞKİYE GİRSE,durum fark edildikten sonra O KADININ KIZI İLE NİKÂHLANMASI-- ŞERAN—MÜMKÜNDÜR.
“Bir diğer koşul; cinsel ilişkiye giren kadının cinsel ilişkiyi uyandıracak yaşta olmasıdır. Buna cinsel arzu uyandırma HALİNE ”MÜŞTEHAT OLMA” denilir. Dokuz ve daha büyük yaşlı kadınlar bu gruba dâhil edilirler. Yine bir anlayışa göre bir erkeğin küçük bir kızla cinsel ilişkiye girmesi, o kızın annesi ile nikâhlanmasına engel oluşturamaz. Bir diğer koşulsa cinsel ilişkinin ANAL VEYA VAJİNAL olarak gerçekleşmesi gerekir!”SGS. S.40.EK: Ölü birisi ile cinsi münasebet bir ruh hastalığının ve diriye yaklaşma korkusunun eseridir. Şeriata göre, suç değildir, tecavüze uğrayan ölüye ikinci abdest aldırılır.Ostüzü. Rahmeli İlhan Arsel.
Lübnan’da dişi hayvanlarla cinsi münasebet suç değildir. Erkek eşeklerle ve atlarla cinsi münasebet yasaktır! Neden mi, Arpa yedikleri için! Bu benim bildiğim çok komik ve aşağıya ait bir öykü! Birkaç sene önceydi; Afrika’da bir Müslüman erkeğin bir dişi keçi ile evlendiği ve ol keçiye gelinlik olarak pembe bir elbise giydirildiği yayımlanmıştı. Sonradan, keçinin ölmesiyle bu mutlu evliliğin de sona erdiğini okumuştum.
Bizim ülkemizde; birisinin bir eşeğe tecavüz ettiği sırada yakalanması halinde, mütecavize ol b,çare eşeğe yeni bir semer aldırılır. Üç sene önceydi; Narlıdere’de birisinin bir dişi köpeğe üç gün süreyle tecavüz ederek ol köpeğin rahminin parçalanmasına sebep olduğu da basınımıza yansımıştı. Bazı İslam Ülkelerinde “Müştehat olma”—Cinsel arzu uyandırma--- hali hayvanlar içinde kullanılmaktadır. Zavallı adam, eşeklerin  fincan gibi gözüne dayanamayıp uçkuruna el atma nedeni hafifletici sayılmaktadır.Antalya’da bir mağazadaki plastik kadınla seks yapana ve dersiniz!
Suudi Arabistan Başmüftüsü,2011 yılında bir yaşındaki kız çocuğu ile İslam Hukukuna göre şeran nikâhlanmak caizdir! Diye fetva vermişti. Buradaki ölçünün “Müştehat hali”olması düşünülebilir!
Şimdi bendeniz fetvalarıma geçmeden önce Osmanlıda verilmiş bazı fetvalardan örnekler vermek istiyorum:
         “CİNSELLİKLE İLGİLİ SORU VE FETVALAR”
Zeyd zevcesi, Hind’in süt kızı ile cinsel ilişkide bulunsa Hind Zeyd’e haram olur mu?
—El-Cevap: Olur!
Zeyd zevcesi Hindin başka kocadan olup Müştehat(Arzulanabilir) olan kızı Zeyneb’e şehvet ile dokunsa Hind Zeyd’e haram olur mu?
—El-Cevap: Olur!

—Zeyd zevcesi Hind’den olup müştehat olan kızı Zeynep geceleyin korkup Zeyd’in döşeğine vardıkta Zeyd’in cinsel organı uyarılıp, Zeyd’in bazı organları Zeyneb’in bazı organlarına şehvet ile dokunsa Hind Zeyd’e haram olur mu?
El-Cevap: Olur!
—Evli Zeyd, bakire Hind’e zorla tecavüz etse, Zeyd’e ne lâzım olur?
-El-Cevap:Recm!
—Evli Zeyd, oğlu Amr’ın zevcesi Hind’e tecavüz etse Zeyd’e ne lâzım olur?
“El-Cevap: Recm!
--İtaatkar evli Hind, kendini Zeyd’e verse,Zeyd dahi Hind’e zina eylese Hind’e ne lâzım olur?
-El-Cevap: Recm!                                                                                                          ----Zimmî Zeyd, bekâr olan Hıristiyan Hind’e tecavüz edip bekâretini bozsa, Zeyd’e ne lâzım olur?
—El-Cevap: Yüz değnek vurulur!
—Zimmî Zeyd, Müslüman Hind’e tecavüz etse Zeyd’e ne lâzım olur?
-El-Cevap: Yüz değnek vurulur! Cevabun ahar: Haddi zina ikamet olunduktan sonra hapse medid ile hapsolunur.  
—Evli Zeyd zevcesi Hind’i üç talak boşayıp iddeti tamamladıktan sonra, eyd hülle etmeyip nikâh akdi bulunmadan Hind’le cinsel ilişkiye girse Zeyd’e ne lâzım olur?
“El-Cevap: Recm! “S.G.Eserden.  
Hüneyin Gazvesinde; Hz. Muhammed’in sütanası Halime’nin Arap kabilesinden,44.000 Davar,24.000 Deve,600 okka gümüş,300 okka altın ve 6000 kadın esir alınmıştı. Ebu Süfyan’a 120 Okka gümüş ve 3000 Deve verilmesi büyük bir kargaşaya neden olmuştu.8’inci surenin birinci ayetinde,”Ganimetlerin Allah ile Peygamberine ait olduğu bildirilmişti. Bu kargaşa üzerine de 41’inci ayet indirilerek ganimetin sekiz gruba dağıtılması buyurulmuştu!Şimdi çok sıkı durunuz!Arapların dört mezhep inanışına göre de savaşa iştirak eden Arap atlarına iki pay,binicilerine de bir pay ganimet verilmesine fetva verilmişti!Develere,katırlara ve Eşeklere ve Anadolu atlarına ganimet payı yoktu!
         Bendeniz bana yöneltilen sorulara yanıtlarımı fetva formatında vermeye başlıyorum:
         —Bir Müslüman Devletin en büyük politikacısı ve en büyük Müslümanlık savunucusu, Irak’ı işgal ederek, kadınlarının, kızlarının ırzına geçen ve onlara her türlü ölümü ve işkenceyi yapan bir Hıristiyan devletin asakirine”memleketlerinize inşallah sağ ve salimen dönmenizi Yüce Allah’tan dilerim!”Diye dua ederse ona ne gerek?
         —El-Cevap: Gerçeği Allah ve Amerika ve dua sahibi bilir. Yükseltmek gerek!
         ---Çoğulcu ve çoğunlukçu demokrasiyi gerçekleştirmek, halkımızı mutluluk ve refaha kavuşturmak ve Anayasamıza ve kanunlarımıza uymak vaadi ile seçilen; Mecliste, Anayasamıza bağlı kalacağına ant içenler, verdikleri sözün tam aksini yaparlarsa onlara ne yapmak gerek:
         --El-Cevap: Gerçeği Tanrımız ve Amerika bilir. Ben ne desem boşuna demek: Bir paket gıda maddesine ve İftar çadırlarına fit olmak gerekir!
         —Millet, on liralık maş zammı için biber gazı, cop ve tazyikli su yerken; bir gece yarısı, muhalefet partilerini ve halkımızı uyutarak maaşlarını 19.000 Türk Lirasına ve emekli aylıklarını da 5000 Türk lirasına çıkartan Vekillerine ne yapmak gerek:
         —El—Cevap: Gerçeği Allah ve Tayyib Beyimiz bilir: Olura kalkan elleri öpmek gerekir!
         —Kahramanlarımıza vatan haini; vatan hainlerimize kahraman muamelesi yaparak; katillere özel bir ada, kahramanlarımıza, bilim adamlarımıza ve dahi gazetecilerimize hücre tahsis edenlere ne yapmak gerek?
         —El-Cevap: Gerçeği Allahımız, Amerika ve Tayyib Beyimiz bilir: Sebep olanları tepetaklak etmek gerekir!
         —Ülkemiz gittikçe tehlikeye doğru kaynmaktadır; kurtuluş için ne yapmak gerek:
         —El-Cevap: Allahımız bir kere Mustafa kemal verir, O’NUN yolundan gitmek gerekir.

                                   

          

                                     
     

16 Şubat 2012 Perşembe

588/CEMEVLERİ=İBADETHANEDİR.

                                                                        
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;16 Şubat 2012.

                                       CEM EVLERİMİZ=İBADETHANEDİR!
“Tarihimizde; CEMEVLERİNİN ibadethane sayıldığına dair bir örnek yoktur!”AKP’NİN Gaziantepli D.İ.BAŞKANI.
“Diyanet İşleri Başkanlığından sosyal olaylara dair fetva istenmemeli.”Ali Bardakoğlu, Profesör DR. Diyanet İşleri Başkanlarımızdan Büyük Din Bilginimiz.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Anayasamızın 136’ıncı maddesi dışına çıkan başka Diyanet işleri Başkanımız da yoktur. Ostüzü.
                   Osman Beyin Kaim Pederi Edepli Ali Efendi—Sonradan Üdebalı oldu—Işıklı Taifesindendi. Günümüz Türkçesi ile ALEVİ idi. Osmanlı Devleti Sünni batağına saplanınca Muaviye’nin yoluna da saplandı ve Alevileri toplumdan dışladı. Bir ilin gelirini arpalık olan alan Şeyhülislam Ebu Suut Efendi de en utanmaz fetvalarını Aleviler aleyhinde verdi.”Alevilerin, kanı, canı, malı ve ayali helaldir!”Buyurdu. Bu fetvası ve diğer özel fetvalarına dayanılarak İran ile savaşıldı. Alevi kadın ve kızlarına ne yapışması hususunda fetva isteyen askerlere de:”BELİNİZE KUVVET!”fetvasını vermekten utanmadı amma bizler hâlâ utanmaktayız.
                   AKP’NİN Yeni D.İ.Başkanı, Gaziantepli bir Akademisyen olduğunu bilmeme karşın adlarını unutmuşum!
                   “Tarihimizde, Cem evlerinin ibadethane sayıldığına dair bir örnek yoktur!”Fetvasını verdiler.
                   Bendeniz de, hadim olarak, kendilerine ve kafayı günümüzde taşıyanlara soruyorum:
                   1*Tarihimizde, minarelere hopörler koyarak, caminin içindeki teyp düzeneğinden ezan okuma örneği var mıdır? Ve hatta bantlara okunmuş ezanları yeniden ve dahi yeniden, günde beş vakit dinletmek örneği var midur?—Bu sorumuz Temel’den!
                   2*Almanya’daki ve Ülkemizdeki camilerimizde, saf ve inanmış Müslümanları Allah ve Din ile aldatan deniz feneri ve diğer hokkabazlık olaylarına örnek tarihimizde var mıdır?
                   3*Tarihimizde camilerimizin içini ve dışını elektrikle aydınlatma geleneğimize bir örnek var mıdır?
                   4*Türkiye Cumhuriyetine tüm Türk vatandaşlarımız ve Ülkemizde iş yapan yabancıla her türlü vergilerini vermektedirler. Müslüman’ı,—Tüm İslam Mezhep ve Tarikatlıları--Hristiyanı, Musevisi, Ateisti, Laiki ve ibadet yerlerine hiç uğramayanları vergilerini vermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları, bu ödenen vergilerden oluşturulan bütçeden maaşları ve her türlü giderlerini karşılamaktadır! Vergilerini veren öteki gruplar için bütçeden pay ayırmamak Laik bir devlete yakışır mı? Sayın Gaziantepli Ulemamız sizedir bu sorum!

        

İzleyiciler

Blog Arşivi