OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
Çeşmealtı;06 Eylül 2010.-18 Haziran 2011.
HALK, DELİLERDEN NE DAHİLER YARATIR!
“Toplumun esir ettiği Mücrim delidir! Toplumu esir alan Mücrimse dâhidir! Cürüm ve Deha.
“Cürüm ve Deha, bir yaprağın iki yüzü gibidir.”Cürüm ve Deha.
“Bir yerde dinden söz edildi mi, sıkı durunuz: ya canınızı ya da malınızı alacaklardır!”Konfiçyus.
“Tanrı iradesini hâkim kılmak için, yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Kötü insanlarsa, kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar!”Giardano Bruno.16 Şubat 1600 tarihinde; Engizisyonca Roma’da yakılan Gök Bilgini Büyük Papaz.
“Muhterem Milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne çıkaracağı ADAMLARIN KANINDAKİ, VİCDANINDAKİ ASLİ CEVHERİ, çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasınlar!”
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.
“NE BÜYÜKSÜN Kİ, KANIN KURTARIYOR TEVHİDİ!”Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şehitlerine.
“POLİTİKA, YALAN TARİHİDİR!”Adolf Hitler.
“Sayın Ekselansları; bendeniz de soyca GÜRCÜ ASILLIYIMDIR!”Türkiye Cumhuriyeti Başvekili Sayın RTE’NİN, Gürcistan Cumhurbaşkanı Ekselans Mihail Saakişvili’ye, Tifliste itirafları.”Basından.
“Devlet adamları gelecek nesilleri düşünür; politikacılar da gelecek seçimleri düşünür!”Profesör Dr. Maurice Duverger.
Devlet adamları, devletlerini hukuk ile diktatörler ve diktatör heveslileri de, KULLARI vasıtasıyla, KANUN ve ESİR KAMPLARI ile yönetirler. Ostüzü.
Emekli J.Kd. Alb. Sayın Ahmet Avcı ile tanışıklığımız 29 Temmuz 1977 tarihine dayanır. Manisa İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda tanışmıştık. İrtibatımızı da hiç yitirmeden bugünlere gelmiş bulunuyoruz. Bu Aziz Meslektaşımdan bir ileti almıştım:
“Sayın Komutanım; diktatörlerin ruhsal yapısı hakkında benden bir yazı istenmişti. Ben,”bu işi Sayın Osman Bey yapabilir”; diyerek topu size attığımı bilgilerinize sunarım!”
Sayın Avcıyı kırmanın yanında, utandırmak ve güvenini sarsmak ta vardı. Oturdum ilk yazımın altı sahifesini yazdım. Meraklı birisi benim bir dosyamı okuduktan sonra, ol mübarek dosyayı silme çubuğunun üzerine koymuş. Açık duran yazıların tümü de silinmiş. Üzüntüden,”hayır” sonucu çıkan devlet büyüğümüze dönmüş, mosmor kesilmiştim. Eşim Sayın Hamret Hanım bir akıl verdiler:
“Sizi, iflah ve ıslah kabul etmez bir Atatürkçü olarak bu Ramazan’ı Şerifte, her akşam Nutku okuyor!”Diyerek, Silivri’nin Müddei Hususisi Zekeriya Öz’e ihbar edeyim. Polis gelir ve silinmiş yazınızı, Mustafa Balbay’ın silinmişini okudukları gibi, okurlar. Üzülmenize de gerek kalmaz!” Dediler. Çok akıllıca ve güncel ve Yeni RTE’NİN Hukukuna da uygun bir çözüm olmasına karşın; bendeniz, yeniden yazmaya karar vererek bu satırlara kadar geldim.
Bu konuyu, derinlemesine de incelemiştim. Bu tip yaratıkların hepsi de, tarihten günümüze, bir hastalığın, yetişme tarzlarından kaynaklanmış olan bir hastalığın pençesinde sosyal tradejilik bir facia yaşamaktaydılar.
Sümer devletini yıkan Birinci Sargon,”suyla gelen”olarak vasıflandırılan Elamlı bir piç idi! Sümer Kıralının sarayında, altı adamıyla birlikte, Sümer Kıralının içkisini dağıtmakla görevliydi. Ne çilelerle, ne aşağılanıp, hor görülmelerle oraya kadar geldiğini tahmin edebiliriz. Kıralların görevlerinin, içkilerini bile başkalarına dağıttırarak lüks içinde yaşamak olduğunu görerek Sümer devletini yıkarak, bu en kültürlü ve uygar ulusun başına zalim bir diktatör olarak oturmuştur.
Panama Diktatörü Albay Antonio Manuel Noriega, Panama Genelevlerinin birisinde dünyaya gözlerini açmış bir piçten başka bir şey değildi. Amerika’da görmüş olduğu”Psikolojik Savaş” eğitimiyle başarıya ulaşmıştı. Önce;1970 yılında, Panama gizli servisi G2’nin başkanı olarak, Panama Diktatörü Omar Tarrejos’un kirli işlerini ayarladı. Omar Tarrejos’un 1981 senesinde, bir uçak kazasında ölmesi üzerine de Panama ordusu içersindeki hasımlarını diskalifiye ederek, 1983 tarihinde, Panama Diktatör’ü oldu. İktidara gelir, gelmez diktatörlüğünü ilan etmiş; uyuşturucu ticaretine de el atmıştı.1990 senesinde; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Baba George Bouch’un emri ile Panama işgal edilerek Manuel Noriega da yakalanıp,(17) senelik bir hapis cezasına çarptırılmıştı.2007 senesinde hapisten çıkar, çıkmaz da Fransa’nın isteği üzerine Fransa’ya teslim edilmiş; uyuşturucu paralarını Fransız bankalarından aklama suçu ile de,(76) yaşına bakılmaksızın, 07 Temmuz 2010 tarihinde,(7) sene hapse mahkûm edilmişti. Bu Zavallı Antonio Manuel Noriega da, NARSİST PSİKOPAT hastalığının pençesine düşmüş bir zavallıydı. İleride geniş açıklama yapacağım.
İDİ ÂMİN DADA OUMEE(1925-16Ağustos 2003).
Tarihin kaydettiği en gaddar ve yamyam diktatörlerden birisidir. Uganda’nın Koboka bölgesinde bulunan Kakwa Zenci kabilesindendir.1943 senesinde; İngiliz Müstemleke Birliklerinde askerlik yaşamı başlamıştır. İkinci Dünya Savaşında; Birmanya’da savaşmıştır. Kenya’da İngilizlere karşı başkaldıran Mau Mau isyancılarına karşı,1952-1956 senelerinde bil fiil savaşmıştır. Önce Astsubay Başçavuş; sonra da subay yapılmıştır. Kendisinin hiç tahsili yoktur ve Boksördür.1951-1960 yılları arası Uganda ağır sıklet boks şampiyonu olmuştur.25 Ocak 1971 tarihinde; bir askeri darbe ile kendisine tüm makamları veren Başkan Milton Obete’yi devirmiş, Uganda Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı ve Uganda Devlet Başkanı olmuştur. Kendisine çeşitli sıfatlar vermiştir:”Uganda Cezaevleri Genel Müdürü!”En sonunda da; kendisini “İskoçya kıralı” ilan etmiştir.1975 senesinde kendisini Mareşal yapmış; İngiltere eskici pazarlarından toplatmış olduğu madalya ve nişanlarla göğsünü doldurmuştur.1976 senesinde de, kendisini ömür boyu Uganda Devlet Başkanı olarak ilan etmiştir.
Anası bir büyücüdür. Akodli ve Lango kabilelerinin yok edilmesini emretmiştir. İktidarı sırasında40.000-100.000 kişinin işkenceden geçirilerek öldürüldüğü hesaplanmıştır. Yakaladığı esirleri canlı, canlı yediği söylenir. Sarayındaki derin dondurucuda, ileride yemesi için insan cesetleri olduğu iddia edilmiştir. Kızdığı devlet başkanlarını rinkte dövüşmeye davet etmiştir. Tanzanya devletinin desteğindeki Ugandalı gerillalar ayaklanarak, Mareşal! İdi Âminin güçlerini yenmiştir. Ugandalı gerillalar, Başşehir Kampala’ya gelmeden İdi Âmin Libya’ya, oradan ırak üzerinden Suudi Arabistan’a kaçmıştır. Dört eşinden ikisi, idi Âmin’in (22) çocuğu ile Suudi Arabistan’a, İdi Âmin’in yanına sığınmıştır. Birleşmiş Milletlerin Cenevre bölümünde “Keyif verici Maddeler—Barbitürük—kursunda; Afrika’dan kursa gelen Subay ve polis şefleri, İdi Âmin ile dalga geçmekten çok zevk alırlardı. İngiliz Ordusunda “Bulaşıkçılıkla” göreve geldiğini vurgulamak için”Marechale de la Vaizsele—Kap kacak Mareşali—diye dalga geçerlerdi.
ÜNLÜ ENTEBBE BASKINI!
3-4 Temmuz 1976 günleri Tel-Aviv-Paris seferini yapmakta olan, Fransız “Air France”Hava Yollarına ait,”Air France Flight 139 sefer sayılı uçak”;Filistin Kurtuluş ordusu Militanlarınca kaçırılarak Uganda’nın Entebbe Hava Limanına indirilmişti. Uçağı, FKÖ. Adına, Alman Baader-Meinhof Terör örgütünden Wilfred Boose ve Bayan terörist Gabriela ve Beş Korsan kaçırmıştı. Oyunun Figüran oyuncularından birisi de Mareşal! İdi Âmin idi. İsraillilerle mükemmel diyalogu olan bu dengesiz adam, İsraillilere oynamış olduğu bu kanlı oyunun da altında kalmıştı. Entebbe Hava meydanında rehine Yolculara koltuklar getirtmiş ve mükellef bir kahvaltı sofrası da sunmuştu. Rehineler arasında dolaşarak:
“Yüce Tanrı tarafından sizleri kurtarmakla görevlendirildim!”Sözünü tekrarlamıştır.
İsrail Başbakanı Benjamin Netahyanu’nun Ağabeysi Yarbay Yonatan Netahyanu emrindeki (200) İsrail Komandosu,(90) dakikalık bir operasyon sonucunda;(7) korsanı (48) dakika içersinde öldürmüştü. Ayrıca;(45) Uganda askeri ve (11) savaş uçağı da yok edilmişti. Bu operasyon sırasında; Operasyonu yöneten Yarbay Yonatan Netahyanu ölmüş (4) İsrail Komandosu da yaralanmıştır.(4)Rehine kurtarma operasyonu sırasında ölmüş; hastaneye kaldırılan Yaralı bir rehine de Ugandalı askerce öldürülmüştü. Vaktim olsa da bu operasyonun tamamını yazabilsem diyorum!
Hiç tahsili olmadan, önce astsubay, sonra da Subay olan ve dokuz sene de Uganda ağır Sıklet Boks Şampiyonu olan İdi Âmin de, Şizofrenik bir ruh kabartısı içinde zırvalayan bir Narsist Psikopat idi.
“Tanrı’nın vermiş olduğu yüzüm, dünyanın en güzel yüzüdür!” Diye de övünüyordu.
ADOLF HİTLER!
Doğum tarihi:20Nisan 1889.
Doğduğu yer: Braunau am inn, Yukarı Avusturya.
Babasının adı:Alois Schicklgruber(1837-1903).
Anasının adı: Klara Pölzl(1860-1907).
Ölüm tarihi:30 Nisan 1945,Berlin, Başbakanlık sığınağı.
Ölüm nedeni: Zehir ve tabancayla intihar.
Hitlerin Büyük babası Johann George Hiedler, Aşağı Avusturya köylerinde gezginci bir değirmenciydi.1824 senesinde; ilk evlenmesinden beş ay sonra doğan oğlu ve eşi öldüler.18 sene sonra; Duerrenthal’in Strone köyünden, Maria Anna Schicklgruber adlı,(47) yaşında bir kadınla tekrar evlendi.7 Haziran 1837 tarihinde; Maria’nın gayrimeşru bir oğlu oldu. Bu çocuk; Alois Schicklgruber olarak büyüdü. Maria Anna;1847tarihinde öldü. Bu ölümden sonra, Johann George Hiedler ortalıktan yok oldu.84 yaşında; Waldvierte’de,
Weitra kasabasında yeniden ortaya çıktı. Bu sefer adını Hitler olarak yazıyordu. Üç tanıkla bir Notere giderek, kendisini ALOİS Schicklgruber’in babası olarak kaydettirdi! William L.Shirer, Nazi İmparatorluğu,1’inci C.S.24.
39 yaşına kadar, Annesinin soyadını taşıyan Alois, doğum kayıtlarını tutan bir Papazdan, Üvey babasının Johann George Hiedler olduğunu öğrendi. Alois, özel izinle, ikinci dereceden yeğeni Klara Pölzl ile evlendi.
Adolf Hitler bu ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Güstav İda bebek iken öldü. Dördüncü çocuk Edmund da (6) yaşında öldü.21 Ocak 1896’da Kız kardeşi Paula Hitler doğdu. Hiedler, Huetler, Hueffler,”Hiedler” soyadını kullandılar. Sonunda;bu soyadı “Hitler’e” dönüştü. Adolf Hitler,1920’den sonra WOLF takma adını kullanmıştı. WOLF, Eski Almancada, ASİL KURT anlamına geliyordu! Alois Hitler; Viyana’da Yahudi asıllı Prinz adlı birisini Adolf’un Vaftiz babası yapmıştı!
Hitler, bir ara İDA takma adını da kullanmıştı. Babası öldükten sonra büyük bir yıkıntıya uğramıştır. Babasından kalan parayı ablasına vermiştir. Lise üçüncü sınıftan, liseyi terk ederek öksüz çocuklar yurduna yerleşmiştir.1909 senesinde de evsizler yurduna daha sonra da fakirlerin kaldığı bir eve taşındı. Ressam olmak istiyordu; Resim Akademisi kendisini başarısız bularak kabul etmemişti. Homoseksüellerin eyleştikleri bir otele gidip gelmeye başlamıştı.
İngiltere Başbakanı W.Churchill’in kendisine verdiği(11.000) gizli belgeyi inceleyen Walther C.Langer, Adolf Hitlerin kişiliğinin analizini yapmıştır:
“Hitlerin normal kişilerden çok Eşcinsellerin yanında rahat ettiği doğrudur. Strasser’in belirttiği gibi; kişisel korumalarının hepisi de Eşcinseldi. Hitlerin Eşcinsel eşi olduklarını söyleyen iki oğlana da rastladığını belirtmiştir. Hitler’in, Eşcinsel arkadaşları için kullandıkları “BUBİ” adını kullandığı da büyük bir olasılıkla doğrudur!”Walther C.Langer, Hitler melek mi, Şeytan mı? S.164.
Harvard Üniversitesi Psikoloji Kliniği Direktörü Dr. Henry A.Murray, Hitlerin kişiliği hakkında bir rapor hazırlamıştı:
“Counter Aktive Narsizm!”Hakaret, Eziklik ve aşağılanma ile dürtüklenen bir kişilik!”Yenilirse, İNTİHAR EDER! Teşhisini de koymuştu. Raporun adı da:”Hitlerin Zihni/Gizli Savaş Dönemi Raporu”.Walther C.Langer,”The Mind of Hitler” adlı bir kitap yazmıştır.
Adolf Hitler; Birinci Dünya Savaşı çıktığında, Bavyera Kıralı Üçüncü Ludwig’in izni ile Bavyera ordusuna katıldı. Fransız cephesinde iki defa yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Askeri takma adı: Onbaşı Böhmischen Gefreiter(Bohemyalı).
Askerlik hizmetindeki başarılarından dolayı iki kere Demir Haç nişanı ile ödüllendirilmiştir:
Aralık 1914’te;İkinci sınıf Demir Haç(Iron Cross Second Class);
Ağustos 1918’de de; Birinci Sınıf Demir Haç,(Iron Cross Fırst Class) madalyalarıyla onurlandırılmıştır.
15 Ekim 1918’de zehirli gaz bombardımanında kısa süreli körlük yaşamıştır. Bunu isterik krizine bağlayanlar da vardır.
Onbaşı Adolf Hitler habercilik hizmetinin yanı sıra; askeri dergilerde yayımlanması için resimler de çekmiştir.”Liderlik özellikleri yeterli olmadığından onbaşı rütbesinde kalmıştır!”
Düşman kurşunu ile yaralandığından Gazilik madalyası da almıştır. Burada bir garip durum var. Bu gariplik Resim Akademisine kabul edilmediğinde de mevcuttur. İki defa Demir Haç nişanı verilen bir askere”Liyakatsiz!”Sicili vermek ırsiyetine bağlı olsa gerek diyorum. Viyana Resim Akademisine kabul edilmeme nedeni de aynı değerlendirmeden olabilir. Adolf Hitler; altı sene askerlik yaptıktan sonra, askeri üniformasını çıkarmıştır. Politikaya atılmadan önce(2000) resim yaptığı hesaplanmıştır.Yayımlanan resimleri bir sanat eseridir.
Etkili konuşmak için Astrolog Medyum Hanussen’den dersler almıştır. Her ders öncesi kendisine Morfin vurulmuştur!
Fransız cephesinde; Müttefiklerin topçu bombardımanı başladığında, bir siperde saklanan Onbaşı Adolf Hitler’in içinden gelen bir ses:
“Kalk Onbaşı Adolf Hitler, hemen mevzi değiştir!” Demiştir. Bu sesin emrine uyan Onbaşı Adolf Hitler, yeni mevziine ulaştığında, eski mevzisine bir top mermisi düşmüştür. O anda; Onbaşı Adolf Hitler; Almanya’yı için Tanrının kendisini koruduğuna inanmıştır!
“Hitler, kendisini Almanya’nın kurtarıcısı olarak, insanüstü bir varlık gibi, özel görevle yükümlü olduğuna inanmaktadır!”Walther C.Langer, S.G.E. S.16.
Ünlü Alman Filozofu Frederik Nietzsche-Nişi-“Zerdüş Böyle Dedi”adlı bir felsefe kitabıyla, insanüstülüğü Almanya’ya ve tüm dünyaya anlatmıştı. Kendisi de Frengiden çıldırarak ölmüştü.1870-71 Almanya-Fransa arasındaki savaşa sıhhiye eri olarak iştirak eden, bu ufak, tefek Filozof, yaralı bir askere narkoz verirken kendisi bayılmıştır!
Herman Göring; Birinci Dünya Savaşına pilot olarak katılmış, savaştan sonra Yüzbaşı rütbesiyle Alman Hava Kuvvetlerinden ayrılmış, uyuşturucu bağımlısı biriyken Nazi Partisine girerek Hava Mareşali rütbesiyle Alman Hava Kuvvetleri komutanı olmuştu. Bu uyuşturucu müptelası şöyle buyurmuştu:
“Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitlerdir. S.G.E. S.52.
Topal bacaklı Dr. Joseph Goebbels:”Hitler hiç değişmez. Çocukken nasılsa, şimdi de öyledir!”Demiştir. Bu tanım çok önemli bir husus içermektedir. Dr.Joseps Goebbels;1933 senesinde Nazi Partisine girmiş, toplumsal Psikoloji uzmanı bir aşağılık yaratıktır.30 Nisan 1945 günü, Adolf Hitlerin sığınağında, karısı ve altı Oğlan çocuğu ile intihar etmiştir.
Adolf Hitler;”Yahudiler ve Çingeneler, akrabalık bağları ile Üstün alman ırkını bozuyorlar!”Sıloganı ile Alt ve Orta sınıf Alman kırsal kesimini etkilemeyi başarmıştı.”Yalan ne kadar büyükse, inananı da o kadar çok olur!”Onun sözlerinden birisidir.
“Ben, dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
Tam Narsist Psikopat bir ifade!
Adolf Hitler, Münih’teki bir birahanedeki darbe girişiminden 01 Nisan 1924 senesinde (5) yıl hapis cezası almıştı. Dokuz ay cezaevinde kalarak Mein kampf –Kavgam-adlı kitabını yazmıştı. Alman Nasyonal Sosyalist Partisini ele geçirerek,”Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi”—Nationel sosyalist German workers Party- adı ile politika arenasına atılmıştı. Kısacası Nazi Partisi adını alacak olan bu parti NSDAP kısaltması ile anılıyordu. Partiden istifa etmiş, geri dön çağırısı üzerine de,1’e karşı 563 oy ile genel başkan seçilmişti.
1928 genel Seçiminde 12 Milletvekili ile
1930’da %18 oy ve 107 Milletvekiliyle,
31 Temmuz 1937 genel Seçiminde de %37 oyla Alman Cumhurbaşkanı Mareşal Hindenburk’tan Başvekilliği-Şansölyelik- almıştı. Ocak 1933 tarihinde, Katolik merkez Partisiyle anlaşamadığından,05 mart 1933’te yapılan yeni genel seçimde oyların %44’ünü alarak, tek başına iktidar olmuştu.
Alman Parlamentosunu yaktırarak, yangın faili olarak Hollandalı akıl hastası olan Van der Lubbe adlı bir genci ve Bulgar Komünisti Dimitrof’u mahkeme huzuruna çıkartmıştır.Dimitrof’un savunması Hitleri ve yargılamayı yapan soytarı yargıçlar kurulunu deli etmiştir.Dimitrof beraat etmiş;Zavallı Van der Lubbe idama hüküm giymiştir.
YETKİ KANUNU!
Bu kanunla Reichtag-Alman Parlamentosu-yetkilerini (4) seneliğine Nazi hükümetine bırakıyordu! 2/3 Milletvekili çoğunluğu hile ile sağlanmıştı.(80) Milletvekili gözaltına alındı. Oylama yapılacağı gün; SA’LAR parlamentoyu kuşattılar.
“23 Mart 1933 günü;”Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Yetki Kanun Tasarısı” kabul edildi.
Bizdeki benzerliğe bir göz atalım: Anayasamızın (145)’inci maddesine göre;”askerler işlemiş oldukları askerlikleriyle ilgili suçlardan Askeri Mahkemelerde yargılanırlar’” hükmüne aykırı bir kanun, bir gece yarısı operasyonu ile MUHALEFETİN HABERİ OLMADAN VE KOMİSYONLARDAN GEÇİRİLMEDEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLETVEKİLLERİ MECLİSİNCE KABUL EDİLEREK imzasız ihbar mektupları ve maskeli tanıklarla emekli ve muvazzaf subaylar polislerce yaka ve paça yakalanarak özel mahkemelerce tutuklanmışlardır!
02 ağustos 1934 tarihinde Alman cumhurbaşkanı Ünlü Mareşal Paul Von Hindenburk ölünce Adolf Hitlere gün doğmuştur. Alkolik bir Polis komiserinin fişlemiş olduğu NAZİ yanlısı olmayan Polislerin 2/3 mesleklerinden kovularak yerlerine Nazizm yanlısı gençler alınmıştır. Ünlü GESTAPO örgütü de kurulmuştur. Hitler için tehlike arz eden SA örgütünün Homoseksüel lideri Yüzbaşı Ernest Röhm, yardımcıları Edmund Heinks, Gregor Strasser ve Kurt Schleicher,29 Ocak1934 gecesi, öldürülerek SA mensupları da SS’LEERE-Schutz Staffel- katılmışlardır.
Mart 1933 tarihinde uzun Bıçaklar gecesi olarak adlandırılan eylemler sahneye konmuştu. Yahudilere ait iş yerleri ve Nazizm’e zararlı görülen kitaplar yakılmıştı. Almanların Yahudilerle evlenmelerini yasaklayan yasalar çıkarılarak ivedilikle yürürlüğe konulmuştu, Adolf Hitler, milletleri iki grupta toplamıştı:
1-Ari ırka mensuplar,
2-değersiz halklar!
Özürlü çocukları hastanelerde iğne ile öldürttüğü söylenmiştir. Alman ırkını saflaştırmak için, İNSAN HARALARI kurarak, genç ve sağlıklı kız ve erkekleri buralarda çiftleştirmiştir!
Strazburk Üniversitesinden bir doktor, savaşı fırsat bilerek her yaştan iskelet koleksiyonu yapmağa kalkıştığında neler mi olmuş! Çeşitli yaşlardan (200) çocuk, kız, kadın ve erkek anılan üniversiteye gönderilerek, iğne ile öldürülüp, iskeletleri koleksiyona renk katmıştır!
Adolf Hitler; Alman Silahlı Kuvvetlerini iğdiş etmek için; sevilen iki Komutanı güpe gündüz eşleriyle birlikte Gestapo’ya öldürtmüştür. İsim benzerliğinden yararlanarak bir homoseksüel emekli Yarbayın ismini taşıyan Alman Genelkurmay Başkanını, aşağılayarak emekliye sevk etmiştir. Norveç’in işgalinde hatalı bulduğu Alman Genelkurmay Başkanını da emekliye sevk etmiştir. Rütbesini de Onbaşılığa indirdiği Orgenerali Rus cephesine sürmüştür.
Adolf Hitler (42) Suikasttan kurtulmuştur. Mareşal Kont Helmuth Von Moltke’nin liderliğinde, Dr.Schacht, Belçika Valisi Von Falkenhausen, Mareşal Erving Rommel, Von Beck; Paris Valisi Kayl Heinrich Stupnagel, çok sayıda sivil görevli ve bir gözünü ve bir kolunu Kuzey Afrika’da kaybetmiş olan Kurmay Yarbay Kont Claus Fon Stauffenberp Adolf Hitleri öldürerek yerine Feld Mareşal Witzleben’i geçirmeye karar vermişlerdir.20 Temmuz 1944 tarihinde; Hitlerin gizli karargâhında gerçekleştirilen bombalı suikast başarısız olmuştur. Harp Divanı’nın, sanıklar hakkındaki ölüm kararları hemen kurşuna dizilmek suretiyle infaz edilmiştir, Mareşal Witzleben kemersiz olarak verilen geniş belli bir pantolonu düşürmemek için elleriyle tutmasını mahkeme başkanı Nazi Yargıç alayla karşılayarak hakaret etmiştir. Bu ünlü aşağılık Nazi Yargıç ta bir hava bombardımanında ölmüştür. İdam cezasına çarptırılan Mareşal Witzleben, kasap çengeline asılarak öldürülmüştür. Geri kalan (5000) sanık, özel görevlilerle piyano telleriyle boğulmuştur. Bayılan kameramanların yerine yenileri geçirilmiştir. HOLOKOST adlı bu filmin TRT’de oynatılmasını MHP. Başkanı Hüseyin Seyfullah Bey önlemişti! Onbaşı Adolf Hitler,(42) suikast girişiminden kurtulmuştu.
Diktatörleri ve diktatör taslaklarını incelediğimiz zaman ruhsal yapılarının hemen, hemen aynı olduğunu görürüz. NARSİST PSİKOPAT! Ve dahi Yetişme tarzı.
Ünlü Viyanalı Yahudi Dr. Ve PsikanalistSigmunt Freud NARSİZM OLGUSUNU ORTAYA ATMIŞTI.kelimenin kökeni mitolojiden alınmıştır.Nilüfer çiçekleri nasıl suda kendi hayallerine âşık olarak yaşarlarsa,Narsist Psikopatlar da kendi ruh dünyalarında yaşarlar.Başkalarının hak ve ihtiyaçlarına aldırmadan kendilerini öne çıkararak hep önde kalma savaşını veririler.Her şeyi istedikleri gibi yönetmeye yönlendirmeye ve başkalarından yararlanmaya çaba gösterirler.Gerçek dışı güç ve para ve aykırı düşünceler geliştirilerek bir doyumsuzluk dünyasında yaşarlar. Bu durumu Sayın Dexter Morgan şöyle anlatmıştır:
“gerçek ya da hayali bir hakaret, ezilme ya da aşağılanma ile dürtüklenen bir kişiliği vardır Hitlerin!”Hitlerin kendisi de kendi karakterini ve ruh yapısını böyle tanımlamaktadır:
“Ben; dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
“Beceri ve yetenek eğitim ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani Tanrı’nın bir lütfudur!”
Adolf Hitler Babasının bir Yahudi piçi olduğunu ve iki çeşit kan taşıdığını biliyordu. Viyana’da, Yahudiler lüks ve şatafat içersinde yaşarlarken,13 yaşında bir çocuk olarak sefaleti oynuyordu. Kendisini Alman yetkililerinin de, Almanların hak ve hukuklarından ayrık tutması da hep bu Yahudiler yüzünden olmuştu. Tanrı kendisini özel yeteneklerle yarattığına göre; Almanların gözüne girecek ve kendisini yüceltecek bir yol bulmalıdır.”Üstün yetenekli, yanılmaz ve yenilmez adamı oynamalıdır”!Adolf Hitler hiçbir kimsenin yanında soyunmamıştır. Terzilerine bile ölçü vermek yerine eski giysilerinden provalar yaptırtmıştır. İki Kız kardeşi de aptaldır. Yeğeni genç bir Hanım ile girmiş olduğu bir aşk oyununda bu genç Hanım intihar etmiştir. Berlin film stüdyolarından edinmiş olduğu genç ve güzel bir sevgilisi de intihar etmiştir. Kendisinden başkasını beğenmez ve kendi fikirlerinden başka fikirlere de inanmış gözle bakamaz. Narsizm ile Psikopatlık birleşince Şizofrenik bir tablo ortaya çıkmaktadır. Birleşik kaplar kanununa göre de Toplumsal Şizofreni ortaya çıkarak toplumu esir etmektedir!. Kendisini, kendisinden dinleyelim:
“Zayıfa acımak, Doğaya ihanettir.”
“Düşünce özgürlüğü tüm kötülüklerin anasıdır. Eğer savaş kaybedilirse, bu benim umurumda bile değil. İnsanlar perişan olurlarsa olsunlar. Bir tek gözyaşı bile dökmem onlar için. Onlar hiçbir şey hak etmediler!”
“Yalan ne kadar büyük olursa inananı da o kadar çok olur!”
20 Temmuz 1944 suikastından sonra; çılgınlığı ve dengesizliği doruğa çıkmıştır. En büyük bilginler ve komutanlar peşinden gelince, hastalığı da artmıştır.
Çeşmealtında, öğretmen bir karı-kocanın iki oğlu da anormaldir. Bu anormalliğin nedeni araştırıldığında: KAN UYUŞMAZLIĞI ORTAYA çıkmıştır! Şehzade Orhan; Bizanslı bir Tekfur kızı ile evlenmeye kalktığında Anası Mal Hatun şöyle itiraz etmiş:
“Cengiz Hanın bir sözü vardır: Türk’ün kanına başka kan karışmadığı sürece Türkleri yenmek mümkün değildir.”Kan karışımı iki kişilik ortaya çıkarmaktadır. Tüm çocuklar Narsist bir ruh yapısındadırlar. Hep isterler. Çocuk büyüdüğünde diğer insanları da fark ederek diğergam olur. Çocukluk ruhu ile büyüyenler Narsist psikopatlığa da adaydırlar. Kendisiyle ve istekleri ile bütünleşirler.
İster misiniz; ülkemizde de Diktaya özenen bir Büyüğümüzü de masamıza yatıralım?
“Tayyip anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü Yahudisiydi. Babası tarafından, Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu İlçesine bağlı Dumankaya ya da Rumca ismiyle PİLİHOZ köyünden Eşkıya BAKATLI Teyup’un torunuydu. Yani RUMDU!
Bu konuyu anlamak istemeyenler, bir kere daha açık bir ifadeyle izah edeyim:
TAYYİP: Anne tarafından Gürcü Yahudi’si,
Baba yönünden ise RUM ÇOCUĞU idi.”Ergün Poyraz,”TAKUNYALI FÜHRER, s.28.
Tayyip:” Amaca ulaşmak için gerekirse Papaz elbisesi giyerim!” Demiştir. Ergün Poyraz. S.G.E. S.104.
Denizlili Fatma Durmuş,”İlahilerden Halka Çağrı” adlı bir kitap yazarak 10.000 adet bastırıp, dağıtmıştır. Bakınız burada neler demektedir:
“Tayyip Allah yolunun bekçisidir,”
“Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir.”
“Sevenlerini de üzmek aynıdır.”
“Susun, şiir değil dini yaşaman!”Ergün Poyraz, S.G.E. S.39.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan; Tekirdağ’da şöyle konuşmuş:”Rahmetli Menderes tam takır hazineyi doldurdu. Merhumu idam ettiler, Hazineyi boşalttılar!”Basın.
“Biz, nabza göre şerbet verenlerden olmadık. Bizim kelamımız Rüşvet’i Kelam değildir. Biz, Van’da ne konuşursak Tekirdağ’da da onu konuşuruz.”Bendeniz, hiçbir şekilde PAPAZ elbisesi giymem. Yalınız;27 Mayıs 1960’tan sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası açıldığında: (18) ton altın çıkmıştı.(104)ton altın Londra’ya rehin olarak gönderilmişti. Cennetmekân Rahmetli Mustafa ismet İnönü, Düyun’u Umumiye borçlarını da ödeyerek;(127) ton altın,(300)Milyon dolar ve çok sağlam 950.000.000)Milyonluk bir bütçe bırakmıştı. Mark’ın alım değeri de (50) Kuruştu! Şimdi soruyorum: Hangimizin dediği doğrudur!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de ”Diktatör!” Diyenlere bir yabancının yanıtı çok görkemlidir:
“Diktatörlük, gölgesinde ot bitmeyen bir çınar ağacıdır. Pekiyi, siz nerede yetiştiniz?”
19 Haziran 2011 Pazar
18 Haziran 2011 Cumartesi
396-KUBİLAY OLAYI VE GERİİİCİ AYAKLANMALARIN GERÇEK NEDENİ:3
OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı; 15 Haziran 2011.
KUBİLAY OLAYI
VE
GERİCİ AKIMLARIN GERÇEK NEDENİ
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İlgi: 07 Haziran 2011: BİRİNCİ BÖLÜM
13 Haziran 2011: İKİNCİ BÖLÜM
“Milletler; maddi ve manevi varlıklarını yitirmekle yıkılmazlar. Milletleri yok eden illet, hafızalarını yitirmiş olmalarıdır!” Prof.Dr. Gustave le Bon.
Derviş Mehmet’in başını çekmiş olduğu ihanet kafilesi, Çukurköy caddesinden ilerleyerek, İsmet İnönü Caddesiyle kesiştiği köşedeki Yahudi asıllı Bakkal Hayım oğlu Jozef’ten urgan ve bazı malzemeler satın almışlardır. Niyetlerini açıklamış olmalılar ki, olay anında Jozef te, Müftü camisinin önündeki seyirciler arasındadır si
1. Derviş Mehmet isminde bir yobaz ve altı silahlı arkadaşı 23 Aralık 1930 günü Menemen'e gelmişler ve Müftü camisinde sabah namazı sonrası üzerinde dini ibareler yazılı bir bayrakla, camide bulunanları ve merakla cami önüne toplananları, kendileriyle birlik olmaya davet etmişlerdir. Derviş Mehmet halka hitap ederek; "Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz; Halife Abdülmecit hududa geldi, Sancağı Şerif çıktı, gelin altında birleşelim ve şeriat isteyelim!” Diye bağırmıştır.
Derviş Mehmet. ”72.000 Arap askeriyle Menemen kuşatılmıştır. Ankara hükümetini yıkıp, Abdülhamit’in oğlu Selim’i Halifeliğe getireceğini söyleyerek, namazdan çıkan halkı camiden çıkardıkları Yeşil bayrağın altından geçmeye zorlamıştır. Bir yazıcı Jandarma eri, durumu Menemen ilçe jandarma komutanı j.Yzb. Fahri Bey’e bildirmiştir. Bölük komutan yardımcısı j.Üsteğmeni derhal müdahale edilmesini önermişse de, j.Yzb. Fahri Bey, Menemen piyade alay komutanlığından yardım istemiştir. Eğitime çıkmamış bir manga piyade erine manevra fişeği dağıtılarak Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın komutasında olay yerine sevk edilmiştir.
Daha önce de, piyade alayı iaşe subayı, yapılmakta olan eylemi görerek alay komutan yardımcısına bildirmiştir.
Manevra fişeklerinin gerici hainlere etki etmeyişi onları daha da “bizlere mermi işlemez! ”İnancına götürmüştür. Piyade tüfeğiyle yaralanan Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın başı Derviş Mehmet’in bir taraftarı tarafından kesilerek Yeşil bayrağın tepesine geçirilmiştir.
Olaya müdahale eden Giritli Bekçi Şevki ile Bekçi Hasan da hainlerin ateşiyle şehit edilmiştir. Piyade alayından yetişen takviye kuvvetler, hainlerin başını ve iki adamını da vurmuşlar, diğerlerini yakalamıştır.
Olaya müdahale safhaları aşağıdaki mavi renkli başlıklardadır. Olayın boyutları hakkında, Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya ile İkinci ordu Müfettişi Birinci Ferik (Orgeneral) Giritli Fahrettin Ferd i(Altay) Paşa Dolmabahçe sarayına gelerek Reisicumhur Mustafa Kemal’e bilgi vermişlerdir. -27 Aralık 1930-
Bakanlar Kurulu; 31 Aralık 1930 tarihinde toplanarak, Anayasamızın 86’ıncı maddesine göre, Menemen ilçesi ile Balıkesir ve Manisa illerinde bir ay süreli sıkıyönetim ilanına karar vermiştir. Bakanlar Kurulunun bu kararı, 01 Ocak 1931 tarihinde, Türkiye Büyük Millet meclisinde görüşülerek oy birliği ile kabul edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin (594) sayılı bu kararı, 3 Ocak 1931 tarihli ve (1689) sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Sıkıyönetim kararı 2 Şubat 1931 tarihinde Türkiye büyük Millet meclisinin 608 sayılı kararı ile uzatılarak, 3 Şubat 1931 tarihli ve 1716 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
İkinci Ordu Müfettişi Birinci Ferik Fahrettin Ferdi—Altay—Paşa Sıkıyönetim Komutanlığına atanmıştır. Menemen’de kurulacak Harp Divanı Başkanlığına da Birinci kolordu Komutanı Mirliva-Tümgeneral—Muğlalı Mustafa—Muğlalı—Paşa getirilmiştir. İvedilikle de Harp Divanı üyeleri, Cumhuriyet Savcısı ve yardımcısı ile sair görevlileri de atanmıştır.
. |
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 611 sayılı, mahkemece verilmiş olan ceza kararlarının infazını onama kararı Resmi gazetede yayımladığının ertesi günü, üç grup halinde idam cezaları infaz edilmiştir. Mehmet Emin, Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın başını kestiği yere kurulan sehpada asılmıştır. Diğer bir grupta, tuz Pazarına, Bedesten ve şehir sinemasının önüne, diğer bir grup ta İstasyonda idam edilmişlerdi. İdam sırasında firar etmiş olan bir hükümlü de iki gün sonra, Menemen’in Gediz nehri ötesindeki YanıkKöy civarında yakalanarak hükmü infaz edilmişti.
İzmir Suikastı girişiminde de aynı taktik kullanılmıştı. En kısa yoldan Yunan adalarından birisine kaçmak. Olay, İstanbul’daki Nakşibendî Şeyhi Hoca Esat, Hoca Saffet ve Hoca Esatın oğlu Mehmet Ali tarafından kışkırtılmasına rağmen Menemen özellikle seçilmiştir. Menemen’e mübadelede çok muhacir yerleştirilmişti ve dünyadan kopuk bir ilçemizdi.
08 Mart 1931 tarihinde Sıkıyönetim Harp Divanı çalışmaları da sona ermişti. Aynı gün; Harp Divanı Başkanı Mirliva Mustafa Muğlalı, üst komutanlarına şu telgrafı çekmiştir:
“Devrim tarihimizin Menemen’de açılan acı ve elemli bir safhası, tarihi harp divanının sona eren çalışması ve icraatı ile bugün kapanmıştır. İki ayı geçen bir zaman, geceli ve gündüzlü devam eden çalışma sırasında sizlerin kıymetli uyarma ve yardımlarından ilham alan harp divanı Heyeti, bu hissin ve vatani görevlerini başarmaktan doğan manevi gururun etkisi ile mütehassıs olarak buradan ayrılıyorlar. Başta ben olduğum halde bütün mesai arkadaşlarımın ayrılırlarken yüksek ve saygı değer kişiliğinize karşı belirttikleri minnet ve şükran duygularını sizlere arz eyler ve lütfen kabulünü istirham eylerim”. Cumhuriyet Döneninde Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar. S.361-365.
İdam edilen Vatan Hainlerinin adları, ibret için:
1* Manisa-Kahveci çırağı Mustafa,
2*” “ -Terzi Talat,
3* “ -Topçu Hüseyin,
4* “ -Tatlıcı Mustafa,
5* “ -Eskici Hüseyin,
6* “ -Keçeli köyünden Himmet oğlu Süleyman,
7* Manisa “ -Paşa köyden Katıya Ahmet oğlu İsmail,
8* “ -Mutaf Süleyman,
9* “ -Manifaturacı Osman,
10* “ -Hafız Cemal,
11* “ -Tabur imamı İlyas Hoca,
12* “ -Ali Paşazade Ragıp Bey,
13* “ -Şeyh Hafız Ahmet,
14* “ -Giritli İbrahim oğlu İsmail,
15*Menemen -Bozalandan Koca Derviş Kafa,
16* “ -Bozalandan Hoca Hacı İsmail,
17* “ -Hacı İsmail oğlu Hüseyin,
18* “ -Görüceli Abdülkerim,
19* “ -Cum’ali Belalı Ramiz,
20* “ -Çıtaklı Molla Süleyman,
21* “ -Hayım oğlu Jozef,
22* “ -Şımbıllı Ali Osman oğlu Memet,
23* “ -Arnavut Yusuf oğlu Kamil,
24* “ -Kerim oğlu İbrahim,
25* “ -Selim oğlu Boşnak Abbas,
26*Alaşehir’de -Şeyh Ahmet Muhtar,
27* “ -Esat oğlu Mehmet Ali,
28*Manisa Hastane Md. Mütekait Laz İsmail Hoca,
29* “ -Emrullah oğlu Mehmet,
30* “ -Nalıncı Hasan, idama bedel (24) sene ağır hapis, yaş 20,
31* “ -Çoban Ramazan, idama bedel (24) ağır hapis, yaş 20,
32* “ -Giritli Küçük Hasan, idama bedel (24) sene ağır hapis, yaş 17,
33*-Harputlu Ömer oğlu Memet, idama bedel (24) sene ağır hapis, yaş 65’i
34*Erbllli Şeyh Esad, idama bedel (24) sene ağır hapis, yaş 65,
Mahkeme Başkanı Mirliva Mustafa Muğlalı, Ulusal Kurtuluş Savaşı Kahramanlarımızdandır. İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve malzeme kaçırmak için Yavuz Grubunu kurmuştur, son parti silahlar yakalanınca Anadolu’ya kaçmıştır. Yavuz Grubunun imza ve mühürü Milli İstihbarat Teşkilatı arşivindedir. Resimleri de “Mit’in Tarihi” kitabında yayımlanmıştır.
Mustafa MUĞLALI, İkinci Dünya Savaşı sırasında; Üçüncü Ordu Komutanı iken, İran ile her türlü yasadışı işleri yapmayı itiyat haline getirmiş (33) Türk vatandaşını kurşuna dizmekten tutuklanarak 20 sene ağır hapis cezasına çarptırılmış, hapishanede perişanlıklar içersinde ölmüştür.
Van’da adının verildiği kışladan, adının silinmesi için sürekli uğraşlar verilmektedir.
Beşeri İrade; dogmaların, hurafelerin ve masalların tutsaklığından tüm ezilmişleri ve köleleştirilmişleri kurtarır. İnsanları, SEBEP-SONUÇ ilişkilerine götürür. İnsanın kendisine, aklına ve düşüncelerine egemen olmasını sağlar. İnsan iradesinin egemenliği insan düşüncesini laisizme götürür, Laisizm, tüm insanların “olmazsa olmazıdır!” Sİ Ne gu’a non’sudur. Laisizm olmayınca da insanlar mantıklı olamazlar; Tanrı ve din adına ölçer, biçer ve sürekli olarak keserler. Dünya üzerinde yaşamak için yaratılmış olan insanlar, dünyalarını yaşayamaz bir konuma getirilirler. Vaat edilen ödülü de ödüle lâyık görülen aslından büyük sanırlar.
Türk Basınında KUBİLAY OLAYI.
Yayımlanma Tarihi: 23 Aralık 2002
Yayımlayan Gazete: Hürriyet Gazetesi.
Kazanımları Savunacağız.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, devrim şehidi Kubilay’ın ölüm yıldönümü nedeni ile yayımladığı mesajda: ”Cumhuriyetimizi yıkmayı, toplumumuzun Cumhuriyet döneminde elde ettiği çağdaş kazanımları yok etmeyi amaçlayan tüm hareketlere kararlılıkla karşı konulacağını bir kez daha vurgulamak istiyorum”, dedi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç ta yayımladığı mesajda; Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda milli birlik ve beraberliği korumaya kararlı olduklarını;” söyledi.
, Başbakan Abdullah Gül ise mesajında:
“Hiç şüphe yok ki, Türk Milleti, Cumhuriyet değerlerini, milli birlik ve beraberliğini her koşulda korumaya kararlıdır!” Değerlendirmesini yaptı.
Yazar: Emin Çölaşan
Yayımlayan Gazete: Hürriyet Gazetesi
Yayım tarihi:1- 23 Aralık 2001
2- 24 Aralık 2002
KUBİLAY OLLAYINI UNUTMAYIN
Adı Mustafa Fehmi Kubilay, baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep, Giritli bir ailenin çocuğu.1906 doğumlu. kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında.23 Aralık 1930 sabahı, bundan 72 yıl önce, Menemen’de tuhaf şeyler oluyor. Sabahın erken saatlerinde,dördü silahlı altı kişi,belediye meydanında tekbir getirerek gezinmeye başlıyor.Hepsi çember sakallı.Başlarında sarık,sırtlarında cübbe var.
“Biz şeriat istiyoruz!” Deyip Müftü camiine giriyorlar. Elebaşçıları Derviş Mehmet, camide namaz kılanlara kendisini”Mehdi” olarak tanıtıyor ve dini korumaya geldiklerini söylüyor. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıştan geçirileceğini tebliğ ediyor. Derviş Mehmet isimli sapık ve arkasındaki yobazlar,camideki yeşil bayrağı alıp,uzun bir sopaya takıyorlar.Yoldan geçmekte olan birine çukur kazdırıp bayrağı oraya dikiyorlar.Yobazlar,bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye,zikretmeye başlıyorlar ve bağırıyorlar:
“Şapka giyen kâfirdir. Yakında yine şeriata dönülecektir. Bize kurşun işlemez!”
İşin acı yanı, Menemen ahalisinden bazıları bunlara alkış tutuyor.
***
Olaylar ilçedeki askeri birliğe duyuruluyor. Alay komutanı—Aslında alay komutan yardımcısı olacak-yedek subay Kubilay’ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderiyor. Kubilay ve askerlerin silahlarında mermi yok. Süngü takıp olay yerine giriyorlar. Kubilay, askerlerini meydan girişinde bırakıyor ve yobazların teslim olmasını istiyor.İşte bu anda yobazlardan birisi ateş ediyor.Kubilay yaralanıp,yere düşüyor.Ayağa kalkıp cami avlusuna kaçıyor ama orada tekrar yere düşüyor.çevresindeki kalabalık paniğe kapılıp kaçışıyor.Derviş Mehmet ve arkadaşları,işte o anda Kubilay’ın başına çöküyorlar.Mehmet,çantasını açıp,testere ağızlı bağ bıçağını çıkarıyor.Ve yaralı yedek subay Kubilay’ın başını orada,kıtır,kıtır kesip gövdesinden ayırıyor. Kin ve nefret gözlerini öylesine bürümüş ki, kesik baştan akan kanı içiyorlar. Şaçlarından tuttuğu kesik baş şimdi Derviş Mehmet’in elindedir. Yeşil bayrağın sopasına kesik başı dikmeye çalışıyorlar; ancak bir türlü başaramıyorlar. Bunun üzerine birileri kendilerine ip getiriyor. Kesik baş, bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlanıyor. Bütün bunlar olurken yine tekbirler getirilmekte,”ey ahali din elden gidiyor”çığlıkları Menemen’de yankılanmaktadır. Silah seslerini duyan Mahalle Bekçisi Hasan, koşarak olay yerine yetişiyor, ateş ederek yobazlardan birisini yaralıyor. Hemen ardından yobazlar ateş edip, Bekçi Hasan’ı orada şehit ediyorlar. Arkadaşının yardımına koşan bekçi Şevki de yobazların açtığı ateş sonucu can veriyor. Birkaç dakika içinde üç şehit verilmiş, bir baş kesilmiştir.
Yobazlar mutludur! Kubilay’ın kesik başı yeşil bayrağın sopası üzerinde sallanmaktadır. İşte bu aşamada asker olay yerine yetişiyor. Komutan: ”Teslim olun!” Diye bağırıyor. Yobazların yanıtı kesindir:
“Bize kurşun işlemez!”
Askeri birlik ateş ediyor. Yobazlardan bazıları, orada yere serilirken, bazıları kaçıyor. Daha sonra hepsi birden yakalanıyor.
Menemen olayı, Genç Cumhuriyet Rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır, Hükümet derhal sıkıyönetim ilan etti. General Mustafa Muğlalı başkanlığında Harp Divanı kuruldu. Olaya doğrudan ve dolaylı katılan bütün sanıklar menemen’de yargılandı.18 gün süren yargılama sonucunda karar açıklandı:
40 kişi, sorumsuzluğu nedeni ile salıverildi.27 sanık beraat etti,41 suçlu hapis cezası aldı.36 kişiye idam cezası verildi. Ancak bazılarının cezaları yaşları nedeniyle ağır hapse çevrildi.
28 hükümlü 03 Şubat 1931 gecesi Menemen’de asıldı. Yobazlardan bazıları, yedek subay Kubilay’ın başını kestikleri yerde asıldı.
Atatürk—Soyadını henüz almamıştır. ostüzü- Menemen olayına çok kızdı. Söylentilere göre, Menemen’i haritadan silinmesini emretti. Daha 10 yıl önce Yunan işgali altında inleyen bir ilçede yobazların yaptığı ve halktan bazılarının bu yobazlara sahip çıkması, O’NU çileden çıkartmıştı.
Olayın ardından Menemen’de devrim şehidi iki Bekçi ve yedek subay Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar:
“İNANDILAR, DÖVÜŞTÜLER ÖLDÜLER. BIRAKTIKLARI EMANETİN BEKÇİSİYİZ.”
Dün Menemen irtica olayının 72’inci yıldönümü idi. Yılanın başı, aradan geçen bunca yıla karşın ezilmedi. Yılan pusuda bekliyor, bazan da ülkeyi yönetiyor.
Yayım Tarihi:23 Nisan2002
Yazan: Hasan Pulur.
Yayımlayan Gazete: Milliyet Gazetesi.
MUSTAFA MUĞLALI VE KORKUT EKEN PAŞALAR.
Babamız ve arkadaşları, emekli subaylar,1940’larda Osmanbey’deki Suna kıraathanesinde haftada birkaç kere buluşurlardı. Hepsi de Kurtuluş savaşının subaylarıydı, görevlerini yapıp kenara çekilmişlerdi”Mustafa Muğlalı” adını ilk kez orada duyduk;”orgeneral”’den saygı ile söz ederlerdi. Daha sonra bu ismi daha çok duyduk.”Muğlalı Paşa”Kurtuluş Savaşının ve Cumhuriyetin önemli subaylarındandı, Menemen ayaklanmasında Kubilay’ın kafasını kesen gericileri yargılayan mahkemenin başkanıydı.
Çok partili düzene geçildikten sonra, Van’ın Özalp ilçesinde kurşuna dizilen 33 vatandaşın hesabı, emekli olan Mustafa Muğlalıdan soruldu. Sınır boyunca eşkıyalık, kaçakçılık yapan bu insanları 3’üncü Ordu Komutanı Mustafa Muğlalı sorgusuz, yargısız emir verip kurşuna dizdirmişti. Demokrat Partinin ısrarlı takibi sonucunda Mustafa Muğlalı yargılandı; önce idama, sonra 20 yıla mahkûm oldu, karar Askeri Yargıtay’da bozuldu ama Paşa, cezaevinde öldü.
Olay 1943 yılında olduğu zaman, İnönü Cumhurbaşkanıydı; Muğlalı Paşa yargılanıp mahkûm olduğu 1950 Martında da Cumhurbaşkanı İnönü’ydü.
“Muğlalı Olayı”, yıllar yılı askerlerin politikacılara güvensizliğine örnek gösterildi.” 27 Mayıs’ta Zırhlı tugayla İstanbul’a hâkim olan Orhan Erkanlı ”Askeri demokrasi” adlı kitabında” Muğlalı Olayı” için şöyle yazar:
“Elbette bu olayda devrin hükümetlerinin ve İnönü’nün de haberi vardı. Fakat Yiğit Muğlalı, askerliğin, kumandanlığın ezeli kuralına uyarak, (Kumandan, yapılan ve yapılmayan her şeyden sorumludur). Sorumluluğu üzerine aldı ve ölüme mahkûm oldu. Kendisi son günlerinde akli dengesini kaybetti, yapılan bu muameleyi hazmedememişti, feci şartlar içinde dünyaya veda etti
İşte bu olayı, biz Türk subayları hiç unutmadık, Muğlalı Paşa’nın acısını yüreğimizin derinliliklerinde duyarak yaşadık.”
1987’de duygularını böyle anlatan Erkanlı, yazısını şöyle tamamlıyordu:
“Kim bilir, belki ileride bir gün, son aylarda doğu ve Güneydoğu sınırlarında yapılan operasyonların hesabını da soracaklar çıkabilir!”
Şimdi buraya bir nokta koyalım, bekleyelim, göreceğiz.
Yalınız “Muğlalı Olayı” ile “Korkut eken” kaba çizgilerle benzer tarafları olsa da”aynen” demek mümkün değildir. Yargıtay kararına göre Korkut Eken, Güneydoğu’daki ya da Kıbrıs’taki “Kahramanlık” sıfatına uygun, hizmetleri nedeniyle değil,”çete kurmak” suçundan mahkûm olmuştur. Lakin herkesin aklına da, şu soru gelmektedir:
PEKİ, ÇETE KURUP HANGİ SUÇLARI İŞLEMİŞTİR?
Adam mı kaçırmıştır, banka mı soymuştur, haraç mı almıştır, ne yapmıştır?
Eğer varsa, bu somut suçlardan niye yargılanmamıştır?
BU SORUMUZ DA MUHTEREM PAŞALARADIR!
Korkut Eken yargılanırken niye mahkemeye başvurup tanık olarak dinlenmenizi istemediniz?”
Rahmetli Orgeneral Mustafa Muğlalı, Atatürk’e yürekten bağlı bir Kahraman komutanımızdı. Hatay bunalımında Mustafa Kemal Atatürk çok rahatsızdı ve bu durum da O’NU çok üzüyordu. Bu konuda Korgeneraller düzeyinde yapılmış olan bir değerlendirme toplantısında, Korgeneral Rahmetli Mustafa Muğlalı ayağa kalkarak:
“Sayın Atatürk’üm siz üzülmeyiniz. Bir manevra bahanesiyle ben Suriye’ye girer ve Hatayı işgal ederim. Siz de, hükümet politikasına aykırı davranma suçu ile beni asarsınız. Bu işte böylece halledilmiş olur!” Der.
Yayımlayan Gazete: Cumhuriyet Gazetesi
Yayım tarihi: 23 Aralık 2002.
Beyanat: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök.
“İRTİCAYA KARŞI UYARI”
“Genelkurmay başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, devrim şehidi Kubilay; şeraitçiler tarafından şehit edilişinin 72’inci yıldönümünde anarken irticaya karşı sert uyarılarda bulundu. Özkök, ”Menemen olayları, Türk Devrim Tarihinin en önemli mihenk taşlarından birisi olarak, sayesinde vatanımızda özgürce ve esenlikle yaşadığımız çağdaş Cumhuriyetimizin ne büyük zorluklarla bu günlere getirildiğini öğrenmek ve öğretmek bakımından genç nesillerin asla unutulmaması gereken bir derse dönüşmüştür.” Dedi.
“Orgeneral Hilmi Özkök, Menemen’de şeraitçiler tarafından katledilen Devrim Şehidi Kubilay’ı anma mesajında irticaya karşı sert uyarılarda bulundu:
Menemen olayının, ”İslam dinini sapık amaçları için kötüye kullanarak halkı aldatmaya çalışan, ancak gerçekte dinin yüce değerleri ile alakası bulunmayan art niyetli kişilerin gerçek yüzlerinin anlaşılması” bakımından büyük önem taşıdığını belirten Özkök, genç nesillerin bu dersi asla unutmaması gerektiğini bildirdi!”
“Genelkurmay başkanı Özkök,mesajında Şehit Kubilay’ı “irtica ile mücadelenin sönmez meşalesi”olarak niteledi.mesajında Kubilay’a seslenen Özkök şu görüşlere yer verdi:
“Yobazlara gövdeni siper ettin:72 yıl önce Büyük Önder Atatürk’ün bizlere en kutsal emaneti olan çağdaş Cumhuriyetimizin temel değerlerinden Laikliği hedef alarak Türk Halkı’nı yeniden Ortaçağın karanlık günlerine döndürmeyi amaç edinen, çağdaş gelişme ve yaşama karşı olan yobazlara gövdeni siper ederek, Türk Devrim tarihinde unutulmaz bir sembol oldun.”Dedi ve:”Menemen olayları, islam dinini sapık amaçlarla kullananların gerçek yüzünü gösteriyor!” Dedi. Ve vitrindeki ete de soğan doğramadığını” itiraf etti. Ve dahi” Ne Darbe teşebbüsü var derim, ne de Darbe teşebbüsü yok derim!” Diyerek tarihimize not düştü. Kendi beceremediğini de Biz gençlere emanet etti.
Muğlalı Paşa’nın başına gelenleri bilmeyenler aslında Türk Silahlı Kuvvetlerine uygulananları da bilmemektedirler.
Damad’ı şehriyari Enver Paşa, başkomutan vekili olur, 1100 subayı hemen emekliye sevk eder. Demokrat Partisi İktidara gelir,15 General ve 150 Subayı emekliye sevk eder Ulusal Kurtuluş Savaşı Kahramanı Orgeneral Abdurrahman Nafiz Gürman’ı da emekliye sevk eder.
27 Mayıs 1960 Askersel darbesi olur, her rütbeden subaylardan oluşturulan Milli Birlik Komitesi, (7.500) Subayı emekliye sevk eder, EMİNSU Davası başımıza türlü dertler açar.
23 Aralık 2005 gününde devlet Büyüklerimiz hamasi beyanatlarda bulunurlar. İsterseniz, önce Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajını okuyarak ferahlanalım.
“Türk Milletinin Cumhuriyet değerlerini, milli birlik ve beraberliğini her şart altında korumaya kararlı olduğunu belirterek, 75 yıl önce Şehit edilen Kubilay’ın bu kararlılığının sembolü olarak Cumhuriyet tarihinde müstesna bir yere sahip bulunduğunu kaydetti.”
“Türk Milleti, Cumhuriyet değerlerini, milli birlik ve beraberliğini her şart altında korumaya kararlıdır. Kubilay’ın bu kararlılığını bir sembol olarak Cumhuriyet tarihinde müstesna bir yeri vardır. Türkiye Cumhuriyeti, Aziz milletimizin bu kararlılığın güvencesi altında önüne çıkan her engeli aşarak muasır medeniyet hedefine doğru ilerlemeye devam edecektir. Cumhuriyetimizin kuruluş idealleri uğrunda şehit düşen Asteğmen Kubilay’ı şehadetinin 75’inci yıl dönümünde bütün şehitlerimizle birlikte savgı ve rahmetle anıyoruz.” Sayın RTE:
23 Aralık 2005 tarihinde, Cumhurbaşkanımız Mümtaz Hukukçu ve “İnsan’ı kâmil” Sayın Ahmet Necdet Sezer idi. O’NUN dahi aklının ve vicdanının sesini yansıtmış olduğu Türk ulusuna seslenişini de okummamazlık etmemeliyiz, gelecek seçimleri değil de gelecek nesillerimizi düşünen, özü ve sözü bir insanımızdır:
“23 Aralık 1930 günü Menemen’de bir grup gericinin gerçekleştirdiği eylemler Cumhuriyet karşıtlarının çirkin yüzlerini göstermeleri yönünden ibretle anımsanması gereken bir olaydır. Cumhuriyete başkaldırı niteliğindeki Menemen olayı, tarihimizdeki en acı olaylardan biridir. Menemen’de Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı acımasızca katledenlerin temsil ettiği zihniyetin günümüzdeki uzantılarının çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Menemen’de şehit olan Mustafa Fehmi Kubilay, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağnazlığa ve karanlık düşüncelere karşı başlattığı savaşın simgesi olmuştur. Cumhuriyete sahip çıkılması uğrunda canını ortaya koyarak yurttaşlarımızın gönlünde ölümsüzleşmiştir. Kubilay, onurlu girişiyle Cumhuriyetin tüm kazanımlarıyla korunacağının ve somur örneği olarak tarihimizdeki saygın yerini almıştır.
Bağnaz düşünceleri birey, toplum ve devlet yaşamını etkilememesi için duyarlı olmalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin hedeflerinin gerçekleştirilmesi yolunda ileri atılımları, ilk günkü bilinçle sürdürmeliyiz. Cumhuriyetin felsefesi, Atatürk ilke ve devrimleri için tehdit oluşturulan düşünce ve girişimler, Türk Ulusunun duyarlılığı ve sağduyusu ile kurumlarımızın kararlılığı sayesinde hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaktır.
Türk Ulusunun, Yüce Atatürk’ün aydınlattığı yolda ilerleyeceğinden, Cumhuriyetimize, ulusal değerlerimize bağlılığını her koşulda göstereceğinden kuşku duymamalıdır.”
Rahmetli Fazıl Hüsnü Dağlarca’ın “Kubilay Destanı” adlı bir şiir kitabı da vardır.
Menemen önleri
23 Aralık 1930’dur,
Gece yeşilimsi dağlar ak
Bir altın çizgi gibi yerle gök arasında
Ün doğdu, doğacak.
Buz yok ama donmuştur sanki
Sarı yapraklarla kış kocaman bir yüz.
Tarla çizgileriyle bir kilim işte
Menemen ovası dümdüz.
Yalancı Mehti derviş Mehmet
Yürümüş Manisa’dan bir sarı su gibi.
Beş on adamıyla Menemen’e varmak üzere
Yılan uykusu gibi.
TANRI SEVER AYDINLIĞI
Bismillah der demez daha bismillah,
Kalkarız dağ başlarından daha güzel,
Yobaz sen Allah’a uzaksın.
Bismillah der demez bismillah,
İçimiz dışımız daha yaşamak,
Yobaz sen Allah’a çok uzaksın.
Yedek Asteğmen Kubilay, bir öğretmendi,
Bir ışıktı incecik.
Mustafa kemal’in devrimleriyle büyümüş
Başaklar sarı
Kavaklar yeşil
Irmaklarla ak..
Gündüzü yurt üzreydi
Yurt üzreydi geceleyin gördüğü düş.
BİRİNCİ YOBAZ
Yeşil bayraklar açıla
Al bayraklar neymiş ki.
Gerçek yok, şeriat var,
Kul başını eğmiş ki.
İçimiz en karanlık,
Geceye göz değmiş ki
Kara ustura olmuşuz
Kara taş bileymiş ki.
YARALIDAN BAŞ ALMAK
Üşüştüler karanlıklarından
Gözleri bir irin gibi sarı.
Daha ölmemişti Kubilay’ın üstüne
Yeryüzünün en iğrenç yobazları.
ULUSUN ELİ
Her ulusun
Bir ucu aydınlığa varırken
Bir ucu karanlıktadır daha.
Karanlıktakini lerin
Örer gözlerini
Bir örümcek.
Karanlıktakilerin
Örer kulaklarını bir örümcek.
Her ulusun bir eli vardır
Yok eder,başını kesseler bile o
Örümceği de ağlarını da.
********************************
Yok, edilecektir uygarlık yollarına dikilen geri
Allah yürek üzre bir, yurt başımız üzre bir.
Mustafa Kemal devrimlerini yaşatmak için
Bu ulus bayraktan bayrağa ant içmiştir.
.
KAYNAKÇA
1*Moltke……………..Türkiye Mektupları
2*Akit Gazetesi…… 24 Aralık 2001
3*Devrim Tarihi……..Çeşitli
4*Amasya genelgesi Nutuk
5*Erzurum ve Sivas Kongreleri.
6*Tevhidi Tedrisat kanunu
7*Atatürk’ten Özdeyişler.
8*1961/1982 Anayasaları md:154—174
9*E.J.Kd. Alb. A.Avcı… Konferans
10*A.Gölpınarlı…..Mezhepler ve tarikatlar
11*E.Behnan Şapolyo…Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi
12*Hamret türkoğuz….Süleymancılık
13*Fazilet Takvimi….Çeşitli günler
14*Ömer Nasuhi bilmen… İslam İlmihali
14*Gn.Kur.Harp Tarihi D.Bşk.seri8 s.361-365 Menemen olayı
15*Hürriyet Gazetesi,23 Aralık 2001-24 Aralık 2002
16-Milliyet Gazetesi23 Aralık 2002
16*Kemal üstün, Arkadaşım Kubilay
17*İslam Ans. C.1 Kubilay maddesi
18*Fazıl Hüsnü Dağlarca, Kubilay Destanı
SAYIN AHMET NECDET SEZER’İN 23 Aralık 2005 günü Kubilay’ı anarken çekilmiş resmi
17’İNCİ SAHİFEDE.
Günümüze örnek gerçek bir olay:
Elazığ Akıl Hastanesinin sokağa açılan bahçe kapılarını bir akıllı, deliler de hava alıp, dışarıyı görsünler diyerek açmış. Delilerin %50’si sokaklara fırlayarak kaçmışlar. Deneyimli bir Baş hekim personele emir vermiş:
“Çabuk benim arkama geçiniz, trencilik oynayacağız. Başka türlü bu delileri tutmamız mümkün değil!” diye emir vermiş. Peş peşe takılarak, cıff! Cuff! Sesleri çıkararak sokaklara dalmışlar. Yarım saat sonra, trenin kuyruğunun çok uzadığını görerek Hastaneden içeriye girmişler. Trenin peşine takılanları saydıklarında, Başhekim şaşırmış kalmış. Kaçan delilerin tümü içeriye girdiği gibi 500 akıllı da Trenin peşine takılarak tımarhane’ye girmişler. Hayret!
Sayın Ahmet Necdet Sezer’in fotoğrafları
/ 23.12.2005
rttaşlığa geçişin simgesi olduğunu kaydetti.
Türk ulusunun, cumhuriyetin ilanı ile dünyadaki saygın yerini aldığını, din, inanç, etnik köken ayrımı olmaksızın tüm yurttaşlarıyla, birlik içinde aydınlık yarınlara yöneldiğini ifade eden Sezer, din ve devlet işlerinin ayrılarak, kutsal din duygularının siyasal amaçlarla kötüye kullanılmasının önlenmesinin, cumhuriyet yönetiminin temel yaklaşımlarından biri olduğunu ifade etti.
Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin, bir yandan uygar dünyayla bütünleşme yolunda ilerlerken, öte yandan cumhuriyetin dayandığı değerler sistemine yönelen tehditlere, Atatürk devrimlerini içine sindiremeyen çevrelere karşı da kararlı bir savaşım vermek durumunda kaldığını kaydetti.
Sezer, şöyle devam etti: “23 Aralık 1930 günü Menemen'de bir grup gericinin gerçekleştirdiği eylem, cumhuriyet karşıtlarının çirkin yüzlerini göstermesi yönünden ibretle anımsanması gereken bir olaydır. Cumhuriyete başkaldırı niteliğindeki Menemen olayı, tarihimizdeki en acı olaylardan biridir. Menemen'de asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı acımasızca katledenlerin temsil ettikleri zihniyetin ve günümüzdeki uzantılarının çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Menemen'de
Türk ulusunun, cumhuriyetin ilanı ile dünyadaki saygın yerini aldığını, din, inanç, etnik köken ayrımı olmaksızın tüm yurttaşlarıyla, birlik içinde aydınlık yarınlara yöneldiğini ifade eden Sezer, din ve devlet işlerinin ayrılarak, kutsal din duygularının siyasal amaçlarla kötüye kullanılmasının önlenmesinin, cumhuriyet yönetiminin temel yaklaşımlarından biri olduğunu ifade etti.
Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin, bir yandan uygar dünyayla bütünleşme yolunda ilerlerken, öte yandan cumhuriyetin dayandığı değerler sistemine yönelen tehditlere, Atatürk devrimlerini içine sindiremeyen çevrelere karşı da kararlı bir savaşım vermek durumunda kaldığını kaydetti.
Sezer, şöyle devam etti: “23 Aralık 1930 günü Menemen'de bir grup gericinin gerçekleştirdiği eylem, cumhuriyet karşıtlarının çirkin yüzlerini göstermesi yönünden ibretle anımsanması gereken bir olaydır. Cumhuriyete başkaldırı niteliğindeki Menemen olayı, tarihimizdeki en acı olaylardan biridir. Menemen'de asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı acımasızca katledenlerin temsil ettikleri zihniyetin ve günümüzdeki uzantılarının çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Menemen'de
Kubilay anılıyor / 23.12.2005
şlığa geçişin simgesi inin gerçekleştirdiği eylem, cumhuriyet karşıtlarının çirkin yüzlerini gylardan biridir. Menemen'de asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı acımasızca katledenlerin temsil ettikleri zihniyetin ve günümüzdeki uzantılarının çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Menemen'de şehit olan Mustafa Fehmi Kubilay, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağnazlığa ve karanlık düşüncelere karşı başlattığı savaşımın simgesi olmuş, cumhuriyete sahip çıkılması uğrunda canını ortaya koyarak yurttaşlarımızın gönlünde ölümsüzleşmiştir. Kubilay, onurlu girişimiyle cumhuriyetin tüm kazanımlarıyla korunacağının en somut örneği olarak tarihimizdeki saygın yerini almıştır.”
Kubilay'ın şehit edilmesinin, ülkenin her köşesinde kınandığını, yurttaşların cumhuriyete
şlığa geçişin simgesi inin gerçekleştirdiği eylem, cumhuriyet karşıtlarının çirkin yüzlerini gylardan biridir. Menemen'de asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı acımasızca katledenlerin temsil ettikleri zihniyetin ve günümüzdeki uzantılarının çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Menemen'de şehit olan Mustafa Fehmi Kubilay, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağnazlığa ve karanlık düşüncelere karşı başlattığı savaşımın simgesi olmuş, cumhuriyete sahip çıkılması uğrunda canını ortaya koyarak yurttaşlarımızın gönlünde ölümsüzleşmiştir. Kubilay, onurlu girişimiyle cumhuriyetin tüm kazanımlarıyla korunacağının en somut örneği olarak tarihimizdeki saygın yerini almıştır.” Kubilay'ın şehit edilmesinin, ülkenin her köşesinde kınandığını, yurttaşların cumhuriyete
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İzleyiciler
Blog Arşivi
- ► 2016 (202)
- ► 2015 (162)
- ► 2013 (239)
- ► 2012 (385)
- ► 2011 (300)
