22 Kasım 2016 Salı

2115/KADIN NEREDEN NEREYE:4'ÜNCÜ BÖLÜM.


TC.                                                                                                                                                                                              OSMANTÜRKOĞUZ                                                      osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                             TV.İZMİR;22 Kasım 2016.

            KADIN NEREDEN NEREYE?!

                    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM.

               “Din icabı olan tesettür, kadınların külfetini mucip ve adaba aykırı olmayacak basit şekilde olmalıdır. Tesettür şekli, kadını hayatından, mevcudiyetinden tecrit edecek şekilde olmamalıdır.”Mustafa Kemal Atatürk.

                  “Şeyhülislam Fetvalarında,

                 KADIN VE CİNSELLİK       

                        GÖKÇEN ART.1996.

              Bir erkeğin küçük bir kızla cinsel ilişkiye girdikten sonra;o erkeğin o kızın anasıyla evlenmesinde ŞER’AN bir sakınca yoktur.””Bir erkeğin zina yaptığı kadından olan kızıyla evlenmesinde ŞER’AN bir sakınca yoktur.Zira,hamilelik suyu helal değildir.”Bir erkeğin,küçük bir kızla cinsel ilişkiye girdikten sonra,o kızın anasıyla evlenmesi,ŞER’AN caizdir.””Erkek,zina ettiği kadının kızıyla da ŞER’AN evlenebilir.”Bir adam bulunduğu yerden gittiği uzak diyardan karısına,”seni boşadım”,diye mektup, yazarsa ŞER’AN ol kadını boşanmış sayılır,iddet müddetini dolduran kadın da başka bir erkekle evlenebilir.”Almış olduğu cariye özürlü çıkarsa,müşterisi satıcıdan ödediği parayı geri alır.Yalınız kullanma bedelini satıcıya öder.”Mezheplerin İçtihadı.Kadın satışlarını ruhsatını bizzat padişahlar verirdi…Revonons a nos Moutons?!

               İzmirli Hemşehrimiz, Kör Ozan Homeros’un iki ünlü destanı vardır: Truva Savaşını anlatan İLYADA ve Kıral Odyseus’un maceralarını anlattığı ODYSEUS destanı… Bu destanda Penelopedia olarak adı geçen, Kıral Odyseus’un karısı ve İkarios’un kızı Penelope’dir… Penelope, Yunan Mitolojisinin en ünlülerinden birisidir. Ar ve namusun, sadakatin da sembolüdür. Truva seferine çıkan kocası, Maceracı Kıral Odyseus’u Yirmi sene beklemiştir. Penelope, aynı zamanda kıral Odyseus’un akrabasıdır ve ondan da Telemakos adlı bir oğlu vardır. Penelope, çektiği çileyi, Kaynanası Antikleia’ya şöyle anlatır:

                                                                                                             “Karın büyük bir sabırla bekler seni evinde,

                 Gündüzleri, ağlaya, ağlaya tüketir kendini.

                   Bir gece geçirir ki düşman başına…                                                                                                    ”Kocası seferdeyken öldü haberinin çıkması üzerine, evlenmek için talipleri Penelope’nin sarayına hücum ederler. Dilenci kılığına girerek Penelope’nin huzuruna çıkan Odysseus’a Penelope neler söylemez:

                 “Tanrı bir kez dokumayı koydu aklıma ilkin,

                 Kocaman bir tezgâh kurmuştum odamda,

                 Arşın, arşın bez dokuyordum habire.

                 Taliplere de şöyle laf ediyordum arada bir:

                 Delikanlılar, madem tanrısal Odysseus öldü

                 Çaresiz varacağım içinizden birine,

                 Ama ne olur bekleyin bir parça daha.

                 Bitsin bu dokuma, boşa gitmesin bunca ipek.

                   Bir kefen dokuyorum Yiğit Laerte’e,

                 Gün gelir de ölüm onu yere sererse upuzun;

                 Akhalı kadınlar ne der sonra bana.

                 Böyle derdim, kanarda bana taşkın yürekleri.

                 Oysa ben, gündüzden dokuduğum koca bezi,

                 Bir çerağ önünde sökerdim geceleri...”

                 Penelope, kocasını tanımakta güçlük çeker. Koskocaman bir adam olmuş olan oğlu Telemakhos bile anasına şöyle seslenir:

                 “Ana, ana kötü ana, yüreği taştan ana,”

                 Ne diye böyle uzak durursun babamdan?”

                 Ne diye yanına oturup, konuşmaz, sorular sormazsın ki?

                 Kim dayanır senden başka, hangi kadının yüreği,

                 Baba toprağına dönen kocasından böyle uzak durmaya,

                 Sürüne, dilene, yirmi yıl sonra dönen kocasından?”

                 Mitolojide aşklar, ihanetler ve sadakatler tanrılar ve tanrıçalar katında sürer de gider. Yunan Mitolojisinde İO adlı ateşli bir Rahibe vardır; adı da uzayın en kızgın kayasına verilmiştir/Jüpiter’in uydusu/. Bir de adı bir kıtaya verilmiş olan EUROPA vardır. Baştanrı Zeus ile sevişerek adını mitolojiye yazdıran bu kadının maceraları kitaplara konu olmuştur. Pandora Efsanesi, Âdem ile Havva öyküsünün aslı gibidir. Foçalı Büyük Ozan ve çok tanrılı dinlerin peygamberi Hesiodos, bu konuyu uzun, uzun işlemiştir. İlk insan Prometheus; ateşi ve egemenliği Baştanrı Zeus’tan çalmıştır.”Zincirlere Vurulmuş Prometheus, trajedisinde de bu konu işlenmiştir. Prometheus, ateşi kamış bir boru içinde insanlığın kullanımına sunmuş; bir de bir şölende;Zeus’un önüne sığır etinin kötü ve yağlı tarafını sunmuştur.Zeus,bu duruma çok içerleyerek,Demirciler tanrısı ve Afrodit2in kocası, Topal oğlu HEPHAİSTOS’A/HEFAİSTOS/ TOPRAKTAN BİR İNSAN YARATMASI EMRİNİ VERİR.Yaratılacak olan Şeytan mı şeytan,işve baz mı işve baz,kapris mi kapris,doyumsuz mu doyumsuz  Kadın’ı,Prometheus’un kardeşi Ebleh EPİMHETEUS’A vererek tüm insanların başına büyük bir bela sardıracaktır…Her tanrının birçok yeteneklerle bezediği,adı Pandora alan bu kadının eline,Baştanrı Zeus,içi kötülüklerle dolu bir kutu vererek bunu asla açmamasını da tembih etmiştir…Sırf merakı yüzünden kutuyu açan PANDORA,tüm dertlerin,kötülüklerin ve hastalıkların kutunun dışına çıkmasına ele neden olmuştur.Acele ile kapattığı kutunun içinde,insanları yaşatacak olan UMUT kalmıştır… İnsanoğullarını yarınlara çıkartan, her çekiliş için Piyango biletleri aldırtan, Toto, Loto ve at yarıları oynatan,     kumarlara saldırtan hep bu ümit olmuştur. Umut Fakirin ekmeğidir demişler, eksik söylemişler; umut, Fakirin tükenmez aşıdır… Açlıktan ölen insanın otopsisinde, karnını yardıklarında ne mi görmüşler? Üçyüzatmış beş tane umut görmüşler, cennete gider umuduyla ol Fakiri gömmüşler… İsterseniz; Hesiodos’un,”İşler ve Günler,”adlı eserinden bu konuyla ilgili bölümü okuyalım:

                 “Derin düşünceli Zeus, ses vermedi onlara,

                 Sessizce gelişlerini duymasın diye insanlar.

                 Görüyorsun ya Zeus’un dileğine karşı konmaz…”

                 Dinleri, inançlarımızı ve yazgılarımızı etkileyen en büyük etken Mitolojidir. İlk insanların Mitolojiyi yaratan düşünceleri, tüm insanlara din olarak yansımıştır. Kudretli ve kader yaratan Zeus yerine, diğer tanrılardan arındırılmış ALLAH inancı getirilmiştir. Zeus’un Dokuz adet Mousası yerine de melaikeler konulmuştur. Mısırda gelişen Dünyayı yaratan tanrı inancı yerine dünyayı yaratan ALLAH inancı konulmuştur.OL=KÛN emri yerine,Tevrat’a uyularak, ALTI GÜNDE YARATILMA ileri sürülmüştür.İslamın kadına bakış açısı da Zeus’tan alınmıştır.”Dünyaya fitne olarak kadını bıraktım?!”Muhammet.Mısır’da MÖ:3000 yılında,çıkrığın bulunmasıyla,Çakal başlı tanrı Osiris tarafından çamurdan insan bibloları üretilmişti.Mısır tanrıları içinde de Dünyayı yaratan bir tanrı vardı.Tek Tanrı fikrini ortaya koyan  4’üncü Amonofis/ANEHNETON/’DAN sonra bu yaratı da tek tanrıya bağlanmıştır.Ebu Varaka kanalı ile de bu fikir,Müslümanlığa yansıtılmıştır.

Bizim Mitolojimiz de çok derindir: Kırgızlar, yaşamın her şeyden önce, var olan acı ve tatlı suda oluştuğunu söylemektedirler. Bunun dışında Mitoloji hayalî değildir. Türk yaşantısının anlatımıdır. Bir başkasında ise Su içindeki tanrıça Akana veya Ak-ene, Ülgen’e yeri ve göğü nasıl yaratacağını söylüyor (s. 332). Ülgen de yere ve göğe “ol” diyor, onlar da oluyorlar (s. 433).  Ülgen’in yer ve göğe “olun” demesi ve evreni 6 günde yaratarak yedinci gün dinlenmesi Tevrat ve Kuran’daki Allahın “ol” diyerek yeri göğü 6 günde yaratması ve yedinci günü dinlenmesi motifi ile paraleldir.

        İnsanın yaradılışı: Sümer’de tanrılar çoğalmaya başlayınca kendiişlerini yapıp yetiştiremediklerinden yakınıyor ve bütün tanrıların yara­tıcısı tanrıça Nammu’ya gelerek işlerini yapacak kimseler yaratması için yalvarıyorlar. O da oğlu bilgelik tanrısı Enki’yi derin uykusundan uyan­dırarak tanrıların işlerini görecekleri yaratmasını söylüyor. Enki de annesine derin sudan çamur almasını, ona tanrıların görüntüsünde şekil vermesini, ona bu işte yer tanrıçası ile doğum tanrısının yardım edece­ğini söylüyor. Enki, ey anneciğim! Yeni doğanın kaderini söyle, diyor, so­nunda o bir insan oluyor…”

Ebu’l Gazi Bahadır Han, Secere’i Terakime’sindeİranlı Reşidüddin’in OĞUZNAMESİ’İNDE ve Çarlık Yüzbaşılarından Muravyev’in Türk Seceresi’de/1818/Türk ulusunun öyküsü anlatılmaktadır. OĞUZ HAN, bir su kenarına indiğin de sarı saçlı ve mavi gözlü bir kız görür ve ol saat yüreğinden vurulur. Hemen onunla evlenir, Üç oğulları olur… Sonra da bir gün, gökyüzünden Mavi gözlü, Sarı ipek saçlı bir kız daha indirilir. Onunla da evlenir; Üç oğlu da bu kızdan olur. Altı oğlana da doğa adları konulur: Rahmetli Profesör Dr.Faruk Sümer’in,30 sene uğraşarak, yazmış olduğu OĞUZLAR’INI okuyamayanlara Osman Türkoğuz ne diyebilir! O kitapta, Reşidüddin’de ve Yüzbaşı Muravyev’de Oğuzların Oymak adlarının listesi vardır. Bu Yüzbaşı Muravyev,1833 yılında, Beykoz’a çıkan Rus Tümeninin de komutanıdır. OĞUZ HAN’IN Altı oğlunun adları şöyle sıralanmıştır: Gün Han, Ay Han, Yıldız Han; Gök Han, Dağ Han, Deniz Han… Bu Altı oğlun her birinden Dörder oğlan çocuğu olmuş; bunlar de OĞUZ’UN YİRMİDÖRT BOYUNU TAMAMLAMIŞLAR… şimdi de benim yıllarca önce yazmış olduğum, bu konuyla ilgili yazımı da okuyalım:

 


          “Türk kadını sen, yerlerde süründürülmeye değil başımızın üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.” “Bir toplumun yarısının ayakları zincirlerle yere bağlıysa, o toplum asla yükselemez!”. “Dünyada yapılan her güzel işte kadının eli vardır!” “Asıl uğraşmaya zorunlu olduğumuz şey, Analarımızın ve atalarımızın oldukları gibi yüksek kültürde ve yüksek onurda dünya birinciliğini tutmaktır!”Atatürk’ün söylev ve demeçleri, c.3,s.133.1997 basımı. Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk. “Dünya yüzünde Türk Kadını kadar namuslu kadın yoktur!” François Marie Arouet (Voltaire)21 Kasım 1694/30 Mayıs 1778). Yalaka televizyonlardan Arap asıllı Veli kadınlar masalı, bazı kadın ve Türk düşmanlarımızı sevinçten uçurdu. Her Türk Kadını birer velinimetimiz olduğu da unutturuldu. Ulusal Kurtuluş Savaşımızı dinci geçinen vatan haini erkeklere rağmen onlar sayesinde kazandığımız da unutuldu.Ben,onların destanlarından bir kesimini yazacağım. Osmanlılar kadın ve erkek ayırımı gözetmeksizin Türk’e en aşağılık sıfatları lâyık görmüşlerdir. Önce bunlardan sadece bir kaçını vermek istiyorum: “Kapını Türk’e, sırtını kürke alıştırma!” 1-“Etrâk-i bî idrak”, 2-“Etrâk-i nâpâk”, 3-“Türk-i bednihat”, 4-“Türkman-ı şakavetnişan”, 5”Türkman-ı bednâm,” Araplar: AK telel Etrâk velev kane ebâk””Kavm’i Necib’i Arap!” Türk Kadının hep başka ulusların gözlemcileri inceleyerek yazmış. Müslümanlıktan sonra Araplaşan Türk erkekleri kadınları kümeslik hayvan gibi görmüş. Ya da yağlı boya tablo gibi içine girerek,bir renk karmaşasına bakmaya alıştırılmış. Arap gezginleri İbn Fadlan ve Ebu Dülef,16 Şubat 922ayının ortalarında Türk ülkelerine girmişler. Bağdat Abbasi halifesi tarafından Bulgar Türklerine, kale yapımı için, 4000 altın götürmekle görevlendirmişler. Her Türk aşiretinin gelenek ve göreneklerini İYİCE GÖZLEMLİYEREK günümüze taşımışlardır. Daha sonra da, İbni Batuta(1304Tanca doğumlu,/1349 yurduna döndü,1325’te hacca gitti ve gezilerini sürdürdü./ Şimdi; İbn Fazlan ve Ebu Dülef’ten seçelim: “Kadınları yerli ve yabancı erkeklerden kaçmazlar. Aynı şekilde, kadın vücudunun hiçbir yerini insanlardan gizlemez. S.31. “Kadınlar ve erkekler hep beraber nehre girip çırılçıplak yıkanırlar. Birbirlerinden kaçmazlar. Bununla beraber, herhangi bir şekilde zina etmezler. Zina, onlara göre en büyük suçlardandır!”S.57 Ebu Dülef, Kutluklar, s.91 “Kadınları ömürleri boyunca yalınız bir erkekle evlenir. Kocası ölen kadın bir daha evlenemez. İçlerinde zina eden kadını ve erkeği yakarlar. Onlar arasında boşanma yoktur. Evlenen bir erkek, bütün malını MİHR(Başlık)olarak verdiği gibi; kızın velisine bir sene hizmet eder.” Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed b.Abdullah b.İbrahim et Tancî el Levatî’nin(Tuhfetu’n-nüzzâr fi garaibi’l-emsal ve acaibil’l efsâr=Rıhlet-İbn Batuta. “Bu memlekete/Türkiye’ye/ geldiğimiz andan itibaren çevredeki komşularımız; kadın olsun, erkek olsun durumumuzla ilgilenmeden yapamamışlardı. Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar ve yola çıkacağımız zaman akraba ya da hane halkındanmışçasına bizimle vedalaşırlar. Bu ayrılıklardan dolayı üzüntülerini, gözyaşlarını dökerek belirtirler.”İbni Batuta Seyahatnamesi, S.1.2. KIRIM “Bu ülkede gördüğüm ve beni epeyce şaşırtan tutumlardan biri de buradaki erkeklerin kadınlarına gösterdikleri aşırı saygıdır. Bu memlekette kadınlar erkeklerden daha üstün sayılırlar” .S.G.E. S.79. “Zira Türk kadınları yüzleri açık dolaşırlar, erkeklerden kaçmazlar. Bir başka kadını da aynı şekilde gördüm. Yanındaki kölesiyle pazara süt, yoğurt getirip satar, karşılığında koku ve esanslar satın alırdı.”S.G.E. S.80 Kürtçülüğünü ararken Türklüğünü bulan Rahmetli Ziya Gökalp’ın Ünlü “Türkçülüğün Esasları”adlı eseri Sayın Mehmet Kaplan tarafından yayımlanmıştır. Bu ünlü eserden de seçmeler almak durumundayım: “Evvelce, Türkiye’de Türk milletinin hiçbir mevkii yoktu: Bugün, her hak Türkündür. Topraktaki hâkimiyet, Türk hâkimiyetidir. Siyasette, kültürde, iktisatta hep Türk halkı hâkimdir. Bu kadar katî ve büyük inkılâbı yapan zat, Türkçülüğün en büyük adamıdır. Çünkü düşünmeden söylemek kolaydır. Fakat yapmak ve bilhassa başarı ile neticelendirmek çok güçtür.”S.15 “Türk, bu milletin adıdır. Millet, kendisine mahsus bir kültüre malik olan Zümre demektir. O halde, Türk’ün yalınız bir dili, bir tek kültürü olabilir.”S.24.Ek: Bu öneri Anayasalarımıza girmiştir. Şeylerine Batanlar bu hükmü yok etme savaşındadırlar! Ostüzü. “Milli vicdan nerede teşekkül etmişse, artık orası sömürge olmak tehlikesinden ebedi olarak kurtulmuştur.”S.85 “İslam dünyasında da artık sömürge hayatına nihayet vermek için, Müslüman kavimlerde milli vicdanı kuvvetlendirmekten başka çare yoktur”.S.87 “Gerçekten memleketimizde, gerek medeniyet, gerek terbiye bakımından birbirine benzemeyen Üç tabaka vardır(Osmanlı Dönemi),Halk, Medreseliler ve Mektepliler. Bu üç sınıftan birincisi, hâlâ uzak doğu medeniyetinden tamamıyla ayrılmamış olduğu gibi, ikincisi de henüz Doğu Medeniyetinde yaşıyor. Yalınız Üçüncü sınıftır ki batı Medeniyetinden bazı feyizlere mazhar olabilmiştir. Demek ki Milletimizin bir kısmı İlk çağda, bir kısmı Ortaçağda, bir kısmı son çağlarda yaşamaktadır. Bir milletin böyle üç yüzlü bir hayat yaşaması normal olabilir mi?”S.68 “İngiliz milletinin bu medeni ahlakında gördüğümüz bu düşüklüğe rağmen, itiraf edelim ki vatani ahlâkını çok yüksek bulduk. Türkiye’de yüzlerce ve hatta binlerce vatan haininin zuhur etmesine karşılık, bütün İngiltere’de tek bir vatan haini zuhur etmedi.(Ek bilgi: Birinci Dünya Savaşından İngiltere’de vatan haini çıkmamıştır. Ancak, Savaştan sonra, İngiliz İstihbaratından Kim Philbi, SSCCP’ YE casusluk yaptığı gibi, İkinci Dünya savaşı sırasında Berlin Radyosundan Lord Hav! Hav!Adı verilen bir İngiliz de Almanya’ya hizmet etmiştir.1950’den sonra iki İngiliz diplomatı ve kraliçenin sanat danışmanı da Rus casusu çıkmıştır.Ostüzü.) “O halde, bizde Medeni ahlâkın daha yüksek olması neye yaradı? Keşke, bizde de bunların yerine, yalınız vatanî ahlak yüksek olsaydı”.S.89 “Şimdiye kadar, aydınların halkı ve halkın aydınları sevmesi mümkün değildi. Çünkü terbiyelerini aydınlar Osmanlı medeniyetinden, halk ise Türk kültüründen almışlardı. Ayrı terbiyeyle yetişen iki sınıf, nasıl birbirlerini sevebilir. Bundan başka aydınlar sarayın bendeleriydiler, memur oldukları zaman halkı soyarak sarayın israf ve sefahatine hizmet etmekten başka bir şey düşünmezlerdi. Tabii bu cihetten mazlum halk onları sevmezdi. Aralarında rekabet, haset ve çekememezlik gibi ihtiraslar bulunduğu için aydınların kendileri de birbirini sevemezlerdi. Memleketimizde, birbirini seven yalınız halktan olan fertlerdi ve eski devirde milli tesanüt yalınız bu öz Türklerin samimi seviyesine dayanıyordu.”S.91 “Türkçülük, millet esasını kabul etmeyen hiçbir sistemle uzlaşamayacağından; kozmopolitleri içine alamaz.”S.160 “Osmanlı dilini hiç yokmuş gibi bir tarafa atarak, halk edebiyatına temel vazifesini gören Türk dilini ayniyle milli, dil saymak kâfi idi.”S.114.EK: Osmanlıca gibi “Kelime salatasını” Türk milletinin başına musallat edenlere lanetler etmekteyim. Türk’ü yıkmanın en kısa ve en etkili yolu onu kendi dilinden uzaklaştırmaktır. Sümerli Lüdingirra’nın anıları. Sayın Muazzez İlmiye Çığ. “Eski Türklere göre; vatan, töreden yani milli kültürden ibaretti. Kaşgarlı Mahmut’un lügatinde zikredilen”ülkeden geçilir, töreden geçilmez,”atasözü milli kültüre verilen kıymetin derecesini gösterir.”S.153”Mesela,amme velâyeti Hakan ile hatunun her ikisinde ortak olarak tecelli ettiği için, bir emirname yazıldığı zaman, Hakan emrediyor ki ibaresi ile başlıyorsa ona boyun eğilmezdi. Mutlaka Hakan ve Hatun emrediyor ki sözü ile başlaması lâzımdı.”S.165 “Hakan tek başına bir elçiyi huzuruna kabul edemezdi. Elçiler, ancak sağda Hakan ve solda Hatun oturdukları bir zaman, ikisinin birden huzurlarına çıkardı. Şölenlerde, kenkeşlerde, kurultaylarda, ibadetlerde ve ayinlerde, harp ve sulh meclislerinde Hatun da mutlaka Hakanla beraber bulunurdu. Kadınlar, örtünmeye ait bir kayıtla bağlı değillerdi.”S.65 “Eski Türklerde kadınlar, umumiyetle Amazon idiler. Binicilik, silahşorluk, kahramanlık, Türk erkekleri kadar,Türk kadınlarında da vardı.Kadınlar,doğrudan doğruya ,hükümdar,kale muhafızı,vali ve sefir olabilirlerdi.Alelade evlerde de ev,ortak olarak karıyla kocanın ikisine aitti.Çocuklar üzerinde velilik hassası ,baba kadar,anaya da aitti.Erkek,daima karısına saygı gösterir,onu arabaya bindirerek kendisi arabanın arkasında yaya yürürdü.”S.166 “Kazvin’de şehre lağım tertibatı yapmak için seçilen komisyon Hanım sultanın sarayına giderler. Sarayın bahçesinde Hanım Sultanın çorap ördüğünü gördüklerinde, para istemekten vazgeçerek geri dönmek üzerlerken Hanım Sultan bunları huzuruna davet eder. Gelenler geliş nedenlerini anlatırlar ve Hanım Sultan’ın örgü örmesini gördüklerinde de para istemekten vazgeçtiklerini anlatırlar. Hanım Sultan bu iş için ne miktar paraya ihtiyaç olduğunu sorar.100. 000 altın olduğunu öğrenince de: “100.000 altını ben veriyorum. Toplamış olduğunuz parayı hak sahiplerine iade ediniz der ve eydirir: “Evet, benim el işleriyle meşgûl olduğumu gören bütün İranlılar şaşırıyorlar. Hâlbuki benim ailemin içindeki bütün kadınlar, benim gibi daima el işiyle uğraşırlar. Biz Sultanlar, böyle el işleri ile uğraşmazsak Ne ile meşgul olacağız? Havaiyatla mı? Böyle bir şey bizim soyumuza yakışmaz. Biz saltanat işlerinden kurtulduktan sonra, boş kalmamak için, fakir kadınlar gibi, hep el işleriyle ve ev işleriyle uğraşırız. Bu hareket bizim soyumuz için bir ayıp değil, belki bir şereftir...”S.169 DEDE KORKUT’UN anlatmış olduğu destanımsı epik öyküleri masal derekesine indirgeyerek anlatır ve çok ta hafife alırız. Onlarda Türk töresi, Türkün kültürü, ananesi ve sosyal yaşantısı vardır. Türk töresinde kadın ve erkek ayırımı da yoktur. Türk kültüründe İnsan vardır. Onbeş yaşına basan kız ve erkekler için de aynı ölçü kullanılırdı. Kızlar da erkekler gibi her türlü sporu ve savaş oyunlarını yaparlardı. Eşler, yarışma sonunda kız yenilirse seçilirdi. Arap’ın çöl masalları ve kadına bakışı tüm bu Türk kültürünü erkek egemenliğine kurban etmiştir. Kızların eşleri olacak delikanlıları seçme hakkı Tanrısal masallarla ellerinden alınmıştır. Kızlar mal gibi satış konusu yapılmıştır. Bendeniz, Genç bir Teğmen iken bir olaya tanık olmuştum. Menemen’de çok sevilen ve 84 yaşında olan Ahmet Hoca,14 yaşında bir kız çocuğu ile evlenmişti. Teyzemin kocası Bay Abdullah Siper, feveranıma bozulmuştu.”Her erkeğin bir kız bozma hakkı vardır. Bu hakkını da istediği yaşta kullanır!”Buyurmuştu. İtiraz etmiştim:”Bu kız daha Reşit bile değil. Sonra, ya sevdiği bir Delikanlı varsa! Ya da Ahmet Hoca, kocalık görevini yapamazsa!”Dediğimde de:”O kızın alnına Allah böyle yazmış, kısmetine katlanmak zorundadır!”Buyurmuşlardı. Her namussuzluğun altına mutlaka Allah imzası atılmaktadır. Dedem Korkut destanları her Türk okulunda mutlaka okutulmalıdır; Arap meselleri ve masalları yerine! Banu Çiçek ve Bamsı Beyrek destanından bir parça sunmak istiyorum. Geliniz görünüz ki Türk Kadınlık Töresi nereden nereye getirilip kapkara bokböcüsü torbalarına sokulmuştur. Destanlarda bir başlama, açılma ve sonuç bölümü vardır. “ALINTIDIR: “Kam Gön oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üstüne ak otağını diktirmişti. Alaca gölgeliği gökyüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz Beyleri Bayındır Han'ın sohbetine toplanmıştı. Pay Püre Bey de Bayındır Han'ın sohbetine gelmişti. Bayındır Han'ın karşısında Kara Göne oğlu Kara Budak yaya dayanıp durmuştu. Sağ yanında Kazan oğlu uruz durmuştu. Sol yanında Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek durmuştu. Pay Püre Bey bunları gördüğünde ah eyledi, basından aklı gitti, mendilini aldı, böğüre, böğüre ağladı. Böyle edince, kudretli Oğuz'un arkası, Bayındır Han'ın güveyisi Solur Kazan kaba dizinin üzerine çöktü, gözünü dikerek Pay Püre Bey'in yüzüne baktı, der: “Pay Püre Bey ne ağlayıp bağırıyorsun? “”Pay Püre der Han Kazan nasıl ağlamayayım, nasıl bağırmayayım, oğulda nasibim yok, kardeşte kaderim yok. Allah Teâlâ bana beddua etmiştir, “”beyler tacım tahtım için ağlarım, bir gün olacak düşeceğim öleceğim, yerimde yurdumda kimse kalmayacak” dedi. Kazan der: “Maksudun bu mudur?” Pay Püre Bey der: “Evet budur, benim de oğlum olsa, Han Bayındır'ın karşısına geçse dursa, hizmet eylese, ben de baksam sevinsem, kıvansam. Güvensem”. Dedi Böyle diyince kudretli Oğuz Beyleri yüzlerim göğe tuttular, el kaldırıp dua eylediler, “Allah Teâlâ sana bir oğul versin”, dediler. O zamanda Beylerin hayır duası hayır dua, bedduası beddua idi, duaları kabul olunurdu. Pay Piçen Bey de yerineleri kalktı, der:” Beyler benim de hakkıma bir dua eyleyin, Allah Teâlâ bana da bir kız versin,” dediler. Kudretli Oğuz Beyleri el kaldırdılar dua eylediler. “”Allah Teâlâ sana da bir kız versin”, dediler. Pay Piçen Bey der: “Beyler Allah Teâlâ bana bir kız verecek olursa, siz şahit olun, benim kızım Pay Püre Bey'in oğluna beşik kertme yavuklu olsun”, dedi. Bunun üzerine bir kaç zaman geçti. Allah Teâlâ Pay Püre Bey'e bir oğul, Pay Piçen Bey'e bir kız verdi. Kudretli Oğuz Beyleri bunu işittiler, şad olup sevindiler. Pay Püre Bey bezirgânlarınım yanına çağırdı, buyruk etti:… Dedem Korkut geldi, oğlana ad koydu. Der: “Ünümü anla sözümü dinle Pay Püre Bey Allah Taala sana bir oğul vermiş tutu versin Ak sancak kaldırınca Müslümanlar arkası olsun Karşı yatan kara karlı dağlardan aşar olsa Allah Taala senin oğluna aşıt21 versin Kanlı, kanlı sulardan geçer olsa geçit versin Kalabalık kâfire girince Allah Taala senin oğluna fırsat versin Sen oğlunu Bamsam tel diye okşarsın Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun Adım ben verdim yaşını Allah versin “ Dedi. Kudretli Oğuz Beyleri el kaldırdılar dua kıldılar, “bu ad bu yiğide kutlu olsun”, dediler. Beyler hep ava bindi. Boz aygırını çektirdi Beyrek bindi. Ala dağa alaca asker ava çıktı. Birdenbire Oğuz'un üzerine bir sürü geyik geldi. Bamsı Beyrek birini, kovalayıp gitti. Kovalaya, Kovalaya bir yere geldi, ne gördü? Sultanım gördü: Yeşil çayırın üzerine bir kırmızı otağ dikilmiş, “Yarap bu otağ kimin ola” dedi. Haberi yok ki alacağı ela gözlü kızın otağı olsa gerek. Bu otağın üzerine varmağa hayâ etti. Dedi: “Ne olursa olsun, hele ben avımı alayım” dedi. Otağın önünde erişi verdi, geyiği arka ayağından vurdu. Baktı gördü -bu otağ Banı Çiçek otağı imiş ki Beyreğin beşik kertme nişanlısı, adaklısı idi- Banı Çiçek otağdan bakıyordu.” Bre dadılar, bu kavat oğlu kavat bize erlik mi gösteriyor* Dedi, “varın bundan pay isteyin, görün ne der”, dedi. Kısırca Yenge derler bir Hatun var idi, ileri vardı pay istedi: “Hey bey yiğit, bize de bu geyikten pay ver”, dedi. Beyrek der: “Bre Dadı, ben avcı değilim, Beyoğlu Beyim, hepsi size, dedi. “Aman sormak ayıp olmasın bu otağ kimindir?”Dedi. Kısırca Yenge der: “Bey Yiğidim, bu otağ Pay Piçen Bey kızı Banu Çiçeğindir,” dedi. Bunun üzerine Hanım. Beyreğin kanı kaynadı, edepte usul, usul geri döndü. Kızlar geyiği kaldırdılar, güzeller şahı Banı Çiçeğin Önüne getirdiler. Baktı gördü ki bir sultan semiz yabani geyiktir. Banı Çiçek der: “Bre kızlar, bu Yiğit ne Yiğittir? Kızlar der: “Vallah Sultanım, bu yiğit yüzü örtülü güzel yiğittir, Beyoğlu Bey imiş”, dediler. Banu Çiçek der:” Hey, hey Dadılar, babam bana ben seni yüzü örtülü Beyreğe vermişim” derdi, olmaya ki bu ola?, Bre çağırın haberleşeyim, dedi. Çağırdılar Beyrek geldi. Banu Çiçek yaşmaktandı, haber sordu, der: “Yiğit, gelişin nerden? Beyrek der: “İç Oğuz'dan. “İç Oğuz'da kimin nesisin? Dedi. “Pay Püre oğlu Bamsı Beyrek dedikleri benim,” dedi. Kız der: “Peki ya ne yapmaya geldin Yiğit, dedi. Beyrek der: “Pay Piçen Beyin bir kızı varmış, onu görmeğe geldim, dedi. Kız der: “O öyle insan değildir ki sana görünsün” dedi, amma ben Banu Çiçeğin dadısıyım, gel şimdi seninle ava çıkalım, eğer senin atın benim atımı geçerse onun atını da geçersin, hem seninle ok atalım, beni geçersen onu da geçersin ve hem seninle güreşelim, beni yenersen onu da yenersin “dedi. Beyrek der: “Pekâlâ şimdi atlanın. İkisi atlandılar, meydana çıktılar. At teptiler. Seyreğin atı kızın atını geçti. Ok attılar. Beyrek kızın okunu geride bıraktı. Kız der: “Bre yiğit benim atımı kimsenin geçtiği yok, okumu kimsenin geride bıraktığı yok, şimdi gel seninle güreş tutalım” dedi. Hemen Beyrek attan indi. Kavuştular, iki pehlivan olup birbirine sarmaştılar. Beyrek kaldırır kızı yere vurmak ister, kız kaldırır Beyreği vurmak ister. Beyrek bunaldı, der:” Bu kıza yenilecek olursam, kudretli Oğuz içinde başıma kakınç, yüzüme dokunç ederler” dedi. Gayrete geldi, kavradı kızı sarmaya aldı, memesinden tuttu. Kız kocundu. Bu sefer Beyrek kızın ince beline girdi, sarma taktı, arkası üzerine yere yıktı. Kız der: “Yiğit Pay Piçen'in kızı Banu Çiçek benim “dedi. Beyrek üç öptü bir dişledi, düğün kutlu olsun han kızı diye parmağından altın yüzüğü çıkardı kızın parmağına geçirdi. “Aramızda bu nişan olsun han kızı “dedi. Kız der: “Mademki böyle oldu, hemen şimdi ileri atılmak gerek Beyoğlu” dedi. Beyrek de “ne olacak Hanım, baş üzerine” dedi. Beyrek kızdan ayrılıp evlerine geldi. Aksakallı babası karşı geldi, der: “Oğul fevkalade olarak bugün Oğuz'da ne gördün?” Der: “Ne göreyim, oğlu olan evlendirmiş. kızı olan kocaya vermiş. Babası der: Oğul yoksa seni evlendirmek mi gerek.” “Evet ya ak sakallı Aziz Baba, evlendirmek gerek dedi.. Babası der: Oğuz'da kimin kızını alıvereyim ?Dedi. Beyrek der:”Baba bana bir kız alıver ki ben yerimden kalkmadan o kalkmalı, ben kara koç atıma binmeden o inmeli ben hasmıma varmadan o bana baş getirmeli, böyle kız alıver baba bana, dedi. Babası Pay Püre Han der: “Oğul sen kız istemiyorsun, kendine bir hempa istiyormuşsun, oğul galiba senin istediğin kız Pay Piçen Bey kızı Banu Çiçek'tir,” dedi. Beyrek der: “Evet ya, evet aksakallı Aziz baba benim de istediğim odur, dedi. Babası der:” Ay oğul Banu Çiçeğin bir deli kardeşi vardır, adına Deli Karçar derler, kız isteyeni öldürür.” Beyrek der: “Peki ya nidelim? Pay Püre Bey der: “Oğul kudretli Oğuz Beylerim evimize çağıralım, nasıl uygun görürlerse ona göre işedelim “dedi. Kudretli Oğuz Beylerini hep çağırdılar, evlerine getirdiler. Ağır misafirlik eylediler. Kudretli Oğuz Beyleri dediler:” Bu kızı istemeğe kim vara bilir? Uygun gördüler ki Dede Korkut varsın” dediler. Dede Korkut der: “Dostlar, mademki beni gönderiyorsunuz, biliyorsunuz ki Deli Karçar kız kardeşini isteyeni öldürür, bari Bayındır Han'ın tavlasından iki güzel koşucu at getirin, bir keçi başlı geçer aygırı, bir toklu başlı doru aygırı, ansızın kaçma kovalama olursa birisine bineyim, birisini yedekte çekeyim “dedi. Dede Korkut' un sözü haklı görüldü. Vardılar Bayındır Han'ın tavlasından o iki atı getirdiler. Dede Korkut birine bindi, birini yedekte çekti, dostlar sizi Hakka ısmarladım” dedi “gitti. Meğer sultanım, Deli Karçar da ak çadırını, ak otağını kara yerin üzerine kurdurmuştu, arkadaşları ile nişan talimi yapıp oturuyordu. Dedem Korkut öteden beriye geldi. Baş indirdi, bağır bastı; ağız dilden güzel selam verdi. Deli Karçar ağzını köpüklendirdi. Dede Korkut' un yüzüne baktı, der: “Aleykesselam ey ameli azmış fiili dönmüş, kadir Allah ak alnına bela yazmış!. Ayaklıların buraya geldiği yok, ağızlıların bu suyumdan içtiği yok, sana noldu amelin mi azdı fiilin mi döndü, ecelin mi geldi, buralarda neylersin? Dedi. Dede Korkut der: “Karsı yatan kara dağım aşmağa gelmişim Akıntılı güzel suyunu geçmeğe gelmişim Geniş eteğine dar koltuğuna sığınmağa gelmişim Tanrı' nın buyruğu ile Peygamberin kavli ile aydan arı, güneşden güzel kız kardeşin Banu Çiçeği Bamsı Beyreğe istemeğe gelmişim” dedi. Dede Korkut böyle söyleyince Deli Karçar der: “Bre ne diyorsam yetiştirin, kara aygırı silah ve teçhizatla getirin dedi. Kara aygırı silah ve teçhizatla getirin!” Aşağıdaki Kadın Kahramanlarımız hakkındaki alıntı yazısı: Mehmet ersin “Kurtuluş Savaşı'nda cepheye kağnıyla mermi taşırken donarak şehit düşen Şerife Bacı’nın hatırasına..Herkes bir şeyler yapıyordu, herkes inanmıştı Kimisi çete olup savaşıyor,kimisi erkek kıyafeti giyerek cephede düşmana mermi atıyordu.Gerekirse gözünü kırpmadan ihanet eden evladını alnının ortasından vuruyordu.Milli mücadeleye en büyük desteği verenler onlardı; Kahraman Türk Kadını. ”Gözüm Sakarya'da, Dumlupınar'da, kulağım İnebolu’da” Gazi Mustafa Kemal, savaşın kazanılması için İnebolu'da ki cephanenin Ankara üzerinden cepheye geçmesi gerektiğini biliyordu. Bir dönem İnebolu-Ankara yolunun adının İstiklâl Yolu olarak adlandırılması için imza kampanyaları düzenlenmesi de bu yüzdendir. Bu önemine baktığımızda Kastamonu'nun erkeği cephede süngü süngüye ölüm kalım savaşı verirken arkasında bıraktığı eşi, bacısı, anası da imece usulü ile İnebolu'dan cephaneyi Ankara'ya taşıyordu. Kastamonu-Seydilerli Şerife Bacı da bu analardan sadece birisidir. 1921 Aralık ayında Şerife Bacı da diğerleri gibi İnebolu'dan aldığı cephaneyi Kastamonu'ya taşımaktadır. Hava buz gibi, sürekli yağan kar, kağnıların yarısı yolda kalmıştır. Kağnısına koşulu öküzler çelimsiz kendisi ve bebeği aç inatla yola devam eder. Sırtında çocuğu kağnıda cephane vardır. Cephanenin üstünü samanla örtmüştür. Çocuğunu otların içine bırakır üstündeki battaniyeyi de örter üstüne. Hem cephanenin hem de çocuğunun Onların ıslanmaması, donmaması gerekir. Bu şekilde Kastamonu Kışlası önüne kadar gelmiştir. İnebolu limanından aldığı cephane yerine ulaşmıştır. Sabah olduğunda çocuk sesi ile kağnının olduğu yere gelen askerler Şerife bacının donarak şehit olmuş bedeni ile karşılaşırlar. Çocuğu ve cephane kurtulmuştur ilerde vatanda kurtulacaktır ama Şerife Bacı şehit olmuştur. Şerife bacı ve diğerleri… Türk kadınının kahramanlıklarının sembolü olmuşlardır. Bu vatan onlar sayesinde kurtulmuştur. “Bu örnek Türk kadının vatanı ve hürriyeti için canını severek vermenin anıtıdır. Böyle kadınların toplum hayatında yok sayılmasının Tanrısal söylemlere dayandırılmasının da hiçbir gerçek yanı yoktur. Onlar bizim namusumuz, onurumuz, baş tacımızdır. Eski Türklerde erkekler eşlerinin dokuz adım gerisinde yürümek zorundaydılar. Bu kadına olan saygının bir ifadesiydi. Çöl Araplarının kadına bakışı ne bizi bağlar ne de kadınlarımızı. TARİH BOYUNDAN GÜNÜMÜZE TÜRK KADINI B-Eski Türklerde KADIN, devlet yönetebilecek kertede Hak ve özgürlüklerle sahip iken: “Yabancı ve Arap kaynaklarıın ortaya vurduğu diğer tarihi gerçek şudur ki İslamiyetçi kabul edene kadar Türk’lerde KADIN eşit hak ve Özgürlüklere sahip bir değerdi. Ve şu muhakkak ki biz Türkler, Şeriat bataklığına saplandıktan bu yana özellikle iki güzel niteliğimizi yitirir olmuşuzdur: Bunlardan biri,”Akılcılık” ve diğeri de “Kadına Saygıdır!” 1)–7/8.Yüzyıllarda Orta Asya Türk ülkelerinin çoğu Kadın Hükümdarlarla Yönetilmekteydi. ESKİ Türklerde, özellikle Şamanî döneminde, kadınlı erkekli dini toplantılar düzenlenir, toplantıya katılanlar, yaşlarına ve mevkilerine göre bir dairenin etrafında otururlardı.””Buhara’nın Arap orduları tarafından işgalini anlatan Arap kaynakları bir çok Türk devletlerinin Kadın başkanlar tarafından yönetildiğini ve Buhara’nın Toksan hatun adlı bir Kadın Sultan tarafından yönetildiğini göstermektedir.” “MS:720’de dikilen Gültekin(Kül-Tekin) ve 734’te dikilen Tonyukuk ve Bilge Han anıtlarından, Bilge Hanın Annesi Bilge Hatunun devlet yönetiminde çok başarılı olduğunu da öğrenmekteyiz.”(1) BİLGE KAĞAN: 19 SENEDE YETİŞMİŞ 19 SENE ÇİN’LE DÖVÜŞMÜŞ 19 SENE DEVLET BAŞKANLIĞI YAPMIŞ 19 KİŞİYLE ÇİN’E BAŞKALDIRMIŞ 57 YAŞINDA ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR ATATÜRK, Samsun’a 19 kişiyle çıkmıştır. Kur’an’ı Kerim’de büyük ölçüde 19 uyumu vardır. Bilge KAĞAN’IN babası, İlteriş KAĞAN ile Annesi İlbilge Hatun, 17 kişiyle, Çin'e başkaldırmıştı..”Ostüzü. “Yezidin Horasan’a vali olarak gönderdiği Zeyyad bin Ebihi’nin oğlu, Orta Asya’da Arap fütuhatını genişletmek için saldırılar düzenlerken, Buhara’da devlet yöneten Hatun Sultan, bu saldırılara karşı korunmak amacıyla, bir başka Türk ülkesinin hükümdarı Terkan’dan yardım istemiş ve bu vesile ile evlenme teklif etmiştir. Erkeğe evlenme teklif edebilecek kadar özgür görüşlü kadın tipini, bugün,20’inci yüzyılda, kadın özgürlüğünün en fazla geliştiği Batı ülkelerinde bulmaktayız.” “3)XI’ inci Yüzyıl: Selçuklu Sultanı Tuğrul’un Kadına saygısı: “Selçuklu sultanı Tuğrul,11’inci Yüzyılda Bağdad’ı işgal ettikten sonra halifelerin sarayında Halife el Kâsım biemrillah’ın kızı ile evlenir; evlendiği kadını büyük bir saygı ile tahta oturtur. Arap tarihçisi İbn Halikan şöyle anlatır:”Sefer ayının 15’inci günü prenses, sarayda kendisini bekleyen kocasına mülaki oldu ve altın kumaşlarla süslü tahta çıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey, eşinin karşısına diz çökerek geldi. Ona emsalsiz hediyeler vererek (tekrar) yer öptü ve büyük bir saygı gösterisiyle ve mutluluk duyarak odasına çekildi”. “İbn Butlan:”Türk Kadınının cildi beyaz ve zarafeti takdire şayandır. Doğurduğu çocuklar nadiren çirkin olur. Ata binmede ustadırlar. Son derece cömert, temiz ve iyi aşçıdırlar.” “4)XII’İNCİ Yüzyıl: İbn Cübeyr, Türk Ülkelerinde kadına gösterilen saygıyı başka hiçbir yerde görmedim.” “5)XIII’ üncü Yüzyıl: Marco Polo, Türk Kadınının Özgürlüğüne Tanık olur:”13’üncü yüzyılda Türk beldelerini dolaşan Marco Polo, Amu Derya nehrinin yukarılarında Kuzey Doğu’ya yayılan ve “Büyük Türkiye” diye tanımladığı yerleri ziyaret ederken Türk hükümdarlarının kızlarından da söz eder ve şöyle der:”(Prenses) öylesine güçlü ki tüm ülkede onunla başa çıkacak erkek bulmak güç. Çünkü kim çıkarsa hepsini altetmektedir. Babası kendisini evlendirmek istediği halde o,buna razı olmamakta ve(kendi beğendiği birini bulana kadar )bir kimse ile evlenmek niyetinde olmadığını açığa vurmaktadır. Bundan dolayıdır ki babası ona yazılı olarak, dilediği erkekle evlenebileceğine söz vermiştir. Bunun üzerinedir ki prenses, ülkenin dört bir yanına haber salarak genç delikanlıları, kendisiyle güç denemesine çağırmış ve kendisiyle başa çıkacak birini bulduğu zaman onunla evleneceğini açıklamıştır.” “Batılı yazarlar arasında Marco Polo gibi Türk kadınının özgür yaşamlarına, bağımsızlığına ve karakter olgunluğuna hayran kalanlar çoktur. Ricardo di Monte Groce bunlardan biridir. Bu ünlü yazardan öğrenmekteyiz ki, Türk ülkelerinde ve örneğin Selçuk devletinde hâkim olan gelenekler, Arap ülkelerindekinden çok farklıdır ve bu farklılık özellikle Türk kadınının toplumdaki üstün değeri ve yeri ile ilgilidir.” “Kısaca belirtmeliyim ki, Türklerde kadının bu üstün kertede tutulduğu dönemlerde Batı dünyası, tıpkı Arap dünyası gibi, kadını ikinci plana atmıştı. çoğu yerde koca sofrada yemek yerken, kadın ayakta bekler, ona hizmet eder,her vesile ile kocasının ayaklarını öper ve fakat yine de haysiyet kırıcı muamelelere uğramaktan kurtulamazdı.Oysa,Türk ülkelerinde kadın, erkeğine eşdeğerdedir.Ancak ne var ki şeriat dinine girmek sonucu Türklerdeki bu güzel gelenekler yavaş,yavaş yok olurken Batı’da aksine ve daha doğrusu akılcı gelişme nedeniyle kadın hakları ele alınmış,büyük başarılara yönelik adımlar atılmıştır.” 6)Cüveydi’nin Kaleminden Türkan Hatun ve Raziye Sultan Örnekleri: “ 13’üncü yüzyılın ünlü yazarlarından Ata Malik Cüveyni,”Tarihi Cihan” adlı yapıtında Cengiz Han ailesinden söz ederken Türk kadınının yeteneklerini över. Özellikle Türkân Hatun’un devlet işlerindeki becerikliğini, haysiyet duygusuna verdiği yeri(ve örneğin kocası Sultan Osman’ı saygılı davranmıyor diye Sultan Mehmed’e şikâyet etmesini)nakleder ki çok ilginçtir. Yine Cüveyni’den öğrenmekteyiz ki, İlhanlıların 13’üncü yüzyılda İslam’ı kabul etmelerinden sonra, eski Türk geleneklerinde ve özellikle kadına saygı değerlerinde gerileme başlamıştır. Razıya Sultan örneği bunu kanıtlamaya yeterlidir. Bilindiği gibi Raziye,1236 ilâ 1240 yıllara arasında Delhi tahtını işgal etmiştir. Babası İl-Tutmuş, tüm 7)danışmanlarının itirazlarına rağmen onu veliahtlığa getirmiştir. İl-Tutmuş’un ölümünden sonra saray erkânı, devletin bir kadın tarafından idare edilmesini istememiş ve tahta İl-Tutmuş’un oğullarından birini, Ruknuddin Firûz’u getirmiştir. Fakat bu hükümdarın kötü yönetimi yüzünden ihtilâl patlak vermiş ve halk, ordu ile birlik olup Raziya’yı taht’a çıkarmıştır. Raziya döneminde Delhi fevkalade iyi bir yönetime kavuşmuştur. SON DERECE AKILLI VE GENİŞ GÖRÜŞLÜ OLAN Raziya, kadınlara özgürlük sağlamak üzere her şeyden önce peçe ve çarşafı kaldırmış ve kendisi de buna örnek olmuştur. Çarşaf giymek şöyle dursun, fakat saltanatının en parlak döneminde kadın elbisesiyle değil,çoğu kez erkek kıyafetini giyerek dolaşmayı tercih etmiştir.Böylece gerici çevrelere,insan varlığının geleneklere köle olmaması gerektiği dersini vermiştir.” “7)XIV’ üncü Yüzyıl: İbn Batuta’nın tanımıyla Türk Kadınının Özgürlüğü.” “Özbek Hanın valilerinden biri ile birlikte Azak’tan hareketle Türk ülkelerine Tuluktumar Emir’i ile birlikte yaptığım gezilerde tanık olduğum en ilginç şey, Türklerin kadın sınıfına karşı gösterdikleri saygıdır. Diyebilirim ki Türkler, kadınlarını erkeklerden daha çok şerefli bir kertede tutmaktadırlar. Kiram kentini terk ederken Emirin eşini arabada gördüm. Arabası baştan aşağı süslü mavi kumaşlarla örtülü idi; arabanın tenteleri de açıktı. Prensesin yanında zarif giysiler içinde dört nedime daha vardı ki onların arabaları da zengin eşyalarla doluydu. Emir’in bulunduğu yere yaklaşınca prenses arabadan indi. Otuz kadar Genç nedime elbisesinin eteklerini tutarak peşinden yürümeye başladılar. Prensesin eteklerinde ilmikler vardı ve her bir Nedime bu ilmiklerden tutup yerden hafifçe kaldırmak suretiyle yürüyüşe devam ederlerken prenses bu muhteşem bir tavırla Emir’e yaklaştı; Emir ayağa kalkarak onu selamladı ve yanına oturttu. Bu sırada Nedimeler ayakta prensesin etrafını sarmış olarak beklemekteydiler. Kımız getirildi, prenses bir su kabı alarak içine bir miktar kımız doldurduktan sonra emir’e ikram etti. Bunun üzerine Emir, aynı Nezaketle bir kaba Kımız doldurdu ve prensese ikram etti. Her ikisi, önlerine getirilen yemeklerden yediler. Daha sonra prenses (Emir’in kendisine takdim ettiği hediyeleri alarak, ODASINA ÇEKİLDİ. Tüccardan ve avamdan kişilerin eşlerini de gördüm ve onların da aynı saygıya mazhar olduklarını izledim.”1331 yılında Sultan Muhammed Özbek han’ı ziyaret ettim. Özbek Han,büyük bir imparatorluğun başındadır.Yeryüzünün en kudretli yedi hükümdarından biridir.Tahtına kurulmuş olarak oturur iken sağ yanına Taytugil Hatun,onun yanına Kebek Hatun,sol tarafına da Bayulun Hatun ve yanında Urduca hatun yer almışlardı.tahtın hemen aşağı basamağında hükümdarın çocukları oturmaktaydılar.Büyük oğlu sağda,küçük oğlu ve kızları tam ortada,sultanın karşısında yer almışlardı.Odaya giren her hatunu ayağa kalkmak suretiyle karşılıyor,elinden tutarak tahta çıkarıyordu.Ve bu merasim halkın gözleri önünde oluşuyordu.””Sultanın eşleri öylesine serbest ve uygar kadınlardı ki,Kur’an yasaklarına rağmen,erkeklerin yanına çıkmaktan,yabancı erkeklerle konuşmaktan ve hatta onlarla geziye katılmaktan,hediye alışverişinden geri kalmamaktadırlar.” İbn Batuta’nın kaleminden iz sürelim:”Daha sonra Tevellisi ülkesine ulaştık. Bu ülke kendi hükümdarının adıyla anılmakta ve oldukça geniş bir sahaya yayılmaktaydı. Ülkenin erkekleri çok yakışıklı; ciltleri Kırmızımtırak,hepsi cesur ve cengâver.Kadınlarına gelince,onlar da öyle,at sırtından ok atışında fevkalade ustalar ve tıpkı erkekler gibi savaşmaktalar.Gemimizin demir attığı Kalukari limanı,ülkenin en büyük ve güzel beldelerinden biri.Burası (Büyük) hükümdarın oğlunun eski ikametg3ahı imiş.Limana demir attığımızda,bir müfreze asker,kaptanı ziyarete geldi.sonra,kaptan,beraberindeki hediyelerle karaya çıktı.Çok geçmeden şunu öğrendim ki hükümdar,bu bölgenin başına getirdiği oğlunu başka bir yere tayin ederek,buraya Urduca adındaki kızını genel vali getirmiş.Prenses,gelenek icabı kaptan ve maiyetini davet ettiğinde,kaptan benim de bu davete katılmamı istedi,fakat kabul etmedim,çünkü davet sahibi kişi Müslüman değildir.Üstelik de bir kadındı.bu itibarla böyle bir kimsenin davetini kabullenmem(dinsel inançlarım bakımından)haram olurdu.. “Kadınların davetine gidilmez, Müslüman olmayan kişinin yemeği yenilmez!”Çöl Araplarının ilkel yasaklarından birisi. Ostüzü. “Kaptan ve tayfası Kadın Valinin huzuruna çıktıklarında, Urduca sorar:”Hepiniz geldiniz değil mi?”Bu soruya kaptan, İbn Batuta adlı bir bilginin kendileriyle seyahat etmekte olduğunu ve fakat davete icabetten kaçındığını söyler ve kaçınma nedenini ekler. Bu açıklama üzerine Urduca, kaptana hitaben:”Derhal onu buraya getirmek üzere adamlarıma emir ver”,der ve kendi askerlerini de bu işe tahsis eder. Kaptan, askerleriyle birlikte gemiye dönerek İbn Batuta’ya :”Prenses’in emrini yerine getirmek üzere seni almaya geldim!”Der. Olayın bundan sonraki kısmını İbn Batuta’dan dinleyelim: “Prenses’in huzuruna çıktığımda kendisini azametli bir tavırla makamında oturur buldum. Selâm verdim, selâmıma karşılık bana Türkçe olarak mukabil selâmda bulundu ve hangi ülkeden geldiğimi sordu. Ona.”Hindistan yolu ile geliyorum” dedim. Bana Hindistan hakkında sorular sordu ve oralarda olan bitenlerden kendisini haberdar etmemi istedi. verdiğim bilgiler üzerine :”bu ülkeye mutlaka sefer açmalı ve oraları kazanmalıyım, çünkü oraların zenginliği,bereketliliği bana cazip görünmekte”,dedi.Kendisine “evet bunu yapmanız çok yerinde olacaktır” diye yanıt verdim.Konuşmalarımızın bir yerinde vali,deniz seyahatine rahatlıkla devam edebilmem için bana elbiseler hazırlanmasını emretti ve ayrıca iki filin taşıyabileceği miktarda pirinç,iki öküz,on koyun ve şurup hediye etti.Kaptanımızdan öğrendim ki,prensesin emrindeki orduda kadın aksarlar,kadın cariyeler ve hizmetçiler vardır ve bu kadınlar tıpkı erkekler gibi savaşmaktadır.Yine kaptanımız bildirdi ki,prenses düşmanlarına karşı giriştiği savaşlardan birinde,askerlerin ricat etmesi üzerine ,düşman saflarını tek başına yarıp(karşı tarafın)hükümdarının karargâhına kadar sokulmuş ve bir kılıç darbesiyle onu yok etmiş.Kırallarının bu şekilde öldürüldüğünü gören düşman ordusu da bir an içinde dağılıp,kaçmış.Bu başarıdan sonra prenses babasının huzuruna çıkmış,olanları anlatmış ve babası ona,erkek kardeşinin yönetmekte olduğu bu bölgeyi hediye etmiş.Yine kaptanımızın söylediğine göre ,prensesle evlenmek isteyen nice yiğit kişiler bulunmakla beraber prenses hiç birine aldırış etmemekte ve şöyle demektedir:”ben,ancak benimle boy ölçüşebilecek biriyle evlenebilirim!” Fakat ne var ki,hiç kimse prensesle dövüşmeyi göze alamamaktadır; zira yenilgiye uğradığı taktirde gözden düşeceğini düşünmektedir.” Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür, Şeriatın çöl masallarını din diyerek doldurmuş olduğu kellelere bunları anlatmak boşuna olur. Şeriat; bu dünyada kul ve köle haline soktuğu zavallılara öteki âlemdeki Kadınları, Hurileri ve Gılmanları bol keseden dağıtarak beyinlerini yıkamakta, cenneti de bir genelevine döndürmektedir. Erkeklerden çok üstün tutulan Türk Kadınları da bir sürü halinde ve iradelerine bakılmaksızın Ümmetleşen Toplumların Müslüman Erkeklerinin Maslahatlarını Keyfine Tahsis Edilmektedir. Şimdi İyice Okuyunuz Da Analarımızın, Bacılarımızın Ve Tüm Kadınlarımızın Nasıl Alçaltılarak Küçültüldüklerini İyice Okuyunuz. İşte İran,İşte Afganistan,İşte Kadınları Hiç Sayılan Müslüman Ülkeleri.İşte,Türk Kadınlarına Hazırlanan Öteki Dünyada Bile Geçerli Seks Köleliği.Kadınların Özgür Olmadığı Bir Yer Bana Göre Cehennemdir.Müslüman Erkeklere Tanıtılan Cenneti Ben Asla Kabul Etmem.Çünkü Ve Dahi Çünkü Ulu Tanrımız Kadınları Dünyamızı Cennet Yapmaları İçin Kendisine En Yakın Olarak Yaratmıştır.İnsanları Doğuran Kadının Erkeğin Eye Kemiğinden Yaratılması Da İlmen Mümkün Değildir.O Zaman Tüm İnsanların DNA’LARI Ve Kan Gurupları Bir Olmak Zorunda Olurdu. Türk Toplumlarının Müslüman Olmadan Önceki Kadına Bakışını Özet Olarak Verdim. Bendeniz; Hz. Muhammed’in Gerek Kur’anı Kerimde Gerekse Hadislerinde Tanımladığı Kadına Bakarken Bir Hususa Çok Dikkat Ederim. Buradaki Tanımlanan Kadın Türk Kadını Olamaz. Çünkü Hz.Muhamet Türk Kadınını Hiç Görmemiştir. Abbasi Halifelerinden Harun Reşit’in Eşlerinden Birisi De Türk Kadınıdır. Önce Şu Ayeti Bir Güzel Ve Kıvırtmadan Okuyalım: “ŞURA SURESİ(42’inci Sure) 7 ‘İnci Ayet:”Ve İşte Böyle Sana –Muhammed’e—Arabî Bir Kur’an Vahyetmekteyiz Ki Umm’l Kura’yı(Mekke Şehrini) Ve Çevresindekileri Sakındırasın Ve O Toplama Gününün Dehşetini Haber Veresin-Onda Şüphe Yok; Bir Fırka Cennet’te, Bir Fırka Sair’de(Çılgın Ateş İçinde)”Kur’anı Kerim Ve İzahlı Meali S.482.Elmalılı Hamdi Yazır. Şimdi De İslam Dininin Ana Kaynaklarından Kadın Denilen İnsan Cinsinin Özelliklerine Bir Gözatalım: -“İki Kadının Tanıklığı Bir Erkeğin Tanıklığına Bedeldir!”2’inci Bakara/İnek/Suresi 282’inci Ayet. “Kadınlar Aklen Ve Dinen Dûn Yaratıklardır.”Hz.Muhamet’ten Hadis. “Uğursuzluk Üç Şeyde Vardır: Karı’da, Ev’de Ve At’ta.”Hadis. “Namazı Kat’eden Şeyler; Kara Köpek, Eşek, Domuz Ve KADIN’DIR” HADİS. “Kadınlar Arasında Sâliha Kadın Yüz Tane Karga Arasında Alacakarga Gibidir?!”Hadis. “Benden Sonra Erkekler İçin Kadınlardan Daha Zararlı Bir Fitne Bırakmadım.”Hadis “Bana Cehennem Halkı Gösterildi; Çoğunluğu Kadınlar.”Hadis. “MİRASTAN PAY OLARAK ERKEĞE İKİ DİŞİNİN HİSSESİ KADAR VERİLİR. ”4’ÜNCÜ NİSA Suresi, Ayet 11 Ve 176. Ebu Hureyre’den Rivayet: “Kadın Eğe Kemiği Gibidir; Onu Doğrultmak İstersen Kırarsın, Onu Kendi Haline Bırak Ve Eğriliğiyle Ondan Faydalanmağa Bak”.EK: Cennette Bir Maslahatın Keyfine 72 Müslüman Kadın’ostüzü. Namaz Kılan Müslüman Kadınların 72’sine De Bir Maslahat! Cabir’den Rivayet:”Kadınlar, İnsanın Karşısına Şeytan Gibi Çıkarlar.” Yüce Soylu Ve Başımızın Tacı Evimizin Ve Dünyamızın Güllerini Nerelerden Nerelere Getirerek Bırakmış Ve Arap Mesellerine Kurban Etmişiz. Peygamberleri Ve Kadınları Seks Aracı Yapanları Doğuranların Da Kadın Olduğunu Unutmuşuz. Bir Afganlı Yüzbaşı Bana:”Bizim Analarımız Köle, Köleler De Ancak Köle Çocuklar Doğurur. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kızları Hariç!” Demişti.(1) Örnekler Gösterilen Kaynaklardan Ve Büyük Hukukçumuz Profesör Dr. Rahmetli İlhan Arsel’in “Şeriat Ve Kadın” Adlı Eserinden Alınmıştır Milli Mücadele’deki İsimsiz Binlerce Kadın Kahramanın Yanı Sıra İsimleri Halen Zihinlerde Olan Kadın Kahramanlardan Bazıları Şöyle: ONBAŞI HALİDE Romancı Halide Edip Adıvar İse "Halide Onbaşı" Olarak İstiklal Savaşı’na Katıldı. Uzun Süre Cephelerde Savaşan Halide Onbaşı, Savaş Alanındaki Yararlılıkları Nedeniyle İstiklal Madalyası Almaya Hak Kazandı. Türk Bağımsızlık Savaşının Bir Sembolü Olan Adıvar, Türk Edebiyatına Kazandırdığı Eserler İle Günümüz Türk Gençlerine Çeşitli Dersler Vermektedir. KARAFATMA (FATMA SEHER) "Kara Fatma" Olarak Tarihe Geçen, 1888 Erzurum Doğumlu Fatma Seher, Balkan Harbi’ne, Edirne’de Görev Yapan Kocası Subay Derviş Bey İle Katılır. I. Dünya Savaşı’nda, Ailesinden 9–10 Kadınla Kafkas Cephesi’ne Gider. Kara Fatma, Mondros Mütarekesi’nden Sonra Eşi Ermeniler Tarafından Şehit Edilen Kadınları Toplayarak, Ermeniler İle Çarpışır. Mustafa Kemal Paşa İle Görüşerek Görev İsteyen, Kurduğu Milis Kuvvetiyle Bursa Ve İzmit’in İşgalden Kurtarılması İçin Mücadele Eden Kara Fatma’nın Müfrezesinde Savaşanların Sayısını 350’ye Çıkardığı Bilinir. Sakarya Ve Başkomutanlık Muhaberelerine De Katılan Ve Üsteğmenlik Rütbesine Kadar Yükselen Kara Fatma, 1955 Yılında Erzurum’da Vefat Ederken, Cumhuriyetin Temellerinin Atılmasında Pay Sahibi Olmanın Mutluluğunu Yaşamış Kadın Kahramanlardandı. TARSUSLU KARAFATMA, GAZİANTEPLİ YİRİK FATMA Asıl Adı "Adile" Olan, "Adile Hala" Ve "Adile Onbaşı" Diye Anılan Kadın Kahramanın, Silah Arkadaşları Arasında "Kara Fatma" Olarak Anıldığı Bilinir. 8–10 Kişilik Milis Kuvvetiyle Afyon Savaşı’na Katılan Kara Fatma, Tarsus’un Kurtulmasında Büyük Yararlılıklar Gösterir. Gaziantepli Yirik Fatma İse Gaziantep’in Fransızlar Tarafından Henüz Bütünüyle Kuşatılmadığı Sırada, Düşmanın Hareket Edeceği Haberi Gelince, Buna Karşı Koymak İçin Yola Çıkan Milis Kuvvetine, Karşı Çıkılmasına Rağmen Zorla Katılır. Milis Kuvvetlerine Yardım Eden "Nafize Kadın", Yunanlılar Tarafından Yakalanarak, Kuvvetler Hakkında Bilgi Alınmak İstenir, Fakat Nafize Kadın İşkencelere Karşı Koyarak Hiçbir Bilgi Vermez. İKİ OĞLUNU ŞEHİT VERDİ KENDİ GAZİ OLDU Yunanlıların İzmir’e Girmesiyle Milli Mücadele Saflarında Yerini Alan Ayşe Hanım, İzmir’in Yunanlıların Eline Geçmesi Üzerine Aydın’a Gider. Aydın Civarında Kahramanca Dövüşen Ayşe Hanımın Burada Büyük Oğlu Şehit Düşer. I. Ve II. İnönü Savaşlarına Katılan Ayşe Hanım, İkinci Oğlunu Da Bu Savaşlarda Şehit Verir. Sakarya Meydan Muharebesi’ne De Katılan Ayşe Hanım, Bu Savaşta Kasığından Yaralanır Ve Tedavi Gördükten Sonra Müfrezesine Katılır. GÖRDESLİ MAKBULE Vatan İşgal Altındadır; Yunanlılar Sakarya Savaşı’nı Kaybetmiş, Mevzilerine Çekilmişlerdir. Gördesli Makbule, Kocası İle Çete Kurarak Dağlara Çıkar. 17 Mart 1922’de Kocayayla’da Cereyan Eden Bir Çatışmada Makbule, Geri Çekilen Çete Arkadaşlarını Kınayarak Cesaret Verici Bir Konuşma Sonrası Düşmana Saldırır Ve Başından Aldığı Kurşunla Şehit Düşer. Ama Silah Arkadaşları Düşmanı Yenerler. FRANSIZLAR’A YANLIŞ YOL GÖSTEREN KILAVUZ KADIN Adana Ve Yöresinde Fransızlara Karşı Verilen Mücadelede Yer Alan Ve Milis Kuvvetlerine Katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920’de Milli Kuvvetler Pozantı’ya Taarruzu Başladığında, Kritik Bir Duruma Düşen Fransızları Kandırarak Kılavuzluk Eder. Hatice, Kılavuzluk Yaptığı Fransızlara Yanlış Yol Göstererek Karboğazı’na Sokar. Boğazda Sıkışan Fransızlar, Türk Askerine Esir Düşer. BİTLİS DEFTERDARININ HANIMI Kahramanmaraş’ta Düşmana Karşı Verilen Mücadelede En Fazla Yararlılık Gösterenlerin Arasında Bitlis Defterdarının Hanımı Da Bulunmaktadır. Bitlis Defterdarının Hanımı Olarak Bilinen Bu Kadın Kahraman Da, Kayabaşı Mahallesi’nde 8 Düşmanı Öldürmüş Daha Sonra Erkek Elbisesi Giyerek Milis Kuvvetlerine Katılır. TAYYAR RAHMİYE Adana’nın Kadın Kahramanlarından Rahmiyse Hanım Da, 9. Tümen’in 1920 Yılının Şubat Ayında Hasanbeyli Civarında Fransızlar İle Yaptığı Muharebeye Müfrezesiyle Katılır. Muharebe Sırasında Ateş Hattında Kalan İki Arkadaşını Korumak İçin İleri Doğru Atıldığından Dolayı Kendisine "Tayyar Rahmiye" Lakabı Verilir. Temmuz 1920’de Osmaniye’deki Fransız Karargâhına Yapılan Hücumda Arkadaşlarının Tereddüdünü Görünce, "Ben Kadın Olduğum Halde Ayakta Duruyorum Da, Siz Erkek Olduğunuz Halde Yerde Sürünmekten Utanmıyor Musunuz?" Diyerek Hücuma Geçilmesini Sağladığı Tarihi Kaynaklarda Yer Almaktadır BİNBAŞI AYŞE İstikbal Harbi Hakkında Yazılmış Eserlerde Göğüs, Göğüse Çarpışmış Pekçok Müslüman Türk Kadınlarından Bahsedilir. Nene Hatun, Kara Fatma, Ayşe Çavuş İsimleri Pek Sık Zikredilen Şahsiyetlerdir. Binbaşı Ayşe De, Adını Hep Minnet Duygularıyla Anmamız Gereken Kahramanlar Arasındadır. Binbaşı Ayşe, Bizzat Kendi Macerasını Şöyle Anlatmaktadır: “...Büyük Harpte Kafkas Cephesi’nde Yaralanarak Ölen Kocamın Ve Tüm Vatan Evlatlarının İntikamını Almaya And İçmiştim. Allah, Bu Fırsatı 15 Mayıs (1)335–(1919)’Da Bana Verdi. İzmir’i Yunanlılar İşgal Ettiği Sırada İlk Mukavemetimiz Sona Erip Şehre Yunanlılar Hâkim Olunca Aydın’a Gittim. Orada Faaliyete Geçerek Bir Kuva’yı Milliye Birliği Teşkil Edip, Bilahare Nuri Çetesi’ne Katıldım. Aydın Muharebelerini Yaptıktan Sonra Koçarlı’ya Çekildik. Bu Suretle, Bilfiil Atıldığım İstiklal Mücadelesi’ne Başından Sonuna Kadar İştirak Ettim. İlk Defa Sakarya’da Sol Kasığımdan Piyade Mermisi İle Yaralandım. Seyyar Hastanede Tedaviden Sonra Tekrar Müfrezeme İltihak Ettim. Büyük Taarruz’da Mürsel Paşa Fırkası’na İltihak Ettik. Ve Ahır Dağları’ndan Düşman Gerilerine Akmağa Memur Edildik. İzmir’e İlk Giden Birlikler Arasında Ben De Vardım. Ancak, Bu Arada Misketle Sol Bacağım Kırıldı.”... Binbaşı Ayşe, Kocasının En Kıymetli Birer Yadigârı Olarak Sakladığı Ziynetlerini Satarak At, Mavzer, Elbise Ve Çizme Tedarik Etmiş Ve Bu Mücadelede, Derece, Derece Terfi Ederek Binbaşılığa Kadar Yükselmiştir. SÜREYYA SÜLÜN HANIM İşte Kahraman Türk Kadınlarından Bir Kahraman; Milli Mücadele Yıldızlarından Bir Yıldız Daha: Süreyya Sülün Hanım... Van’da Doğmuştur. Yaşadığı Kasaba, Düşmanın Korkunç Zulüm Ve Taarruzuna Maruz Kalmış, Babası Şehit Olmuştur. Nihayet, Bir Araya Gelen Beş Yüz Civarında Cengâver, Erek Kasabasında Toplanarak Aziz Topraklarını Savunmaya Karar Verirler. Ve Tabii, Süreyya Sülün Hanım Ve Üç Kardeşi De Bu Kahramanlar Meydanındadır. ...Yoğun Bombardıman Altında İlerleyerek Karaköse’ye Gelen Bu Kahraman Kuva–Yı Milliyeciler, Murat Irmağı Boylarında Tam Bir Buçuk Ay Düşmanla Çarpıştılar. Beyazıt’a Doğru Yürürken Yürekler Acısı Bir Manzara İle Karşılaştılar. Binlerce Türk Köylüsünün İşkenceler İçinde Can Vermiş Cesetlerini Gördüler. Bu Mezalimi Yapan Düşmana Hınçla Taarruz Edenlerin Başında Süreyya Sülün Hanım Vardı... Iğdır Civarında Kanlı Çarpışmalar Oldu. Düşman Birlikleri Çok Kuvvetli Ve Rusya’dan Devamlı Surette Takviye Alıyordu. Beş Yüz Yiğit, Yılmadan, Kaçmadan Dövüştüler. Ölüyor, Teslim Olmuyorlardı. Bu Muharebede Süreyya Hanımın Üç Kardeşi Birden Şehadet Şerbetini İçtiler. Kardeşlerinin Kollarında Can Vermesine Rağmen Yılmadı Ve Cenk Meydanını Terk Etmedi. Kala, Kala Dört Kişi Kalmışlardı. Daha Sonra Karaköse’ye Çekilen Süreyya Sülün Hanım, Burada Ziverbey Taburu’na İltihak Etti. Bir Ara Yaralandı Ve Erzurum’a Döndü NENE HATUN (1857 – 1955) Tarihimize "93 Harbi" Adıyla Geçen Türk-Rus Savaşında Erzurum'un Aziziye Tabyası'nda Gösterdiği Kahramanlıkla Adını Tarihe Yazdıran Türk Kadını. Erzurum'da Doğdu, Tam Doksan Sekiz Yıl Orada Yaşadı. Bir Kahramanlık Sembolü Olarak Tanındı Ve Anıldı. Ömrünün Son Demlerini "Üçüncü Ordu'nun Annesi" Olarak Geçirdi. 1955 Yılında "Yılın Annesi" Seçildikten Sonra, 22 Mayıs 1955 Günü Erzurum'da Zatürreeden Vefat Etti, Aziziye Şehitliğine Gömüldü. Nene Hatun, Erzurum'da Dogdu. 98 Yıl Erzurum'da Yaşadıktan Sonra Yine Erzurum'da, Zatürree Hastalığından Hayata Veda Etti. Ölümünden Üç Ay Önce Türk Kadınlar Birliği Tarafından ANNELER ANNESI Seçilmişti. NEZAHAT HANIM Gördes Ve İnönü Meydan Muharebelerinde, Çarpışmalara Katilan 70’inci Alay Komutanı Hafız Halit Beyin Kızı Olan Nezahat Hanim 8 Yasında Öksüz Kalmis Ve Babasıyla Cephelerde Dolaşmıştır. Askerlere Hizmet Ve Cesaret Veren Nezahat Hanım’ın 100 Den Fazla Düşman Askeri Öldürdüğü Bilinmektedir… Musul Atabeyi,Oğuz’un AFŞAR Oymağından  Nurettin Mahmut Zengi,Hastalanınca,Eşi Ordunun Başına Geçerek Haçlı Ordusunu Tanberiye Gölü Kenarında İki Defa Yenmiştir.Halep Kuşatmasından Dönen Alpaslan’ın Ordusunu Üçte İkisi Fırat’ı Geçerken Boğulmuştu.4000 Atlı İle AHLAT’A Doğru İlerlerken,Karısı Türkan Hatun,15.000 Kişilik Bir Süvari Tümeniyle Kendisini Takviye Etmişti.İskit-Saka Türklerini Yenen Ünlü Pers Kıralı /KİROS’U/KURUS’U Bir Felaket Bekliyordu.Tarihte İlk Kadın Hükümdar TOMRİS HATUN,KURUS’U Yenerek,İbret İçin  Başını Da Kan Dolu Bir Fıçıya Attırmıştı…Cengiz Han,Tüm Devlet Erkanını Eşleriyle Toplayarak,Eşinin Önünde Saygıyla Eğilerek :”TÜM ULUSLARIN HANI OLAN BENİM HAN’IM DA EŞİMDİR?!”BUYURMUŞTUR…Ben,Bu Yazımı,Çocuk Ve Ölü Sikicileriyle,Öz Kızına Sulanmayı İslamda Şart Sayan Müderris Molla Mehmet Efendiye Armağan Ediyorum…

 

 

19 Kasım 2016 Cumartesi

2114/KADIN NEREDEN NEREYE:ÜÇÜNCÜ BÖLÜM.


                   TC.                                                                                                                                                                                           OSMANTÜRKOĞUZ                                                   osmanturkoguz@gmail.com                                                                           TV.İZMİR;19 Kasım 2016.

                KADIN NEREDEN NEREYE?

                    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM.

        “EY KAHRAMAN TÜRK KADINI; SEN YERDE SÜRÜKLENMEYE DEĞİL, OMUZLAR  ÜZERİNDE GÖKLERE YÜKSELMEYE  LAYIKSIN?!”DÜNYADA HERŞEY KADININ ESERİDİR.?!MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

      “Seccadenin önünden Karaköpek, Eşek, Domuz ve Kadın geçerse   o namaz  bozulur!?”HADİS. MUHAMMET. “Köpek, eşek ve kadının namaz kılan bir kişinin önünden geçmesi halinde namazı bozacağına dair hadis Kütüb-ü Sitte diye tabir edilen Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai gibi hadis kitaplarında vardır. Hadisin farklı rivayetlerinde namazı bozacağı söylenen bu üç şey; “kara köpek-eşek-kadın”, “kara köpek-hayızlı kadın”, “domuz-Yahudi-Mecusi”, “eşek-kâfir-köpek-kadın” şeklinde sıralanmaktadır. (Hadisler için bkz: Şevkâni, Neylü’l-Evtâr, c: 3, s: 11-12).”Kadınlarınıza ve kızlarınıza okuma ve yazma öğretmeyin, sadece yün örmesini ve Kuran’ı Kerim’in Nur suresini öğretin.”Suyuti’den hadis. “KADINLARINI VE KIZLARINI OKUTMAYAN MİLLETLER YÜKSELEMEZ.”HACI BEKTAŞ VELİ.1209—Nişabur—1271 Hacıbaktaş.

        PEYGAMBER VE KADINLAR: DOST MU, DÜŞMAN MI? Hz. Muhammed’in kadınlarla ilgili olarak şu tür sözler söylemiş olduğu rivayet edilmektedir: “Koca karısını yatağına davet eder de o bunu reddedip, kocası kızgın bir şekilde uyursa, melekler ona sabaha kadar lanet edeceklerdir.”3-- “Benden sonra erkeğe kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.”4-- “Başlarına bir kadını geçiren bir topluluk asla iflah olmayacaktır.”5--“Cehennemi gördüm, oradakilerin çoğu kadınlardı.”6-- Ait oldukları bağlamlardan kopartılıp günümüzün eşitlikçi söylem ortamında gündeme getirilen bu sözler hemen kadın düşmanı bir muhtevayı akla getirmektedirler. Bununla birlikte şu hadislerin varlığı da bir gerçektir:  “Hiçbiriniz karısına, bir köleye vurur gibi vurup da ondan sonra akşam onunla birlikte uyumasın”7-- “Aranızda en iyiniz ailesine en iyi şekilde davrananınızdır. Ben de ailesine karşı en iyi davrananlarınız arasındayım.”8-“Cennet annelerin ayakları altındadır.”9-                                                          2-Bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Ayaan_Hirsi_Ali 3-- Buhari, Bed’ul Halk 7; Ebu Davud, Nikâh 41; Tirmizi, Rada 10.”Kuran’ı Kerim 4-Nisa/34 ayet:”Erkekler,kadınlarının üzerinde hâkim dururlar;çünkü bir kere Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır,bir de erler mallarından harcamaktadırlar,bunun için iyi kadınlar itaatkârdırlar……Serkeşlikten endişe ettiğiniz kadınlara gelince,evvela kendilerine nasihat edin,sonra yattıkları yerde yalnız bırakın,yine de dinlemezlerse dövün…””Savaşta elde ettiğiniz  ganimetlerden helal ve temiz olarak kullanın.”Enfal/69.ayet.”Gerçekten biz,insanları mükemmel bir şekilde/noksansız olarak yarattık?!”95’inci Tin suresi,5’inci ayet.      Kadın insan değil midir?!SÜNNET NİYE?!”4000 YIL ÖNCE ANADOLU KADINI ASLANA OK ATRKEN,SPOR BİR KIYAFETLE RESMEDİLMİŞ.PAGAN DÖNEMİNDE KADIN ÇOK DAHA ÖZGÜRMĞŞ.MONOTEİST DİNLER GELNCE,KADINI DA EVE KAPATMIŞ,YETENEKLERİ,GÜCÜ,İRADESİ,EZİLMİŞ,KÖRELMİŞ”.ARABIN İLKELLİĞİ DE ALLAHIN EMRİ OLMUŞ?!



              BİZ, ÖNCE ŞU MİTOLOJİYE BİR GÖZATALIM:

      1—MİTOLOJİDE KADIN:

        ANATANRIÇA KYBELE Efsanesi,Mitolojinin en eski ve en köklü efsanesidir.KİBELE’NİN,Manisa’da,Murat dağında ve AFYON DAĞINDA DOĞDUĞUNA İNANILIR….Kibele,Kronos’un eşi ve Baştanrı Zeus’un da anasıdır.En eski Anadolu dinidir KİBELE DİNİ.Kibele,”TOPRAK ANA” olarak ta anılır.Kybele,genç kızların ve evli kadınların ve dahi şehirlerin koruyucusudur.Baş Tanrı Zeus’un kadınların kaderlerine egemen Anadolu’muzun kadın tanrısı versiyonudur... Başında taşıdığı kule biçimindeki taç nedeniyle de Latince,”METER TURRİTA---KULE TAŞIYAN ANA OLARAK TA ÇAĞIRILIR. Sivrihisar’ın Ballıhisar köyünde yer alan Pessinus, Kybelenin bu şehre yerleşmesi nedeniyle “Rahipler Devleti,”olarak adlandırılmış bir Frikya şehriydi. Kültepe’de KUBALA; Lydia’da ve Frikya’da KYBELE, Hitit’te HEPAT ve ARİANNA, Sümerlerde MARİENNA, Mısır’da İSİS, Girit’te REA, Efes’te ARTEMİS; İtalya’da VENÜS, Yunanistan’da da METER olarak adlandırılır… Tombul kalçalı, kısa boylu, göbek altı üçgen olarak gösterilen bir doğurganlık sembolüdür… Suriye’de LAT diye anılır. Kibele, gökten düşen bir meteorit’ten yapılmış bir idol şeklinde gösterilirdi. Üreme için, sünnet edilen parçaların toprağa gömülmesi Kibele dininin bir gereğiydi. Dört köşe olan tapınaklarının etrafında yedi tur atılırdı. Dini ayinlerde cezbe haline gelen Galloi adı verilen rahipler, cinsel organlarını kökünden keserek Kibele’ye adarlardı. Sünnet geleneğinin buradan kaynaklandığına inanılmaktadır. Şeytan ayetlerinde adı geçen Hubel’in, Arapça Kibele olduğu da bir gerçektir. Anatanrıça Kibele, Sangarios/Sakarya/nehrinin oğlu ATTİS’E âşıktır. Kucağında bitişikmiş gösterilen erek çocuk figürü ATTİS/ADONİSTİR. k-Kibele dininin etkisiyle, Amazon denilen savaşçı kadınlar, Karadeniz kenarında tarih sahnesine çıkmıştır. Anaerkil, ana otoriteli ailenin kökeni de Kibele dinidir. En önemli Kibele Venüsü Burdur/Hacılarda bulunmuştur… MÖ.204 tarihinde; Kartaca’ya karşı Roma İmparatorluğunu koruması için, Efes’teki meteoritten yapılmış olan “MAĞNA MATER” idolü Roma’ya götürülmüş; bu olay büyük şenliklere ve bayramlara da neden olmuştu. Tiber nehrinde, MAĞNA MATER heykeli bir gemiye konularak bu gemiyi Genç bir Bakire kız çekmiştir… Hıristiyanlığın Meryem Anası, Mağna Mater’den başkası değildir.Hıristiyan âlemi,Meryem Analarını Anadolu’da bulmuştur.GÖKLERİN ANASI?!-LA MERE DU CİELS--Artemis adlı bir Anatanrıça da,Akdeniz çevresine,özellikle de,Anadolu,Mezopotamya,Suriye,Lübnan  ve Adalara egemen olmuş,Eski ve Köklü bir Tanrıçadır.Anadolulu Kör Ozan Homeros’un İlyada adlı ünlü destanında ondan da söz edilmektedir…Buradaki anlatım,Kibele’nin değişik bir biçimde anlatımıdır.Kadının ve doğanın doğurganlığı,her ikisini se insan beyninde özdeşleştirmiştir.Anadolu’da yaşayan dedelerimiz,doğurgan doğayı kadında simgelemiştir.Bugün;anayasa,anayol,ana arter,analığım,ana kablo ve anayol demekteyiz…Bir de “Allah Baba”, deriz.Hıristiyanlık inancının Müslümanlığa yansıması olabilir.ZEUS BABA gibi…Anayasa dememizin nedeni,sık,sık ırzına geçmek istememizin ifadesi midir?!O dahi bilinmez?!İlkel dediğimiz  toplumlarda,kadının dinsel bir sembol olarak kullanılmış olması, en akılcı ve en uygarca bir davranış olmuştur…Kibele’den sonra,çok sayıda Dişi tanrıçalar ortaya çıkmıştır:ATHENA,HERA,VENÜS(AFRODİT)gibi.Bu Tanrıçalar,kendilerini yaratan toplumun karakterini taşımaktadır…çok hovarda olan Zeus’un,(8)Tanrıça ve (15) normal kadınla evlendiği anlatılır.Bu övünme Tevrat’a da yansıtılmıştır:KIRAL VE PEYGAMBER Salomon’un (700)karısı ve (300)cariyesi olduğu,TEVRAT’IN Süleyman’ın Mesellerinde yazılıdır…Arap peygamberi Muhammet te,çok kadınla evlenmek geleneğinin eskiden var olduğunu söylemişti.Kendisinin de(24)karısı vardı…Zeus’un karıştırmadığı hadler kalmamıştır.Bir gölde yüzmekte olan,evli Leta’nın,kuğu şekline girerek, ırzına geçmiştir…Floransa müzesinde,bu öykünün mermere işlenmiş çok güzel bir yansıması vardır.Bu Zeus’un,Peygamber Kıral Salomon’un yemiş olduğu mercimekler,kul çaresizliğinin erişemediği özlemlerinin yansımasıdır.İnsancıklar yapamadıklarını ünlü kişilere yaptırtmaktadır:Haksızlığa uğramışlığın,ezilmişliğin ve çaresizliğin yaratmış olduğu Yiğitlere bile soygunlar yaptırtmaktadır.Köroğlu ne ise Robin Hood ta odur.Üsküdar’daki kasap çırağı Ayvazı Köroğlu’na kaçırtır;padişahların ve beylerin yaptıklarını halkın yarattığı kahramanlar neden yapmasın?!Mitoloji budur;engin ve gür pınarın türküsüdür mitoloji…Zulme ve Zalimlere kafa; tutamayan halk,tanrıları yaratmıştır; Zalimlerin,Tiranların ve müstebitlerin ,tanrılar halkın elinden alınca da,onları da güzelce gırgırına dolamıştır…Halk bu,hak budur….Zeus’un ırzına geçtiği Leto,nun doğurduğu Dört yumurtadan Güzel Helen,Klitaimastra,Artemis ve Apollon dünyaya gelmiştir…Agamemnon Klytaimestra ile,kardeşi Menalos ta Güzel Helen ile evlenir.Truva kıralının küçük oğlu Paris,konuk olduğu Isparta sarayından,Menelaos’un Girit’te bir cenaze törenin gitmesinden fırsat bularak Güzel Helen’i çeyizleriyle birlikte,Truva’ya kaçırır.Bu olay,Dokuz sene sürecek Truva savaşının çıkmasına neden olur.Truva yakılıp,yıkılır.Agamemnon Truva kıralının kızı Kassandra’yı kuma olarak sarayına götürür…Denizin sakinleşmesi için kızı İfijeni’yi kurban ettiği için kinlenen Klitaimastra Agamemnon’u v Kassandra’yı öldürür,yeğeni Aigintos ile sevişmesi de gizli kalmış olur… MÖ.1200 yıllarında; Truva şehrini Kıral Priamos ile eşi Hekabe yönetmektedir. Bunların çok sayıdaki çocuklarının en ünlüleri, Yiğit Hektor, Paris(Aleksandros),Hellas ve ikiz kız kardeşi Kassandra’dır… Paris’in Truva için hazırlayacağı kötü geleceği, geleceği bilme yeteneğine sahip, Kassandra bilerek babası Priyamus’a bildirdiğinden Paris İda dağına/Kaz dağına/ bırakılır. Tanrıça Thetis ile ölümlü Peleus’un düğünleri, ortaya bir elma atan kavgacı tanrı Eris’i sinirlendirir. Elmanın üzerinde, en güzeline”yazılı bir cümlecik yazılıdır. Hakem olan Zeus, Paris’i hakem seçer. Üç büyük tanrıça; Hera, Athena ve Afrodit,bu güzellik yarışına katılırlar…Elmayı kendileri vermesi için de Paris’e vaatlerde bulunurlar.Hera,Asya kırallığını;Athena sonsuz akıl ve başarıyı;Afrodit te Güzel Helen’in aşkını ortaya koyar.Paris te Elmayı Afrodit’e verir…Paris,Truva’ya iner;anası Hekabe ve babası Priamos,oğullarına kavuşmanın mutluluğunu duyarlar.Isparta sarayına,Kıral Menelaos’a misafirliğe giden Paris;Kıral Menelaos’un Girit’e cenaze törenine gitmesinden yararlanarak,çeyizleriyle birlikte,Güzel Helen’i Truva’ya kaçırır…Tarihin  en büyük ve belalı savaşı da  bu kaçırma nedeniyle çıkar…Yunan şehir devletleri,Akhaların Kıralı Agamemnon’un komutasında birleşirler.Anadolu da Hektor’un kişiliğinde birleşir.Antalyalı Yiğitler Yiğidi Sarpedon da,ölümü pahsına,Hektor’un yanında yerini alır…On yıl hazırlıktan sonra da,savaş Dokuz yıl sürer.Priamos’un kendisine küs oğlu,Hellaslı’lara tahta at hilesini öğretir.Kalkhas’ın yaptığı tahta atla Truva düşürülür.Bu savaşta.her iki taraftan da bir çok Yiğit öldürülür.Sarpedon,Patroklas’ı öldürür;Patroklas’ı da Hektor öldürür.Akhilleus/Aşil/ ile de Hektor kapışır…Yiğitçe bir kavgadan sonra;Aşil,Hektor’u öldürür.Bir tanrıça oğlu olan Aşil ölümsüzdür.Anası tanrıça Thetis,onu sol topuğundan tutarak,/Sytx/ ölümsüzlük suyuna sokmuştur.Anasının parmakları ile tutuğu sol topuğuna su değmediği için,Paris’in attığı okla ölümcül yarayı  bu topuğundan almıştı…Paris’i de Menelaos öldürür,Truva Şehri Dokuzuncu defa yanar ve yıkılır…Kassandra’yı Agamemnon alır,Hektor’un dul eşi ANDROMAKHE’YİDE,AŞİL’İN OĞLU NEOPTOLEMOS alır… Tanrı soylu Kıral Agamemnon’u büyük bir felaket beklemektedir. Karısı Klytaimestra, Yeğeni Aigisthos ile sevişmektedir. Agamemnon, Truva seferine başlamak için denizin sakinleşmesi için kızı İfijeni’yi tanrılara kurban etmişti… Bu karmaşık ruh hali içinde bocalayan Klytaimestra, Agamemnon’u ve kuma olarak getirdiği Kassandra’yı öldürür. Aiskhylos ve Orestes tragedyaları bu konuyu işlemektedir. Tanrıçaların kıskançlıkları insanlara yönelir ve mutsuzluklar getirir…

        Kıral Oidipus olayının da iki mutsuz kadını vardır: İOKASTE, Kıral Oidipus’un hem anası hem de karısıdır. İokaste, Thebali Menaikos’un kızıdır ve Thebai kıralı Laios ile de evlidir. Ondan Oidipus’u doğurur. Kıral Laios öldürülünce de bilmeden oğlu Oidipus ile evlenir.Bu evlilikten iki kız ve iki erkek çocukları olur.Oidipus,anasıyla evlenmiş olduğunu,Kahin Teiresias’tan  öğrenince,İokaste’nin dikiş iğnesiyle gözlerini kör eder.İokaste de canına kıyar…Antigone,kör babasının ellerinden tutarak,onu şehir,şehir gezdirir.Bu evlilikten doğan Antigone,tüm çağların en yiğit kadınlarından ilkidir.Sophokles,Antigone trajedisini SEKSENİKİ yaşında yazmıştır.Sopokles,Antigon’la bu kadının kişiliğini ölümsüzleştirmiştir.Antigone,Thebai’ye geldiğinde,iki kardeş,Eteokles ile Potyneikes,amansız bir iktidar kavgasına tutuşmuşlardı.İki kardeşin biribirlerini öldürmeleri üzerine de,İokaste’nin erkek kardeşi Kreon,Thebai tahtına çıkmıştı.Kıral Kreon;Eteokles’in yurdunu savunurken öldüğü inancıyla gömülmesine ,düşmanla bir olarak Thebai’ye saldırırken ölen Potyneikes’in de,kurda ve kuşa yem olması için açıkta bırakılmasına karar verir ve bu karar Herkese ilân edilir… Sofokles’in /ANTİGONE’Yİ 82 YAŞINDA YAZMIŞTIR/ünlü Antigone Tragedyasında, bu Emire karşı gelen Antigone ile Kral Kreon’un tartışması, görkemli bir şekilde verilir. Antigone, Kreon’un emrine karşı gelmekle kalmaz, kardeşini gömmenin suç olmayıp, bir borç olduğunu savunarak, onu dini törenle gömer ve yönetime baş kaldırır. Kral Kreon’un karşısına çıkarak, SUÇ ve DEVLET konularında, onunla tartışır. Tartışmanın işlendiği bazı bölümlerden parçalar vermekle yetineceğim:

  -Kreon: Demek buna rağmen benim emrime karşı gelmeye cüret ettin?” Antigone: Fakat bana bu emri veren Zeus değildi, Hades’te hüküm süren Dike de biz fanilere böyle bir nizam yüklememiştir. Ve senin emirlerinde, insan sözlerini tanrıların yazılmamış, değişmez kanunlardan daha üstün yapacak bir kudret bulunduğunu zannetmiyorum. Çünkü bu kanunlar yalınız dün ve bugün yaşamıyorlar, bunlar, ebediyen yürürlüktedirler ve ne zamandan beri mevcut olduklarını bilen yoktur. - -Kreon: Thebai’liler arasında, bunu böyle gören yalnız sensin. Antigone: Hepsi böyle görüyorlar, fakat korkudan dillerini tutuyorlar. -Kreon: Bunlardan ayrı düşündüğün için utanmıyor musun? -Antigone: Öz kardeşime saygı göstermekte utanacak ne var? Kreon: Onunla dövüşüp ölen de bir kardeşin değil miydi? Antigone: Aynı ananın ve aynı babanın oğluydu.   -

-Kreon:  Ötekine karşı alaka göstermekle, buna karşı günaha girmiyor musun? -Antigone: Mezarında yatan ölü, böyle bir hüküm vermeyecektir. Kreon: Fakat sen bir günahkâra karşı aynı hürmeti gösteriyorsun. -Antigone: Onunla beraber, ölen bir kardeşti, bir köle değil. -Kreon: Birinin koruduğu bu memleketi bu memleketi öbürü harap ediyordu. -Antigone: Olsun, Hades ikisi için de aynı mezar hakkını tanır. -Antigone: ölüm diyarında da böyle bir kaide olduğunu bana, kim söyleyebilir? Kreon: Ama orada da iyi adam, kötü adamla eşit muamele görmeyi istemez. - -Kreon: Düşmanımız bizim için hiçbir zaman, hatta ölümünden sonra bile, dost değildir. Ölünün üzerine toprak serpmeyi bile yasaklar. Buna girişecek kimselerin ölümle cezalandırılacağını da ilan eder. “-Antigone: Ben yaptığımı itiraf ediyorum, hiçbir şeyi inkâr etmiyorum.  -Kreon: Bu işi yasak eden emrimi bilmiyor muydun?  -Antigone: Biliyordum, nasıl bilmem! -ANTİGONE: BEN, DÜNYA’YA KİN DEĞİL, SEVGİ PAYLAŞMAYA GELDİM.

Kreon; Antigone’yi kayalıklarla çevrili bir mağaraya, ayaklarından zincirleterek kapatır. Kreon’un oğlu ve Antigone’nin nişanlısı Haimon, babasına isyan ederek, mağaraya koşar. Ne var ki, Antigone, kendisini asarak ölmüştür. Bu acıya dayanamayan Haimon da kendisini öldürür. Anası Eurydike de intihar eder.

Devlet terörüne ve baskısına karşı, kişi özgürlüğünün savunma şerefi tarihte ilk defa ANTİGONE ADLI BİR KADINA /SOPHOKLES’E/AİTTİR. SOFOKLES:MÖ.498-406 ATİNA.

  Kaynakça:

1-  Antigone, M.E. BAKANLIĞI YAYINLARI, Sabahattin Ali çevirisi,

2-  Azra Erhat, Mitolojik Sözlük, S.43-44.

              ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU.

18 Kasım 2016 Cuma

2113/DÖVİZ VE DEYYUS ORANLAMASI1


                                                                                                                                                                     
                                                                                                                                                    
  

         TC.           OSMAN TÜRKOĞUZ                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          osmanturkoguz@mail.com                                                                                                     
TV.izmir; 18 Kasım2016.

        “DOLARIN YÜKSELİŞİNDEN SİZE NE? STOKUNUZ YA AVRO YA DA                            DOLAR?

        Hırsız  Bakanlarınız,TÜRK LİRASI RÜŞVET ALDILAR MI?!

        Dolar Üç Türk Lirasına çıktında önce bir Göt kılı konuşmuştu:”Doların yükselmesinden bize ne?Onu Amerika düşünsün?!”Buyurmuştu?!Sonra da Büyük Ustanın Şamarcısı bilimsel bir açıklama yaptı:

        “Dolardan bize ne,dolsa ne olur,dolmasa ne olur?!”Boşbakan Binali                                  Yıldırım…MEHAPE’DEN KOVULAN BİR HAN’IM DA FELAKETİMİZİ           VURGULADI:Meral Akşener:”465 milyar borcumuz var,Dolardaki her 1 kuruş far 1.400 milyar dolar demektir.14 günde 2.97’den 3.32’ ye gelen dolar yükü 49 milyar dolardır.”TC.VATANIM SİTESİ VE BASIN.
        İngiliz İktisatçısı Jonathan Eley:”Türk Lirasının Dolar karşısında düşme nedeni:”TÜRKLER                                                                                                            
 
                                                                                                                                
osmanturkoguz@mail.com                                                  
 TV.izmir; 18 Kasım2016.

        “DOLARIN YÜKSELİŞİNDEN SİZE NE? STOKUNUZ YA AVRO YA DA                            DOLAR?

        Hırsız  Bakanlarınız,TÜRK LİRASI RÜŞVET ALDILAR MI?!

        Dolar Üç Türk Lirasına çıktında önce bir Göt kılı konuşmuştu:”Doların yükselmesinden bize ne?Onu Amerika düşünsün?!”Buyurmuştu?!Sonra da Büyük Ustanın Şamarcısı bilimsel bir açıklama yaptı:

        “Dolardan bize ne,dolsa ne olur,dolmasa ne olur?!”Boşbakan Binali                                  Yıldırım…MEHAPE’DEN KOVULAN BİR HAN’IM DA FELAKETİMİZİ           VURGULADI:Meral Akşener:”465 milyar borcumuz var,Dolardaki her 1 kuruş far 1.400 milyar dolar demektir.14 günde 2.97’den 3.32’ ye gelen dolar yükü 49 milyar dolardır.”TC.VATANIM SİTESİ VE BASIN.
        İngiliz İktisatçısı Jonathan Eley:”Türk Lirasının Dolar karşısında düşme nedeni:”TÜRKLER

17 Kasım 2016 Perşembe

2112/DOLAR VE DEYYUS;TERS ORANTILIDIR!

OSMAN TÜRKOĞUZ: "BİR ÜLKEDE,DOLAR İLE DEYYUS MAKUSEN MÜTENASİPTİR/TERS ORANTILIDIR/DOLARI ÇOK OLAN ULUSLARIN DEYYUSU AZDIR;DEYYUSU ÇOK OLAN ULUSLARIN DA DOLARI AZDIR?"TÜRK GREYŞAM YASASI.İNALİ YILDIRIM:"DOLARDAN BİZE NE BUYURMUŞ?"YANİ,İSTANBUL BELEDİYESİNİ SOYANLARA MI NE

2111/KADIN DOĞAMIZDIR.

  TC.                                   OSMANTÜRKOĞUZ                                                                          osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                 TV.İZMİR;17 Kasım 2016.

        KADIN;DOĞURGANLIKTA VE SEVECENLİKTE DOĞAMIZDIR?

        Tanrımızın yaratmış olduğu en özgün ve en düzgün insan kadındır. Arabın Allah’ını, Din’ini ve Peygamberini ileri sürerek; kadının dövülmek ve her iki dünyada da Seks kölesi olarak kullanılmak için yaratılmış, aşağılık bir yaratık olduğunu iddia eden Sakalı ve Kıllı yaratıklar, insan olma sürecini tamamlayamadan aklen ve vicdanen gelişememiş Salaklardır.Bu böyle biline….

 

14 Kasım 2016 Pazartesi

2110/ATATÜRK OLMASAYDI DOĞACAKLARIN HALİ!


    TC.                                                                                                                                                                                               OSMANTÜRKOĞUZ                                                    osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                            TV.İZMİR;14 Kasım 2016.

             ATATÜRK OLMASAYDI,NOLURDUNUZ?

14 Kasım 2013 Perşembe


1181/KIRK KOCALI OROSPU ÇOCUĞU OLMAK!


Çok ilginç?!Benim bu iletim tam ÜÇ sene sonra facebooks’tan bana armağan olarak iletildi.Sağ olsunlar.Yalınız;bazı arkadaşlarım,”BAYRAKLI OROSPU?!Sözünün neye dayandığını anlayamamışlar.Müslümanlıktan önce;  Arabistan’da,500 erkekle yatan bir Orospu,onur işareti olarak,evinin önüne bir bayrak dikerdi.Anadolu’ya,”BAYRAKLI OROSPU” sözü buradan gelmiştir.En büyük Orospu Çocuğu ”AMR’I İBN’ÜL AS’TIR.SIFFİN’DE MUAVİYENİN ORDUSUNUN ASKERLERİNİN MIZRAKLARINA KURAN SAHİFELERİNİ TAKTIRANDIR.


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;14 Kasım 2013

                           OLMASAYDI N ‘OLURDUNUZ!”

“Birisi bir itiraf’a başlamış, hemen, sözünü tamamlamadan ayağa kalktık! NE OLURDUNUZ?”Sorusunu sorarak adamın itirafını tamamlamasına izin vermeliydik. Ne olacaklarını ben anlatmak zorunda da kalmazdım! Anlatayım: “Ülkemiz, Hıristiyan devletlerin işgali altına girseydi. Analarınızın üstünden de tüm Yabancı askerleri geçerdi. Kırk babalı bir OROSPU ÇOCUĞU olurdunuz! Ananız de evinizin önüne onur bayrağı asardı.”

 

 

 

                                                                   

12 Kasım 2016 Cumartesi

2109/DÜNYA DÜZMÜŞ?!


                  TC.                                                                                                                                                                                           OSMANTÜRKOĞUZ                                                        osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                             TV.İZMİR;12 Kasım 2016.

                DÜNYA DÜZMÜŞ?!ALLAH MI CAHİL,MUHAMMET Mİ?!

        “Ve’l-ardi ve mâ dahâhâ’”yani: Yere ve onu yayıp dümdüz yapana ant içerim ki…”(Şems suresi,6’ıncı ayet. Bu ayete göre dünya,”yuvarlak” değil: Serilen bir şey gibidir. Dümdüz!”Turan Dursun,Din Bu,s.131.
         ALLAH, DÜNYANIN GEOİT OLDUĞUNU BİLMİYORMUYMUŞ?!YOKSA O ZAMAN DÜNYA DÜZMÜYMÜŞ?ULA HANGİ ATEİST DÜNYAYI YUVARLAK YAPTI?AH MUSTAFA KEMAL AH.

2108/İKİ LİDERİN RECEBİN AĞZINDAN FARKI!


TC.                                                           OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                                                                                        osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                        TV.İZMİR;11 Kasım 2016.                                                                                                                                                                                                 

           HAYDAR İBADİ KİM?RECEP TAYYİP ERDOĞAN KİM?!

        Tevrat; Süleyman’ın Meselleri 27/Bap:27/.”YARINKİ GÜNLE ÖVÜNME; ÇÜNKÜ GÜN NE DOĞURACAK BİLMEZSİN.2/KENDİ AĞZIN DEĞİL, SENİ BAŞKASI ÖVSÜN. KENDİ DUDAKLARIN DEĞİL, BAŞKASI ÖVSÜN3/TAŞ AĞIRDIR, KUM DA BİR YÜKTÜR. FAKAT SEFİHİN ÖFKESİ İKİSİNDEN DE AĞIRDIR…”S.647.MUSTAFA KEMAL’İ, HALKI KANDIRABİLMEK İÇİN SONUNDA SAYIN RECEP BİLE ÖVMEKTEDİR…

        Sayın Haydar el İbadi; Sayın Bay Recebin ayarında değildir; çünkü o hiç ayarlanmamış ve su katılmamış SAF ARAP İNSANIDIR…

         Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak'taki Türk askeri varlığına yönelik açıklamalarını sürdüren Irak Başbakanı İbadi'yi sert sözlerle eleştirerek, "Şahsıma hakaretler ediyor. Sen benim zaten muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, kıratımda değilsin, kalitemde değilsin. Biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin. Önce haddini bil," dedi ve ekledi: "Türkiye Cumhuriyeti'nin ordusu sizlerden talimat alacak kadar kalitesini kaybetmiş değildir."Demek ki Türkiye Cumhuriyeti’nin Ordusunun KALİTESİNİ KAYBETTİĞİNİ ikrar eriyorsun? Ama neden ve kimin yüzünden onu da BİZ SÖYLEYELİM: TÜRK, ATATÜRK VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÜŞMANLARI YÜZÜNDEN…İBADİ KİM?!RECEP KİM? GÖRELİM:Ama,önce Sayın Recep Beyimizin dayanmış olduğu argümanları değerlendirelim:

         1-Bir ulusa kan bağı ile bağlı olamayanlar,mutlaka dine dayanmaktadırlar.”BENİMREFERANSIMMÜSLÜMANLIKTIR?!SN.RECEP Beyimiz…

         2-HABİBULLAH’A/ALLAHIN İPİNE/ SARILIN. DRAGUT ÖZAL.

        3-OSMANLIDA, DÖNME VE DEVŞİRMELER, PAŞA OLMUŞ, BEYLERBEYİ, VEZİR VE DAHİ SADRAZAM OLMUŞ, TÜRK OLAMADIKLARI İÇİNDE TÜRK’E VE TÜRKLÜĞE DÜŞMAN OLARAK MÜSLÜMANLIĞA SARILMIŞLARDIR… KUYUCU MURAT SADRAZAM OLMUŞ, ÖLDÜRDÜĞÜ TÜRKLERİN CESETLERİNİ KUYULARA DOLDURMUŞTU. DAMAT RÜSTEM PAŞA SADRAZAM OLMUŞ, YİĞİT ŞEHZADE MUSTAFAYI ÖLDÜRTMÜŞTÜ… OSMANLI TÜRKLÜKTEN KOPARAK, ÖNCE MÜSLÜMAN SONRA DA ARAP OLMUŞTU,3 CELLÂTLA TÜRKLERİ ÖLDÜRMEYE BAŞLAMIŞLAR, SONUNDA DA CELLÂT SAYISINI 73’E ÇIKARTMIŞLARDI…

         4-Ulusu ve mensup olduğu devlet için yaralı bir iş yapamayanlar, ERMİŞ, NEBİ, MEHDİ VE DAHİ ALLAH SIFATINA SARILARAK HALKI KANDIRIRLAR… İran Şahı Rıza Pehleviyi, İran’ın başına Allah getirmişti, Humeyni götürdü… Fahişe Eva Peronu ve ondan sonra gelen İspanyol dansözü de Arjantin’in başına Allah getirmişti, halk götürdü… İdi Âmini de Uganda’nın başına Allah getirmişti! Uganda halkı,4 karısı ve 22 çocuğu ile kendisini Suudi Arabistan’a yolladı… Bay Recep Tayyip Erdoğan’ı da Türk halkı seçmişti.İktidara gelince,önce son peygamber olmuştu.Bu vasfını beğenmedi,bu vasfı vereni de Aydın AKEPE Başkanlığından azletti…Sonra,Denizliden bir Götkılı çıktı,”Sayın Recep Beyi üzen,Allahı üzmüş sayılır?! Buyurdu…Sonra daha başka birisi de:”Allah,sayın Recep Beyin göğe yansımasıdır?!Buyurdu.Daha hızlı birisi de Allah,tüm yetkilerini Sayın  Recep Bey’e verdi,yağmurları isterse Sayın Recep Bey yağdırır?!”Buyurdu.Bir Götkılı da:”Tüm kadınlar,Sayın Recep Beyin karısıdır?!”Diyerek orospuluğunu ilan etmişti…Sayın Recep’te Türk,Türklük,Türkçe ve CUMHURİYET ANAYASASI  düşmanlığı politikasının eksenidir.Sayın Haydar el iradi’de ARAPÇA,ARAPLIK VE IRAK ANAYASINA BAĞLILIK TEMEL İLKEDİR.ONUN,SEÇİLMİŞ OLMAKTAN BAŞKA,SONRADAN EKLENMİŞ  HİÇBİR DİNİ SIFATI DA YOKTUR…Bu noktalardan Sayın Recep Beyimizin kıratında da olamaz,iktidara geldiği halde,insan olarak kalmasını da bilmiştir…Sayın Bay recebin feveranlarını bu noktalardan değerlendirmelisiniz..Okuyalım:

                “Cumhurbaşkanı Fuad Mahsum hükümeti kurması için Maliki yerine Şii siyasetçi Haydar İbadi'yi tercih etti.  

        Haydar el İradi’nin babası, Bağdat Sinir Hastalıkları Hastanesi müdürlüğü ve Irak Sağlık Bakanlığı Genel Müfettişliği görevlerinde bulundu ancak 1979’da 42 kişilik uzman doktorlar listesinde yer almasına rağmen Baas Partisi’ne üye olmamasından dolayı emekliye sevk edildi.
         “Bağdat Teknoloji Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği öğrenimi gören Haydar el-İbadi, Manchester Üniversitesi'nde aynı alanda yüksek lisans ve doktora yaptı.

         Irak’ta Saddam rejiminin hâkim olduğu sürgün döneminde Dava Partisi’nin Londra temsilciliğini yapan Haydar el-İbadi, halen Dava Partisi’nin siyasi büro sorumlusu ve sözcüsü olarak görev yapıyor.
        Haydar el-İbadi, Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildiğinde Meclis Başkan Yardımcılığı yapıyordu. 2006 seçimlerinde milletvekili olan Haydar el-İbadi, aynı yıl Irak Meclisi Ekonomi ve Yatırım Komisyonu başkanlığına seçildi.
Haydar el-İbadi, işgalden sonra Amerika tarafından atanan İyad Allavi hükümetinde de iletişim bakanı olarak görev yapmıştı.
ABD'den İbadi’ye destek, ABD Başkanı Barack Obama, Irak’ta Haydar el-İbadi'nin yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmesini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Maliki ise İbadi'nin görevlendirilmesine ve ABD'nin desteğine tepki gösterdi.
Canlı yayında konuşan Nuri Maliki, Cumhurbaşkanı Masum'un hükümeti kurma görevini İbadi'ye vererek anayasayı ihlâl ettiğini savundu.
"Bu deklarasyonun bir değeri yok," diyen Maliki, "seçimlerle demokratik süreci inşa etmek için yıllarca çalıştıktan sonra hayal kırıklığına uğradık. Anayasa birçok kez ihlâl edildi, biz her ihlâli gördüğümüzde uyardık. Anayasaya yapılan ihlâller ağır ihlâllerdir. Ben tüm Iraklılara müjde veriyorum biz bu ihlâlleri aşacağız. Cumhurbaşkanlığı, parlamentonun çoğunluğu kazanan milletvekili grubunun içinden birinin aday olması teklifiyle ilgilenmedi. Şu an çok tehlikeli bir durumdayız. Çok açık bir şekilde anayasa ihlâl ediliyor ve kimse hesap sormuyor,"dedi.
        ABD’DEN İbadi’ye tam destek ABD Başkanı Obama yeni başbakanın atanmasını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Yeni hükümetin karşısındaki zorluklara değinen Obama, barışçıl bir geçiş olmasını ümit ettiğini söyledi.
         ABD’NİN Irak’ta yeni bir askeri operasyon düzenlemeyeceğinin bir kez daha altını çizen Başkan Obama, Irak için tek kalıcı çözümün
Iraklıların birlikte kuracakları, kapsayıcı bir hükümet olduğunu söyledi.
Görevlendirilmesini takdirle karşıladı…” Maliki'den ABD'ye tepki
Maliki, ABD'nin İbadi'ye desteğine tepki göstererek "İç ve dış güçler birlikte ortak bir komplo uyguluyor. Bunun en büyük göstergesi ABD'yi gördünüz,  ilân edildiğinden hemen sonra desteklediler. Kanun Devleti'nin hakkını yemek için iç ve dış güçlerin koordinasyonuyla Irak'a karşı ve bu ülkede demokrasiye karşı büyük komplolar uygulanıyor," dedi.
İngiltere'den Iraklı liderlere çağrı,
İbadi'nin Nuri Maliki yerine Irak'ın başbakanı olarak atanmasına İngiltere'den de olumlu tepki geldi. İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond yaptığı açıklamada, Irak Cumhurbaşkanı Fuat Masum'un Irak Parlamentosu Başkan Yardımcısı Haydar İbadi'yi başbakan adayı olarak ilân etmesini memnuniyetle karşıladığını belirterek "Irak'taki krizin halledilmesi için yeni ve kapsayıcı bir hükümetin oluşturulmasıönemlidir,"dedi.
        BM'DEN kutlama ve uyarı, Birleşmiş Milletler (BM) de Haydar el-İdadi’nin Irak’ın başbakanlığına atanmasını kutlarken, Irak ordusu ve güvenlik güçlerinin siyasetten uzak durması gerektiğini vurguladı.
         BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun da, Irak'taki siyasi durumla ilgili son gelişmelerden memnuniyet duyduğunu ve Haydar el-İbadi'nin Cumhurbaşkanı Fuat Masum tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildiğini söyledi…”Bu adamın, Irak için övünülecek bir çok yönü vardır:Üniversite mezunudur,Akademik lisansı da vardır…Irak için ve Irak anayasasını koruyup,kollamak için uğraş vermektedir.Babası da Arap soylu ve üniversite mezunudur.Gerçi;İbadi de bir Amerikan köpeğidir.Putin’in ünlü tanımlamasını da unutmamak gerekmektedir:”MÜSLÜMAN ÜLKELERDE,AMERİKANIN UŞAĞI OLMAYAN BİR LİDER GÖSTEREBİLİRSENİZ HEMEN MÜSLÜMAN OLURUM?!”Sakın haaa?!

            NARSİZM OLGUSUNU ORTAYA ATMIŞTI.

         Kelimenin kökeni mitolojiden alınmıştır. Nilüfer çiçekleri nasıl suda kendi hayallerine âşık olarak yaşarlarsa, Narsist Psikopatlar da kendi ruh dünyalarında yaşarlar. Başkalarının hak ve ihtiyaçlarına aldırmadan kendilerini öne çıkararak hep önde kalma savaşını verirler. Her şeyi istedikleri gibi yönetmeye yönlendirmeye ve başkalarından yararlanmaya çaba gösterirler. Gerçek dışı güç ve para ve aykırı düşünceler geliştirilerek bir doyumsuzluk dünyasında yaşarlar. Bu durumu Sayın Dexter Morgan şöyle anlatmıştır: “Gerçek ya da hayali bir hakaret, ezilme ya da aşağılanma ile dürtüklenen bir kişiliği vardır Hitlerin!” Hitlerin kendisi de kendi karakterini ve ruh yapısını böyle tanımlamaktadır“Ben; dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!” Beceri ve yetenek eğitim ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani Tanrı’nın bir lütfudur.”

         Sayın Bay Recebi anlatmaya gerek var mıdır? Gürcistan’dan Potamya’ya/Güneysu’ya/göç etmiş bir Rum ailenin oğludur. "(...)Gürcü Bagratuniler, Osmanlı Devleti’ne en fazla direnen unsurlardan biriydi. Safevilerin ve  Osmanlıların Kafkasya’daki çekişmeleri, Gürcü Bagratunilerin varlıklarını devam ettirmelerindeki en önemli faktördü. Osmanlı devletinin Gürcü Bagratuni kralları üzerine düzenlediği seferlerin bir sonucu da bunların asilzadelerinin farklı bölgelere sürgün edilmesiydi. Bir kısım Bagratuni aileleri, İstanbul’da esaret altında tutulurken, bir kısmı da Trabzon, Potamya (Rize) taraflarına zorunlu iskân edilmişlerdi.(...)" "Doğu Karadeniz’e doğru yayılmış olan Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları da bu sınıfa dâhildi. Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları diğer ayanlardan farklı olarak Osmanlı Devleti’ne hiçbir zaman itaat etmemişti." Yani kitaba göre Erdoğan'ın dedeleri Osmanlı'ya itaat etmemişti...”

                  Şİİ-İRAN ETKİSİ VAR,

        "Erdoğan'ın kökeni" ile ilgili yeni bir tartışmaya kapı açan kitap, Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin ismi olan Teyyup isminin tarihte ve günümüzde Ağrı, Iğdır ve Tuzluca yöresinde de kullanıldığını hatırlatarak şu iddiada bulunuyor: Ağrı-Iğdır-Tuzluca, Şii-İran kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bir bölgedir. İran’dan Potamya’ya göçler olduğu bilinmektedir. Teyyub isminin hem Iğdır-Tuzluca hem de Potamya’da kullanılması bu iki bölgeye İran’dan göçler olmasının bir sonucudur. Zira Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2014 yılındaki İran ziyaretinde “ikinci evimizdeyiz” açıklaması İran’ın Potamya’ya etkisinin tarihsel ve coğrafi olarak ifadesidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın aile büyükleri içerisinde yer alan Havuli, Fatuli ve Farfuli gibi isimlere sadece Potamya’da rastlanılmaktadır."

        BAGRATUNİLER "PAPAZ ELBİSESİ" İLE SIZDILAR

         Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken söylediği “Demokrasi bir araçtır. Müslüman’ın laik olması mümkün değildir. Eğer benim emir-komuta merkezim bana Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.” Sözlerinin hatırlatan yazar, Bu sözün de "tarihsel bir gerçeğin ifadesi" olduğunu belirterek şunları yazdı: Zaten Bagratuniler, Gürcüler ve Ermeniler içerisine papaz elbisesi giyerek sızmışlardır. Bu söz, Bagratuniler’in Ermeniler arasına sızma mantığının dışa vurumundan ibarettir."Ayrıca, Takunyalı Führer/s.28/ adlı kitabında, Sayın Ergun Poyraz da şu saptamayı yapmıştır: “Tayyip anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü Yahudiciydi. Babası tarafından, Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu İlçesine bağlı Dumankaya ya da Rumca ismiyle PİLİHOZ köyünden Eşkıya BAKATLI Teyup’un torunuydu. Yani RUMDUR!         Bu konuyu anlamak istemeyenler, bir kere daha açık bir ifadeyle izah edeyim: TAYYİP: Anne tarafından Gürcü Yahudi’si, Baba yönünden ise RUM ÇOCUĞU idi.” Ergün Poyraz,” TAKUNYALI FÜHRER, s.28. Tayyip: ”Amaca ulaşmak için gerekirse Papaz elbisesi giyerim!” demiştir. Ergün Poyraz. S.G.E. S.104. Denizlili Fatma Durmuş, ”İlahilerden Halka Çağrı” adlı bir kitap y

azarak 10.000 adet bastırıp, dağıtmıştır. Bakınız burada neler demektedir:

          “Tayyip Allah yolunun bekçisidir,”

         “Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir.”

         “Sevenlerini de üzmek aynıdır.”

          “Susun, şiir değil dini yaşaman!” Ergün Poyraz, S.G.E. S.39. Sayın Recep Tayyip Erdoğan; Tekirdağ’da şöyle konuşmuş: ”Rahmetli Menderes tam takır Hazineyi doldurdu. Merhumu idam ettiler, Hazineyi boşalttılar!” Basın. “Biz, nabza göre şerbet verenlerden olmadık. Bizim kelamımız Rüşvet’i Kelam değildir. Biz, Van’da ne konuşursak Tekirdağ’da da onu konuşuruz.”

 

 

       

 

 

 

İzleyiciler

Blog Arşivi