1 Nisan 2011 Cuma

351-AZINLIKLAR VE MİSYONERLER.

                                                            
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir:16,Ekim.2008

AZINLIKLAR VE MİSYONERLER.

                        “Bu coğrafya’ya lâyık bir ulus olduğumuzu kanıtlayamazsak;
                Kara gözümüzün hatırı için bizi bu coğrafyada yaşatmazlar.”
GAZİ MUSTAFA KEMAL.
“Dört ayet ezberledim; bu aptallara(30)  sene imamlık yaptım”.Mordoğan doğumlu bir Rum papazı’nın itirafı.
“Malatya cinayetleri üzerine; Misyonerler, Misyonerlik
Faaliyetlerini bir süre, askıya alma kararı aldılar.”                                                              Yazılı basın.
Önce; Trabzon’da, İtalyan Uyruklu bir Katolik Papazı öldürüldü. Papazın katili, (16) yaşında bir Türk genci çıktı. Irak’tan ülkemize geldiği saptanan cinayet tabancasını katil gencimize Ağabeysi vermiş!
Daha sonra; İstanbul’un göbeğinde ve GÜPEGÜNDÜZ; HRAN DİNK adlı bir Türk GAZETECİSİ, tabanca ile öldürüldü. HRAN DİNK’İN KATİLİ YİNE TRABZONLU BİR TÜRK Genci çıktı.”Böylece; Türk ve Türklük Düşmanlarının ellerine Türlük aleyhinde kullanacakları bir fırsat daha geçti; “ diye, ne yapacağımıza karar veremez bir ürküntü içersinde çırpınırken; yepyeni bir facia haberi dünyamızı yerinden oynattı: Malatya’da Hıristiyanlık propagandası yapan üç kişi, işkenceler altında, boğazları kesilerek öldürülmüştü. Tüm bu feci olaylar olurken; bizler, Türban- Mürban, Ümmet- Mümmet, Müslim- Gayrı Müslim, Alt kimlik- Üst kimlik yutturmacaları üzerinde, ÇAĞDIŞI VE ATATÜRK DEVRİMİNE TERS POLİTİKA YAPMAKLA uğraşıyorduk.
Daha sonra; çok vahim bir utanmazlık ortaya çıkartıldı: Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü’nün çay ocağında; Hrant Dink’in katilinin boynuna Türk bayrağı asılarak, ULUSAL BİR KAHRAMANMIŞ gibi; çekilmiş fotoğrafı yayımlandı. İşin daha kötüsü, bu fotoğrafı çeken emniyet görevlileri,” bu fotoğraf, Garaj Jandarma Karakolunda çekilmiştir;” yalan ve iftirasına başvurdular.
Katiller, cahiller, tarikatçılar, sözüm onlara, milliyetçi geçinenler; TÜRK ULUSU’NU yerden yere vuracak eylemlerini yaparlarken; bizler, öyle uykusuna yatan mandalar gibi; ağızlarımızda kelime salatalarıyla derin uykulardaydık. Akıllara sığmayan bu
Kanlı eylemler üzerine; akıllara durgunluk verecek davranışlar sergiledik. Öldürmek, çaresizliğin en çarpıcı ifadesidir. Anadolu’da yaşamış Büyük FİLEZOF EPİKTETOS’UN “Düşünceler ve Sohbetler” adlı eserinde; öldürmenin çaresizliğini anlatan bir öykü vardır: Roma imparatoru, FİLOZOF EPİKTETOS’A:
-  ”Ben, her şeye muktedirim. Sözümü dinlemeyecek olan seni, bir çırpıda öldürtmek gücünde ve yetkisindeyim;” diyerek, gürler. FİLOZOF EPİKTETOS, gayetle sakin bir şekilde:”Ben, size benim istemediğim bir şeyi zorla yaptıramazsınız dedim. Beni öldüremezsiniz demedim; beni öldürmeniz, benim istemediğim bir şeyi yaptıramamış olmanızın çaresizliğindendir.”  Deyince; Haşmetli ve dahi Dehşetli Roma İmparatoru şişer ve öylece kalakalır. Öldürmek son çare değildir. Zalimler, masumları öldürdüklerinde, son ölümün kendilerine geleceğinden habersizdirler. İnsanları okutmazsanız ve dahi insan gibi yaşatmazsanız, onların işledikleri suçların ve yaptıkları hataların altında kalmaktan sizi hiçbir kimse kurtaramaz.
Önce; (AZINLIK—EKALLİYET)nedir? O’nu tanımlayalım. ATATÜRK DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU’NUN, Türkçe Sözlüğüne bakalım. C.1, s.120.
AZINLIK, ĞI,İS.1-Bir toplulukta, herhangi bir nitelik bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar; EKALLİYET, ÇOĞUNLUK KARŞITI.
2-Sosyolojik. Bir ülkede, egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayıca az olan topluluk, ekalliyet hükümeti, mecliste çoğunluğu olmayan bir siyasi partinin kurduğu hükümet. Azınlıkta kalmak; toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler, karşı düşünceye oy verenlerden daha az olmak.”
Profesör Dr. Pars Tuğlacının yaratmış olduğu DEV SÖZLÜK, OKYANUS’A bir göz atalım. C.1, s.199.                                                                                                          AZINLIK-ĞI, İ.1- Bir toplulukta, her hangi bir nitelik bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar, ya da bunların bu hali. OSM. EKALLİYET. İng.Minorıty, Fr. Minorıte. Fel-Sos. Bir ülkede, egemen olan ulusa göre sayıca az olan, kendilerini başka etnik kökten sayan ve aralarında ayrı bir dil ya da din bağı olan topluluk.”AZINLIK’IN sözlük anlamı bu
A-Misyon, misyoner, misyonerlik nedir? Bunların da sözlük anlamlarına bakalım. OKYANUS, C.3.S.19B-Misyon, i.Fr. Mission 1- Bir kimseye bir şey yapmak üzere verilen özel görev.2-Bir hükümetin, bir kimseye verdiği belirli ve özel görev.3-Dini, diplomatik, bilimsel v.b.bir görev yüklenmiş kimselerin tümü(diplomatik görev).
B-Misyoner, i.Fr. Missionnere.1-İç ya da dış misyonlarda görev alan RAHİP, PAPAZ, DİN ADAMI.( İng.missionnary
C-Misyonerlik-ği. İ.1- Misyonerin yaptığı iş. Misyoner olma hali.2- Genel anlamda; başka dinden olan iş, Başka dinden olanları, kendi dinine kazandırmak için kurulan dernek.3-Özel anlamda, Hıristiyan olmayan ülkelerde, Hıristanlığı yaymak amacıyla kurulan ve bu amacı güden kurum.”
Bazı köşe yazarlarımız, bu MİSYONERLİK OLAYLARINI hayali varsayımlarla özdeşleştirmek gayretine düştüler. Her birisi Rahmetli Ahmet Mithat Efendi olup çıktılar. Hıristiyanların ülkemizde faaliyet göstermeleri doğal bir hak sayılmalıymış! Ülkemizde bulunan Hıristiyanların Kiliseleri, Şapelleri, Metropolitlikleri; Yahudilerin de Havraları vardır. Bu gibi ibadet yerleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin koruması ve güvencesi altındadır. Amma ve lakin; ülkemiz genelinde yoğun bir biçimde sürdürülen ve MİSYONERLERCE YÜRÜTÜLEN HIRİSTİYANLAŞTIRMA FAALİYETLERİ, İBADET HÜRRİYETİİNİN SINIRLARI İÇERSİNDE GÖRÜLEMEZ VE GÖSTERİLEMEZ. Bu, gırtlağına kadar borçlandırılan bir ülkenin egemenlik hakkına yapılmış fiili bir müdahaledir. Bu konuya, tarihten örnekler vererek, tekrar döneceğiz.
Sayın Metin Gökçe’nin dilimize kazandırdığı çok değerli bir kitap var: Prof.Dr. Pierre Benouvin’in “Birinci Dünya Savaşı.”X1X’uncu asırda gelişen Sanayi, çok büyük ham madde ihtiyacına neden olmuştu. Az gelişmiş ya da hiç gelişememiş ülkelerde, DİNİ PROPAĞANDA, EN ETKİLİ BİR SİLAH OLARAK KULLANILMIŞTIR. Prens BİSMARK’I azleden İkinci Wilhelm, İstanbul’a, Kudüs’e ve Halep şehrine gitmiş, Müslüman olduğu söylentileri yayılmıştır. Bir taraftan, Müslümanlar okşanırken; diğer tarafta, Misyonerler, İslam dünyası’nın dibine dinamit koymakla uğraşmaktaydılar. Osmanlı İmparatorluğunda EĞİTİM MİSYONERLERİN EMRİNE VERİLMİŞTİ!Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı bir araştırma; Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içersinde(392) azınlık okulunun  Misyonerlerin EMİR VE DENETİMLERİ altında olduğunu ortay koymuştur.Prof.Dr.Pierre Benouvin , durumu şöylece değerlendirmektedir:”Nihayet, İslam Dinindeki devletlerin  siyasal hayatına liberal ve demokratik fikirlerin sokulması daha da kolay değildi.Her ne kadar, Paris’te ve Londra’da sürgün hayatı yaşamış olan “JeunesTurc”-Jön Türkler-Abdülhamit istibdadına saldırmışlarsa da, onlarda , otoriter bir rejime bağlı kalmışlardır..Hıristiyan Avrupa, kendi din düşüncelerini yayma yolunda, durmadan çaba göstermiştir.Katolik, Protestan, dahası Ortodoks Misyonerleri, “İncil’”i duymamış olanlara karşı bir ödevi yerine getirdikleri duygusundan hareket ediyorlardı…Hıristiyanlık doktrinini yayan misyoner, bundan dolayı bir uygarlık şeklinin ,Hıristiyanlığın temelindeki”Avrupa Uygarlığı’nın propagandasını yapmış oluyordu…”
“XX’ inci yılın ilk yıllarında; Avrupa’nın dışında,Hıristiyanlığı yaymağa çalışan(18.000) Misyoner,”vicariast”ve “prefectures” adı verilen örgütlerin içersine alınmış ve propaganda yönetimine bağlanmıştı.(8.000) Protestan misyoneri de, dünyanın her yerine dağılarak çalışıyordu….Osmanlı imparatorluğunda ayrı bir durum vardı: Bu İmparatorluğun kapladığı ülkelerde, Müslümanlık, ortadan kaldıramadığı öteki dinlerin üstüne yerleşmişti.Bundan başka,”KAPİTİLASYONLARIN” koruduğu Katolik misyonerleri ÜÇ YÜZ YILDIR, BU MEMLEKETLERDE ÇALIŞMAKTAYDILAR.Cizvitler Suriye’de, Dominikler Filistin ve Irak’ta  önemli sonuçlar elde etmişlerdi.Bununla birlikte, Müslüman çevrelerde, hiçbir başarı gösterememişlerdi.” Prof. Dr. Pierre Benouvin, Misyonerlik olayının dünya çapında çalışmalarını ve aldıkları sonuçları, uzun, uzun anlatmakta; ilkel dinlere sahip zenciler üzerinde aldıkları önemli sonuçları anlatmaktadır. Bu konuda, Afrikalı bir devlet adamının anlatımı misyonerlik çalışmalarını en çarpıcı bir biçimde, gözler önüne sermektedir:
“AVRUPALILAR GELDİKLERİNDE; ELLERİNDE KİTAPLARI VARDI. Bizim de arazilerimiz vardı. GÖZÜMÜZ KAPALI OLARAK, KİTAPLARINI OKUMAMIZ İÇİN KİTAPLARI BİZE VERDİLER. GÖZLERİMİZİ AÇTIĞIMIZDA, KİTAPLAR BİZİM ELİMİZDE; ARAZİLERİMİZ DE AVRUPALILARIN ELLERİNDEYDİ.”Osmanlı İmparatorluğu’nun içersine düştüğü yüz kızartıcı durum; 1839 Tanzimat fermanı ve 1856 Islahat fermanından sonra; büyük devletlerin ve azınlıkların çok büyük baskılarının oluşturduğu çaresizliklerin ve korkaklıkların bir uzantısıdır.
Sürekli ve planlı bir şekilde yürütülen bu müdahaleler, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik hakkını ipotek altına sokmuştur. KATOLİK, ORTODOKS VE PROTESTAN KİLİSELERİ, ÜLKELERİNDEN DAHA GÜÇLÜ VE ÖRGÜTLÜ BİR BİÇİMDE, OSMANLI İMPARATORLUĞUNA YERLEŞMİŞLERDİR. Büyük il merkezlerinde kurulan metropolitliklere bağlı kiliseler, tam bir askeri disiplin altında, istihbarat faaliyetleri de dâhil olmak üzere, ülkemiz aleyhinde çalışmışlardır. Ulusal Kurtuluş savaşı yıllarında; kiliseler, her türlü din dışı, din ile bağdaşmayan işlerde faaliyet göstermişlerdir. İzmir metropoliti Hristostomas, Averof zırhlısı süvarisi Mavraki ile İzmir’in işgalini planlayıp, Yerli Rum çetelerini örgütlemiştir. Kiliseler, silah deposu haline sokulmuştur.15.Mayıs.1919 tarihinde; İzmir’e çıkan Yunan askerlerini tuz ve ekmekle karşılayan bu Metropolit, onları takdis etmiştir. Hristostomas’ın asıl adıMeletyos’tur. Metropolit olunca; Rumca,” altın ağızlı” anlamına gelen Hristostomas adını almıştır. Yunanlılar, Gediz galibiyetinden sonra; Kütahya’da bir savaş konseyi toplamışlardı. Hristostomas, bu toplantıya, iki metropolit göndermişti. Efes Metropoliti Aftimos, Yunan Ordusu’nun Ankara’ya yürümesi için çılgınca çalışmıştı. Hıristiyan din adamları, Kralın başkanlığındaki bir savaş konseyine girerek, KRALIN, POLİTİKACILARIN VE YUNAN GENERALLERİNİN ÜZERİNDE MANEVİ BİR BASKI OLUŞTURMUŞLARDI.                                
Misyonerlik faaliyetleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve A.B.D.LERİ’Nİ tam yetkili kıldığı ve her türlü desteği sağladığı Hıristiyan din adamlarınca yürütülmüştür. Bunlar, azınlıklar için KATOLİK,
ORTODOKS VE PROTESTAN OKULLARI AÇARAK, Osmanlı vatandaşı gayrımüslümleri eğitmişlerdir. Osmanlı devleti, tam bir çaresizlik ve çıkmaz içersindedir. Misyonerler, Hıristiyanlık eğitiminin yanı sıra, MİLLİYETÇİLİK FİKİRLERİNİ VE HİLAL HAÇ KAVGASINI DA AŞILAMIŞLARDIR. Bu konuda, yayımlanmış çok eser vardır. Biz, belgelerimizi Sayın Dr.M. Hidayet Vahapoğlu’nun “Osmanlıdan günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları,” adlı eserinden alacağız. Ermeniler, Gregoryan olmaları nedeniyle, Papalığın ve Hıristiyan dünyasının ilgisini çekmiştir. Katolik ve Protestan misyonerlerince açılan okullarda, Müslümanlara karşı din düşmanlığı ve ulusal bağımsızlık fikirleri işlenmiştir. Merzifon’daki Amerikan kolejinden HINCAK VE RUM PONTUS faaliyetleri yönetilmiştir. Van’daki Çarlık Rus konsolosları,1870-1880 yıllarında; bağımsızlık duygularıyla dopdolu bir Ermeni gençliği yetiştirmişlerdir. “ATATÜRK” ADLI BİR KİTAP YAZARAK, ÜLKEMİZDE VE DÜNYA2DA ÜNLENEN LORD KİNROSS, Van’da, İngiliz konsolos yardımcılığı görevinde bulunmuş ve Ermeni soykırımı yalanları ile dopdolu Mavi Kitaba imzasını atmıştır. İslam Ansiklopedisinin Kürtler maddesini, İngilizlerden aldığı altınlara karşılık olara, Çarlık Rusya’nın Erzurum konsolosu Minarski’nin yazdığı söylenmektedir. Bu nedenle; önemli Ermeni ayaklanmalarını şöylece sıralayabiliriz:
Erzurum İsyanı-----------------------1890
Musa Bey olayı-----------------------1890
Kumkapı gösterisi------------------ 1890
Merzifon, Kayseri ve Yozgat olayları—1892-1893
Birinci Sason İsyanı-----------------1894
Bab’ı Âli Olayı------------------------ -1895
Zeytun İsyanı-------------------------- 1895
Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Erzurum, Hınıs, Muş,
Bitlis Olayları----------------------------1895
Birinci Van İsyanı-----------------------1896
Osmanlı Bankası baskını-----------1896
İkinci Sason İsyanı---------------------1904
2’inci Abdülhamit’e Suikast---------1905
Adana Olayı----------------------------  -1909
1914 Olayları---------------------------   1914

2’inci Van isyanı-----------------------    -1915
Şebinkarahisar isyanı----------------    -1915
“Yukarıdaki tarih ve olaylarla günümüzdeki Ermeni terör olayları mukayese edilirse, ermeni hareketlerinin tertiplendiği dönemler, Osmanlı Devleti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış mücadeleler verdiği, zor şartlar altında ve güçsüz olduğu dönemlerdir. Bu da, Ermenilerin güç ve otorite karşısında sinen bir yapıda olduğunu gösterir.”                                                                                                                         İLK MİSYONERLİK FAALİYETLERİ.
İlk misyonerlik çalışmaları, Hz. İsa’nın Havarilerinden olan ve adını PAVLUS olarak değiştiren, Roma’da, işkence ile öldürülen ve Azizlik mertebesi verilen kişi tarafından yapılmıştır. Bu kişinin çalışmaları sonucu; Anadolu’da ve Makedonya’da çok sayıda kilise kurulmuştur. İkinci Misyonerlik faaliyeti; Roma’da, Papanın misyon başkanlığında,1662 tarihinde örgütleniştir. S.g.e. s.33
Protestan misyonerlik örgütleri içinde en etkili olanı, AMERİKAN BOART OF COMMİSSİONERSFOR FOREİGN MİSSİON adlı misyonerlik örgütüdür. Bu örgüt, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli bölgelerine çok sayıda misyoner göndermiştir. Örnek verecek olursak:
1-Batı Trakya’ya yönelik olarak 6
2-Kıbrıs’a yönelik                                 3
Musevilere yönelik                                 4
4-Batı Anadolu’ya yönelik                227
5-Orta Anadolu’ya yönelik                   98
6-Doğu Anadolu’ya yönelik               102
7-suriye2ye yönelik                                 59
8-Avrupa Türkiyesi’ne yönelik          
Toplam olarak: 540 misyoner. S.g.e. s.35
XVII’inci y.y.da; Fransa, Cizvitler ve Fransiskenlerle, Osmanlı Devleti’nin başına bin türlü dert ve bela getirmiştir. Katolik, Paris Capucin Cemiyeti Vaizi Rahip Pasifico,1621 yılında; İstanbul, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Irak’ Capucin Manastırları kurmuştur. XVIII ve XIX’UNCU yüzyıllarda; Protestan misyoner faaliyetleri büyük boyutlarda olmuştur. Özellikle;

İngilizler tarafından kurulan misyonerlik örgütleri, çok etkili bir biçimde, Osmanlı Devletini
İçeriden sarsmıştır. Beyrut’ta, Cizvit papazları tarafından, Saint Jozep üniversitesi kurulurken, İstanbul’da da Amerikan Protestanları tarafından, Amerikan Robert koleji kurulmuştur.
“Amerikalıların, Osmanlı Devletine ilgi göstermeleri üç nedene dayanıyordu:”
               EKONOMİK DURUM VE İMKÂNLAR.
“Misyonerler ve onları gönderen devletler tarafından kurulan EĞİTİM VE HAYIR KURUMLARI’NIN VARLIĞI. Osmanlı Devletinde, kalıcı Amerikan bağı, misyonerlerce kurulup işletilen eğitim ve hayır kurumlarının faaliyetleri sonucu oluşmuştur. Amerikan Misyonerleri’nin sahip oldukları mülk varlığı,1879’da (100.000.000) Dolara ulaştığı tahmin edilmektedir.1914 TARİHİNE GELİNDİĞİNDE; Osmanlı Devletinde, doktor ve eğitmen kisvesi altında, (1000)’den fazla misyoner çalışmaktadır. Reverend William Goodel, İNCİL’İ ERMENİCE VE TÜRKÇEYE ÇEVİRMİŞTİR. Bursa, Trabzon ve Erzurum’da kurulan misyonlarla, 1869 yılında, görev sayısı (21)’e yükselmiştir.1896 yılında; Amerika’dan 7,İngiltere’den 4 ayrı kiliseye bağlı misyonerler, tüm ülkeye dağıtılarak, görev sayısı 869’a yükselmiştir. Bu tarihte; Anadolu’da, Amerikan misyonu bulunan şehirler şunlardır: Bursa, İzmir, Merzifon, Kayseri, Sivas, Trabzon, Erzurum, Harput, Bitlis, Van, Mardin, Adana, Haçin, Ankara, Yozgat, Amasya, Tokat, Arapkir, Malatya, Palu, Diyarbakır, Urfa, Birecik, Elbistan, Tarsus ve İstanbul.”Misyonerler, hastane teşkilatlanması şeklinde çalışmalarını sürdürmüşlerdir.1910 yılı ve sonrası yapılan (42.693)tıbbi müdahalenin, sadece(185)’i Türklere yapılmıştır. Tek, tek görevlendirilen misyonerlerin yerini, dış devletlerce tam destekli ve dev finans kaynaklı, ÖZEL EĞİTİM SİSTEMLERİ ALMIŞTIR. BU İŞLER OLUP, BİTERKEN; OSMANLI VATANDAŞI TÜRKLER, HÂLÂ, ELİF, CİM, DALLI. ARAP GAZVE ÖYKÜLERİYLE DESTEKLİ, POZİTİF BİLİMLERE ARKASI DÖNÜK BİR ANLAYIŞLA YARATILAN EĞİTİM SİSTEMİYLE UYUTULMAKTAYDI.
Köylere kadar yayılan misyoner okulları, EMPERYALİZMİN ELİNDE ÇOK GÜÇLÜ BİR SİLAH OLMUŞTUR. Osmanlı vatandaşlarını birbirlerine düşman etmiştir. Ülke, bağımsızlık mücadelesini veren kamplara bölünmüştür. Ayrılıkçı Arap liderlerinden Refik Rızzık Sellum, Osmanlı Divan’ı harbi huzurunda, aynen şöyle ifade vermiştir:”Ben, Fransız okullarında okudum. Bugün, Suriye, Irak ve Lübnan’da Eşraf ve ağaların çocukları, Cizvit okullarında okur. Öteki Arap diyarlarında ise İngilizce hâkimdir. Onlar, ya İngiliz okullarında, ya Amerikan kolejlerinde okurlar. Hepsinin gayesi, Türkler hakkında benim sahip olduğum bilgileri telkin etmektir. Hepsi için ortak düşman Türklerdir. Bu itibarla, Arapları malûm ve hatta gayrı malûm sevketmek, emelinde olanların ele alacakları yegâne konu, Türk düşmanlığıdır. Zannediyorum ki, bizim hatamıza bizden sonrakiler de ister, istemez düşeceklerdir.”
Bir yandan, yoğun bir şekilde yürütülen misyonerlik faaliyetleri; diğer yandan, çeşitli tarihlerde, yabancı devletlere verilmiş olan KAPİTİLASYONLAR, YABANCI DEVLETLERİN, OSMANLI DEVLETİNİ ÇÖKERTME AMACINA HİZMET ETMEKTEYDİ. Başlangıçta ekonomik
Olan bu imtiyazlar, sonraları, DİNİ, SİYASİ, ADLİ VE SOSYAL BİR MÜDAHALE HAKKI KAZANDIRMIŞTIR
Kapitilasyonlar, değişik adlarla ve değişik yorumlarla, Osmanlı devletini ve Osmanlı vatandaşlarını çepeçevre kuşatmıştır:
-“ŞARK MESELESİ,”
- “KATOLİKLİĞİN, ORTODOKSLUĞUN VE PROTESTANLIĞIN HAMİLİĞİ,”
-“HIRİSTİYANLARIN KUTSAL YERLERİNİN KORUYUCULUĞ,”
-“GAYRIMÜSLÜMLERE TANINAN, IRZ, NAMUS, CAN VE ÖĞRETİM EŞİTLİĞİ,”
-“ERMENİLERLE MESKÛN YERLERDE, İSLAHAT YAPILMASI,
En sonunda da,”muhtar bir Ermeni yurdu.”En sonunda da, bağımsız bir Ermeni Devleti’nin kurulması, gündeme getirilmiştir.
ÇEŞİTLİ DEVLETLERE VERİLEN KAPİTİLASYONLAR.
1346   Bizans,
1365   Raguza,
1451   Cenova,
1455   Venedik,
1460   Floransa,
1535   Fransa,
1579   İngiltere,
1612   Hollanda,
1615   Avusturya,
1737   İsveç,
1740   İki Sicilya krallığı,
1746   Danimarka,
1747   Toskana,


1761   Prusya.1782 İspanya;1783 Rusya;1821 Sardunya;1830 A.B.Devletleri; 1838 Belçika; 1839 Bremen, Lübeck, Hamburg;1843 Portekiz; 1855 Yunanistan!;1858 Brezilya; 1870 Bavyera.
Kapitilasyonlar, Önce, “İHSAN,”olarak verilmiş;  sonra “İMTİYAZ” OLMUŞ,  DAHA SONRA DA, EGEMENLİĞİN KAYBINA NEDEN OLMUŞTUR.
Ermeni soykırım masalı-jenosit- tanımı; 1948 Birleşmiş Milletler JENOSİT tanımının geriye doğru işletilmek istenmesidir. İngilizlerin, Fransızların, Amerikalıları ve Rusların yapmış oldukları SOYKIRIMDAN SÖZ EDEN YOKTUR. Fransızların etek düşkünü Cumhurbaşkanları Nikolas Sarkozy:” Ermeni soykırımını Türkler kabul etmeli”, derken; CEZYİR’DE, FRANSIZLARIN YAPMIŞ OLDUKLARI SOYKIRIM İÇİN:”bunlar tarihçilerin işi. Bunları tarihçilere bırakalım”, demektedir. Soykırımı tanımanın gerisinde, TAZMİNAT VE TOPRAK İSTEKLERİ YATMAKTADIR.
XX’İNCİ ASRIN BAŞLARINDA; MİSYOERLİK FAALİYETLERİ AZINLIKLARIN BAŞKALDIRISI İLE BİRLİKTE, OKULLAŞMA SÜRECİNE GİRMİŞTİR. İstanbul’da,(45) azınlık kız ve erkek okulu açılmıştır. Osmanlı Ülkesinin tamamında açılan(900) Azınlık Okulu’nun en kritik bölgelerimizde açılmış olduklarının farkına çok geç varılmıştır.”Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesiyle Orta doğu’da sürdürülen okullaşma faaliyetlerinin hemen, hemen tamamı Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere İmparatorluğu tarafından, ya bizzat ya da desteklenerek gerçekleştirilmiştir. Bu bölgelerde faaliyet gösteren  bu devletlere  ait  misyonerler  ya da siyasi ajanlar, emellerine ulaşmada alt yapıyı oluşturacak  kalıcı mahiyette her türlü önlemleri almaktan kaçınmamışlardır.”s.g.e. s.74-75,Misyonerlik Teşkilatını destekleyen ve himaye eden devletlerin bu nlara yapmış oldukları yardım miktarları aşağıya çıkarılmıştır; Okullar ve Frank olarak yapılan yardımlar.
1-Fransız okulları   140.000Fr.
2-İngiliz okulları      125.000Fr.
3-Alman okulları     85,000Fr.
4-Rus okulları            5.000Fr.
5-İtalyan okulları    32.000Fr.
6-Yahudi okulları   bilinmiyor.
7-Amerikan okulları100.000Fr.
8-Özel okullar          100.000Fr.s.g.e. s.167-171

Osmanlı devleti zamanında İstanbul’da kurulan (65) yabancı okulun bir kısmı, Lozan Antlaşması ile Cumhuriyet dönemine intikal etmiştir:”1893 tarihinde, Zühtü Paşa tarafından, padişah’a sunulan bir raporda Osmanlı ülkesi içinde bulunan Protestan okullarının durumuna dair köklü bilgiler verilmiştir. Ülke içinde (392) Protestan ve Amerikan okulunun bulunduğu; bunlardan(108) tanesinin 17 yıllık süre içersinde açıldığı, buna göre de her yıl, yaklaşık olarak 7 okul’un açılmış olduğu anlaşılmıştır.33 okulun açılış ruhsatının Padişah tarafından, 7 okulun açılış ruhsatının Sadrazam tarafından, 11 okulun da Maarif Nezareti tarafından ruhsatlandırıldığı anlaşılmıştır. Buna göre; (341 okulun ruhsatsız ve mevzuat hükümlerine aykırı olarak açılmış olduğu anlaşılmıştır:”
1903 tarihli Maarif Salnamesi ile ve Amerikan milli arşivinde bulunan bir belgeye göre, çeşitli okullardan(1039 tanesi Osmanlı ülkesinin dört bir tarafında faaliyet göstermektedirler. Çeşitli devletlerin destek ve kontrolündeki okulları şöylece sıralayabiliriz:
1-Fransız okulları         72,
2-İngiliz okulları            83,
3-Amerikan okulları 465,
4-Avusturya okulları 7,
5-Alman okulları              7,-
6-İtalyan okulları            24,
7-Rus okulları(Beyrut)   44,
8-İran okulları                     2,
9-Yunan okulları(İzmir)     3.
Amerikan okullarının çokluğu, Ulusal Kurtuluş Savaşında, AMERİKAN MANDACILIK FİKRİNİN SİVAS’TA ORTAYA ATILMA NEDENİNİ DE BELİRLEMEKTEDİR.
OSMANLI NE YAPIYORDU?-UYUYORDU-
1838 TARİHLİ Balta limanı Anlaşması, Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında imzalanmıştı. İngiliz Dış İşleri Bakan’ı:”Tatlı iş,” diyerek, bu anlaşmayı değerlendirmişti. Bu anlaşma ile Osmanlı İmparatorluğu, hem kendi ekonomisini hem de Mısır ekonomisini çökertmişti.1854 Kırım savaşı, ayakta zar, zor duran Osmanlı Maliyesini iflasa götürmüştü. zo Avrupa’nın seri üretimli fabrika ürünleri, Osmanlı’nın el tezgâhlarını da silip, süpürmüştü. Avrupa devletlerinden alınan borçlarla, saraylar v e konaklar yapıldığı gibi, Abdülmecit’in kızlarının ve damatlarının masrafları karşılanmıştı.1867 senesinde, Fransa ve İngiltere’yi gezen sultan Abdülaziz, Mısır’a da uğramış, çok görkemli törenlerle karşılanmıştı. İstanbul’a dönüş törenleri için, Osmanlı Bankasından(360.000)altın, borç olarak alınmıştı. Bu arada, A.B.Devletleri de EĞİTİM YAĞMASINA KATILMIŞTI. Misyonerlik teşkilatı, CASUSLUK VE DİNİ PROPAGANDA YANINDA, SİLAHLI EYLEMLERİ DE DESTEKLEMEYE BAŞLAMIŞTI. Kiliseler ve mabetler, birer cephanelik haline sokulmuşlardı. Her türlü silah ve cephane, KIZIL HAÇ İLAÇ SANDIKLARI İÇERSİNDE, ÜLKEMİZE SOKULMUŞTUR.
Cennet mekân Rahmetli Papa Eftim, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda, Rum Ortodoks Kilisesinden ayrılarak, TÜRK ORTODOKS KİLİSESİNİ KURMUŞTUR. Mareşal Gazi Mustafa Kemal ve Batı Cephesi Komutanı Korgeneral Mustafa İsmet sayesinde ve Lozan’da, bu misyonerlik derdinden ve Yabancı okullar derdinden kısmen kurtulabilmiştik. Lozan’a rağmen, İngiliz lisesi, Alman lisesi, İtalyan Lisesi, Avusturya lisesi ve Amerikan Kolejleri eğitim ve öğretimlerini sürdürmektedirler. Lozan Anlaşması ile İstanbul valiliği, Eyüp Kaymakamlığı emrine bağlanan Fener Rum Ortodoks Patrikliği, günümüzde; Vatikan’daki Papa’nın sevdası ile sevdalanarak EKÜMEMENLİK SAVAŞINI SÜRDÜRMEKTEDİR. Heybeli Ada’da, bağımsız bir Hıristiyan İlahiyat fakültesi açma savaşı da bütün hızı ve şiddeti ile sürdürülmektedir.”TEVHİD’İ TEDRİSAT KANUNU’NUN-EĞİTİM VE ÖĞRETİM BİRLİĞİ YASASI’NIN- gerekçesi, günümüzde ve sağcı iktidarlar döneminde, TÜRK OKULLARINDA BİLE UYGULANMAMAKTADIR? Fener Ortodoks Rum Patrikliği Ekümenlik Unvanına kavuşursa, ne mi olur? Bugünlerde 4000 Ortodoks üyesi bulunan Rum patrikliğinin üye sayısı (350.000.000)olur ve Ortodoksluk ta Papalık gibi devlet statüsü kazanmış olur. Heybeliada Rum Ortodoks Okulu Üniversite statüsü ile açılırsa, ülkemizdeki tüm mezhep ve tarikatlar da birer üniversite kurma hakkına kavuşmuş olurlar.
AZINLIKLAR MESELESİ.
24.Temmuz.1923 tarihinde imzalanan LOZAN ANTLAŞMASI ile Ülkemizin sınırları içersinde yaşayan ÜÇ AZINLIK STATÜSÜ KABUL EDİLMİŞTİR:
1-RUMLAR,
2-ERMENİLER,
3-YAHUDİLER. Lozan Antlaşmasından sonra; Bulgarlarla yapılan özel bir anlaşma ile ülkemizde yaşayan Bulgar kökenlilere de azınlık statüsü verilmiştir. Bunun dışında, ülkemizde yaşayan azınlıklar yoktur. Uluslararası emperyalizm; az gelişmiş ülkelerin etnik varlıklarından, önce azınlıklar yaratarak sonunda yeni, yeni uluslar yaratma gayretlerini, iç yardımcıları sayesinde, sürdürmektedirler. Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda; Mareşal Gazi Mustafa kemal, TÜRK MİLLETİ’NİN TANIMINI YAPMIŞTIR:”ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINI YAPAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR.” DEMİŞTİR. Bu, ezberden yapılan bir tanım değildir. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas Kongrelerini, oralara giderek, orada yaşayanlarla birlikte gerçekleştirmişti. Düşman devletlerin her türlü tehditlerine ve bol, bol harcadıkları altınlarına karşın, TÜRKİYEMİZİN DÖRT BİR TARAFINDAKİ İNSANLAR, O’NUN PEŞİNDEN GİDEREK, O’NUN FİKİRLERİ VE VATANSEVER EYLEMLERİYLE GENEL KABULDE BİRLEŞMİŞLERDİR. Bu birleşmenin sınavını da, muharebe meydanlarında, kanlarını dökerek ve canlarını seve, seve vererek ve vermişlerdir. Bunun dışındaki konuşma ve yorumlar ihanete yöneliktir. MİLLETLER ARASI KONFERANSIN KİŞİNEV’DE ALMIŞ OLDUKLARI KARARI OKUMALARI, ONLARI UYUDUKLARI İHANET UYKUSUNDAN UYANDIRMAYA YETER SANIYORUM. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlının yattığı gaflet uykusundan uyanmazsa, sadece ve dahi sadece KÖTÜ TARİH TEKRARLANIR.
Takvim Gazetesi’nin 19.Mayıs.2007 tarihli sayısında yayımlanan ilginç bir haber, tehlikelerin varlığını bizlere haber vermektedir:
“KENDİSİNİ KURTARICI SANMIŞ”.
“Malatya’daki yayınevi katliamının planlayıcısı ve azmettiricisi olduğu belirtilen Emre günaydın, 4 kişilik bir ekip tarafından sorgulanıyor. Günaydın’ın,”Misyonerlik çalışması içersinde bulunanlara”,”dur”           , denilmesi gerektiği ve bu işi Malatya’da yapacak kişinin ben olduğumu düşündüm”, dediği ileri sürüldü. Bu arada, Emre Günaydın, sağlık kontrolünden geçirilirken, pencerenin kenarına gelen Baba Mustafa Günaydın:”Kimseden korkum yok, arkandayım oğlum, korkma, seni çok seviyorum;” diye bağırdı.
30.Mayıs.2007 tarihli Milliyet gazetesinde iki haber:
“ARTVİNDE SKANDAL.”
“Boyunlarında haç taşıyan iki Papaz, üç kişinin saldırısına uğradı. Papazlar, şikâyetçi olmadı.”
“ARTVİNDE İKİ PAPAZ DÖVÜLDÜ.”
“Borçka ilçesine turist olarak gelen iki Gürcü Papaz, kontör almak için girdikleri dükkânda, tartıştıkları üç kişi tarafından dövüldü. Hastaneye götürülen Papazları döven Fatih Kurtuluş, Serkan kurtuluş ve Mehmet Özdemir:” Boyunlarında haçla büfeye geldiler. Ne iş yaptıklarını sorduk; Misyoner olduklarını söylediler. Kavga çıktı;” dediler. Papazlar, şikâyetçi olmadılar.”
Büyük, güçlü ve vatansever bir İstihbarat örgütümüzün:”Türkiye’de (3.500) casus bulunduğunu söylediğini gazetelerden okumuştuk. Posta Gazetesi2nin 02.Eylül.2007 tarihli sayısına da bir göz atalım:”TÜRKİYE’DE 1100MİSYONER VAR.
“A.B.D. Dışişleri Bakanlığı’nın ,”Uluslar arası dini özgürlükler”, raporuna göre, Türkiye’de 1100 Hıristiyan misyoner bulunuyor. ABD raporunda, Türkiye’de hükümetin genel olarak, dini özgürlüklere saygılı olduğu ve bu özgürlüklerin anayasa ile korunduğu belirtilirken, Müslümanlar ve diğer dinlere mensup kişiler için üniversiteler ve devlet kurumlarında belli kısıtlamaların devam ettiği belirtildi. Raporda, Türkiye’de Radikal İslami unsurların Yahudi karşıtı tutumlarının sürdüğü ifade edildi.”Şimdilik”, benim yazacaklarım bu kadarlık. PS: BU ÖNEMLİ KONUDA İLK UYARI YAZIMI GÖRÜLEN LÜZUM ÜZERİNE YENİDEN HUZURLARINIZA SUNUYORUM.

KAYNAKLAR.
1-Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler,
2-Prof.Dr. Pierre Benovin, Birinci Dünya savaşı, Metin gökçe çevirisi,
3-Papa Eftim,
4- Yazının içersinde belirtilen gazeteler.

31 Mart 2011 Perşembe

350-YENİ KHK'NAME İÇİN ÖN EMİRDİR

                                                        
OSMAN TÜRKOĞUZ
  İzmir;31 Mart 2011.

                        HADİ CANIM SEN DE!
            Bendeniz; bazen o da bir rastlantı sonucu, Sayın Bay Recep Beyimizi dinlediğim ve de yazılı basınımızdaki beyanlarını okuduğum zaman dehşetler içersinde kalıyorum.
            Yürütmenin başı iken, kendisini bir davanın Baş Savcısı ilan etmesinin sonuçlarını gördük! Yürü yavrum yürü, sana el ne karışır/benim Müddeihusuyelerim basılmamış kitaplara da garışır! Basılmamış kitapları Polis te  BASABİLİR!Nitekim BASMIŞTIR DA!
            Dinimize, dilimize ve de ulusal bütünlüğümüze düşman bir çakma din ulemasının iç yüzünü açıklayan yayımlanmamış kitaplar için namusları ve bilimsel onurları mücessem gerçek din bilginlerimizin evleri 12(ONİKİ) saat aramaya tabi tutuldu. Kitap taslaklarına da polis el koydu. Hem de polis o taslakları okuyarak el koydu. Demek ki, suçlamaları yönlendiren polisler oluyor demektir!
            Bu sefer de Sayın Recep Beyimiz:
            “Ben yargının işine karışmam, yargı da benim işime karışmasın!” Buyurdu. Hoppal yavrum yeniden yaz geldi/KHKARARNAME İÇİN MECLİSE NİYAZ GELDİ!         Anayasamıza göre :”İDARENİN HER TÜRLÜ EYLEM VE İŞLEMLERİ YARGI DENETİMİNE TABİDİR!”Ve de:
            Anayasamızın 138’inci maddesinin4’üncü fıkrası ne günler için kabul edilmişti: hem de %92.07 oy ile!
“138/4.”YASAMA VE YÜRÜTME ORGANLARI İLE İDARE, MAHKEME KARARLARINA UYMAK ZORUNDADIR; BU ORGANLAR VE İDARE, MAHKEME KARARLARINI HİÇBİR SURETTE DEĞİŞTİREMEZ VE BUNLARIN YERİNE GETİRİLMESİNİ GEİKTİREMEZ.”
            Anayasamızı baştan sona bir eyice yeniden okudum. Sayın Recep Beyimizin haklı olduğunu gördüm! Anayasamızın hiçbir maddesinde:”Sayın Recep Bey’e hiçbir Devlet Organı karışamaz!”Diyen bir maddesinin olmadığını gördüm. Bu nedenle de yukarıdaki yazımın bir cehalet eseri olduğuna oybirliği ile karar verdim!

                       

30 Mart 2011 Çarşamba

349-BİN UMUTTUR SAMSUNA ÇIKMAK

                                                  
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir;23 Şubat 2009. 
                                                                  
                          BİN UMUTTUR SAMSUN’A ÇIKMAK!

Mareşal Gazi Mustafa Kemal; CHP’sinin üçüncü kongresinde, ALTI GÜNDE VE 36;5 SAATTE OKUDUĞU, BÜYÜK NUTKUNA ŞÖYLE BAŞLAMIŞTI:
“SAMSUN’A ÇIKTIĞIM GÜN,
GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ:
1919 yılı Mayıs’ın 19’uncu günü Samsun’a çıktım,
Genel Durum ve Görünüş:
Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaş’ta yenilmiş, Osmanlı Ordusu her yanda sarsılmış, şartları ağır bir “Ateşkes Anlaşması”imzalanmış. Büyük Savaşın, uzun yıllar içinde, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve ülkeyi Genel Savaşa sokanlar, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife görevinde bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalınızca tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki Hükümet; yetersiz, aşağılık, korkak, yalınız Padişahın isteklerine bağlı ve onunla birlikte, kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş. Ordunun elinden silahları ve savaş gereçleri alınmış ve alınmakta.”
Bu anlatımın gerisinde, akla ve hayale sığmayan perişanlıklar, dağılmışlıklar ve parçalanmışlıklar vardı:
A-*Ülkemiz, işgal bölgelerine bölünerek:
1-İngilizler,
2-Fransızlar,
3-İtalyanlar,
4-Yunanlılar,
5-Ermeniler,
6-Yerli Rumlar tarafından işgal edilmişti.
B-*Uluslaşamamış, ümmetçilik batağında, tarikatlara, mezheplere, tekke ve zaviyelere bölünmüş Osmanlı toplumu, ortaçağın gerisine düşmüş bir görünüme bürünmüştü. Türk’ün kanı, canı ve kemikleri üzerine kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğu dönme ve devşirme döllerinin saltanatında Türk Ulusunun başına yıkılmıştı.
C-*Asırlarca baktığımız, yemeyip yedirdiğimiz Müslüman azınlıklar, birer millet statüsüne bürünerek işgalcilerle bir olmuş, Türk’ü sırtından hançerlemişlerdi.
D-*Hrıstiyan azınlıklar da, işgalcilerle birlik olmuşlardı.
            NEDEN BİN UMUT?
Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışını bir tek umut’a bağlayanlar; o günün toplum ve politik yapısını bilmeyenlerdir:
1-Padişah ve taraftarları, Sevr Analaşmasına karşı çıkanların, Osmanlı’nın Ordu ve Mülki gücü ile ezilerek, saltanatlarını ve hıyanetlerini sürdürme umudundaydılar.
2- Azınlıklar ve hainler, kolayca parçalanacak ülkemizden pay alabilme umudundaydılar.
3-Mezhepler, Tarikatlar, Tekkeler ve Zaviyeler eski sömürü güçlerine kavuşma umudundaydılar.
4-Ülkemizin gerçek sahipleri, kurtarılacak ülke üzerinde, her türlü sıkıntıya katlanma umudundaydılar. Halide Edip’in” Türkün Ateşle İmtihanı’nda belirttiği gibi; Sivrihisar taraflarındaki köylüler:
“JANDARMA ZÜLMÜNE RAZIYIZ; YETER Kİ, BU YUNAN GÂVURU GİTSİN!”, DİYE DUA ETMEKTEDİRLER.
MENEMEN’İN HATUNDERE KÖYÜNDE; KÖYÜN YAŞLI KADINLARI HER AKŞAMÜZERİ TOPLANARAK:                                            
“İKİNDİYE KADAR DEVLETE, İKİNDİDEN SONRA KENDİMİZE ÇALIŞMAYA RAZIYIZ; TEK, BU YUNAN GÂVURU GİTSİN”, DİYE DUA ETMEKTEDİRLER.
MUSTAFA KEMAL’İN TAŞIDIĞI İNANÇ YÜKLÜ UMUTLAR.
En Aydın ve en Vatansever Osmanlı, ülkemizin istiladan kurtuluşunun dışında bir istek ve beklenti taşımıyordu. Samsun’a çıkan 18 kişilik maiyet adamı ve 30 kişilik muhafız takımının da başka umut ve düşüncesi yoktu. İlginç bir tarihi olay yeniden yaşanıyordu:
                                   BİLGE KAĞAN
Bilge Kağan’ın babası İlteriş Kağan, Annesi İlbilge Hatun ve peşlerinden gelen 17 kişi ile Çin’e başkaldırmıştı.57 yaşında; koyduğu prensiplere aykırı olarak, bir Çinli kadınla gerdeğe girerken öldürülmüştü. Bu 19 kişi, yapacakları eylemi biliyorlardı.
                                     AMASYA GENELGESİ
Mustafa Kemal’in gerçek düşüncesinin tüm dünya’ya ilan edildiği bir belgedir. Mustafa Kemal’i kullanmak isteyen körler ve aptallar uyanmışlardır:
“VATANIN VE ULUSUN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜ, ULUSUN İRADESİ İLE SAĞLANACAKTIR.”Belgeyi,   Kurmay Albay Refet Bele imzalamak istememiş, arkadaşlarının zorlaması ile parafe etmiştir AMASYA GENELGESİ ile GÖKSEL İRADE, YERİNİ İNSAN İRADESİNE BIRAKMIŞTIR. ÇAĞDAŞ VE EVRENSEL NEYİMİZ VARSA, AMASYA GENELGESİNE BORÇLUYUZ.
                ULUSAL BÜTÜNLÜĞÜN SAĞLANMASI
                                 ULUSAL KONGRELER.
Erzurum Kongresi ile Anadolu birliği sağlanmış, Türk toplumu düşmanları kovmaya odaklanmıştır.
Sivas Kongresi ile de, ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAİ HUKUK CEMİYETİ KURULMUŞ; HÜKÜMET İŞLERİNİ GÖRMEK ÜZERE; MUSTAFA KEMAL’İN BAŞKANLIĞDA BİRTEMSİL HEYETİ DE OLUŞTURMUŞTUR.
7/8Temmuz.1919 gecesi; Mustafa Kemal; yanında bulunan Mazhar Müfit Bey’e-KANSU’YA-  şimdilik gizli kalması kaydı ile şu notları yazdırmıştır:
            1-Cumhuriyet ilan edilecektir.
            2-Latin harfleri kabul edilecektir.
            3-Padişahlık ve Halifelik meselesi halledilecektir.
            4-Kadınlarımıza her türlü sosyal hakları verilecektir.
MAZHAR MÜFİT Bey:”Bu kadar şaka yeter “, diyerek odayı terk etmiştir.
Bugün; elimizden alınmaya çalışılan güzel, insan onuruna layık çağdaş neyimiz varsa, SAMSUN’AMUSTAFA KEMAL’İN ÇIKIŞINA BORÇLUYUZ.
ÇOCUKLARIMIZA:”ATATÜRK DÜŞMANLARI KOVDU, YURDUMUZU KURTARDI,” DEMEYİ ÖĞRETMEK BASİTLİĞİNDEN SIYRILMALIYIZ.
TÜRK ULUSUNUN ÖVÜNÜLECEK HER İŞİ, SAMSUN’A ÇIKAN MUSTAFA KEMAL’İN İNANÇLI UMUDUNUN ESERİDİR.
İlginçtir;”Dinsiz Mustafa Kemal Paşa rejimini yıkarak! Kur’ana dayalı şeriat rejimi kurma amaçları alenen ilan edilmekte; Mustafa Kemal’in peşinden ölümüne gidenlerin evlatları ve torunları da dizi filimler seyretmektedirler!
“TURGUİE, TU DOİS ATATÜRK A DİEU ET LE RESTE ATATÜRK!”
“TÜRKİYE, ATATÜRK’Ü ALLAH’A BORÇLUSUNUZ; GERİYE KALAN HERŞEYİ DE ATATÜRK’E BORÇLUSUNUZ!”DANİEL DOUMON’UN YILBAŞI TEBRİK KARTI.
HAİNLERİMİZ DE MÜTAREKE HAİNLERİ GİBİ; BU SEFER İHANETLERİNİ AMERİKAYA BORÇLUDURLAR. EĞER Kİ;12 Haziran 2011’de bir günlüğüne de uyanamazsak, İncirlerin bile olgunlaştığı bir mevsimde, hâlâ kobalak kalırsak, bu ihanetlerin bedelini mutlaka ödeyeceğimizi bilesiniz ve şimdiden mendillerinizi hazırlamalısınız.






           
           

348-BİR HABERİN ANIMSATTIKLARI!

                                                
OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir;30 Mart 2011.

                        BİR HABERİN ANIMSATTIKLARI!

            Bugünkü televizyon kanallarımız Silivri Müddei hususisi Zekeriya Öz’ün ikbaline odaklanmışlardı. Müddeiumumî Zekeriya öz bey,”İstanbul Baş Müddeiumumîliği Başyardımcılığa yükselmiştir’”Benim çok aşağılık bir hafızam var! Beni hiçte rahat uyutmuyor. Bir olayı okusam ya da tesadüfen dinlesem o olayla ilgili olayları çırp! Önüme seriveriyor. İnsanın arkasında yüklenmiş olduğu davanın Türkiye Baş Müddei umumisi olursa yükselmesi doğal değil midir?
            Aklıma 2 Mayıs 1938 günü başlatılan Ünlü Moskova mahkemeleri geliverdi. Bu davayı yürütenler ve verilmiş olan J.Stalin imzalı karaları verenler ve kararlardaki idam hükümlülerini kurşuna dizenler çok yorulmuşlardı.
            Molotof, Andre Gromiko ve dahi Vişinski uzun süreli olarak bakanlıklara yükselmişlerdi. Kolay iş değildi hani yaptıkları. Özetlersek:3 Mareşal,13 Orgeneral,210 general,208 Amiral ve (30,000) Subayı kurşuna dizdirmişlerdi. Olsun; nasıl olsa onlar da karar hâkimleri gibi ileride ölmeyecek miydiler?
            Benim üzüldüğüm bir konu var da, onu teklif etmek istiyomm! Bay Zekeriya Öz, dünya ceza usulü sistemine birçok yenilikler getirmiştir: Ucu açık yargılama, hayali dosyaları biri birine ulama, ne bulursa yazdırılmıştan yana onların tümünü de iddianamesine doldurma! Bir yayınevinin basacağı kitabı daPolislerimize “Bastırtma!”Az iş mi! Ölüm halindekiTaklibihükümet suçundan hasta sanıkların, çok yaşlı Kahraman Vatanseverlerin kaçabilecekleri varsayımından hareketle onları Silivri Esir Kampının sürekli üyeleri haline getirerek “Silivri ordu Komutanlığı” oluşturmuş olduğu gözlerimizden kaçmamıştır.
            Daha sayamadığım üstün hizmetlerinden DOLAYI ”GUİNNESS REKORLAR KİTABINA ADININ YAZILMASINI; İLERİDE HEMEN YÜKSELMEK ARZUSU İLE YANIP, TUTUŞANLARA DA İYİ BİR ÖRNEK TEKİL ETMESİ BAKIMINDAN,”NE MUTLU TÜRKÜM!” DİYE BAĞIRMAKTAN ONUR DUYAN BİR TÜRK OLARAK ARZ VE TEKLİF EDERİM. PS: Aslında Nobel Ödülüne aday olmasını arzulamakta isem de, bu Evropalılara güvenemeyrum daondan kerri.
             

3447-TÜRKÜM DEMEKTEN GOCUNAN VATAN HAİNİDİR.

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;30 Mart 2011.

“TÜRKÜMDEMEKTENGOCUNAN VATAN HAİNİDİR!”
“Türk olma noktasında, TÜRKÜM demekten GOCUNMAYAN DA ben TÜRKÜM der”.Sayın RecepTürkiyelili! Aslı Potamyalılı YA. Hadi neyse!
1*-Mecelle-Madde72-“Hatası zahir olanın zannına itibar yoktur!”
2*-Mecelle-Madde24:”Mâni zail oldukça memnu avdet eder!”
3*-Mecelle, Madde5:”Bir şeyin bulunduğu hal üzre kalması asıldır!”
4*- Mecelle,madde52:”Bir batıl oldukta anın zımnında ki şey dahi batıldır!”
5*- Mecelle’nin evrensel kuralı:”KÖTÜ EMSAL OLMAZ!
Basılmamış bir kitabın imha edilmesine Avrupa Birliğinden sert uyarı:
“MÜZAKERELER KESİLEBİLİR!”
SAYIN TÜRKİYELİLİ’DEN DE Rest:”Bulgaristan’a ve Yunanistan’a baksınlar!”
Mecelle-Beş!
İslam Hukukundaki iki Devletler hukuku terimine bir göz atalım:1*-1*-Dar’ül Harp,2*-Dar’ül Sulh.
Dar’ül Harp, Savaş alanı ilan edilmiş olan ülkeler için kullanılır. Ülkemizde bu deyimi ilk defa kullanmış olan politikacımızı tanımlamak istiyorum! Sizler kim olduğunu çıkartabilirsiniz:
1*-Kurmuş olduğu siyasi partiler Anayasa mahkemesince kapatıldı,
2*-Koalisyonlarda başbakan yardımcılığı ve dahi başbakanlık yaptı.
3*-Türkiye cumhuriyetinin Bayrağını ve forsunu taşıyan uçaklarla 30 kere haçça gitti.
4*-Mücahit sıfatını alarak Türkiye Cumhuriyetine savaş ilan etti.
5*-Türkiye Cumhuriyetini Dar’l Harp bölgesi ilan ederek yasalarının geçersiz olduğunu da ilan etti.
6*-Türkiye Cumhuriyetinin 2.000.000.000.000.Lirasını da deve etti.
7*-Tabutunun üzerine Nebati yazılı bir bez örttürerek öteki dünyaya da Türk bayraksız, fakat bu Bayrak sahiplerine borçlu olarak gitti.
Türkiye Cumhuriyetinin anayasasına ve Yasalarına ve dahi Türkiye cumhuriyetinin geleneklerine uyulmamasının nendi bu İslam hukuku deyiminde saklıdır. Sayın Recep Bey;”Bulgaristan’da ve Yunanistan’da basılmamış eserlere karşı uygulamaları “emsal” olarak dünyaya ilan ediyor. Öte yandan Mecelle’den de habersizliğini itiraf etmiş oluyor. Şimdi görevli olsaydım da; bana bu basılmamış eseri yak emrini Yüce Tanrımız bile vermiş olsaydı asla dinlemezdim. Bir takım ne idiği belli ve yetkisiz kimseler meydan’ı ihanet pazarına ÇIKARAK ”ANAYASAMIZDA DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDE YOKTUR!”Diye Bilimsel! Demeçler veriyorlar. Aşağıdaki Anayasa maddelerini, üç çocuğu ile boşattırılan bir evlilik mukavelesi sanıyorlar!
“1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
2) Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
3) Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı"dır. Başkenti Ankara'dır.
4) Anayasanın 1’nci maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’ncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”
Daha önceleri; tabutunun üzerine Nebati yazılı bir bez örttüren de “yalınız 4’üncü maddeyi kaldıralım!”Diye akıl yürütmüştü. Aklı sıra yukarıdaki üç maddeyi dayanaksız bırakacaktı. Ulusal Kurtuluş Savaşımızda bu kadar ihanet yaşanmamıştı. Önce, bir Almanın yazmış olduğu”Türkiye’nin Etnik yapısı” adlı kitap tercüme edilerek yayımlattırılmıştı. Şimdilerde de” Türkiye’nin Etnik Yapısı “adlı bir yerli yazarımızın kitabı 32’inci baskısına erişmiştir! Anayasamızın dört maddesini Koca değiştirir gibi ve de kolaylıkla değiştirmek isteyenler:
“Dünyanın hiçbir ANAYASASINDA DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDESİ YOKTUR!” YALANINI ŞEREFSİZCE SÖYLEMEKTEDİRLER.
Almanya’nın, Ukrayna’nın, İtalya’nın ve dahi Fransa’nın anayasalarına utanmadan bir baksınlar. Öyle ya; bu toplum her yalanı yutacak kadar gafil! Hadi canım ihanet odakları siz de!
Mecelle’de evrensel bir hüküm daha vardır. Bunlar Mecelle, diye, diye höykürmektedirler,”Mani zail olunca memnu avdet eder!”zail edilecek Mani, ÇAĞDAŞLIK, ÜNİTER DEVLET YAPIMIZ VE ANAYASAMIZIN İLK DÖRT MADDESİNDE ANLAMINI BULAN DEVLET VE TOPLUM YAPIMIZ. Bunlar zail olduklarında, AVRUPA’NIN KAPILARINDA SÜRÜNDÜRÜLEN, İTELENEN VE KAKALANAN OSMANLILIK VE ARAP ÜMMETÇİLİĞİ GERİ GELEBİLECEKTİR! Arap,”Kavmi necibi Arap!” Olacaktır. Ancak;”Gocunmalara razı olanlar da TÜRKÜM DİYEBİLECEKLERDİR!
Çanakkale’de Ulusal Kurtuluş Savaşımızda ölenler,Gocunarak mı! Ölmüşlerdi!
Sizlere Mareşal Gazi Başkomutan Mustafa Kemal’in 06 Mart 1922 senesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak, Meclis kürsüsünde yapmış olduğu konuşmasının bir bölümünü vermek istiyorum.Bu Gizli oturumda yapılmış olan konuşmanın tam metnini bir han’ım yazarımız,link olarak bana iletmiş bulunmaktadır.bu lingi de hazırlayanın ve bana iletenin adını vererek yayımlamak bir ulusal borcumdur.
“EFENDİLER;”
“Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki Ecnebilerin nasihatleriyle, Ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!”
Bu konuşma yapıldığı sırada; İngilizlerin Çanakkale Seferi başkomutanı Korgeneral Sir İan Hamilton’un anıları da henüz yayımlanmamıştı. Bakınız bu gururlu İngiliz ne yazıyordu anı defterine:
“Asrımızda, ekonomik ve politik zaferler, ancak Amerika Birleşik Devletlerinin izni ile kazanılabilinir!”
Uzatmayalım, mesele bu çerçevenin içersinde ve alenidir.

28 Mart 2011 Pazartesi

346-ÜÇ DEVİR,ÜÇ BENZERLİK.

                                           
OSMAN TÜRKOĞUZ   
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;07 Aralık 2008                                       

ÜÇ DEVİR VE ÜÇ BENZERLİK.

                  “Göz kamaştırıcı nesnelerin parıltısı arttıkça;
                   İnsanların iç gözü de o derece körleşir.” Gılgameş Destanı,3’üncü tablet, Enkidu’nun söylemi.   
                  “Delilik, aynı şeyi tekrar, tekrar yapıp, farklı        Sonuçlar çıkarmaktır.”Alberte Einstein.                                                                                                                                                                                                                                                                                                           
                   “Ayrıca; demokraside, yolsuzlukların önüne                                                   geçmeye olanak yoktur.”                                                                                                   Büyük Dariyüs (M.Ö.522)

                   Devlet ve hükümet şekilleri üzerine Eskiçağ Filozofları epeyce kafa yorarak, kitaplar yazmışlar, kitaplara geçen sözler söylemişlerdir.
Doğal olarak, bu gibi şeyler, araştıranlar için vardır.
Rahle önlerinde, Elif, Cim, Dal’la alınan icazetlerde bu gibi konuların geçmesi düşünülemez.
Çöl Arabı’nın ve İran Mollalarının icazetleri, bu gibi konulara dokunmayı cehennem ateşi ile cezalandırdığından beri; ilmi tartışmalar: ”Ol Mübarek”, ile başlayıp,” Ol Mübarek” ile de sonuçlanmaktadır.
Mareşal Gazi Mustafa Kemal’den (88) sene sonra, hâlâ onu anlayamayanlara ve anlamak istemeyenlere ne söylesek azdır.

344-BAHAR UYKUSUNA YATMAYALIM.

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir; 28 Mart 2011.


BAHAR UYKUSUNA DA YATMAYALIM!

Bendeniz, İngilizce dil öğretmenliği için Güneydoğu’da görevlendirilmek üzere 40.000 yabancı uyruklu öğretmen ithaline dair düşüncelerimi sizlere iletmiştim. Bugünkü SÖZCÜ ve Vatan gazetelerinde, Profesör Dr. Sayın Çeçen Yıldız ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun aynı doğrultudaki değerlendirmeleri yayımlanmıştır.
Lütfen uyumayalım artık.
Hiç olmazsa İlkbaharı ve Yazı uyanık geçirelim.
Bu genel Seçim son genel seçim olabileceği gibi, ülkemizin bütünlüğüne yönelik tehlikelerin sandığa gömüldüğü,
Amerikalıların iğrenç rüyalarının da sona erdiği bir şahlanış olabilir.
Lütfen.

342-KÖMÜRDE DİNAMİT VAR!

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;26 Mart 2011.


“KÖMÜRDE DİNAMİT VAR!”


Bu çok önceleri seyretmiş olduğum bir filimdeki şifre cümleydi: gemilerin patlama nedenini araştıran bir ajan, kömürlere atılan dinamit olgusunu üstlerine bu cümle ile bildiriyordu.
40.000 Yabancı uyruklu İngilizce öğretmeni ithal edilecekmiş!
Dikkat! Dikkat! Milli Eğitimimizde dinamitler varr!
Amerikalılar, 1960’tan sonra da (7000) Barış gönüllüsü CİA Ajanını ülkemize sokarak Türk Ulusunun para-Psikolojik haritasını çıkarmışlardı.
Manavgat’ta görevli bir barış Gönüllüsünün mektubunu bir rastlantı sonucu bulmuş ve dehşete kapılmıştım.
Bir kimsenin aile fertleri hakkında o kadar sinsice hazırlanmış sorular vardı ki, bu sorulara verilmiş olan yanıtlara göre de Fatsa-Çorum-Kahraman Maraş-Hatay olayları organize edilmişti. Haddim ve hakkım olarak uyarıyorum:
“Bu İngilizce öğretmenlerinin hepisi de birer AJANDIR! Genel Seçimler için ve genel seçimlerden sonra yapılması planlanan Ülkemizi bölme işi için görevlendirilmişlerdir. Benden söylemesi...

343-TEKLİFİMDİR

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;27 Mart 2011.

TEKLİFİMDİR!
Sizlerin dahi dikkatlerinden kaçmadığına eminim: BAZI ”TAKLİB’İ HÜKÜMET SANIKLARI” ÖZEL yetkili müddei hususilerin talepleri üzerine çok ve dahi çok yetkili ve dahi “TÜRKİYYE BAŞSAVCILIĞINI İLAN EDEN SAYIN RECEP BEYDEN DE DESTEKLİ, Özel mahkemelerce usulüne uygun bir biçimde, tutuklanma itirazları reddedilecek şekilde, tutuklananlardan Kanser olan, ölen ve kendisini kaybeden tutuklular bulunmaktadır.
Adaletin gerçekleşmemesine yönelik bu gibi olguların da ol yetkili mahkemelerimizce yasaklanmasını arz ve dahi istida etmekteyim.
Kırmızı renkli şeylerin kullanılması yasaklanmış’Benim kanım da ebaencet al, bu konuda ne yapmamı önerirler acabaaa!

341-LİBYA'YI JAPONLARA BOMBALATANLARA!

osmanturkoguz@hotmail.com
İzmir;25 Mart 2011.


LİBYA’YI JAPONLARA BOMBALATANLARA!
İTHAF EDİLMİŞTİR.
“KENDİ ORDUSUNU TAŞIYAMMAYAN ULUSLAR, BAŞKALARININ ORDUSUNU TAŞIMAK ZORUNDA KALIRLAR!”Poublio Cornelio Tacito,MS.55-117.Romalı.


19’uncu asrın ikinci yarısında; Afganistan’a saldıran İngiliz Emperyalizmi, birleşik Afgan kabileleri tarafından korunan Hayber geçidini bile aşamamışlardı.
Afganistan’ın (480)kilometre altında bulunan dünyadaki petrol rezervesinin%65’ine sahip körfez ülkelerini kontrol etmek için, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği de, iç hainlerle birleşerek, Afganistan’ı işgal etmişti. İç çekişmelerini bir kenara bırakan Afgan kabileleri Rusya’ın erken çökmesini de sağlamışlardı. Bu birleşme; aynı dili konuşan, aynı dine sahip Arap ırkının tanımadığı bir kavramdır. Fransız devleti adına Yahudi dönmesi bir Sarkozky, sözde uyanıklık yaparak Libyalı iç hainlerin yardımı ile Libya’ya saldırdı. Amerika durur mu!”İnsan haklamalarını” kıskanarak, Irak’taki mezalimlerini diğer İslam ülkelerinde de sürdürmek için harekete geçti. Ve uşaklarını da peşlerine taktı. Oysa Amerika’da işlenene insanlık suçları dakikalar sürecine inmişti. Libyalılar, Arap karakterlerini göstermekte gecikmediler.
Sayın Recep Beyimiz sormuşlardı:”Nato’nun Libya ‘da ne işi var?”
Ben de kendilerine soruyorum:”Bizim Libya’da ne işimiz var?
İki Koalistiyorsan –Benzin uçağı düşürüldü. Pilotları sağ ve dahi salimen kurtuldular! Bendeniz, haddim olarak Sayın Recep Beyimize soruyorum. Çünkü ben Halkım:
“Siz,bu “petrol haklama” güçlerinin asa kirlerinin sağ ve salimen memleketlerine dönmeleri için de dua ettiniz mi?Yoksam,Irak’a ölüm getiren Amerikan askerleri için etmiş olduğunuz dua, bu insani hareketçileri de!Kapsamına alıyor mu?

İzleyiciler

Blog Arşivi