7 Ocak 2017 Cumartesi

2142/HÜRRİYETLER BİR COPUN UCUNDADIR GARİ.


TC.                                                                                                                                                                                               OSMAN TÜRKOĞUZ                                                                                                                             osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                                       TV.İZMİR;07 Ocak 2017.

        Kanla ve Canla kazanılan ve ANAYASALARA YAZILMIŞ OLAN Hürriyetler; Beleş gıda maddelerinin sağlamış olduğu oylarla, lastik kaplamalı coplarla, Biber gazlı Tomalarla,çatma polis, hâkim ve savcılarla yok edilir. Önce, Abdülhamit dönemini anlatan Rahmetli Şair Eşref’i okuyalım(1847-1912).Kırkağaç/Manisa.Sağ iktidarlarda yalınızzaman değişir.

                        GİBİDİR.

        Zulm-i Sultana sükût etmek isyan gibidir,

        Cop yiyip,”Of”dememek ni’meti şükran gibidir.

        Etmeli hapse girip, nefye giderken de duâ,

        Çünkü sultan’a dua bâis’i gufran gibidir.

        Hep duâ eyleyelim:”Rabbim akıllar versin!”

        Yılda yüz bin kişi bir vehmine kurban gibidir.

        Etsen insâf ile âyine’i târihe nazar,

        Geçmişin hangi meşâhiri Hamid Han gibidir?

        Daima zapt’ı memâlekti Timurleng’in işi,

        Bu verir isteyene sâhib’i ihsan gibidir.

        Devr’i Haccâc’ı da, Cengiz’i de az çok tanırız;

        Bunların hangisi âyâ!şeh’i devran gibidir?

        Pek zekidir bu güzel işleri hep kendi yapar;

        Diplomatlar da bunu aklına hayran gibidir.

        Vükelâyı sıraya çeksem eğer, zâhir olur:

        Kimisi hırsız, uğursuz, kimi nâdân gibidir.

        İşte ezcümle sadâretteki Rif’at Paşa,

        Bir manastırda olan a’zam’ı ruhban gibidir.

        Sayesinde nice erbâb’ı danâet geçinir.

        Sifle-perverlik o zâtâ şeref’ü şan gibidir.

        Düşmeni ehli hâyâ hâmi-i erbâb’ı sekaa,

        Mûcidi derd’ü belâ vâris’i Şeytan gibidir.

        Hele ol nâzır’ı bahriye Hasan Paşa’nın

        Devlet’ü millet için varlığı tûfan gibidir.

        Elde teşbih’i riyâ,dilde beyân’ı tezvir,

        “Meclis’i has”ta bâziçe-i Şeytan gibidir.

        Nice yıldan beri tersâneyi berbat etti,

        Zırhlının her birisi ölü kaplan gibidir.

        Yediği bokları tathir edemez bahr’ı muhit,

        Seyyiât’ı karada bir koca umman gibidir.

        Dahiliyye işinin nâzır’ı müstesnâsı,

        Ya’ni memdûh-i zaman sâhib’i irfân gibidir.

        Eli bayraklısıdır ehl’i şekaanın el-hak,

        Sanma kim tatlı dili dertlere derman gibidir.

        Pek zekidir hele Tophâne müşiri Paşa,

        Sanma icâdı onun top ile cevgân gibidir.

        Genc’i tophane silahlarla lebâlep doldu:

        Ermenilerden alındı çoğu talan gibidir.

        Fahr edilmez mi ki, Tophane’deki mevcûdât

        Çakı, eczâlı tabanca, kama, kalkan gibidir.

        Seyreden bunları Çin eslihası zanneyler,

        Bâ’zısı eski taber, bâ’zısı tırpan gibidir.

        Topçuluktur bu gidişle işimiz âlemde,

        Çünkü her dâire bir vâdi-i hursan gibidir.

        Zühtü Paşa ki maârifte bugün nâzırdır,

        Cümle düşvâr olan işler ana âsân gibidir.

        Bu ne kudret ki, Elifbâ’yı okur ezberden,

        Tutinâme onun indinde Gülistan gibidir.

        O DA maliyede vaktiyle çevirdi helezon,

        Para indinde anın dîn ile îman gibidir.

        “Hariciyye düzelip mazhar’ı Tevfik oldu”

        Diyen âdemlere “akıl” deme bühtan gibidir.

        Öyle bilgiç ki Tesalya’yı sanır Afrika’da,

        Zanner kim Atina merkez’i Afgan gibidir…”

        İlahi yok nazirin, yok nazirin, yok nazirin!

        Ne vardır müsteşarın, ne müşirin ne vezirin.

        Gidenler kalmasın ukbada Allâhım cezasız,

        Yeter hâinlere dünyâda bu abdihâkirin.”Hilmi Yücebaş, Şair Eşref.

        Siz bakmayınız yasalarımızın çağdaşlığına; iktidar sahipleri çağ dışında yaşamakta ve çağdışının kurallarını da uygulamaktadırlar. İkinci Abdülhamit devrine hayranlığın altında, masallarla ve makarnalarla uyutulan toplumumuza kendi eylemlerini oynatmak düşüncesi yatmaktadır. Bakanların hırsızlıkları ortada, bakanlarla beraber dolaşmaktadır.24 karısı olan Hz.Muhammet, çok karı almak eskiden beri bir gelenektir?”Diye kendisini savunmuştu. Siz, yine de çağdaş yasalarımızı okumalısınız. YALINIZ HİÇ UNUTMAYINIZ ZALİM VE ZULÜM EBEDİ DEĞİLDİR.

        C. Haberleşme hürriyeti MADDE 22- (Değişik: 3.10.2001-4709/7 md.) Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.

        VI. Din ve vicdan hürriyeti MADDE 24- Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.  Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.  Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.                                                              VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti MADDE 25- Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.                                                                                                      VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti MADDE 26- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. (Değişik: 3.10.2001-4709/9 md.) Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. (Mülga: 3.10.2001-4709/9 md.) Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.  (Ek fıkra: 3.10.2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.                                                                                     IX. Bilim ve sanat hürriyeti MADDE 27- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz. Bu madde hükmü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir.                                                                                                 X. Basın ve yayımla ilgili hükümler A. Basın hürriyeti.

        MADDE 28- Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz….”

        B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı

(Değişik: 3.10.2001-4709/13 md.) Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.”NOT: BİBER GAZI, İLAÇLI SU, MERMİ VE LASTİK KAPLI COP, GENEL SAĞLIĞIMIZIN KORUNMASINA YÖNELİKTİR.

 

6 Ocak 2017 Cuma

2141/GEL DE NEYZENİ HATIRLAMA GARİ.


   TC.                                                                                                                                                                                       OSMANTÜRKOĞUZ                                                           osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                         TV.İZMİR;06 Ocak 2017.

                GEL DE NEYZENİ HATIRLAMA?!

        Sosyal Güvenlik Kurumlarına bağlı olanların, yani asıl milletin, maaş artışları ile Milletvekillerinin maaş artışlarını okudum.Aklıma eskiden okuduğum iki yazı geldi:Demokrasinin erdemlerinden söz edilirken Rahmetli Victor Hugo da fikrini söylemiş:

        “Demokrasi mi? Bir aslanın yediğini Dört yüz fareye mundar ettirmektir,c’est tous!”Demiş.
        Yiyecek maddelerinin vesika ile dağıtıldığı devirlerde;Neyzen Tevfik, zeytinyağı almak için sıraya girmiş.İki küçük şişe rakıyı bitirdiğin de sıra kendisine gelmiş;iki şişeyi de tevzi memuruna uzatmış.Tevzi memuru,şişenin birisine iki parmak eninde zeytinyağı koyarak,”güle güle efendim” dediğin de,zeytinyağı şişesini göğe kaldıran Rahmetli Neyzen eydirmiş:”Şu vesika ile verilen zeytinyağına bak ya Rabbim/Ye de tırmanıver hayatın rahıdikine/Bu kadar yağla yaşamak mümkün mü be kabak/Verenin silsilesini sikmek için sür sikine…”

3 Ocak 2017 Salı

2140/ELDE İNSAN KALMIYOR1


  TC.                                                                                                                                                                                            OSMANTÜRKOĞUZ                                                      osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                              TV.İZMİR;03 Ocak 2017.

                GİTGİDE ÜLKEMİZDE İNSAN KALMIYOR!

                Padişahım Mezbahaya döndü bu canım vatan;

                Her günkü katliamdan Aydınlar hali kalmıyor.

                Gam değil amma böylesine Aydınların itlafı,

                Gitgide elinizde sövecek İnsan kalmıyor. ..Bugün de böylesine hiciv.Katliamların baş kışkırtıcısı,Mehmet Görmez ve hempalarıdır.Anayasamızın 136’ıncı maddesinin de ırzına geçmişlerdir.İhbar ediyorum,CESUR BİR CUMHURİYET SAVCISI YOK MUDUR?

               

29 Aralık 2016 Perşembe

2139-TÜRK ULUSUNU İNKÂR EDEN SOYTARILARA.


  TC.                                                                                                                                                                                                     OSMANTÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                                                                                     osmanturkoguz@gmal.com                                                     TV.İZMİR;29 Aralık 2016.

                KULLUĞA VE KÖLELİĞE ÖVGÜ YAĞDIRAN

                 ÜMMET KÖLELERİNE!1997-UYANIŞ GAZETESİ.

        Bilgisayar kullanmadan önce, elimle yazdığım yazılarımı Zonguldak-Uyanış Gazetesinde yayımlatır, çoğaltarak arkadaşlarıma da iletirdim. Böyle bir yazım elime geçti, atmaya kıyamadım, Eklemeli olarak sizlerle paylaşmaya karar verdim. Saygılarımla.

        “EGE Denizindeki KARDAK KAYALIĞI KRİZİNDE,Boşbakanımız Tansu Çiller Hanım tarihi önemi haiz bir değerlendirmede bulunmuştu:!?”Plevne’den sonra en büyük askeri operasyon!?”Dokuz Yiğit SAS KOMANDOSU,bir gece ansızın,Yunan Silahlı Kuvvetlerinin mevzilenmiş olduğu kayalığın bitişiğindeki kayalığa çıkarak mevzilenmiş ve bayrağımızı da ol kayalığa dikmişti…Plevne,Çarlık Rus ordusunun yapmış olduğu bir çevirme operasyonuydu.Abdülhamit’i Sani Salağının saraydan yönettiği,sonu esaretle sonuçlanan bir savunma muharebesiydi.Sayın Dış Bayan,geçen günde,Tarihi bir değerlendirmede bulundular:Türk lirasının iç ve dış değeri sıfırlanmak üzereyken,iç ve dış borç yükü,ülkemizi,halkımızı ve yarınlarımızı zorlarken ve İçişleri bir Bayan Geceyarısı Emniyet Genel Müdürlüğünü basarken,yeni  bir değerlendirmeyle bizleri onurlandırmıştır:”Osmanlının gücü şahlanıyor?!”Buyurdular…”Ula demişim kendi kendime,bu Osmanlının gücü at mıdır ki,arpalayarak durduğu viranelikte şahlana?!Bir dişi kısrak mı gördü ki şahlana?Osmanlı yıkılalı yıllar oldu;niçin Türkün gücünden söz edilmemektedir?Devşirme devri ve saltanat mı başlamıştır?Bu konuda Padişah’ı zülcelalin ferman’ı Hümayunu mu vardır ki Türkün gücü yeniden dışlana ve Çandarlı Kara Halil’in boynu da yeniden vurula?Osmanlı ömrünün hangi döneminde TÜRK olmuştur?Sadece ve sadece 1876 anayasasına Resmi dilin Türkçe olduğunu,Mithat Paşamızın Gayrimüslim hukukçusu yazmış,Mithat Paşa da Taifte Bursalı bir askere boğdurtulmuştur…Osmanlı,Karaman Beyi Mehmet Beyden hiç ders almayarak Arap uşaklığında kalakalmıştır…Birinci Murattan sonraki Osmanlı Padişahlarının anaları;Korsanlardan ve esir satıcılarından satın alınan RUS,RUM,ERMENİ,SIRP,FRANSIZ,YAHUDİ ve diğer Hıristiyan kökenli kadınlardır.Osmanlı yeni bir kudret macunu mu bulmuştur ki,Payitahtta ve de Saray’ı Hümayunda yeniden şahlana…Yoksa,Anadolu Türkünü yeniden kılıçtan geçirerek kuyulara doldurmak için bir Şeyhülislam fetvası ile  hareket edecek bir devşirme ve Dönme Rum ve Arnavut Paşa ile Yeniçeriler mi bulmuştur?!Osmanlı,kazandığı meydan savaşlarında Türk soyunun kemikleri üzerinde yükselmiştir.Osmanlı kendi tarihini mürekkeple,Türkün tarihini de Türkün kanıyla yazmış;Anadolu’da Türk soyunu keserken ve dahi soyarken şahlanmıştır…Ne yazmıştır deri kaplı cönklerine mezalimlere uğrayan Türk halkı:

        “Eğeri kaltağ Osmanlı,

        Şalvarı şaltağ Osmanlı,

        Ekende yok, biçende yok,

        Yiyen de ortağ Osmanlı…”

        Geliniz ve dahi dilerseniz, bu Osmanlının şahlanışını görelim. Padişahı Ruyu zemin Üçüncü Mehmedin 134 kadından doğurttuğu 134 çocukla şahlanışını görelim. Abdülmecit23 kadın ve 43 çocukla, İkinci Abdülhamit 13 kadın ve 20 çocukla Osmanlıyı şaha kaldırmışlardı. Osmanlı padişahları, öldürdükleri, kardeş, oğul, torun ve babalarının cenazelerini de kaldırmışlardır.

        1-Osmanlı sarayının resmi tarihçisi,Vakanüvis NAİMA,zamanın padişahına sunduğu ünlü tarih kitabında Türkler hakkında:”ETRAKİ Bİ İDRAK=İdrakten,anlayış ve erişme yeteneğinden yoksun,AKILSIZ TÜRK diye yazabilmişti.ETRAK=A.İ.TÜRK—TÜRKLER demektir.

        2-“Hatta bir gün kabalığından dolayı Türk unvanı verilen Vaiz Ahmet…”j.Von Hammer, Osmanlı Tarihi,53’üncü kitap, S.9,Satır:15.

        3-Osmanlı devletinde Yeniçerilerin ve Yeniçeriliğin bozulması üzerine 4’üncü Murat’a verilen raporlardan birinde:       KOÇİ BEY RİSALESİ:”Her zümreye adı geçen tarihten beri,milleti ve mezhebi bilinmeyen Şehir Oğlanları,TÜRK,ÇİNGENE,TATAR,KÜRT,ECNEBİ,LAZ,YÖRÜK,KATIRCI,DEVECİ,HAMAL,AĞDACI,YOLKESEN,YANKESİCİ ve diğer çeşitli kimseler katılıp ocağın düzenini bozdular…”s.43,Zuhuri Danişment çevirisi.

        4-İran tahtını ele geçiren Nadir Şah,Osmanlı Devletine başvurur:”Ben,Kayı aşiretinin yakın akrabası  olan Afşar boyundanım,geliniz anlaşalım…”Osmanlı Şeyhülislamı hemen İslam dini adına Fetvayı yapıştırır:”TÜRK’ÜN KANI,CANI,MALI VE DAHİ AYALI HELALDİR.SAKIN OLA VE DAHİ ANLAŞMAYA VARILMAYA…”

        5-“Türkten Sadrazam yapılmaya.”Ferman.

        6-“Türkten yeniçeri alınmaya.”Ferman.

        7-İkinci Mehmet,72 şiirlik divanının 27 şiirini de oğlanlar için yazmış,”ibretiâlem için KARINDAŞIN,KARINDAŞLARINI  ÖLDÜRMELERİNİ DE FERMAN EYLEMİŞTİR?!”

        8—Karındaşlarını babasını ve akrabalarını öldürten Birinci Selim, defter üzerine de 40.000 Türkü öldürtmüştür. Kalan Türkler de dağlara kaçarak kurtulabilmişlerdi.

        9-Dönme ve Devşirme Veziriazam Murat Paşa, içanadolu’da 100.000 Türkü öldürerek cesetlerini kuyulara doldurmuştu. Bu nedenle de Türk toplumu bu katilin adını,”KUYUCU MURAT PAŞA”’YA çıkarmıştı.

        11-Mısır KÖLEMEN/MEMLUK/Devletinin asıl adı:”ET DEVLET İT TÜRKİYYE,”idi. Birinci Selim, ol devleti de yıkmıştır.

        12—Osmanlı sarayında, padişahlardan gebe kalan Türk soylu Cariyeler ve çocukları öldürülmüş, padişahlardan çocuk doğuran Hıristiyan asıllı Cafcaflı Müslüman adları verilerek halkımız kandırılmıştır: Örnek mi istenmektedir: HÜRREM, SAFİYE, NURBANU, MAHPEYKER, MİHRİMAH, TURHAN SULTAN gibi…

        13-23 karısı ve 43 çocuğu olan İkinci Abdülmecit, o kadar şaha kalkmış ki, DOKUZ YAŞINDA İKİ KIZ ÇOCUĞUNUN IRZINA GEÇEREK OL ZAVALLILARIN ÖLÜMLERİNE SEBEP OLMUŞTU….

        14-643 Kilometre kare vatan toprağımızı kaybeden,Kıbrısı da 98.000 altına İngilizlere satan,Almanların yapmış olduğu demiryollarının sağ ve solundan 20-45 kilometrelik sahalardaki maden,orman,taş çakıl ve kumları kullanma hakkını Almanlara veren,demiryollarının kâr garantisini Osmanlı hazinesinden karşılayan İkinci Abdülhamit’in de 13 karısı ve 20 çocuğu vardı…EK:AKEPE İKTİDARI DA YAPILAN KÖPRÜLERİN KÂR GARANTİSİNİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ HAZİNESİNDEN KARŞILAMAYI TAHAHHÜT ETMİŞTİR.

        Hürriyet Gazetesinin 14 Nisan 1997 tarihli sayısında, Sayın Murat Bardakçı yazmıştı: Ol yazıyı okumamızda yarar ummaktayım:

                “OSMANLI,”TÜRK’Ü”ANLATIYOR!”

        “Kitâb-u Mesalihi’l Müslimin ve Menâfi’il Müminin”.1640’larda yazılmış, yazarı belli olmayan bir nasihatlar kitabı… Ulemadan,Yeniçerilere,fiyat düzenlemelerinden  sosyal konulara kadar bir çok sahayı ele alan bu eserin 51’inci bölümü,bir yayla Yörüğünün,o zamanın deyimiyle,bir “TÜRK’ÜN” başına gelmesi muhtemel olayları anlatıyor?!”İşte Osmanlının Türk’e bakışı:

        “Türk vardır ki,iskeleden Divan’a gelirken Kırk kişiye sormadan Divan’ı bulamaz.Divan’da istedikleri hükmü(kararı) alırlarsa sevinirler,sora,sora Reisülküttap Hazretlerinin evini ararlar.Eskiden kalma bir geleneğe göre;hükmü isteyen Türk’ün eline parmak kadar bir kâğıt verilir ve;”var şimdi sen bu kâğıdı filan mahallede,falan yazıcıya ver.O,senin hükmünü yazıverir;” denir.Eğer o dertli kişi yayla Yörüklerinden olup,ömründe ne büyük adam ne de büyük şehir görmediyse,günlerce gezer,dolaşır,ama kâtibi bulamaz.Ta ertesi hafta yeniden Divan’a gelir,o emrettikleri kâtibi görür.Kâtibin canı o daracık yerde Türkle beraber oturup,kararı yazmak istemez.”Gel de evimde istediğin gibi yazıvereyim!”Der,başından savar.Türk,yeniden sersemlemiş halde kâtibin evini arar.Hükmünü alsa dahi akçesiz alamaz,çok bela çeker.Ah eder,vah eder,ötede,beride zulme uğrar;hatta sırtındaki elbisesini sattığı bile olur.”Osmanlının girmiş olduğu savaşlarda,düşmanlarını ve dahi ölümü gözü kapalı bulan TÜRK,İstanbul’da devletini ve ol devletin memurlarını bulamazsa,Osmanlı da çağını bulamayarak Mustafa Kemal tarafından yıkılır.Sayın Murat Bardakçı Ramazanda,10 Ramazan 1417’de Yeniçeri yasasının 11 temel maddesini yayımlamıştı.5’inci temel kural aynen şöyle:

        “5-“Yeniçeriliğe, devşirme usulüyle ve yalınız ARNAVUT, BOŞNAK, BULGAR VE ERMENİLERİ almak; esir olanları kabul etmemek ve bunları bir süre Acemioğlanı olarak yetiştirdikten sonra Yeniçeri yapmak…”Ey Türk düşmanı Osmanlı;Türkü asker yapmazsan,topal bir Türk Emiri O TÜRKLERİ arkasına alarak seni kendi ülkende Ankara ovasında haşat eder…Sırp asıllı eşin Despina’yı da önünde şıkıdam,şıkıdam oynatır…Şah İsmail’in kurmuş olduğu Safevi devletinde,Şahın muhafız alayını oluşturan VARSAK TÜRKLERİNİ,Osmanlı Antalya ve güney Toros bölgelerinde keçiye mecbur etmiştir.Osmanlı devletinin muhafız alayları da,ARNAVUT,ARAP,ERMENİ ve diğer unsurlardan oluşmaktaydı.Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı da belirli ölçülere uyan Türk askerlerinden seçilmekteydi…

        15-Osmanlı padişahı 3’üncü Mustafa da—Cihangir—şöyle haykırıyordu:(1717—1758).

                “Yıkılıptur bu cihan sanma ki bizde düzele,

                Devlet’i çarhı deni virdü kamu müptezele.

                Şimdi ebvabı saadedde gezen hep hazele,

                İşimiz kaldı heman merhameti lemyezele.”

        Bousbecgue, Viyana Mektupları, Avusturya İmparatorluğunun İstanbul Büyük Elçisi/1555—1562/:”    TÜRK SINIRINDAN İÇERİİ GİRDİĞİN DE RÜŞVET KESESİNİN AĞZINI KAPATMA!”Kanuninin Damadı Rüstem Paşaya, Elçiliğin bir yıllık giderini rüşvet olarak verdim. O,bu rüşveti faiziyle elçiliğe geri yatırdı…”Diye yazıyor.

        16-Aklı evvel bir Bilgiç Salak;”biz,padişahın ırzına geçmiş bir ümmetiz.Bu nedenle de lanetliyiz?!”Buyurmuştu.Hemen gereğini yaptığımı söyleyebilirim:Genç Osman,Sultan Ahmed’in Mahfiruz Sultan  takma adlı Rum kızı EVDOKSİA’DAN 1604’TE doğan oğludur.13 yaşında,1618 yılında Osmanlı tahtına çıkmış,din elden gidiyor diyenlerin kışkırtmasıyla 1622’de tahttan indirilerek Yedikule zindanına kapatılmış,Yeniçeriler tarafından ırzına geçilerek öldürülmüştür.Yeniçeriler devşirme Hıristiyan çocuklarıdır,onların padişahın ırzına geçmeleriyle,TÜRK ULUSUNUN ne günahı olur?!Bizler şahsen Ümmet değiliz,adına TÜRK ULUSU denilen bir BÜYÜK ULUSUN MENSUPLARIYIZ.Osmanlı İmparatorluğu çökertilirken,TÜRK SOYLULAR DA ASKERE ALINMIŞ  10-15 VE 20’ŞER SENE ASKERLİK YAPTIRTILMIŞTIR.Aslında Osmanlının gizli bir emri de vardır:”Her ne suretle olursa olsun,devlet hizmetine alınmış olan ALEVİLER VE ÇEPNİLER,bir bahane ile görevlerinden alınmalıdır…”Ünlü Mareşal Helmuth Bernhart von Moltke,Türkiye Mektuplarında ,Osmanlının tüm kepazeliklerinden söz etmektedir.Asker toplayabilmek için köylere ve kasabalara baskınlar düzenlendiğini,halkın da dağlara kaçtığını,Zengin aşiret reislerinin de kurtarmalık için tutuklandıklarını yazmaktadır.

        1982 Anayasamızın V VATAN HİZMETİ,Madde72:”VATAN HİZMETİ HER TÜRKÜN HAKKI VE ÖDEVİDİR”.Demesine karşın, Türklüğünü inkâr edenler bu hizmetten de kaçmaktadırlar.1111 sayılı askerlik kanunu ve 211 sayılı Ordu İç Hizmet Yönetmeliği ve sair mevzuat ile bu hizmet TÜRKLER İÇİN KÖKLÜ BİR YAPIYA KAVUŞTURULMUŞTU?!…

        Ertuğrul Beyden sonra,Karakeçili Beyliğinin başına geçecek olan kardeşi Dündar Beyi,yay sopasıyla öldüren Kara Osman,Osman Bey,ya da Konya Selçukluların deyimiyle Osmancık beyliğin başına geçti.Işıklı Taifesinden Moğol asıllı/Alevilerden/Edepli Ali Efendinin/Şeyh Üdebali’nin/kızıyla da evlendi.Büyün DARA’DAN/Herodot Tarihinden/ arakladıkları göbekten çıkarak dünyaya yayılan Çınar ağacı masalına da sahiplendirildiler?!Bu Amca katili Kara Osman,bir baskında esir aldıkları Rum Tekfurunun kızı HOROFİRA’YI Müslüman yaparak NİLÜFER takma adıyla oğlu Şehzade Murat ile evlendirmesine Eşi BALA HATUN itiraz etmişti:       “Bir kötü çığır açtın,bir kötü gidişe ön ayak oldun,bundan böyle senin soyun,sopun ve tüm aşiret halkın senin tutup gösterdiğin bu yolu izleyecektir.Birlik,dirlik kalmayacaktır.Neden dersen kan bozuldu mu töre de bozulur…”Kara Osman,Amca katili,sinirlenerek aksini söyler:”Sen Moğol kızısın,benim aşiret halkım Pers soyundan gelir?!”Deyince de Ondan şu  yanıtı alır:.

        “Şahım,insan anasından milletinin,soy ve sopunun kanını alır da çıkar.Bu kan bozulursa,değişirse,yabancıysa öyle gider artık.kıyamete dek işte  bunu düzeltemezsin.Baka,ben Moğol’um bir Moğol taşıdığı kanın ve evladına verdiği kanın değişip,bozulduğunu istemez.Cengiz Han,tüm uruğuna böyle vasiyet etmiştir.Bu vasiyetin değerini iyi kavrayalım diye de,tüm Moğollara,Türkleri örnek göstermiştir.Cengiz Han demiştir ki;”şayet Türkler,Çinli kadınlarla.Moğol kadınlarla,Tunguz ve Mançu soylu kadınlarla ve daha sonra da Acem,Arap ve Rum kadınlarla evlenip çocuk peydahlamasalardı,şu koca dünyada Türkleri yenecek,ezip geçecek,kurdukları devletleri yıkıp,ortadan kaldırmağa hiçbir devletin gücü yetmezdi.Ben bile hiçbir şey yapamazdım Türklere.Ama,Türkler hep yabancı kadınlar alarak,o kadınlardan kanları bozuk evlatlar peydahlayarak,kendi kanlarını bozdular.Kanlarını bozunca da dirlik ve birlikleri bozuldu;devletleri yıkıldı,Tüm Türkler çiğıl,çiğıl dağılıp,yurtlarından oldular.” Der amma, Osmanoğullarının Yabancı kadınlarla evlenmelerine engel olamaz.”Merhum Ali Kemal Meram, Padişah Anaları, s.14-18.

        Bizanslı Tarihçi Kritovulos,”Tarih’i Sultan Mehmet Han’ı Sani,”adlı bir tarih kitabı yazarak Fatih Sultan Mehmet’e sunmuş, bunu karşılığında da imroz adasına kıral olmuştur. Kritovulos, Kara Osman’ın adıyla anılan Osmanoğullarının Yunanlılaşmış Persler ve Ahemenliler(Acem ve ahenem karışımı)bir soydan geldiğini yazmaktadır. S.G.E. S:17 dipnotu. Bu tespite Osmanoğullarından hiçbir tepki de gelmemiştir.Mustafa Kemal sayesinde Türklük bilincimsimize erdiğimizden beri,Ümmet ve kuru kuruya Arap masalları faslını kapatarak,AKIL,BİLİM VE MANTIK çağına girerek aşağılanmaktan,hor görülmekten,öteki dünyada yaşatılmaktan kurtulduk.Bakınız Cumhurbaşkanımız Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ne diyor: TÜRK ULUSU ÇALIŞKANDIR,TÜRK ULUSU ZEKİDİR.”

                 “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

        Biz TÜRKOĞUZLAR; DEVŞİRME VE DÖNME DÖLLERİNDEN  DEĞİLİZ.Osmanlıdan çok önceleri,Çin sınırından Menemen’in HATUNDERE KÖYÜNE GELİP yerleşen KOCA YÖRÜKLERDENİZ.KIL ÇADIRDA OTURUR,AYRAN NİYETİNE RAKI DA İÇERİZ,BİZLERİ İNKÂR EDENLERİN DE ANASINI ÖPERİZ.

 

 

 

28 Aralık 2016 Çarşamba

2138/RİZEYİ ATATÜRK KURTARMAMIŞMIŞ?


         TC.                                                                                                                                                                                                              OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                                                                              osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                                                     TV.İZMİR;29 Aralık 2016.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         

                “RİZEYİ ATATÜRK KURTARMAMIŞMIŞ?!”

                AKEPELİ RİZE BELEDİYE BAŞKANI BİR POSTUSLU!
        10 Ağustos 1920 tarihinde Osmanlının imzalamış olduğu Sevr teslim belgesiyle Rize dâhil ülkemizin birçok vilayeti düşmanlara teslim edilmişti.15 Mayıs 1919’da İzmir’de başlatılan Kurtuluş Savaşı sonunda SEVR yırtılarak bugünkü Türkiye’mizin sınırları çizilmiş, RİZE DE ÜLKEMİZ SINIRLARI İÇİNE ALINMIŞTIR. ULAN PONTUS OROSPUSUNUN OĞLU; RİZEYİ ATATÜRK, TÜRK ULUSU VE İPSİZ RECEPLERLE ELELE VEREREK KURTARMIŞTIR. SANA NE DESEM, SÖVSEM VE SAYSAM DEĞMEZ, ÇÜNKÜ BİR HAİNSİN.    

27 Aralık 2016 Salı

2137/MUSTAFA KEMAL ATATÜRK BİZLERDEN BİRİDİR.


TC.                                                                                                                                                                                         OSMANTÜRKOĞUZ                                                            osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                           TV.İZMİR;27 Aralık 2016.

             “ATATÜK MÜ, O BİZLERDEN BİRİDİR!”

                        CUMHURBAŞKANI MAREŞAL MUSTAFA KEMAL ATATÜRK. Böylesine bir soruya verilen yağdanlıkçıların yanıtlarını beğenmeyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN, bu soruya yanıtıdır. O,herşeyden önce BİR TÜRK İNSANIDIR.

        Rahmetli Reşat Nuri Güntekin’in” TANRIDAĞI ZİYAFETİ,” çok gerçekçi bir tiyatro oyunudur. Etrafı Yalakalarla çevrili bir diktatörün bu yalakalarına oynamış olduğu bir oyundur. bu yalakalarına oynamış olduğu bir oyundur.Yirmi senedir hapiste yatırdığı Arkadaşı General ERHAN’I ziyafete davet ederek,ziyafet salonunda bulunan bakanlarına,”Erhan’ın ayaklanarak şehirleri birer,birer ele geçirerek başkente yaklaştığını duyurur.Başlangıçta,Erhan’ı öldürmek için biri birleriyle kavga eden Bakanlar,General Erhan saraya yaklaştıkça,Diktatöre yüklenirler,onu eski hanedanı boş yere yıkarak öldürmekle suçlarlar.General Erhan ziyafet salonuna girdiğinde de ayaklarına kapanan Başbakan,Diktatör için yazdığı şiiri General Erhan’a yazılmış gibi okur:”Sen göklerin hâkimisin General Erhan!”Bizleri yaratan da sensin General Erhan?!”Şaşkınlaşan General Erhan’ı Diktatör uyandırır:”General Erhan benim arkadaşım olarak bu ziyafete davetlidir,ayaklanma falan da yoktur?!Der.Başbakan,istifasını sunarak:”bizim ne mal olduğumuzu anladınız,istifa ediyorum?!”Der,demez;Diktatör:”Ben sizin ne ahlaksız olduğunuzu Yirmi senedir bilmekteyim,başbakanlıkta kal?!”Der.Jozef Stalin için şiirler yazılmıştır.”Bizi yaratan gökteki Allah sensin ey babamız Jozef Stalin?!”Jozef  Stalinin beyin kanamasından öldüğünü anlayan NKVD başkanı Beria:”Köhne bir diktatör öldü?!”Diye yüksek sesle memnuniyetini göstermiştir...

        “Sayın Recep Tayyip Erdoğan, SON PEYGAMBERDİR.”Aydın AKPE il Başkanı.

        “Recep Tayyip Erdoğan’ı üzen Allah’ı üzmüş olur.”Denizlili Götkılı bir kadın.”Allah, Recep Tayyip Erdoğan’ın göğe yansımasıdır.”AKEPELİ BİR SAPIKYALAKA.”ALLAH, YAĞMUR YAĞDIRMA YETKİSİNİ SAYIN ERDOĞAN’A VERMİŞTİR. SAYIN ERDOĞAN İSTERSE YAĞMUR YAĞDIRABİLİR.Urfalı bir AKEPE MV.ADAYI.”TAYYİP ERDOĞAN ANLATILMAZ, YAŞANIR. O,BU ÜMMETE ALLAH’IN BİR LÜTFUDUR.”Mustafa Ataş, AKEPE GNL. BŞK.YRD. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E BİNLERCE ŞÜKÜR, ONUN SAYESİNDE BİZ TÜRK ULUSUYUZ GARİ.

OSMANTÜRKOĞUZ


26 Eylül 2013 Perşembe,


22 Eylül 2011 Perşembe.27 Aralık 2016.


             Bizde; Aydın geçinerek her türlü dönekliği, inkârı ve ihaneti yapmaktan da çekinmeyenlere örnekler vermek istiyorum. Bence bu eyyamcılık, bir türlü atamadığımız Şark Kurnazlığının eseridir. Önce; Orhan Seyfi Orhon’dan örnek vermek istiyorum. Bu Dönek Şairimiz, kendisi gibi Şair olan Rahmetli Yusuf Ziya Ortaç’ın da Bacanağıydı. “14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan genel seçimlerde, C.H.P’Si seçimleri ve 27 senelik iktidarını da kaybetti. Tenkitler ve kötüleme rüzgârları, PEMBE KÖŞK’DEKİ MUHALEFET LİDERİ İSMET İNÖNÜ’YE DOĞRU ESMEYE BAŞLADI.

  Şair Orhan Seyfi Orhon;                                                           

 “Bir duman oldu parti, savruldu,

  Ne tavan kaldı bak, ne de dam kaldı;

  Koca şef denilen heyulâdan,

  Bir koca ihtiyar adam kaldı!”

Ayni adam, daha önceleri ne methiyeler düzmüştü: ”.Vakıa bu kolay olmadı. Milli Şefin saçlarındaki ışıklar, ta oradan geliyor. Bunlar, on altıncı yıldönümünü kutladığımız beyazlardır. Biz, onlara, ağaran bir fecir gibi bakıyoruz.” Bu politikacı, daha önce de; Rahmetli İsmet İnönü için ne methiyeler düzmüştü:1

“Bir dağ başısın, ak saçın alnında bulutlar,

Çizmenle çizilmiştir, aşılmaz bu hudutlar;

Gökten Ata’nın ruhu eğilmiş, seni kutlar;                                                              Çizmenle çizilmiştir, aşılmaz bu hudutlar.”Ş.S.Aydemir; İkinci adam, C.3, s.489.

O’NUN sayesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin hudutları aşılmadığı halde; insan şeklinde yaratılmış, ikiyüzlü, riyakâr yaratıkların ruhlarındaki yapmacık sevgi ve saygı aşıldı.

Rahmetli İmran Öktem’in cenaze töreninde öldürmeye kalkışanlara Polatlı Topçu Okulu Komutanı bir Tuğgeneral engel olmadı mıydı?

Bu tip, kişiliksiz ve omurgasız insanlara en güzel yanıtı İngiliz Wellington Dükü vermiştir: Napolyon’u yenen Wellington Dükü; Londra’ya zaferle döndüğünde; kendisini coşkun alkışlarla karşılayan kalabalık insan seline,” SABUN KÖPÜKLERİ”, demişti. Başbakan olduktan sonra, kendisini yuhalayan kalabalıklara da, aynı biçimde ses vermişti: ”SABUN KÖPÜKLERİ!” Maalesef, bizimkiler sabun köpükleri değil, insanlığın yüz karasıdırlar!

İkinci Dünya Savaşından sonra; bir grup Alman bilgini, “Büyük Dünya Olayları”, adında çok kapsamlı bir ansiklopedi yayımladı. İsmet İnönü’nün dış politikası başlığı altındaki bir bölümde; Hipodromda yapılan bir geçit töreninde; yerde Alman tanklarının, onların üstünde de İngiliz uçaklarının fotoğrafları vardı!

1950 genel seçimlerinde ve daha sonraları yapılan seçim propagandalarında; Rahmetli İsmet İnönü’ye yükletilen en hayâsızca saldırılardan birisi de; İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINA GİRMEYEREK, HALKIMIZIN ERKEKLİK DUYGUSUNU ZAYIFLATTI!”Töhmeti olmuştur.”

Necib Fazıl Kısakürek te çok ünlü bir şairimizdi. 24 yaşında yazmış olduğu “Kaldırımlar” adlı şiiri ile de çok ünlenmişti.”Sokaktayım kimsesiz, bir sokak ortasında/Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum/Yolumun karanlığa saplanan noktasında/Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum!”Dörtlüğü ile başlayan bu şiir Türk şiirinin en görkemli örneklerinden birisi olmuştu. Kumar oynamaya tutkundu.”Namı diğer Parmaksız Salih” adlı romanı da kumar tutkusunu irdelemekteydi.”Büyük Doğu” adlı bir dergi çıkarmış, örtülü ödenekten yararlanmak için Adnan Menderes’e yaklaşmıştı. Adnan Menderes’in ölümü üzerine de,”Bir Efenin Ölümü” adlı bir şiir yazmıştı. Sonraları tam bir Türk, Türklük ve Atatürk düşmanı Arap hayranı olup çıkmıştı.1968’de başlatılan Atatürk devrimine karşı saldırıların odak noktasında bulunmuştu. İçinde bulunduğu THY uçağının kapısını havada açılması sırasında, ortalığı ayağa kaldırmıştı:”Bu, bana yapılmış olan bir suikast olayıdır!”Diyerek ayılıp, bayılmıştı. ”Bu ülke 500 senedir şehit vermemiştir. Çünkü din uğruna savaşılmamıştır!” Sayıklaması da onundur. Şimdi Onun Mustafa Kemal’in ölümü üzerine yazmış olduğu yazıya bir bakalım.”Atatürk’ten sonra Atatürk”,s.211 ve devamı.26 Kasım 1938.

“Son Onbeş gündür her sabah yatağımdan kalkıp Dolmabahçe sarayını yerinde bulduktan sonra ona varlık ve mana izafe eden(bağlayan) unsurun yok olduğuna inanabilmek, yaman bir idrak işkencesi. Atatürk’ten bir parça halinde kalan birçok şey arasında onun yokluğu, merkezi olmayan bir daire tasviri gibi, içinden çıkılmaz bir muhal (olamazlık) hissi veriyor. Fındığın kabuğunu kırmadan içini yiyen korkunç bir sihirbaz edasile ölüm, Atatürk’ü, hüviyeti etrafındaki büyük zarfa el değdirmeksizin aldı götürdü. Ölüm, her insanda basit bir tezahür farkile aynı marifeti tekrarlamasına rağmen bu son misalde bulduğu müeyyide kudretini, bütün tarih boyunca sık, sık ele geçirebilmiş değildir. Yaratıcının bir defa bile şaşırmamağa memur işçisi, bu misalde kudretinin her zamanki mevzu ile mevzuunun bu defaki kudretini bir araya getirdi.”

“Mahalleden bir ölü çıktığı zaman o semt ister istemez kendisine bir alâka düştüğünü kabul eder.Ölümün mücerret(soyut) sirayet ve ihtarı küçük bir mesafe yakınlığını bir nevi akrabalık haline getirir.Fakat ne de olsa kimse,ölünün evindekiler kadar davaya muhatap değildir.Ölen ne kadar içtimai ve herkese aid bir hüviyet taşırsa taşısın bu bağ,kan ve his yakınlıkları karşısında sadece yapma bir zihin telaşı uyandırmaktan ötürü bir acı duyurmaz.Bütün dünyada,kralına anası kadar yanacak kimse yoktur..bu zalim ruh kanununa rağmen bu defaki ölüm,vatanın her evinden çıkmış kadar göze büyük göründü.Evimizdeki bir kahve fincanının çatlaması,bize Yedikule surlarının çöküşünden daha tesirli geldiği halde bu defaki ölümü hepimiz,fiili ve Şahsi bir mülkiyet kaybı ifadesiyle duyduk.İçtimai ölüler arasında her evin ölüsü olabilmiş Kahramanlar,tek eldeki parmak sayısından daha  azdır.”

“Hiçbir Türk kendi devlet reisine bütün dünyanın bu türlü bir saygı göstereceğini ümid edemezdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun yarı dünyaya sahip olduğu devirlerde bile böyle bir ihtirama hedef olabilmiş hükümdar yoktu. Avrupa’nın bize en yabancı milletlerine kadar heyetlerle, askeri kıtalarla ve en büyük mümessillerle Ankara’ya koşmuş olması gösteriyor ki Garp, Atatürk’ün şahsında Türk ehliyet ve kıymetine artık inanmıştır. Bu inandırışın büyük aksiyonunu yapan milli kahraman’ın ölüsü karşısında da hiçbir protokol kaidesinin almadığı ve hiçbir Garplının bir yabancıya göstermediği bir hürmetle şapkasını çıkarmaktadır. Atatürk’ün gözleriyle görmediği bu manzarayı biz yalınız gözlerimizde bırakmayarak keskin bir delalet halinde şuurumuza sindirmekle mükellefiz: O Türke hem Türkü, hem de Avrupalıyı inandırmıştı.

“Tarihte büyük bedbinlerle büyük nikbinlerden oluşan iki sıra kahraman vardır. Her şeyi karanlık gören, aydınlığı aramaya doğru gizli bir cehde, aydınlık gören de öldürücü şartlar karşısında kırılmaz bir mukavemete gebedir. Bence bu fakültelerin ikisi de, dava ve aksiyon doğuracak çapta olmak şartı ile, kurtarıcılara mahsus vasıflardandır. Bedbin kahraman bizi, vücudunu görmediğimiz bir hayata erdirmeğe, nikbin kahraman da vücudunu gördüğümüz ölüm tehlikesinden kaçırmağa memurdur. Atatürk’ün ruhi maktalardan(kesitlerden) en alakalısı, O’NUN yılmaz ve hezimet kabul etmez nikbinliğidir. Atatürk, bu eşsiz nikbinliği, başta ve sonda, biri milletine ve öbürü şahsına ait iki büyük tezahürle vesikalandırdı. Birinci vesika: Bir millet için esaret ve mahkûmiyet anının bir vakıa halinde teslim edildiği hengâmede bu vakıaya inanmayan tek adam O idi. Bütün dünya ile birlikte milleti de kendi ölümüne inandığı vakit O inanmadı. Bütün dünya ile birlikte milleti de kendi ölümüne inandığı vakit O inanmadı. Bu, Atatürk’ün millet ufkuna doğuşu ile başlayan ilk ve büyük nikbinliğinin tecellisidir.     İkinci vesika: Milli kahraman hasta döşeğinde günden güne fenalaşırken yakınlarından itibaren bütün Türk milletine kadar herkes ağır bir Ümitsizlik içinde boğuluyor, fakat kendisi bir çocuk gibi saffetli, ayağa kalkacağı, otomobiline veya motörüne bineceği dakikayı bekliyor, ölebileceğine bir an bile mümkün gözile bakamıyordu. Bu sonuncu teselli. Atatürk, başlangıçta milletinin, sonunda da kendisinin ölümüne inanmadı. bu iki nikbinlik tecellisinin birinde haklı, ötekinde haksız çıktı. Fakat koca bir millete hayat vesilesi getirmiş bir kahramanın ferdi hayatı olamayacağı için O’NU ikinci tecellide de haksız bulamayacağız.”

“Benim gözümde birbirine bağlı iki işin sahibi olarak iki Atatürk var. Zaman tasnifile bunlardan biri düşmanın denize dökülüşüne, öbürü de bugüne kadar sürer. Biri, ölüm hükmü giydirilmiş bir milleti şahlandırdı. Mucize çapında bir barışla madde ve askerlik planında muzaffer kıldı. Öbürü, bir an evvelki ölüm tehlikesini doğuran sebepler âlemine karşı harekete geçti, fikir ve cemiyet planında yeni bir bünye inşasına girişti. Bu tarife göre birine asker, öbürüne inkılâpçı Atatürk demek hatıra gelecektir. Atatürk’ün iki iş merhalesini temsil eden cepheleri arasında bence, mefkûreci ve hudutsuz şahsiyet asker Atatürk’tedir. Asker sıfatı da O’NU ifadeye kifayetsizdir. Zira bu merhalede askerlik O’NUN sadece aletiydi. Bu merhalede O,en büyük asker olmak kıymetinin çok üstünde bir değer taşıdı. Koca bir milletin diriliş iradesini temsil eden mefkûrevi insan olmak değeri. Bu değerile Atatürk, beşer tarihinde sayısı birkaçı geçmeyen hakiki millet kurtarıcılardan bir tanesidir. Dehasının sırrı da ne askeri, ne içtimai, ne de aklidir. Aksine, laboratuar ilimlerinin çerçeveleyemediği ve aleladelikler serisinin yanaşamadığı bir heyette ve tamamıyla ferdi ve insiyakidir. Zaten kahraman dediğimiz meçhul yaratılış ve bünyenin bütün farikası, bu ferdi ve insiyaki cevherde değil midir? Yoksa herhangi bir ihtilalcı başlangıçta milleti Atatürk gibi ayaklandırabilir, herhangi bir asker kurtuluş mücadelesini Atatürk kadar iyi idare edebilir ve herhangi bir idareci Atatürk’ün kurduğu teşekkülleri kurabilirdi. Fakat kimse, Samsun’a çıkışından, İzmir’e girişine kadar, O’NUN taşıdığı iş kıymet ve imanını taşıyamazdı. Bütün bu melekelerin atalet ve felakete battığı dakikada hepsini birden yerinden fırlatacak bir ruhi adale işidir. Kahraman dediğimiz meçhul yaratılış ve bünyenin herkesten farklı olarak sahip olduğu hususi ve harikulâde unsur da, işte bu ruhi adaledir.”

“İnkılâpçı Atatürk’e bütün talih ve salahiyetine asker Atatürk hazırladı. Garip bir tesadüf cilvesiyle iki Atatürk’ten her biri ayrı isimler taşıyor. Mustafa Kemal ve Atatürk. İnkılâpçı Atatürk. Tanzimat’tan beri Türk cemiyetinin Avrupa medeniyet manzumesine kavuşturulması yolunda girişilen yarım ve kısır teşebbüsleri tam ve yüzde yüz randımanlı hamleler haline getirdi. Türk cemiyetinin, Tanzimat’tan beri alev, alev yanan kafası ve ruhu ile bir türlü kararını bulamadığı, hududunu çizemediği, mevcutlardan neyi verip, neyi veremeyeceğini, neyi alıp neyi alamayacağını kestiremediği medenileşme davasını, bütün Şarkı topyekûn vermek ve yerine bütün Garbı topyekûn almak şeklinde topyekûn halletti. O’NUN bu cüretli iradesinde d,taşıdığı ruhi adalenin bir ihtizazına(titreşimine) şahid oluyoruz. Tanzimat tabii seyrinde devam etseydi belki daha asırlarca, Atatürk’ün vardığı bu telakki ve cesaret merhalesine ulaştıramayacaktı. Filhakika bütün müesseseleriyle Türk cemiyetine aşılanan Garp, Türk toprakları üzerinde ve iktisadi, ilmi, içtimai sahalarda büyük muvaffakiyetlerle yemişini vermeye başladı. Kurtuluş zaferini takibeden merhalede Garp; kanun, şapka, harf, yol, fabrika, banka, mektep, ordu, bütün aletleriyle vatana tatbik edilebilmiştir. Şu kadar ki yalınız müspet bilgiler ve maddi aletler manzumesi telakki eden ve ruhi planda Garbın da bizzat kendi kendisini aradığını bilen bir fikir adamı gözünde bu hareket, kıymet hükmünü sarsan bin bir çetin davaya karşı, nihayet madde çerçevesinde büyük bir ıslahçılık hareketi olmaktan ileriye geçemez. Fikir, ahlak ve sanat cephelerile yepyeni, istiklâlli ve şahsi bir cemiyet binası işile de bir tutulamaz. İkinci merhalenin Atatürk’ü,ıslahçılık tarihimizin en büyük çehresidir.Fakat ilk merhalenin Atatürk’ü,aynı soydan hâdiseler arasında,bütün beşer tarihinin en ulvi ifadesini taşır.”

         “Milli kahraman’ın ölümü önünde duyduğumuz matem hissini, tek bir emniyet duygusile teselliye muktediriz: Teknesinde Atatürk’ü yoğuran soylu Türk milletinin, için, için tekeyyünleri(çoğalmaları) aynı çapta kahramanlara daima gebe kalacağı emniyeti.”(26.11.1938).Bu yazısından sonra; Necip Fazıl Kısakürek, çok aşağılık bir seyir takibetmiştir. Döneklerin Şeyhi sayılabilir

 

İzleyiciler

Blog Arşivi