24 Haziran 2011 Cuma

401-DEDÜĞÜM DEDÜKTÜR!

                                              
OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                        Çeşmealtı;24 Haziran 2011.

                                   “DEDÜĞÜM DEDÜKTÜR!”
            Evrensel hukukta yasalar; Geneldir, Objektiftir ve Eşit olarak uygulanır. Berlin’deki Yargıçların Büyük Frederik’e uyguladıkları gibi!
            Bursa spor kulübündeki usulsüz harcamalardan dört kişi tutuklanmıştı. Bunlardan birisi de Milli Eğitim Eski Bakanlarından ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Doçent Hüseyin Çelik’in kardeşi Osman Çelik idi. Hüseyin Çelik:
            “Kardeşim suçsuzdur ve diğerlerinden ayırt edilmesi gerekirdi!” Gibilerden bir söz etti; iki gün sonra da kardeşleri tahliye edildi.
            İşlemiş oldukları suçlarını dahi bilmeden Silivri Esir Toplama kampında yatmakta olan Sayın Mustafa Balbay ile Profesör Dr. Sayın Mehmet Haberal çok sayıdaki vatandaş seçmenimizin oylarını alarak Milletvekili seçildikleri zaman Sayın RTE:
            “Seçilmiş olmak yetmez. Mahkemenin karanını beklemek gerek!” Kabilinden bir fikir beyan buyurdular! Özel Yetkili Mahkeme BİR’E iki oyla bu iki Esirimizin Milletvekili olamayacağını sübjektif olarak hükme bağladı. Bu deruni karara Muhalefet şerhi koyan Sayın Yargıcımızın belirtmiş olduğu gibi bu konuda Kaziye’i Muhkem hale gelmiş bir mahkeme kararı da mevcuttur.
            O;vatanımızı bölmek isteyenlerin desteklemiş olduğu bir Kadına aitti! Bunlarsa böyle suçları olmayan iki erkek esir. Sonra; elimizde, Nasrettin Hoca’nın, dövüşen eşeklere uygulamış olduğu iki değişik kararı da var!
            Bizim Temel, Daltaban Turmuş Paşa’nın sarayının Aşçı başısıdır. Bir öğle vakti; sarayın mutfağında Rizelilerle Trabzonlular arasında çok şiddetli bir kavga çıkar. Temel, forsunu kullanarak kavgayı önler ve kavganın nedenini öğrenir: Mutfakta, seçilememiş milletvekili adayı gibi upuzun yatmakta olan bir Levrek vardır. Kavgada bu Levreğin cinsiyetinin belirlenmesinden çıkmıştır. Rizeliler:
            “Ha bu Baluk Erkektir!” Derlerken, Trabzonlular da:
            “Ha bu Hamsi irisi Baluk Dişidir!” Diye ısrar ederler. Temel, zekâsını kullanarak, konuya bir çözüm getirmek ister ve:
            “Kavgaya ne gerek vardır. Bu Baluğun cinsiyetini Bizim Paşa Hazretlerine soralım!” Der. Tüm kavgacılar hep bir ağızdan ve cümbür, cemaat itiraz ederler:
            “Paşa Baluğun cinsiyetinden ne anlar!” Deyu. Temel:
            “Paşa Hazretleri Baluğun cinsiyetinden anlamaz amma dedüğüm dedüktür’” der. Kavga da biter.

                       

23 Haziran 2011 Perşembe

400- FELAKETLERİ UNUTMAK VE BÖLÜNEREKE YIKILMAK

                                                

                   OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@hotmail.com
                   İzmir31 Aralık 2010.
                           
                            FELAKETLERİ UNUTMAK!
                                               VE
                             BÖLÜNEREK YIKILMAK!(12 Ocak 2011).
“Bir cemiyette en muzır adam, ehliyetsiz olduğu halde salahiyet sahibi olandır!
Başvekil İsmet Paşa, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin diploma töreni.08 Temmuz 1929.
“Benim Aziz milletimden ısrarla istediğin tek şey şudur: Kendisini yönetmek için başının üzerine çıkaracağı adamların, kanındaki ve vicdanındaki cevheri incelemekten bir dakika fariğ olmasınlar.”Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Cesaret insanı zafere/Kararsızlık tehlikeye/Korkaklıkta ölüme götürür.”Filozof Seneca, Sayın Şenol Güneş’ten.
“Buz dağının görünen kısmına göre manevra yapan kaptan da gemideki yolcularla beraber ölür.”Ostüzü.
         Ortaçağdan sonra; barutun icadı, topçuluğun gelişmesi ve yeni keşfedilen kıtalardan getirilen servetler, küçük devletlerin yıkılarak merkezi kırallıkların gelişmesini sağlamıştı. Sonunda büyük imparatorluklar kurularak sayısız devleti çatısı altında toplamıştı. Fransız İhtilali ve Büyük Filozofların aydınlatmaları ile haksızlığa ve zulme uğrayan ulusların bağımsızlıklarını kazanmalarına neden olmuştu.19’uncu ve 20’inci asırlar, büyük devletlerin denge aramalarına tanık olmuştu.20’inci asrın ikinci yarısı da Bloklaşmaya sahne olmuştu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Komünist Rus Bloğunu dağıttıktan sonra, Komünist Çin de modelini değiştirerek serbest piyasa ekonomisini geçmişti.
         İşte ulus devletler için felaket bu suretle meydana gelmiştir. Felaketin adı da USA’DIR!
         Sanayide ileri gitmiş ülkeler bir birlik oluşturarak Üniter ve güçlü ülkeleri bölerek küçük, küçük tüketim toplumları yaratmak ve ortaçağ beyliklerini oluşturma yoluna girdiler.
         Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıtılarak, eski Sovyet Peyklerinden yeni devletler oluşturuldu.
Yugoslavya’nın gücü ve azmi Avrupa’yı, özellikle Almanya’yı ve Amerika’yı korkuttuğundan bölünerek bir kenara itildi.
         Komünist Rusya 1968’de Aleksandr Dubçek’in Çekoklavakya’sını bölerek iki devlet oluşturmuştu. Ankara’ya Büyükelçi olarak atanan Rahmetli A.Dubçek sonunda bir orman işletmesine memur olarak atanmış ve aniden ölmüştü. Bu olayların yaratıcıları Kosigin ve Brejnev bile ölmüşlerdir.
         Afganistan ve Irak demokrasi getirmek masalı ile yıkıldı. Bizim Müslüman Başbakanımız bile, Irak’a hürriyet getirecek! Amerikalı askerlerin sağ ve dahi salim olarak ülkelerine dönmeleri için dualar etmedi miydi?
         Şimdi Nükleer güç İran’a hürriyet götürme masalları ile zavallı Müslüman ülkeler bile aldatılmaya çalışılmaktadır. Amerika’nın, Fransa’nın, Kuzey Kore’nin ve İsrail’in nükleere silahları olacak Müslüman ülkelerin olmayacak! Hadi canım sende!
         Afganistan’da vatanları için dövüşen Müslüman Afgan Vatanseverlerine karşı Müslüman Türk askerinin görevlendirilme pazarlıkları yapılacak, Türkiye’ye kan kusturan Kürt asilerine karşı hiçbir hareket yapılmayacak! Hadi canım sende!
         Osmanlı İmparatorluğunu yıkan Batılı oyunlarını ne çabuk unutmuşuz!
         *Kendi dillerini konuşan,
         *Kendi pozitif eğitim sistemini kuran,
         *Kendi meclisleri olan,
         *Kendi bayrakları olan,
         *kendi özel güçleri olan,
         *Kendi ulusal marşlarını söyleyen EYALETLER!
         Osmanlı bir baktı ki, Balkan Savaşında, “kendi özel güvenlik kuvvetlerini kuran Eyaletler”bir olarak Osmanlıyı yenmişler!
         Osmanlı Mebusan Meclisinde bir Gayrimüslim:
         “Benim Osmanlılığım, Osmanlı Bankasının Osmanlılığı gibidir!” Dediğini ne çabuk unuttuk. Şimdi de, bizleri yönetenlerin bazıları için ve de alenen Türklüğü, Türk Banklı olmak gibi algılanmaktadır!
         Güneydoğulu birisinin:
         “MGKurulu kararları temenni niyetindedir, kabul etmiyoruz”!Demesini hafife almamalıyız. Bugüne kadar MGKurulu’nun almış olduğu irticaya yönelik karalara uyuldu muydu? Bir aile içersinde bile iki dil o ailenin parçalanmasına yeter de artar bile. Bunu tartışmaya açmak bile en azından ihanettir. İki dil karmaşasının altından kalkacak devlet yoktur. Yarın mahkemelerde iki dil, çıkarılacak yasalarda iki dil! Sonunda Sayın RTE’NİN saymış olduğu 36 anasıra göre düzenleme ve Türkiye, önce bölünmüş sonra da paramparça olmuş.
         Sizlere iki belge sunacağım, bunların ne demek istediğini çözemezseniz eyvah ki eyvah!
         Birinci belge:1993 senesindeydik; bir dershanenin kimya öğretmeni bir Sayın Bayanımız Yargıtay’daki bir dosyadan alınmış bir yemin metnini bana getirmişti. Bu metni bilgisayara yükleterek gerekli yerlere iletmiştim. Bu arada, emekli subaylarımıza sataşan Sodep Genel Sekreteri Ertuğrul Günay’a da iletmiştim. Bu bir Kuran Kursu yeminiydi. Bu yemini 1980’li yıllarda Sayın RTE’NİN DE etmiş olduğunu sonradan öğrenmiştim. Yemin metni şöyledir:
         “Ben, Muhammet ümmetindenim. Türkiye, dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı, Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”
         Şimdi de ikinci ve daha vahim bir belgeyi sunuyorum: Bu belge Türkiye Cumhuriyetini temsil eden devletlilerle Avrupa Birliği arasında imzalanmıştır.”Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi!”. Bu belgenin başlık bölümü:
         “Presidency Condusons”
         “Madde 23-“Müzakerelerin yalnız Türkiye’yle değil, diğer devletlerle de yapılabileceğinin, müzakereler sırasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya Güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa, yeni karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına…”
         Bu belgelerden çıkaracağımız iki vahim ve kesin sonuç vardır. Hiçte kendimizi kandırtmayalım: Önce ikinci belgeyle ne demek isteniyor onu yazalım:
         “Ey! Bölücü unsurlar, ellerinizi çabuk tutarak Türkiye’yi biran önce bölmelisiniz. Bizler, siz Türkiye’yi bölmeden önce Türkiye Cumhuriyetini Avrupa birliğine katiyen almayız, onları uyutur, başarınız için onlardan ödün üstüne ödün almayı sürdürürüz. Ha gayret, size yardım edecek iktidarların başarılı olması için de her türlü desteğimizi esirgemeyiz.”Bunun anlamı kesinlikle budur. Bendeniz Kürt cesaretini en iyi bilenlerdenimdir: Bir destek varsa Kürt cesurdur.
         Gelelim Kuran Kursu yeminin anlamına:”Türkiye Cumhuriyeti bölünecek diye çalışmanızı gevşetmeyin. Bölünürse bölünür, önemli olan Şeriatı geri getirmektir. Ha gayret çoğu gitti azı kaldı.”
         Ya şimdi; herkes, her şeyiyle siyasi partilerimiz de dâhil elele ya da hiçbir zaman”.VE BÖLÜNEREK YIKILMAK!
         Sayın Büyüğüm SAD Beyefendi; ülkemizde değişmez ve değiştirilemez bir gerçek vardır: Türkiye’de iktidarlar değiştikçe şu şeyler değişmiş olurdu:
         1-Resmi makamlara oturanlar,
         2-Resmi araçları kullananlar,
         3-Resmi helâlara sıçanlar,
         4-Sekreterleri şapanlar,
         5-Ülkemizi soyanlar değişirdi. Buna da DÜZEN değişti denilirdi. DÜZÜLENLER hep aynı kalırlardı; yalınız POZİSYONLARI değiştirilirdi. Bir kıçı Kuzeye domaltılmış, bir de bakarsınız ki kıçı Güneye domaltılmış! Bu konuda çok doluyum; uzun, uzun yazmayacağım.1956 senesinde; Başvekil Adnan Menderes’in canı muz istediği için, bir F–84 Ankara’dan Adana’ya MUZ almaya gitmişti. Bedrettin Demirel, sınıf arkadaşı Kenan Evren’e Konya’da vereceği ziyafet için, bir topçu uçağı Kıbrıs’a Davidof Purosu almak için gönderilmişti. O uçağın kalkışı beynime kazınmış halde ne yapsam kurtulamıyorum. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın ve ailesinin temizlenecek elbiselerinin bir C–130 Herkül Uçağı ile İzmir’e getirildiği, dönüşte de Hava Lisan Okulu bahçesindeki Mandalinlerden toplanan meyvelerle Ankara’ya döndüğü bilenlerce çok anlatılmıştı.
         27Mayıs 1960 Askeri darbesinde; ilk ağızda(7.500)subayın Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişiği kesildi. Bu facia”Eminsucu’lar” olarak uzun yıllar vicdanlarımızı kanattı.
         (147) Üniversite öğretim üyesinin görevine bir yasa ile son verildi.Aynıhata12 Eylül 1980 darbesinde de tekrarlandı. Üniversite’ye girilerek (1402)’likler yaratıldı.”Ben iktidarım ne istersem yaparım” mantığı bugünkü iktidarın mantığına yol açtı. Türk Silahlı Kuvvetleri, Aydın kesimlerde UMUT olma inancını yitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri personeli içlerine kapandı, iç çevrede ve kendi düşünce sistemi içersine kilitlenerek donup kaldı! Türk Silahlı Kuvvetlerinde emeklilik işleri güçlülere sığınanlara yer açmak için yapılmış olduğu inancı dışarıya vuran açıklamalar nedeniyle, aydın ve halk kesiminde güçlendi. Emekli Kurmay Albay Osman Köksal’ın evindeki belgeler niye çaldırıldı dersiniz!
         Büyük Bilgin ve Atatürkçü Hava Korgeneral Sabri Tavazer’in Orgeneralliğinin önlenmesi bize has bir taktikle olmuştu.
         Viski içinde yüzen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’ın emekli olmasına iki gün kala, Başbakan Süleyman Demirel’e kış tatbikatında General üniforması giydiren bir Orgeneral’in—Ali Fethi Esener’in inadı Rahmetli Büyük insan Orgeneral Adnan Ersöz’ün Genel Kurmay Başkanı olmasını engellemek içindi. Sonunda Orgeneral Kenan Evren Genelkurmay Başkanı olmuştu. Sayın Demirel’in kırdığı bardaklar saymakla biter mi! Eskişehir Sıkıyönetim Komutanı olan Atatürkçü Rahmetli Orgeneral İrfan Özaydınlı, Nurculuk’u Sıkıyönetimin ilanına neden olan suçlardan sayarak Kadir Mısırlıoğlu’nu ve 92 sanığı mahkûm ettirdiği için Hava Kuvvetleri Komutanı yapılmayarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerleşmiş geleneklerine aykırı olarak bir Hava korgeneralini Hava Kuvvetleri Komutanı yapmıştı.
         Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren de aynı yolu izlemişti. Deniz kuvvetleri Komutanı olacak gözü ile bakılan Or Amiral Akif Akdoğanların yerine bir darbe arkadaşını seçmişti. İşin en onurlu yanı da, eline 12 Eylül Askeri Darbe planı verilmiş olan Büyük denizci ve daha Büyük insan olan Akdoğanlar, bu dosyayı Başbakan Süleyman Demirel’e değilde Kenan Evren’e teslim etmişti.
         Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar da,”Ecevit Mavisi” bir kumaş sürtüşmesi nedeni ile suçladığı Hava Kuvvetleri Komutanı Köylü lâkabı ile ünlü Orgeneral Emin Alpkaya’nın soruşturmasını Korgeneral Musa Öğün ile çok yakından tanıdığım, Tüm General Adnan Sarper’e yaptırtmıştı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir üstün duruşmasında bile astları bulunamazken bu kepazeliği Büyük Askeri Yargıç Mehmet Turan onurlu bir belge ile tarihe mal etmişti:”Kuvvet Komutanı bir Orgeneralin soruşturmasını ast rütbedeki Generallere yaptıran Orgeneral Semih Sancar hakkında Genel Kurmay Başkanlığına suç duyurusunda bulunmuştu!”
         Tüm bu olumsuzluklar Aydın kesimin ve uyanık halkımızın gözlerinden kaçmamıştı. Hele, hele Demokrat Partiye oy vermiş olan Beş milyon–5.000.000.000-seçmene kuyruk yakıştırmamız yenir, yutulur ve dahi unutulur bir lokma değildi.
         Hukuk Fakültesinde bir İdari Hukuk Doçentine sordum:
         “Sayın Doçentim; Sıkıyönetime neden olan olaylar arasında Üniversitelerimizin ders proğramları var mıydı?”Sayın Doçent sersemledi:
         “Yok, hayır yoktu.”
         “O zaman sizler Sıkıyönetim komutanlarının Hanımlarına eşleriniz vasıtası ile hulul ederek, yetenekli Akademisyenlerin adlarını vererek onları ekarte ettirdiniz. Atılmış olanlar Batı ve Amerikan üniversitelerinde hemen iş buldular ve görkemli eserler de verdiler! Bu duruma ne diyorsunuz?” Adam yerinden fırladı ve:
         “Aynen sizin dediğiniz gibi yaptık!” Dedi.
         Zonguldak Sıkıyönetim Komutan Yardımcılığının tüm işleri bana bağlanmıştı. Sayın Ali Uzun adlı Namuslu bir Mimarımızı Çatalağzı Belediye Başkanı olarak görevlendirmiştik. Çok onurlu işler de yapmıştı. Anap iktidara geldiğinde; Sayın Ali uzun Zonguldak İmar Müdür Yardımcısı yapılmıştı. İmar Müdürlüğüne de Bir Sanat Okulu mezunu bir kimesne getirilmişti. Üşenmeden kalkıp Zonguldak’a gittim ve Sayın Ali uzun’a sordum:
         “Bu nasıl iş!”Gülerek çok kısa bir yanıt verdi:
         “Sayın müdürüm, benden önce Semra Özal’a ulaşmış!”Neden güldüğünü anlamıştım:”Güleriz ağlanacak halimize!”
         27 Mayıs 1960’tan önce emekli olan bir Süvari Binbaşısı Emniyet Genel Müdürlüğü Önemli İşler Müdürü yapılmıştı. Komutanım siz emekli olmamış mıydınız!” dediğimde:”Orasını karıştırma, tepki için emekli olmuştum!” Dediydi. Emeklilik için Komite üyelerinin huzur’u Hümayunlarına gelen bir Yaşlı asker de Amasya’ya Vali yapılmıştı. Bizler bu oyunları bilemediğimiz için, kan dökülmesin diyerek koşarken,18 makineli tüfekle Harbiyelilerin üzerine bir buçuk saat mermi yağdırmak ve dahi BAŞVEKİL ADNAN MENDERES’İN AKIL HOCASI OLMAK SUÇLARINDAN, HİÇBİR İŞLE GÖREVLİ OLMAYANLAR TARAFINDAN TUTUKLANMIŞTIK. Anlatmayayım, çok utanıyorum. Hüseyin Seyfullah’ın—Alpaslan Türkeş’in-nasıl Başbakanlık Müsteşarı olduğunu da çok yakından bilenlerdenim.
         27 Mayıs 1960’tan sonra; Demokrat Partiye oy veren (5.000.000.000) vatandaşımıza biz askerler KUYRUK sözünü yakıştırmıştık.12 Eylül 1980’den sonra da Türk toplumundan kopmamızın günahı bizlere aittir.
         Ağaoğlu Ahmet’in bir Rus Kızından olma Samet Ağaoğlu, Salihi’ye geldiğinde Salihli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı kendilerini karşılamadığı için, Salihli Ağır Ceza Mahkemesi lağvedilerek ol Küstah! Hâkimin tayini çıkartılıp, ol mahkeme yeniden Salihli’de kurulmuştu.
         Kenan Evren’in Eniştelerini Manisa Asker Hastanesinde muayene etmedikleri için ol Hastane lağvedilerek OL Küstah! Atasagunlar başka yerlere atanarak ol hastane yeniden kurulmuştu. Osman Türkoğuz gibiler, ne hediye ne de rüşvet alanlar, hatır gönül işlerine bulaşmadan ülkesi ve dahi Atatürk ülküsü için çalışan subaylar, her devirde olduğu gibi, “BEŞİBİRLİKLER” döneminde de sürülmüş ve süründürülmüşlerdir. Hülmenli bir kaçakçının oğlu, Türkçesi bile çok zayıf bir jandarma subayı, Bornova J.Komando Tabur Komutanlığından İzmir İl Jandarma Alay Komutanlığına, oradan da Kırkağaç Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığına, oradan da Balıkesir İl Jandarma Alay Komutanlığına atanmıştı. Jandarma Genel komutanı Orgeneral Orhan yiğit zamanında, haksız erat tayinleri için gittiğimde, bu işlere bakan Şimdi Rahmetli Olan bir binbaşı, dolabından, yeşil kâğıtlara yazılmış (1800) er adı çıkardı ve:
         “Deli olma ve hemen git, bu işlerin başı O!” Dedi. Yapılmış olan pislikleri yazmak için yüreğim işin vermiyor. Komutanlıktan ayrıldığında Yedi tır eşya ile bir J.Astsubayının yaptırtmış olduğu Kumla’daki villasına uğurlandığı söylenmişti. Yedi Tırı Kumla’ya gönderen J.Albayı da İstanbul İl Jandarma Alay Komutanı yapılmıştı.
         Antakya’da bir ünlü ailenin dağları ve taşları Fransızlara tapulatan bir ailenin arazilerini kamulaştırdığım ve teklif edilen olanakları kabul etmediğim için ivedilikle Taburumun tüm subaylarıyla birlikte başka yerlere atanmıştım. Altı ay sonra da özel bir görev izni ile Antakya’ya görevlendirilip yeni kamulaştırmalar yapmıştım. Kızıltepe Seyyar Jandarma Alay Komutanlığına tayin edilmem üzere J.Gn. Komutanı’nın Huzur’u Hümayunlarına çıkarak ve direkt olarak:
         “Komutanım, benim yemediğim rüşvetleri kimler yiyor!”demiştim. Unutmadan bir şeyi daha yazmak istiyorum:
         18 makineli tüfekle Harbiyelileri 1,5 saat ateş altına almak ve Başvekil Adnan Menderes’in akıl hocalığı suçlarından aklandığım halde Kilis’te konuşlanan 122’inci seyyar jandarma alayı karargâh ve servis bölük komutanlığına tayinim çıkmıştı. Yassıada duruşmaları da TRT’DEN verilmekteydi. Yalanları dinlediğimde kan beynime sıçradı ve Kilis Postanesinden Mahkeme Başkanı Rahmetli Salim Başol’a bir telgraf çektim:
         “27 Mayıs’ın sahte Kahramanları Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırmaktadırlar. Tanık sıfatı ile dinlenmemi arz ederim!”Bir akşam tanık sıfatı ile dinlenmem hususunda mahkeme kararını Rahmetli Salim Başol okudu. Bu kararın bana tebliğ edilmesini hâlâ beklemekteyim!
         Zonguldak il Jandarma alay Komutanı iken(384)kaçak kömür ocağını patlattırmış, kum kaçakçılığını da önlemiştim. Dediklerini ve istediklerini yapmadığım için de sürüldüm. Kara Kuvvetleri İstihbarat başkanlığından Zonguldaklı bir kurmay binbaşıya aleyhimde rapor düzenlettirdiler ve kış ortasında Konya’ya pasif bir göreve sürüldüm. Bölge komutanına rağmen 8 il jandarma alayı,59 ilçe j.bölüğü ve 450 j.karakolunun ve bölge jandarma komutanlığının ita âmirliği de bana verildi. Bu durumu genelleştirdiğimizde askeri yönetimin kokuşmuşluğu ortaya çıkar. İzmir’de Teleferikteki 89 derece meyilli yamaca site kurmaktır askeri yönetim sözüne bendeniz yanıt bulamadımdı! Komutanlarımız her yönden sınıfta kaldılar ve faturalar da Türk Silahlı Kuvvetlerine kesildi.
         Zonguldak İl Jandarma Alay Komutanlığından Konya’ya sürüldüğümde iki önemli konuşmaya da tanık olmuştum: Bir grup polis, bir masanın ortasındaki Atatürk büstüne:
         “Ey Selanikli, sana inananların hallerine bak!”Diyerek ağlarlarken, bir polis memuru da:
         “Sayın Albayım, sizin gitmenize biz üzülsek te cüzdanlarımız gülüyor!” Dedi. Hayatımın en güzel dersini de Zonguldak Trafik Şube Müdürü Baş komiser Kadir Ceylan vermişti:
          “Sayın komutanım; Türkiye’de rüşvet, soygun, vurgun ve talan hiçbir gücün önleyemeyeceği bir olgudur. Rahat yaşamak isterseniz, bunlarla mücadeleyi bırakarak, bunlarla birlikte yaşamayı öğrenmelisiniz”! Demişti. Bunlar tüm namuslu devlet Memurlarımızın öyküsüdür. Tüm bu namussuzluklarımız Atatürk sisteminin üzerine yıkıldı. Bir evde karı ve koca kavgası sokağa taştığında tüm hovardalara nasıl gün doğarsa şer güçlere de böylece günleri biz doğurttuk.
         Öğretmenlerimiz imamlara ve tarikatlara yenildiler. Türkiye’nin Atatürk devrimi aleyhindeki alt yapısı:1-Komutanlarımız2-Hâkim ve Savcılarımız3-Öğretmenlerimiz ve Aydınlarımız! Politikacılarımız Tarafından büyük bir başarı ile hazırlanmıştır.
         Tüme varım metodu ile olayları genişletmek mümkündür. Toplumun katmanları arasında çatlaklar oluşturduk, buraya giren yabancı sular donarak çatlakları genişletti.
         Dünya üzerinde bulunan her devletin Milli Menfaatlerini gerçekleştirmek için Milli Hedefleri vardır. Bu hedefler, Milli Güvenlik siyaset Belgelerinde açıklanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, Ümmetçiliğe ve dış devletlerin önerilerine kilitlenmiş durumdadır. Bizi ilgilendiren ve bugünkü durumumuzu ve yarınımızı etkileyecek olan Tek şey, Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Siyaset Belgesindeki 21’inci Yüzyıl Hedefleridir. Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Güvenlik Belgesinde iki önemli konu vardır, bizleri bugünkü karmaşaya ve dağınıklığa iten. Burasını iyi okuyup, aklımızı da başımıza almazsak yarın için de çok geç kalmış olacağımızı şimdiden söyleyebilirim:
         1*“21’inci yüz yılda; hiçbir ülke ya da ülkeler topluluğuna STRATEJİK GÜÇ OLMA İZNİ VERİLMEYECEKTİR!”
2*”Bu hedefin sağlanması için önleyici güç kullanımı da dâhil her yola başvurulacaktır.”
Amerika Birleşik Devletleri’nin, Türkiye toprakları üzerinde ÜÇ temel, ÜÇ’Ü DE mümkünse ulaşılabilir nitelikte hedefleri vardır:
“1-Büyük İsrail’in oluşturulması,
“2-Büyük Ermenistan’ın oluşturulması,
         “3-Büyük Kürdistan’ın oluşturulması.
         Daha uzun vadede:
         A-İstanbul merkezli Büyük Ortodoks devletinin kurulması,
         B-Pontus Rum ve Yunan devletinin kurulması,
         C-Konya merkezli HİLAFET devletinin kurulması!
                            Çok önemli bir haber:
         “Ankara-Cumhuriyet Bürosu.”
         “Vali ve kaymakamlar Amerika Birleşik Devletlerine eyalet uygulaması stajına gittiler.”
         “İş İşleri Bakanlığı Strateji geliştirme Başkanlığı bünyesinde, Amerikan yönetim sistemini görmek ve uygulamaları incelemek amacıyla 35 Kaymakam ve Vali Muavini, 1,5 aylık kurs için Amerika Birleşik Devletlerine gittiler.”
         Gezi heyetinin başkanı Kadir Çakır:”Öğrendiklerimizi en iyi şekilde uygulayacağız!” Dedi.
          Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in,06 Mart 1922 tarihinde Türkiye büyük Millet Meclisi Kürsüsünden tüm dünyaya seslenmişti:
                   Efendiler,”
         “Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlandırılmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”Gazi Mustafa Kemal.
         Sayın RTE’NİN, Amerikan Başkanı tarafından gözden çıkarılacağını sanan, Kürt kökenli ve Musa Anter’in çok yakını bir AKPELİ Büyük BİR POLİTİKACI tarafından:
         “Sayın RTE’Yİ delikten aşağıya süpüreceğinize on kullanmalısınız!”Denildiğini okumuş muydunuz acaba!
         Bdp Genel Başkanı Selahattin Demirtaş:”Türkiye (25) eyalete bölünmeli,her eyaletin de özel güvenlik güçleri olmalı!...”Dediğinde Türkiye Halkı ayağa kalkmış ve sessizce de yerine oturmuştu.Bunun bir anlaşmanın ifadesi olduğuna inanan var mıydı?
         İyi okumalıyız ve de uyanmalıyız; senelerce önce Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey bakınız ne buyurmuştu:
         “TÜRKİYEYİ EYALETLERE BÖLMEK LÂZIM. MERKEZİ YÖNETİMİN BİR TAKIM YETKİLERİ BUNLARA VERİLMELİDİR. BELEDİYE BAŞKANLARI DA BU KONUDA EN YETKİLİ OLMALIDIR. O BÖLGELERDEKİ HER TÜRLÜ EĞİTİM DE BUNLARA BIRAKILMALIDIR!”Buz dağının görünmeyen kısmı buradadır Sayın Seyircilerimiz.
         Ps: Hava Kuvvetlerimize komutan olan Generallerin Silivri Toplama Kampına gönderilmesini hazırlamak,Silahlı Kuvvetlerimizin içinde sürdürülen çatışmanın Politikacılara yansımasının eseridir.




22 Haziran 2011 Çarşamba

399-ERKEK DEVE İLE DİŞİ DEVEYİ AYIRT EDEMİYENLER.-DENENMİŞİ DENEMEK,APTALLARIN VE HAİNLERİN İŞİDİR

                                         

                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                        Çeşmealtı;23 Haziran 2011.

                        ERKEK DEVE İLE DİŞİ DEVEYİ AYIRTEDEMEYENLER!
“Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur.”Gazi Mustafa Kemal.
“Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinden yetiştirerek başına taç ettiği adamların kanındaki ve vicdanındaki cevheri asliyi çok iiyi tahlil etmek dikkatinden bir an tevakki etmesinler.”Gazi Mustafa Kemal.
Ne kadar az bilirseniz, o kadar şiddetle saldırırsınız!”Filozof Bertrand Russel.
“Türk’ten vezir olmaya ve yeniçeri alınmaya!”Osmanlının kanunu.(243) Sadrazamdan yalınız ve sadece (10) Sadrazam Türk asıllıdır.
“Sırtını kürke, kapını Türk’e alıştırma!”Osmanlının özdeyişi.
“Türk değil mi Marsıvanın eşeği; eşek değil, eşekten de aşağı!”Osmanlının Türk’ü tanımlaması.
Kendi ordusuna katlanamayan uluslar, başka ulusların ordusuna katlanmak zorunda kalırlar.”Cornelio Puplio Casio, Roma,(55-117)
“Eğeri kaltağ Osmanlı,
Şalvarı şaltağ Osmanlı,
Ekende yok, biçende yok,
Yiyende ortağ Osmanlı”Türk Halkının Osmanlıya bakışı.

            Abdullah, Küfe’deki hurmalıklarından toplamış olduğu hurmaları erkek devesine yükleyerek Şam’a satmaya gelir. İşi iyi gider, akşama varmadan tüm hurmalarını iyi bir fiyata satar. Eşine ve çocuklarına alacaklarını alarak Şam’ın dışarıya açılan kapısına gelir. Bir Arap bağırarak devesinin yularına yapışır. Bir yandan tanık toplamak için bağırırken bir yandan da:
            “Bu dişi deve benim!”Diye semavatuzemini inletir. Kalabalık, devesini elinden aldıkları Abdullah’a sıkı bir de sopa çekerlerken, Emir Muaviye’nin Zaptiyeleri yetişerek Abdullah’ı bu kızgın kalabalığın elinden alırlar. Adamın “bu dişi deve benim!” İddialarına toplanan kalabalık ta yeminle tanıklık ederler. Dava Süfyan oğlu Hindi’den doğma Emir Muaviye’nin huzuruna getirilir. Davacı, Davalı, dava konusu deve ve 500 tanık huzura alınır. Davacı:
            “Bu dişi deve benimdir, bu adam bana ait deveyi çalmıştır!” Der. Tanıklar da hep bir ağızdan:
            “Eveeeet! Bu dişi deve bu davacıya aittir. Allahıımız, kitabımız üzerine yemin ederiz!”Diye beyanda bulunurlar. Abdullah ve Abdullah’ın ellerini yalamakta olan devesi şaşkınlık içindedirler. Emir Muaviye Sanık Abdullah’a dönerek:
            “Bu işe sen ne diyorsun!” diye sorduğunda, Abdullah:
            “Sayın emir Hazretleri bu deve bir kere dişi değil, erkektir. Benim Küfe’deki dişi devemden olmadır! Der.Emir Muaviye kararını verir:
            “Bu dişi devenin Şikâyetçiye ait olduğu yeminli tanık beyanlarından anlaşılmakla, ol devenin şikâyetçiye teslim edilmesine karar verdim’” Der.
Zavallı Abdullah, gözyaşları dökerek devesinden ayrılır ve bir hana gider. Gözlerini uyku tutmaz.gecenin kör böğründe iki zaptiye gelerek Abdullah’ı Emir sarayına götürürler.Abdullah,ellerinin kesileceği korkusu içindeyken,kendisini emir Muaviye’nin huzurunda bulur.Emir Muaviye kendisini,güler yüzle ve ayakta karşılar:
“Abdullah, o erkek deve senindir. Devenin bedeli kaç Dinardır? Diye sorar. Fakir Abdullah:
“10 Dinardır Emir Hazretleri!” Der. Muaviye, büyük bir çıkın uzatarak:
“Devenin bedeli olarak sana iki yüz altın veriyorum. Yalınız bu diyeceğimi Ali’ye anlat:
            Benim arkamda erkek deve ile dişi deveyi ayırt edemeyen 20.000 kişi var. Bunu O’NA söyle, O anlar!” Der.
Bütün mesele burada düğümlenmektedir.
“Anayasa değiştirilecekmiş!’” Yanıt:
“Değişse ne olurmuş! Bu benim işim değil.
“1982 anayasasına nasıl oy vermiştiniz?”
“Evet, oyu vermiştim!”
Hiçbir anayasamızı açıp ta okudunuz mu?”
“Hayır, hiçbir yazılı anayasayı da görmedim!”
Sizin %92,07 oyla kabul ettiğiniz Anayasamızda kırmızıçizgiler var. Bunları da değiştirsinler mi?”
“Naparlarsa yapsınlar, beni ilgilendirmez gari!”
Ünlü Kazanova bir Kontesten belsoğukluğu aldığının sabahı,Kontesin kapısını çalar ve:
“Madam; sizden belsoğukluğu almışım!” Der. Kontes, gayetle sakin:
“Mösyö, ben bende olanı veririm!” Diye yanıt verir.
Tüm çağ ve Türklük düşmanları Ulema oldular da çıktılar. Garibanın birisi bana tarih ve sosyoloji öğretmeye kalkıştı:”Osmanlı, 600 sene Eyalet sistemi ile ayakta kalmış! Amerika bile Eyalet sistemini Osmanlıdan almış!”HADİ CANIM SENDE, ŞAŞKOLAZLAR!
Osmanlı devleti Anadolu’yu tamamen ele geçirdiğinde ve Rumeli’nde de geniş topraklar kazandığında iki Beylerbeyilik ihdas etmişti. Rumeli Beylerbeyiliği ve Anadolu Beylerbeyiliği. Rumeli Beylerbeyiliği protokolda önceliğe sahipti. Etnik yapıya göre Eyalet sistemini Avrupa’nın zoru ile kabul ettik. Her etnik yapıdaki eyaletimiz ayrı birer devlet olarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bütün etniklerimiz birer bağımsız ulus olduklarında Osmanlı—Türk unsuru—Ümmetçi olarak kalmış ve felaketlere uğramıştı. Amerika Birleşik Devletleri, Federe devletlerin birleştiği bir devletler topluluğudur. Ama, İngilizce bilmek ve resmi dil olarak İngilizceyi kabul etmek şarttır. Osmanlı devleti,23 Aralık 1876 tarihinde; alelacele kabul ettiği 1831 tarihli Belçika anayasasına göre de, Türkçeyi devletin Resmi dili olarak kabul ettiği gibi Osmanlı devlet memurluğu için de Türkçe bilmeyi de şart koşmuştu. EYALET VE AYRI DİL=Federe Devletler. C’est Tous.
Mesele Rusya’nın dağılmasından sonra, dünyanın en güçlü üniter devleti ve en güçlü ordusuna sahip olan Türkiye Cumhuriyetini dağıtmaktır. Bu Amerikalı bir Profesörün 1991 senesinde verdiği konferansında belirttiği gerçektir. Bakınız Mareşal Gazi Mustafa Kemal,06 Mart 1922 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinden dünyaya nasıl seslenmişti:
           
                        “EFENDİLER!”
“Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak,bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi.Halbuki,hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle,ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hâdiseyi kaydetmemiştir!”Gazi Mustafa Kemal.
Bir yeni anayasa yapma sözüdür sürüp gitti. Nasıl yeni bir anayasa yapılacağı seçmenlerimize ve kamuoyuna açıklanmadı. Bir yandan da Amerika birleşik devletlerine bir vali başkanlığında çok sayıda kaymakam gönderilerek Eyalet sistemleri incelettirildi ve bir Amerikan Üniversitesi de Türkiye için yeni bir anayasa taslağı hazırladıklarını dünyaya ilan etti.
Mustafa Kemal Atatürk te,  yıllarca önce, Türk halkına tarihi nasihatini bildirmişti:
“Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki,
bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.”
Bulgur, Nohut ve beleş paralar tükenir giderler, Kölelik ise sürekli olarak bir ulusun yaşamında kalır. Tevhidi Tedrisat Kanunu yürürlükten kaldırılacak; Tekke ve Zaviyeler yeniden Türk Toplumunun başına sarık gibi dolandırılacak; cennette 72 nikâhlı eş, her gün bakireleşen 100 Huri ve dahi sayısın Gılman masalları ile uyutularak sürüleştirilecek. Ondan sonra, kadınlara yüklenilecek. Gel keyfim gel. Dışarıda Kölelik, içeride Efelik gösterileri sürdürülecektir.Türk toplumu tüketici bir toplum olarak bırakılacaktır.Akılları sıra!Osmanlı Geri gelecekmiş!Hazıra konmaya mı?Alevilik dışlanacak,mezhep ve tarikat çekişmeleri içinde bocalayan bir Türk toplumu ortaya konulacaktır.











398--DURU GÖRÜ.

                                             
OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                        Çeşmealtı;22 Haziran 2011.
           
                                   DURU GÖRÜ!
            Gazi Mustafa Kemal Atatürk,”köle milletlerinin uyanışlarını gördüğünü” söylemişti. O’NUN yanılmış olduğu hiç görülmemişti. Bugünkü Vatan gazetesinde, çok ilginç ve hiç beklenilmeyen bir Devrim haberi yayımlandı. Mısır’da İslam Dünyasının ünlü El Ezher Üniversitesinin Büyük İmamı Sayın AHMED EL TAYYİP’İN, Mısır için 11 maddelik bir anayasa taslağını ilan ettiği tüm dünyaya duyurulmuştur.
            Önce; Mısırlı Bilgin Şeyh Raşit Rıza’nın, 1909’da yayımladığı “Dünya Müslümanlarının Hali, s.9’da ileri sürmüş olduğu yargısını vermek istiyorum:
            “Çok kere Müslümanlar, gerçek olmayan şeylere; Erenlerin, Evliyaların olaylarda etki yaptıklarına inanmaları ve Allah’ın yarattığı kanunları bilmemeleri yüzünden geri kalmışlardır!”Besim Atalay, Türk Dili ile İbadet, s.108.Osman Türkoğuz, Nurculuk, s.10
            Dini çağdışı şekilciliğe indirgeyen İslam ülkelerinin hallerine bir bakmamız yeterlidir sanırım. Dondurulmuş ve kadınların giyim ve davranışlarına odaklanmış bir ilkel düzenin korunması ve de kölelik.                                                                                  Mustafa Kemal sayesinde, insan onuruna kavuşan Kadın ve Erkeklerimizin ilkellik vadisine sürüklendirilmesi savaşı. Beleşten dağıtılanların,”Dâhili ve Harici Bedhahların “ hatırı için insan onurundan vazgeçme! Kul ve Köle İslam ülkelerinde Gazi Mustafa Kemal’in ülkemize getirmiş olduğu sosyal düzeni getirme savaşı.
            Şimdi de gelelim şu ünlü habere:
            “EL EZER’DEN LAİKLİK ÇAĞRISI”
            “Sünni âleminin en büyük otoritesi El Ezher,Mübarek sonrası Mısır’da demokratik ve “dini”ögelerden arındırılmış anayasal devlet çağrısında bulundu.”
            “Arap Baharı’yla 30 yıllık Hüsnü Mübarek rejimini sona erdiren Mısır’da yönetimi elinde tutan Yüksek Askeri Yönetimi, yeni anayasa ve yeni hükümet çalışmalarına  devam ederken, Sünni âlemin en büyük otoritesi kabul edilen El Ezher, Mısır’ın geleceği konusunda tarihi öneme sahip bir bildiri yayınladı. Haftalardır ülkenin önde gelen entelektüelleri ve dini liderleri ile toplantı yapan El Ezher’in Büyük İmamı Ahmed El Tayyip,”Dinden arındırılmış, modern ve demokratik bir Mısır’ı desteklediklerini ilan etti. Fransız Haber Ajansı AFP, laiklik kelimesine vurgu yapmadan din ve devlet işlerini tamamen birbirinden ayıran Dini Liderin konuşmasını “İslami otorite, modern ve Laik bir Mısır istiyor” başlığıyla abonelerine duyurdu.”
                       “BİLDİRİ! DEVRİM’ NİTELİĞİNDE’
            “El Ahram gazetesi, El Ezher’in bildirisini “Tarihi” olarak niteledi. Bağımsız El Şoruk gazetesi ise “Devrim” nitelemesinde bulundu. Gazete, bildirinin yazılmasına Kıpti azınlığın ve aktivistlerin de katkıda bulunduğunu ifade etti.El Tayyip’in Devlet Televizyonu’nda açıkladığı 11 maddelik bildiride şu görüşlere yer verildi:
             “1*İslam öğretisi tarih boyunca hiçbir zaman dini veya teokratik bir devlet deneyimi olmamıştır. Teokratik devletler her zaman otokratik ve insanlara eziyet eden devletler olmuştur.”
            2*El Ezher olarak Mısır’da güçler ayrılığına  dayalı ve tüm vatandaşlarına  eşit hakları garanti altına alan modern,demokratik ve anayasal  bir hükümet  kurulmasını destekliyoruz.”
            “3*İfade özgürlüğünü ve özgür seçimleri destekliyoruz. Kadın ve çocukların hakları korunmalı. Parlamento, yasa yapıcı tek otorite olmalıdır.”
            “4*Yeni anayasa yazımında İslami Hukuk “temel kaynak olarak” kalmaya devam etsin, ayrıca Hrıstiyan ve Yahudilerin de hakları korunsun.”
            5*”Tüm dinlerin ibadethaneleri korunsun. Irkçı ve dine hakaret konuşmaları suç sayılsın.”
            “6*El Ezher bağımsız yapıya kavuşturulsun. Yüksek İmam Şurası Üyeleri devlet başkanı tarafından atansın. Devletten bağımsız olarak kendi kadrosu tarafından seçilsin. Ancak El Ezher’in devletten bağımsız olarak kalması Arap dünyasındaki liderlik rolünü kaybedeceği endişelerine yol açtı”!DIŞ HABERLER.
            Herkes çağa ve aya; bizimkiler geriye ve de yaya.
           
           

           

19 Haziran 2011 Pazar

397-HALK,DELİLERDEN NE DAHİLER YARATIR.

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
Çeşmealtı;06 Eylül 2010.-18 Haziran 2011.
HALK, DELİLERDEN NE DAHİLER YARATIR!
“Toplumun esir ettiği Mücrim delidir! Toplumu esir alan Mücrimse dâhidir! Cürüm ve Deha.
“Cürüm ve Deha, bir yaprağın iki yüzü gibidir.”Cürüm ve Deha.
“Bir yerde dinden söz edildi mi, sıkı durunuz: ya canınızı ya da malınızı alacaklardır!”Konfiçyus.
“Tanrı iradesini hâkim kılmak için, yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Kötü insanlarsa, kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar!”Giardano Bruno.16 Şubat 1600 tarihinde; Engizisyonca Roma’da yakılan Gök Bilgini Büyük Papaz.
“Muhterem Milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne çıkaracağı ADAMLARIN KANINDAKİ, VİCDANINDAKİ ASLİ CEVHERİ, çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasınlar!”
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.
“NE BÜYÜKSÜN Kİ, KANIN KURTARIYOR TEVHİDİ!”Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şehitlerine.
“POLİTİKA, YALAN TARİHİDİR!”Adolf Hitler.
“Sayın Ekselansları; bendeniz de soyca GÜRCÜ ASILLIYIMDIR!”Türkiye Cumhuriyeti Başvekili Sayın RTE’NİN, Gürcistan Cumhurbaşkanı Ekselans Mihail Saakişvili’ye, Tifliste itirafları.”Basından.
“Devlet adamları gelecek nesilleri düşünür; politikacılar da gelecek seçimleri düşünür!”Profesör Dr. Maurice Duverger.
Devlet adamları, devletlerini hukuk ile diktatörler ve diktatör heveslileri de, KULLARI vasıtasıyla, KANUN ve ESİR KAMPLARI ile yönetirler. Ostüzü.
Emekli J.Kd. Alb. Sayın Ahmet Avcı ile tanışıklığımız 29 Temmuz 1977 tarihine dayanır. Manisa İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda tanışmıştık. İrtibatımızı da hiç yitirmeden bugünlere gelmiş bulunuyoruz. Bu Aziz Meslektaşımdan bir ileti almıştım:
“Sayın Komutanım; diktatörlerin ruhsal yapısı hakkında benden bir yazı istenmişti. Ben,”bu işi Sayın Osman Bey yapabilir”; diyerek topu size attığımı bilgilerinize sunarım!”
Sayın Avcıyı kırmanın yanında, utandırmak ve güvenini sarsmak ta vardı. Oturdum ilk yazımın altı sahifesini yazdım. Meraklı birisi benim bir dosyamı okuduktan sonra, ol mübarek dosyayı silme çubuğunun üzerine koymuş. Açık duran yazıların tümü de silinmiş. Üzüntüden,”hayır” sonucu çıkan devlet büyüğümüze dönmüş, mosmor kesilmiştim. Eşim Sayın Hamret Hanım bir akıl verdiler:
“Sizi, iflah ve ıslah kabul etmez bir Atatürkçü olarak bu Ramazan’ı Şerifte, her akşam Nutku okuyor!”Diyerek, Silivri’nin Müddei Hususisi Zekeriya Öz’e ihbar edeyim. Polis gelir ve silinmiş yazınızı, Mustafa Balbay’ın silinmişini okudukları gibi, okurlar. Üzülmenize de gerek kalmaz!” Dediler. Çok akıllıca ve güncel ve Yeni RTE’NİN Hukukuna da uygun bir çözüm olmasına karşın; bendeniz, yeniden yazmaya karar vererek bu satırlara kadar geldim.
Bu konuyu, derinlemesine de incelemiştim. Bu tip yaratıkların hepsi de, tarihten günümüze, bir hastalığın, yetişme tarzlarından kaynaklanmış olan bir hastalığın pençesinde sosyal tradejilik bir facia yaşamaktaydılar.
Sümer devletini yıkan Birinci Sargon,”suyla gelen”olarak vasıflandırılan Elamlı bir piç idi! Sümer Kıralının sarayında, altı adamıyla birlikte, Sümer Kıralının içkisini dağıtmakla görevliydi. Ne çilelerle, ne aşağılanıp, hor görülmelerle oraya kadar geldiğini tahmin edebiliriz. Kıralların görevlerinin, içkilerini bile başkalarına dağıttırarak lüks içinde yaşamak olduğunu görerek Sümer devletini yıkarak, bu en kültürlü ve uygar ulusun başına zalim bir diktatör olarak oturmuştur.
Panama Diktatörü Albay Antonio Manuel Noriega, Panama Genelevlerinin birisinde dünyaya gözlerini açmış bir piçten başka bir şey değildi. Amerika’da görmüş olduğu”Psikolojik Savaş” eğitimiyle başarıya ulaşmıştı. Önce;1970 yılında, Panama gizli servisi G2’nin başkanı olarak, Panama Diktatörü Omar Tarrejos’un kirli işlerini ayarladı. Omar Tarrejos’un 1981 senesinde, bir uçak kazasında ölmesi üzerine de Panama ordusu içersindeki hasımlarını diskalifiye ederek, 1983 tarihinde, Panama Diktatör’ü oldu. İktidara gelir, gelmez diktatörlüğünü ilan etmiş; uyuşturucu ticaretine de el atmıştı.1990 senesinde; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Baba George Bouch’un emri ile Panama işgal edilerek Manuel Noriega da yakalanıp,(17) senelik bir hapis cezasına çarptırılmıştı.2007 senesinde hapisten çıkar, çıkmaz da Fransa’nın isteği üzerine Fransa’ya teslim edilmiş; uyuşturucu paralarını Fransız bankalarından aklama suçu ile de,(76) yaşına bakılmaksızın, 07 Temmuz 2010 tarihinde,(7) sene hapse mahkûm edilmişti. Bu Zavallı Antonio Manuel Noriega da, NARSİST PSİKOPAT hastalığının pençesine düşmüş bir zavallıydı. İleride geniş açıklama yapacağım.
İDİ ÂMİN DADA OUMEE(1925-16Ağustos 2003).
Tarihin kaydettiği en gaddar ve yamyam diktatörlerden birisidir. Uganda’nın Koboka bölgesinde bulunan Kakwa Zenci kabilesindendir.1943 senesinde; İngiliz Müstemleke Birliklerinde askerlik yaşamı başlamıştır. İkinci Dünya Savaşında; Birmanya’da savaşmıştır. Kenya’da İngilizlere karşı başkaldıran Mau Mau isyancılarına karşı,1952-1956 senelerinde bil fiil savaşmıştır. Önce Astsubay Başçavuş; sonra da subay yapılmıştır. Kendisinin hiç tahsili yoktur ve Boksördür.1951-1960 yılları arası Uganda ağır sıklet boks şampiyonu olmuştur.25 Ocak 1971 tarihinde; bir askeri darbe ile kendisine tüm makamları veren Başkan Milton Obete’yi devirmiş, Uganda Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı ve Uganda Devlet Başkanı olmuştur. Kendisine çeşitli sıfatlar vermiştir:”Uganda Cezaevleri Genel Müdürü!”En sonunda da; kendisini “İskoçya kıralı” ilan etmiştir.1975 senesinde kendisini Mareşal yapmış; İngiltere eskici pazarlarından toplatmış olduğu madalya ve nişanlarla göğsünü doldurmuştur.1976 senesinde de, kendisini ömür boyu Uganda Devlet Başkanı olarak ilan etmiştir.
Anası bir büyücüdür. Akodli ve Lango kabilelerinin yok edilmesini emretmiştir. İktidarı sırasında40.000-100.000 kişinin işkenceden geçirilerek öldürüldüğü hesaplanmıştır. Yakaladığı esirleri canlı, canlı yediği söylenir. Sarayındaki derin dondurucuda, ileride yemesi için insan cesetleri olduğu iddia edilmiştir. Kızdığı devlet başkanlarını rinkte dövüşmeye davet etmiştir. Tanzanya devletinin desteğindeki Ugandalı gerillalar ayaklanarak, Mareşal! İdi Âminin güçlerini yenmiştir. Ugandalı gerillalar, Başşehir Kampala’ya gelmeden İdi Âmin Libya’ya, oradan ırak üzerinden Suudi Arabistan’a kaçmıştır. Dört eşinden ikisi, idi Âmin’in (22) çocuğu ile Suudi Arabistan’a, İdi Âmin’in yanına sığınmıştır. Birleşmiş Milletlerin Cenevre bölümünde “Keyif verici Maddeler—Barbitürük—kursunda; Afrika’dan kursa gelen Subay ve polis şefleri, İdi Âmin ile dalga geçmekten çok zevk alırlardı. İngiliz Ordusunda “Bulaşıkçılıkla” göreve geldiğini vurgulamak için”Marechale de la Vaizsele—Kap kacak Mareşali—diye dalga geçerlerdi.
ÜNLÜ ENTEBBE BASKINI!
3-4 Temmuz 1976 günleri Tel-Aviv-Paris seferini yapmakta olan, Fransız “Air France”Hava Yollarına ait,”Air France Flight 139 sefer sayılı uçak”;Filistin Kurtuluş ordusu Militanlarınca kaçırılarak Uganda’nın Entebbe Hava Limanına indirilmişti. Uçağı, FKÖ. Adına, Alman Baader-Meinhof Terör örgütünden Wilfred Boose ve Bayan terörist Gabriela ve Beş Korsan kaçırmıştı. Oyunun Figüran oyuncularından birisi de Mareşal! İdi Âmin idi. İsraillilerle mükemmel diyalogu olan bu dengesiz adam, İsraillilere oynamış olduğu bu kanlı oyunun da altında kalmıştı. Entebbe Hava meydanında rehine Yolculara koltuklar getirtmiş ve mükellef bir kahvaltı sofrası da sunmuştu. Rehineler arasında dolaşarak:
“Yüce Tanrı tarafından sizleri kurtarmakla görevlendirildim!”Sözünü tekrarlamıştır.
İsrail Başbakanı Benjamin Netahyanu’nun Ağabeysi Yarbay Yonatan Netahyanu emrindeki (200) İsrail Komandosu,(90) dakikalık bir operasyon sonucunda;(7) korsanı (48) dakika içersinde öldürmüştü. Ayrıca;(45) Uganda askeri ve (11) savaş uçağı da yok edilmişti. Bu operasyon sırasında; Operasyonu yöneten Yarbay Yonatan Netahyanu ölmüş (4) İsrail Komandosu da yaralanmıştır.(4)Rehine kurtarma operasyonu sırasında ölmüş; hastaneye kaldırılan Yaralı bir rehine de Ugandalı askerce öldürülmüştü. Vaktim olsa da bu operasyonun tamamını yazabilsem diyorum!
Hiç tahsili olmadan, önce astsubay, sonra da Subay olan ve dokuz sene de Uganda ağır Sıklet Boks Şampiyonu olan İdi Âmin de, Şizofrenik bir ruh kabartısı içinde zırvalayan bir Narsist Psikopat idi.
“Tanrı’nın vermiş olduğu yüzüm, dünyanın en güzel yüzüdür!” Diye de övünüyordu.
ADOLF HİTLER!
Doğum tarihi:20Nisan 1889.
Doğduğu yer: Braunau am inn, Yukarı Avusturya.
Babasının adı:Alois Schicklgruber(1837-1903).
Anasının adı: Klara Pölzl(1860-1907).
Ölüm tarihi:30 Nisan 1945,Berlin, Başbakanlık sığınağı.
Ölüm nedeni: Zehir ve tabancayla intihar.
Hitlerin Büyük babası Johann George Hiedler, Aşağı Avusturya köylerinde gezginci bir değirmenciydi.1824 senesinde; ilk evlenmesinden beş ay sonra doğan oğlu ve eşi öldüler.18 sene sonra; Duerrenthal’in Strone köyünden, Maria Anna Schicklgruber adlı,(47) yaşında bir kadınla tekrar evlendi.7 Haziran 1837 tarihinde; Maria’nın gayrimeşru bir oğlu oldu. Bu çocuk; Alois Schicklgruber olarak büyüdü. Maria Anna;1847tarihinde öldü. Bu ölümden sonra, Johann George Hiedler ortalıktan yok oldu.84 yaşında; Waldvierte’de,
Weitra kasabasında yeniden ortaya çıktı. Bu sefer adını Hitler olarak yazıyordu. Üç tanıkla bir Notere giderek, kendisini ALOİS Schicklgruber’in babası olarak kaydettirdi! William L.Shirer, Nazi İmparatorluğu,1’inci C.S.24.
39 yaşına kadar, Annesinin soyadını taşıyan Alois, doğum kayıtlarını tutan bir Papazdan, Üvey babasının Johann George Hiedler olduğunu öğrendi. Alois, özel izinle, ikinci dereceden yeğeni Klara Pölzl ile evlendi.
Adolf Hitler bu ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Güstav İda bebek iken öldü. Dördüncü çocuk Edmund da (6) yaşında öldü.21 Ocak 1896’da Kız kardeşi Paula Hitler doğdu. Hiedler, Huetler, Hueffler,”Hiedler” soyadını kullandılar. Sonunda;bu soyadı “Hitler’e” dönüştü. Adolf Hitler,1920’den sonra WOLF takma adını kullanmıştı. WOLF, Eski Almancada, ASİL KURT anlamına geliyordu! Alois Hitler; Viyana’da Yahudi asıllı Prinz adlı birisini Adolf’un Vaftiz babası yapmıştı!
Hitler, bir ara İDA takma adını da kullanmıştı. Babası öldükten sonra büyük bir yıkıntıya uğramıştır. Babasından kalan parayı ablasına vermiştir. Lise üçüncü sınıftan, liseyi terk ederek öksüz çocuklar yurduna yerleşmiştir.1909 senesinde de evsizler yurduna daha sonra da fakirlerin kaldığı bir eve taşındı. Ressam olmak istiyordu; Resim Akademisi kendisini başarısız bularak kabul etmemişti. Homoseksüellerin eyleştikleri bir otele gidip gelmeye başlamıştı.
İngiltere Başbakanı W.Churchill’in kendisine verdiği(11.000) gizli belgeyi inceleyen Walther C.Langer, Adolf Hitlerin kişiliğinin analizini yapmıştır:
“Hitlerin normal kişilerden çok Eşcinsellerin yanında rahat ettiği doğrudur. Strasser’in belirttiği gibi; kişisel korumalarının hepisi de Eşcinseldi. Hitlerin Eşcinsel eşi olduklarını söyleyen iki oğlana da rastladığını belirtmiştir. Hitler’in, Eşcinsel arkadaşları için kullandıkları “BUBİ” adını kullandığı da büyük bir olasılıkla doğrudur!”Walther C.Langer, Hitler melek mi, Şeytan mı? S.164.
Harvard Üniversitesi Psikoloji Kliniği Direktörü Dr. Henry A.Murray, Hitlerin kişiliği hakkında bir rapor hazırlamıştı:
“Counter Aktive Narsizm!”Hakaret, Eziklik ve aşağılanma ile dürtüklenen bir kişilik!”Yenilirse, İNTİHAR EDER! Teşhisini de koymuştu. Raporun adı da:”Hitlerin Zihni/Gizli Savaş Dönemi Raporu”.Walther C.Langer,”The Mind of Hitler” adlı bir kitap yazmıştır.
Adolf Hitler; Birinci Dünya Savaşı çıktığında, Bavyera Kıralı Üçüncü Ludwig’in izni ile Bavyera ordusuna katıldı. Fransız cephesinde iki defa yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Askeri takma adı: Onbaşı Böhmischen Gefreiter(Bohemyalı).
Askerlik hizmetindeki başarılarından dolayı iki kere Demir Haç nişanı ile ödüllendirilmiştir:
Aralık 1914’te;İkinci sınıf Demir Haç(Iron Cross Second Class);
Ağustos 1918’de de; Birinci Sınıf Demir Haç,(Iron Cross Fırst Class) madalyalarıyla onurlandırılmıştır.
15 Ekim 1918’de zehirli gaz bombardımanında kısa süreli körlük yaşamıştır. Bunu isterik krizine bağlayanlar da vardır.
Onbaşı Adolf Hitler habercilik hizmetinin yanı sıra; askeri dergilerde yayımlanması için resimler de çekmiştir.”Liderlik özellikleri yeterli olmadığından onbaşı rütbesinde kalmıştır!”
Düşman kurşunu ile yaralandığından Gazilik madalyası da almıştır. Burada bir garip durum var. Bu gariplik Resim Akademisine kabul edilmediğinde de mevcuttur. İki defa Demir Haç nişanı verilen bir askere”Liyakatsiz!”Sicili vermek ırsiyetine bağlı olsa gerek diyorum. Viyana Resim Akademisine kabul edilmeme nedeni de aynı değerlendirmeden olabilir. Adolf Hitler; altı sene askerlik yaptıktan sonra, askeri üniformasını çıkarmıştır. Politikaya atılmadan önce(2000) resim yaptığı hesaplanmıştır.Yayımlanan resimleri bir sanat eseridir.
Etkili konuşmak için Astrolog Medyum Hanussen’den dersler almıştır. Her ders öncesi kendisine Morfin vurulmuştur!
Fransız cephesinde; Müttefiklerin topçu bombardımanı başladığında, bir siperde saklanan Onbaşı Adolf Hitler’in içinden gelen bir ses:
“Kalk Onbaşı Adolf Hitler, hemen mevzi değiştir!” Demiştir. Bu sesin emrine uyan Onbaşı Adolf Hitler, yeni mevziine ulaştığında, eski mevzisine bir top mermisi düşmüştür. O anda; Onbaşı Adolf Hitler; Almanya’yı için Tanrının kendisini koruduğuna inanmıştır!
“Hitler, kendisini Almanya’nın kurtarıcısı olarak, insanüstü bir varlık gibi, özel görevle yükümlü olduğuna inanmaktadır!”Walther C.Langer, S.G.E. S.16.
Ünlü Alman Filozofu Frederik Nietzsche-Nişi-“Zerdüş Böyle Dedi”adlı bir felsefe kitabıyla, insanüstülüğü Almanya’ya ve tüm dünyaya anlatmıştı. Kendisi de Frengiden çıldırarak ölmüştü.1870-71 Almanya-Fransa arasındaki savaşa sıhhiye eri olarak iştirak eden, bu ufak, tefek Filozof, yaralı bir askere narkoz verirken kendisi bayılmıştır!
Herman Göring; Birinci Dünya Savaşına pilot olarak katılmış, savaştan sonra Yüzbaşı rütbesiyle Alman Hava Kuvvetlerinden ayrılmış, uyuşturucu bağımlısı biriyken Nazi Partisine girerek Hava Mareşali rütbesiyle Alman Hava Kuvvetleri komutanı olmuştu. Bu uyuşturucu müptelası şöyle buyurmuştu:
“Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitlerdir. S.G.E. S.52.
Topal bacaklı Dr. Joseph Goebbels:”Hitler hiç değişmez. Çocukken nasılsa, şimdi de öyledir!”Demiştir. Bu tanım çok önemli bir husus içermektedir. Dr.Joseps Goebbels;1933 senesinde Nazi Partisine girmiş, toplumsal Psikoloji uzmanı bir aşağılık yaratıktır.30 Nisan 1945 günü, Adolf Hitlerin sığınağında, karısı ve altı Oğlan çocuğu ile intihar etmiştir.
Adolf Hitler;”Yahudiler ve Çingeneler, akrabalık bağları ile Üstün alman ırkını bozuyorlar!”Sıloganı ile Alt ve Orta sınıf Alman kırsal kesimini etkilemeyi başarmıştı.”Yalan ne kadar büyükse, inananı da o kadar çok olur!”Onun sözlerinden birisidir.
“Ben, dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
Tam Narsist Psikopat bir ifade!
Adolf Hitler, Münih’teki bir birahanedeki darbe girişiminden 01 Nisan 1924 senesinde (5) yıl hapis cezası almıştı. Dokuz ay cezaevinde kalarak Mein kampf –Kavgam-adlı kitabını yazmıştı. Alman Nasyonal Sosyalist Partisini ele geçirerek,”Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi”—Nationel sosyalist German workers Party- adı ile politika arenasına atılmıştı. Kısacası Nazi Partisi adını alacak olan bu parti NSDAP kısaltması ile anılıyordu. Partiden istifa etmiş, geri dön çağırısı üzerine de,1’e karşı 563 oy ile genel başkan seçilmişti.
1928 genel Seçiminde 12 Milletvekili ile
1930’da %18 oy ve 107 Milletvekiliyle,
31 Temmuz 1937 genel Seçiminde de %37 oyla Alman Cumhurbaşkanı Mareşal Hindenburk’tan Başvekilliği-Şansölyelik- almıştı. Ocak 1933 tarihinde, Katolik merkez Partisiyle anlaşamadığından,05 mart 1933’te yapılan yeni genel seçimde oyların %44’ünü alarak, tek başına iktidar olmuştu.
Alman Parlamentosunu yaktırarak, yangın faili olarak Hollandalı akıl hastası olan Van der Lubbe adlı bir genci ve Bulgar Komünisti Dimitrof’u mahkeme huzuruna çıkartmıştır.Dimitrof’un savunması Hitleri ve yargılamayı yapan soytarı yargıçlar kurulunu deli etmiştir.Dimitrof beraat etmiş;Zavallı Van der Lubbe idama hüküm giymiştir.
YETKİ KANUNU!
Bu kanunla Reichtag-Alman Parlamentosu-yetkilerini (4) seneliğine Nazi hükümetine bırakıyordu! 2/3 Milletvekili çoğunluğu hile ile sağlanmıştı.(80) Milletvekili gözaltına alındı. Oylama yapılacağı gün; SA’LAR parlamentoyu kuşattılar.
“23 Mart 1933 günü;”Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Yetki Kanun Tasarısı” kabul edildi.

Bizdeki benzerliğe bir göz atalım: Anayasamızın (145)’inci maddesine göre;”askerler işlemiş oldukları askerlikleriyle ilgili suçlardan Askeri Mahkemelerde yargılanırlar’” hükmüne aykırı bir kanun, bir gece yarısı operasyonu ile MUHALEFETİN HABERİ OLMADAN VE KOMİSYONLARDAN GEÇİRİLMEDEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLETVEKİLLERİ MECLİSİNCE KABUL EDİLEREK imzasız ihbar mektupları ve maskeli tanıklarla emekli ve muvazzaf subaylar polislerce yaka ve paça yakalanarak özel mahkemelerce tutuklanmışlardır!
02 ağustos 1934 tarihinde Alman cumhurbaşkanı Ünlü Mareşal Paul Von Hindenburk ölünce Adolf Hitlere gün doğmuştur. Alkolik bir Polis komiserinin fişlemiş olduğu NAZİ yanlısı olmayan Polislerin 2/3 mesleklerinden kovularak yerlerine Nazizm yanlısı gençler alınmıştır. Ünlü GESTAPO örgütü de kurulmuştur. Hitler için tehlike arz eden SA örgütünün Homoseksüel lideri Yüzbaşı Ernest Röhm, yardımcıları Edmund Heinks, Gregor Strasser ve Kurt Schleicher,29 Ocak1934 gecesi, öldürülerek SA mensupları da SS’LEERE-Schutz Staffel- katılmışlardır.
Mart 1933 tarihinde uzun Bıçaklar gecesi olarak adlandırılan eylemler sahneye konmuştu. Yahudilere ait iş yerleri ve Nazizm’e zararlı görülen kitaplar yakılmıştı. Almanların Yahudilerle evlenmelerini yasaklayan yasalar çıkarılarak ivedilikle yürürlüğe konulmuştu, Adolf Hitler, milletleri iki grupta toplamıştı:
1-Ari ırka mensuplar,
2-değersiz halklar!
Özürlü çocukları hastanelerde iğne ile öldürttüğü söylenmiştir. Alman ırkını saflaştırmak için, İNSAN HARALARI kurarak, genç ve sağlıklı kız ve erkekleri buralarda çiftleştirmiştir!
Strazburk Üniversitesinden bir doktor, savaşı fırsat bilerek her yaştan iskelet koleksiyonu yapmağa kalkıştığında neler mi olmuş! Çeşitli yaşlardan (200) çocuk, kız, kadın ve erkek anılan üniversiteye gönderilerek, iğne ile öldürülüp, iskeletleri koleksiyona renk katmıştır!
Adolf Hitler; Alman Silahlı Kuvvetlerini iğdiş etmek için; sevilen iki Komutanı güpe gündüz eşleriyle birlikte Gestapo’ya öldürtmüştür. İsim benzerliğinden yararlanarak bir homoseksüel emekli Yarbayın ismini taşıyan Alman Genelkurmay Başkanını, aşağılayarak emekliye sevk etmiştir. Norveç’in işgalinde hatalı bulduğu Alman Genelkurmay Başkanını da emekliye sevk etmiştir. Rütbesini de Onbaşılığa indirdiği Orgenerali Rus cephesine sürmüştür.
Adolf Hitler (42) Suikasttan kurtulmuştur. Mareşal Kont Helmuth Von Moltke’nin liderliğinde, Dr.Schacht, Belçika Valisi Von Falkenhausen, Mareşal Erving Rommel, Von Beck; Paris Valisi Kayl Heinrich Stupnagel, çok sayıda sivil görevli ve bir gözünü ve bir kolunu Kuzey Afrika’da kaybetmiş olan Kurmay Yarbay Kont Claus Fon Stauffenberp Adolf Hitleri öldürerek yerine Feld Mareşal Witzleben’i geçirmeye karar vermişlerdir.20 Temmuz 1944 tarihinde; Hitlerin gizli karargâhında gerçekleştirilen bombalı suikast başarısız olmuştur. Harp Divanı’nın, sanıklar hakkındaki ölüm kararları hemen kurşuna dizilmek suretiyle infaz edilmiştir, Mareşal Witzleben kemersiz olarak verilen geniş belli bir pantolonu düşürmemek için elleriyle tutmasını mahkeme başkanı Nazi Yargıç alayla karşılayarak hakaret etmiştir. Bu ünlü aşağılık Nazi Yargıç ta bir hava bombardımanında ölmüştür. İdam cezasına çarptırılan Mareşal Witzleben, kasap çengeline asılarak öldürülmüştür. Geri kalan (5000) sanık, özel görevlilerle piyano telleriyle boğulmuştur. Bayılan kameramanların yerine yenileri geçirilmiştir. HOLOKOST adlı bu filmin TRT’de oynatılmasını MHP. Başkanı Hüseyin Seyfullah Bey önlemişti! Onbaşı Adolf Hitler,(42) suikast girişiminden kurtulmuştu.
Diktatörleri ve diktatör taslaklarını incelediğimiz zaman ruhsal yapılarının hemen, hemen aynı olduğunu görürüz. NARSİST PSİKOPAT! Ve dahi Yetişme tarzı.
Ünlü Viyanalı Yahudi Dr. Ve PsikanalistSigmunt Freud NARSİZM OLGUSUNU ORTAYA ATMIŞTI.kelimenin kökeni mitolojiden alınmıştır.Nilüfer çiçekleri nasıl suda kendi hayallerine âşık olarak yaşarlarsa,Narsist Psikopatlar da kendi ruh dünyalarında yaşarlar.Başkalarının hak ve ihtiyaçlarına aldırmadan kendilerini öne çıkararak hep önde kalma savaşını veririler.Her şeyi istedikleri gibi yönetmeye yönlendirmeye ve başkalarından yararlanmaya çaba gösterirler.Gerçek dışı güç ve para ve aykırı düşünceler geliştirilerek bir doyumsuzluk dünyasında yaşarlar. Bu durumu Sayın Dexter Morgan şöyle anlatmıştır:
“gerçek ya da hayali bir hakaret, ezilme ya da aşağılanma ile dürtüklenen bir kişiliği vardır Hitlerin!”Hitlerin kendisi de kendi karakterini ve ruh yapısını böyle tanımlamaktadır:
“Ben; dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
“Beceri ve yetenek eğitim ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani Tanrı’nın bir lütfudur!”
Adolf Hitler Babasının bir Yahudi piçi olduğunu ve iki çeşit kan taşıdığını biliyordu. Viyana’da, Yahudiler lüks ve şatafat içersinde yaşarlarken,13 yaşında bir çocuk olarak sefaleti oynuyordu. Kendisini Alman yetkililerinin de, Almanların hak ve hukuklarından ayrık tutması da hep bu Yahudiler yüzünden olmuştu. Tanrı kendisini özel yeteneklerle yarattığına göre; Almanların gözüne girecek ve kendisini yüceltecek bir yol bulmalıdır.”Üstün yetenekli, yanılmaz ve yenilmez adamı oynamalıdır”!Adolf Hitler hiçbir kimsenin yanında soyunmamıştır. Terzilerine bile ölçü vermek yerine eski giysilerinden provalar yaptırtmıştır. İki Kız kardeşi de aptaldır. Yeğeni genç bir Hanım ile girmiş olduğu bir aşk oyununda bu genç Hanım intihar etmiştir. Berlin film stüdyolarından edinmiş olduğu genç ve güzel bir sevgilisi de intihar etmiştir. Kendisinden başkasını beğenmez ve kendi fikirlerinden başka fikirlere de inanmış gözle bakamaz. Narsizm ile Psikopatlık birleşince Şizofrenik bir tablo ortaya çıkmaktadır. Birleşik kaplar kanununa göre de Toplumsal Şizofreni ortaya çıkarak toplumu esir etmektedir!. Kendisini, kendisinden dinleyelim:
“Zayıfa acımak, Doğaya ihanettir.”
“Düşünce özgürlüğü tüm kötülüklerin anasıdır. Eğer savaş kaybedilirse, bu benim umurumda bile değil. İnsanlar perişan olurlarsa olsunlar. Bir tek gözyaşı bile dökmem onlar için. Onlar hiçbir şey hak etmediler!”
“Yalan ne kadar büyük olursa inananı da o kadar çok olur!”
20 Temmuz 1944 suikastından sonra; çılgınlığı ve dengesizliği doruğa çıkmıştır. En büyük bilginler ve komutanlar peşinden gelince, hastalığı da artmıştır.
Çeşmealtında, öğretmen bir karı-kocanın iki oğlu da anormaldir. Bu anormalliğin nedeni araştırıldığında: KAN UYUŞMAZLIĞI ORTAYA çıkmıştır! Şehzade Orhan; Bizanslı bir Tekfur kızı ile evlenmeye kalktığında Anası Mal Hatun şöyle itiraz etmiş:
“Cengiz Hanın bir sözü vardır: Türk’ün kanına başka kan karışmadığı sürece Türkleri yenmek mümkün değildir.”Kan karışımı iki kişilik ortaya çıkarmaktadır. Tüm çocuklar Narsist bir ruh yapısındadırlar. Hep isterler. Çocuk büyüdüğünde diğer insanları da fark ederek diğergam olur. Çocukluk ruhu ile büyüyenler Narsist psikopatlığa da adaydırlar. Kendisiyle ve istekleri ile bütünleşirler.
İster misiniz; ülkemizde de Diktaya özenen bir Büyüğümüzü de masamıza yatıralım?
“Tayyip anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü Yahudisiydi. Babası tarafından, Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu İlçesine bağlı Dumankaya ya da Rumca ismiyle PİLİHOZ köyünden Eşkıya BAKATLI Teyup’un torunuydu. Yani RUMDU!
Bu konuyu anlamak istemeyenler, bir kere daha açık bir ifadeyle izah edeyim:
TAYYİP: Anne tarafından Gürcü Yahudi’si,
Baba yönünden ise RUM ÇOCUĞU idi.”Ergün Poyraz,”TAKUNYALI FÜHRER, s.28.
Tayyip:” Amaca ulaşmak için gerekirse Papaz elbisesi giyerim!” Demiştir. Ergün Poyraz. S.G.E. S.104.
Denizlili Fatma Durmuş,”İlahilerden Halka Çağrı” adlı bir kitap yazarak 10.000 adet bastırıp, dağıtmıştır. Bakınız burada neler demektedir:
“Tayyip Allah yolunun bekçisidir,”
“Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir.”
“Sevenlerini de üzmek aynıdır.”
“Susun, şiir değil dini yaşaman!”Ergün Poyraz, S.G.E. S.39.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan; Tekirdağ’da şöyle konuşmuş:”Rahmetli Menderes tam takır hazineyi doldurdu. Merhumu idam ettiler, Hazineyi boşalttılar!”Basın.
“Biz, nabza göre şerbet verenlerden olmadık. Bizim kelamımız Rüşvet’i Kelam değildir. Biz, Van’da ne konuşursak Tekirdağ’da da onu konuşuruz.”Bendeniz, hiçbir şekilde PAPAZ elbisesi giymem. Yalınız;27 Mayıs 1960’tan sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası açıldığında: (18) ton altın çıkmıştı.(104)ton altın Londra’ya rehin olarak gönderilmişti. Cennetmekân Rahmetli Mustafa ismet İnönü, Düyun’u Umumiye borçlarını da ödeyerek;(127) ton altın,(300)Milyon dolar ve çok sağlam 950.000.000)Milyonluk bir bütçe bırakmıştı. Mark’ın alım değeri de (50) Kuruştu! Şimdi soruyorum: Hangimizin dediği doğrudur!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de ”Diktatör!” Diyenlere bir yabancının yanıtı çok görkemlidir:
“Diktatörlük, gölgesinde ot bitmeyen bir çınar ağacıdır. Pekiyi, siz nerede yetiştiniz?”

İzleyiciler

Blog Arşivi