3 Kasım 2016 Perşembe

2104/SAKALLI AHMET BÖĞÜRMÜŞ!


   TC.  OSMAN TÜRKOĞUZ                                                                                                                  
  osmanturkoguz@gmail.com                                                                                TV.İZMİR;03 KASIM 2016.

                SAKALLI AHMET ÜNLÜ YİNE HAVLAMIŞ!

        İNSANLARI ALDATMANIN YOLU;DÜŞÜNCEYİ VE SORGULAMAYI YOK EDEREK MASALLARA İNANDIRMAKTAN GEÇER.

        "Farabi'leri, İbn-i Sîna ‘ları, İmam Gazali'nin kâfir saydığı nokta ne?” Diye soran Cübbeli Ahmet “Kıdem-i Âlem. Yani evveli yoksa bu âlemin, sonradan yok olması da imkânsızdır. Bir şeyin evveli yoksa o kendi kendine var demektir. İslam’a göre kendi kendine var olan tek şey Allahtır," ifadelerini kullandı.

“BAZI MÜSLÜMAN GEÇİNENLER…”

        “Cübbeli Ahmet ayrıca yayınladığı "İbn-i Sîna ‘ları Müslüman sayana şaşılır, kâmil Müslüman sayana daha şaşılacak durumdadır," başlıklı videosunda "Şuanda İbn-i Sina'yı, Farabi ‘yi Müslüman bilenler çoğunluktur. Ancak İmam Gazali'yi bilen bu işi biliyor. Bazı Müslüman geçinenler, İlahiyat'ta görevli profesörlerin çoğuna sorsan İbn-i Sîna çok Müslüman ve mübarek. Çünkü kafaları uyuyor. Akıl ve mantık ya... Süzgeçten geçiriyor ya bunlar, elekten geçerken kendileri yukarıda eleğin üstünde takılıyorlar aşağıya geçemiyorlar...”

        “İbni Sina Kimdir, İbni Sina Hayatı Kısaca,”MS:980—1037.Büyük Türk Filozofu,Matematikçisi ve Hekimi..Akılcı ve Deneyimci,eserleri 12’inci asırda Latinceye çevrilmiştir,Batı’da AVİCENNA olarak bilinir.Tıp kitabı,18’inci asra dek,Avrupalıların tıp kitabı olmuştur…Sağlığında,”KÂFİR OLARAK İTHAM EDİLDİĞİN DE, ŞU SÖZÜYANYLE İFTİRACILARA YANIT VERMİŞTİR:”HER ŞEYİ HERKESTEN ÇOK İYİ BİLEN BEN KÂFİR İSEM,DÜNYADA MÜSLÜMAN YOKTUR*!”DİN TÂCİRLERİ YANIT VERİNİZ?!

        “Bugünkü Özbekistan sınırları yer alan Buhara yakınlarında bulunan Afşana kentinde dünyaya gelmiştir. İbn’i Sina’nın babası Abdullah, saygın bir bilim adamıydı. Buhara’da iyi bir eğitim gören İbn’i Sina olağan üstü zekâ ve hafızası ile henüz 10 yaşına Kuran-ı  kerim’i ezberlemişti. 14 yaşına geldiğinde öğretmenlerini bile geçmek üzereydi. Tam adı, Ebu Ali el Hüseyin İbn’i Abdullah İbn’i Sina el Belhi ‘dir. İbn’i Sina adını daha çok tıp ile duyursa da felsefe, matematik, fizik, kimya, müzik, astronomi gibi bilgi ve becerilerle donanımlıdır. Matematik konusunda matematik terimlerinin manaları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemler yapma ile ilgilenmiştir. İbn’i Sina tıp alanında yaptığı çalışmalar ve incelemeler sonucunda hastalıklara sebep veren gözle görülmeyen yaratıklar olduğunu yani mikroplar olduğunu fark etmiştir. Mikroskop’un olmadığı bu dönemde böyle bir şeyin iddia edilmesi ise çok dikkat çekicidir. Önemli İslam düşünürlerinden olan İbn’i Sina ilahiyattan ve ahlak ve siyaset felsefesi de dâhil olmak üzere birçok bilimle ilgilenmiştir. İbn’i Sina 1037 de Hemedan da mide rahatsızlığı yüzünden hayata gözlerini yummuştur.

İbn’i Sina’nın başlıca eserleri: El-Kanun fi’t-Tıb (Hekimlik Yasası), Kitabü’l-Necat ( Kurtuluş Kitabı), Risale fi-İlmü’l-Ahlak (Ahlak Konusunda Kitapçık), İşarat ve’l-Tembihat (Belirtiler ve Uyarılar), Kitabü’ş-Şifa (Sağlık Kitabı).”

        “Hemedan emrinin veziri olan İbni Sina, hekim, bakan ve filozof olarak dolu ve hareketli bir hayat sürdürmeye başlar. Devlet işleri ile meşgul olduğundan geceleri ve hatta at üzerindeyken yazmaya devam etmektedir. Uğradığı siyasi iftiralar, görevinden alınıp, Ferdecan kalesine kapatılmasına sebep olur. Bu olay, hapsedildiği dört ay süresince üç eser yazmasına engelleyemez. ( Hay Ibn Yakzan Risalesi, Kulunç Kitabı ve el Hidayat ).  “Hapisten çıkarılan İbni Sina, Hemedan’a dönmüştür fakat kendisini kıskananlar tarafından gözlenir ve gizlice İsfahan’a kaçar. İsfahan’da kendini özellikle ilmi çalışmalara verir. Birçok eser kaleme alır. Sağlığı giderek bozulan İbni Sina 1037 ‘ de Hemedan’a döndüğünde vefat etmiştir…”               

                FARABİ.

          Farabi, Farabi Hayatı, Farabi Kimdir? (870 - 950).


        “Ebu Nasır Muhammed İbn el-Farah el-Farabi, (İS. 870)’de Türkistan’da Farab yakınında küçük bir köy olan Vasic’te doğdu. Ebeveynleri aslen İranlı soyundandır, fakat ataları Türkistan’a göç etmişlerdir. 8’inci ve 13’üncü yüzyıllar arasındaki İslam'ın Altın Çağı'nda yaşamış ünlü filozof ve bilim adamıdır.  Avrupa’da ‘Alpharabius’ olarak bilinen Farabi, bir generalin oğlu idi. İlköğrenimini Farab ve Buhara’da tamamladı, fakat daha sonra, yüksek öğrenim için uzun bir süre yani MS. 901- 942 arasında okuduğu ve çalıştığı Bağdat’a gitti. Bu süre boyunca, ilim ve teknolojinin birçok dalında olduğu gibi bir kaç dil üzerinde de ustalık kazandı. Altı Abbasi Halifesi’nin hükümdarlığı boyunca yaşadı. Bir filozof ve bilim adamı olarak, çeşitli ilim dallarında büyük ustalık kazandı ve farklı dillerde bir uzman olarak aktarıldı.
Farabi birçok uzak ülkeyi gezdi ve bir süre Şam’da ve Mısır’da çalıştı, fakat Halep’te Seyfü’d Devle’nin sarayını ziyaret edinceye kadar tekrar, tekrar Bağdat’a geri geldi. Kralın sadık danışmanlarından biri olmuştur ve ününün uzak ve geniş bir biçimde yayılması burada Halep’te olmuştur. İlk yıllarında, bir Kadı (Hâkim) idi, fakat sonradan meslek olarak öğretmenliği seçti. Kariyeri boyunca, büyük zorluklara katlandı ve bir keresinde bir bahçenin bakıcısı bile oldu. HS. 339 / İS. 950′de 80 yaşındayken Şam’da bekâr olarak öldü.
Farabi, fen bilimine, felsefeye, mantığa, sosyolojiye, tıbba, matematiğe ve müziğe epeyce katkıda bulunmuştur. Başlıca katkıları felsefeye, mantığa ve sosyolojiye olmuş gibi görülmektedir ve, elbette, bir Ansiklopedici olarak da göze çarpmaktadır. Bir filozof olarak,
Platon/Eflatun/ ve Aristo felsefesini İslam felsefesi ile bağdaştırmaya çalışan bir Yeniplatoncu(Neoplatonist) olarak sınıflandırılabilir ve onun orijinal katkılarını kapsayan birkaç diğer konudaki çok sayıda kitabına ek olarak Aristo’nun fiziği, meteorolojisi, mantığı, vb. üzerine bazı zengin açıklamalar yazmıştır. İslam felsefe geleneğinde, ‘ilk öğretmen’ olarak bilinen Aristoteles’ten sonra ‘İkinci Öğretmen’ (el-muallimü’s-sani) olarak anılır. Farabi’nin önemli katkılarından biri de mantık çalışmasını iki kategoriye, yani, Tahayyül (fikir) ve Sübut (ispat), bölerek kolaylaştırması idi.
Sosyolojide, ünlü olan Erdemli Şehir (Ara Ehli’l-Medineti’l-Fazıla) dışında birkaç kitap yazdı. Psikoloji ve metafizik üzerine kitapları büyük ölçüde kendi çalışmalarını yansıtmaktadır. Aynı zamanda müzik üzerine de Müzik Kitabı(Kitab’ül-Musika) başlıklı bir kitap yazmıştır. Müzik sanatı ve bilimi üzerine büyük bir uzman idi ve müzik notaları bilgisine katkıları yanında, birkaç müzik enstrümanı da icat etti. Enstrümanını insanları istediği anda ağlatıp güldürebilecek kadar iyi çaldığı anlatılmaktadır. Fizikte, boşluğun varlığını göstermiştir. Kitaplarının çoğunun kaybolmasına rağmen, 43 mantık üzerine, 11 metafizik üzerine, 7 ahlak üzerine, 7 siyaset bilimi üzerine, 17 müzik, tıp ve sosyoloji üzerine ve de 11′i tefsir olmak üzere 117 eseri bilinmektedir. Daha ünlü kitaplarından bazıları, çeşitli ilim merkezlerinde birkaç yüzyıl boyunca bir felsefe ders kitabı olarak kalmış olan ve Doğu’da bazı kurumlarda halen öğretilmekte olan Fusus al-Hikam kitabını içermektedir. Kitab al-Isa al-Ulum kitabı, bilimin sınıflandırılmasını ve esas ilkelerini yeknesak ve faydalı bir tarzda incelemektedir. Ara Ehli’l-Medineti’l-Fazıla ‘Model Şehir’ kitabı sosyoloji ve siyaset bilimine ilk önemli katkıdır. Farabi birkaç yüzyıl boyunca bilim ve ilim üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Farabi, sonradan bir Neoplatonik yazarın eseri olduğu ortaya çıkmasına rağmen, Aristoteles’e mal edilen Teolojisi kitabını, Aristoteles’in yazdığını sanmıştır. Buna rağmen felsefede yüzyıllar boyunca ikinci öğretmen olarak kabul edilmiştir ve felsefe ve tasavvufun sentezini amaçladığı eseri, İbn Sina’nın çalışmasının yolunu açmıştır.
Akılcılıkla İslamı Bağdaştırmaya Çalışan İlk Türk Düşünürü: F A R AB İ.

        “Farabi (Faraplı) diye anılan Ebu Nasr Muhammet (870-950), eski Grek felsefesini yorumlayan ve geliştiren bir filozof olarak tanınmaktadır. O İslam dinine felsefi bir nitellik kazandırmak İslamiyetle Platon(Eflatun) ve Aristoteles felsefelerini bağdaştırmak istemişti. Bu nedenle İslam felsefesinin kurucusu sayılmış, aynı zamanda kendisine Aristoteles’ten sonra gelen ikinci öğretmen anlamında “hace-i sani” unvanı verilmiştir. Bunun dışında onun siyaset sosyolojisi ile ilgili olarak yazdığı Erdemli Şehir adlı eseri de ününü artırmıştır. Farabi, bu kitabında faziletli bir devletin ve onun başkanının nasıl olması, ne gibi nitelikler taşıması gerektiği üzerinde durmuştu. Nihayet onun bir bilim sınıflaması yapması ve bu arada müziği bir bilim dalı olarak ele alıp değerlendirmesi de belirtilmeye değer.(Ş. Turan, Türk Kültür Tarihi, s: 164)Farabi (872-950),İslam uygarlığında siyaset felsefesinin kurucusudur. Siyaset felsefesi ile ilgili temel düşüncelerini “Fusul al-Madani”, “ Medine-i Fadıla”(Erdemli Şehir) ve “ Kitab es-Siyaset” başlıklı eserlerinde ortaya koymuştu. Erdemli Şehir adlı yapıtında Eflatun’un ‘Cumhuriyet’inden yararlandığı anlaşılıyor. Doğu felsefesi ile eski Yunan felsefesini birleştirmeye, uzlaştırmaya çalışmıştır… HALİFE olabilmenin şartlarını da yazmıştır.”Halife olabilmek için Arap ve Kureyşli olmak şartını da yazmıştır…

                İMAM’I GAZALİ!

        1058-1111/.İranlı, Acem asıllı. Şam’da 11 sene inzivaya çekilerek, dünya ile ilişkilerinden kopmuştur. İHYA’U ULUM’İDDİN adlı 14 citlik bir kitap yazmış, Büyük Selçuklu Sultanı Sultan Sencer’e yaranmak için, AKILCILIĞI TERKEDEREK, İÇTİHAT KAPILARINI KAPATMIŞ, İSLAMİ ÇÖZÜMLER İÇİN NAKİL YOLUNU ÖNERMİŞTİR. Farabi’nin, İbni Rüşt’ün ve Yahudi asıllı Musa İbni Meymune’nin açmış olduğu akılcı ve bilimsel deneycilik yolunu ebediyen kapatmıştır.Meydan Sakallı Ahmet gibi,pozitif ilimlere düşman din tacirlerine kalmıştır….

 

 

 

 

 

 

 

2103/SOYTARILIK BU KADAR OLUR ANCAK.


TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ 
osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                                                                                                                      OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                                                                  osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                      TV.İZMİR;03kasım2016.
TV.izmir,03Kasım 2016.

               SOYTARILIK BU KADAR OLUR ANCAK;

      “Erdoğan'ın uçağını o gece Cebrail korumuş

15 Temmuz kanlı darbe gecesinde sadece uçaklar havalanmamış. Konya Merkez vaizi Abdurrahman Büyükkörükçü’ye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı korumak için Cebrail’in öncülüğünde pek çok şeyh de semalardaymış o gece.”Hz.İsa Çarmıha gerilirken ve çarmıhta:”HELOİS!HELOİS LAMA SABAKTANİ?!”ALLAHIM,ALLAHIM BENİ NEDEN TERKETTİN?!”Diye bağırırken,neredeymiş bu İsrail yar atığı Cebrail?!Kudüs Kıralı Herodes,karşılığında üvey kızı Salomeyle aşk yapabilmek için,Vaftizci Yahya’nın başını keserken neredeymiş bu Cebrail?! Hz.Muhammet,Aliyi yatağına yatırarak Mekke’den kaçarken,sığındığı mağaranın kapısını bir örümcek örterken, neredeymiş bu Cebrail?!Hz.Muhammet,Uhut’ta bir gürz darbesiyle hendeğe düşürüldüğün de.”Yetiş ya Ali!”Diye bağırırken neredeymiş bu Cebrail?Bu kadar namussuzluk ve dinle dalga geçmek ancak bu kadar olur…

 

2 Kasım 2016 Çarşamba

2102/KÖR DİLENCİN OLMAK!


TC.                                                                                                                                                                                                  OSMAN TÜRKOĞUZ

                                               KÖR DİLENCİN OLURUM,

                Seni göremediğim zamanlar,

                Karanlıklar kaplar dünyamı;

                Issız, ışıksız kalırım, karıncalar oyar gözlerimi,

                Caddeler boyunca dolanır dururum…

                Seni göremediğim günler;

                Bahçemdeki tüm çiçekler solar;

                Gönül kuşlarım da ölürler birer, birer;

                Sokaklar boyunca kör dilencin olurum…

                Seni göremediğim anlar,

                Mutluluklar akar gider gözümden;

                Güvercinlerim de yarasa olur birer, birer;

                Gönül derelerim de kurur…

                Seni gördüğüm zamanlar, O sahillerde zaman da durur,

                Gönlümdeki tüm şiirler, dilime vurur;

                Özlemlerimin kudurmuş dalgaları da,

                Avuçlarında eriyerek öylece durur;

                Tüm güvercinlerimiz de nereye gitsek,                                                                          Bizi hemen bulur…

 

               

2101/HADİ HAYIRLISI!


                   TC.                                                                                                                                                                                             OSMANTÜRKOĞUZ                                                     osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                TV.İZMİR;02 Kasım 2016.

                                  HADİ HAYIRLISI!

        “MEHAPE’NİN değişmez ve gelişemez Ebedi ve dahi Ezeli başkanı Bay Devlet Bahçeli yine De ötmüş:

        “İDAM CEZASINA İHTİYAÇ VARSA,FUZULİ KONUŞMAYA GEREK YOK.AKEPE HAZIRSA,MEHAPE DÜNDEN RAZI?!”

        Abdullah Öcalan’ı ,USA idam edilmemek koşuluyla Bülent Ecevit hükümetine teslim etmişti.İdam cezası alan Çocuk Katili’nin cezası infaz edilmemiş,2004 yılında da idam cezası,AKEPE HÜKÜMETİNCE,AMERİKANIN VEBATININ EMİRLERİNE UYULARAK KALDIRILMIŞTIR.Sayın Bay Stepne,siz hükümet ortağı olarak neden idam cezasını uygulamadınız?Amerika kızar diye mi  korkmuştunuz?!1984’ten beri de ülkemizde idam cezası ?uygulanmamaktadır.1920—1984 arasında712 kişi idam edilmişti.Adnan Menderes 43 kişinin idam cezasını Meclise onaylatmıştı…12 Eylül 1980’den sonra da 50 idam cezası onaylanmıştı…23 Aralık 1876 tarihinde yürürlüğe sokulan TEŞKİLAT’I ESASİYE KANUNU,SADRAZAM MİTHAT PAŞATARFINDAN HAZIRLANMIŞTI.Bu kanunun 113’üncü maddesine,Padişahın sürgün cezası verme yetkisi de konuşmuştu!?Bu yetkiyi kullanan Abdülhamit’i Sani de,Mithat Paşayı Fizan’a sürgüne yollayarak,orada boğdurtmuştu…Anayasa aleyhinde medrese mollaları sokak eylemlerine başlayınca,bunların yakalanarak sürgüne gönderilmesi görüşü ağırlık kazanmıştı…Sadrazam Midhat Paşa, sorunu Heyet-i Vükela'ya getirmiştir. Eylemcilerin derhal yargılanmadan derhal sürgün cezasına çarptırılmalarını padişahtan istemiştir.

ikinci Abdülhamit, görünüşte de olsa yargılama önermiştir. Midhat Paşa yargılamamada ısrar etmiş ve istifasını ileri sürmüştür. Namık Kemal ittihat gazetesinde bu ısrarı desteklemiştir. Eylemci muhalifler yargılanmadan çeşitli yerlere sürülmüşlerdir.

Böylece keyfi bir rejime son vermek için anayasalandırma hareketini gerçekleştirmek isteyenler, yargısız cezalandırma isteği ile kendi kendilerine ters düştükleri gibi, zaten bu akıma muhalif bir padişahın ve grubun eline öldürücü bir silah vermişlerdir.

Bu affedilmez hatadan karşı taraf ustaca yararlanmasını bilecektir: İkinci Abdülhamit’in son anda tasarının sıkıyönetimle (idare-i örfiye) ilgili 113. maddesine ekledikleri fıkra ile bu tür fiili durumu anayasa ilkesi haline getirmişlerdir.

İki aylık yoğun ve sert tartışma savaşı sonunda, tasarı, padişahın benimsemesiyle kanunlaşmış ve 23 Aralık 1876 günü ilan edilerek yürürlüğe girmiştir…”Başvekil Adnan Menderes te,”ÖN TEDBİRLER YASASINI ÇIKARTARAK, UYGULAMAYA KOYMASI SONUCU,TCK MADDE:146’DAN ASILMIŞTI…

        “Anayasayı ihlal suçu 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda 146’ıncı maddesinde düzenlemekteydi. Hüküm şu şekildeydi: “Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur. 65 inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeğe teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. (Ek fıkra: 06.07.1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilen- den gayri surette iştirak eden fer’i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur.” Görüldüğü 5237 sayılı TCK. 765 sayılı TCK.’DAN farklı olarak tek bir maddede birden fazla suçu düzenlemek yerine, yasama organına karşı ve hükümete karşı suçları Anayasayı ihlal suçundan ayırarak ayrı maddelerde düzenlemiştir...”Şu işe bir bakalım:Birinci Selim,İran Şahı Şah İsmail’e karşı düzenlediği sefer yolunun zorluğundan bıkan Yeniçeriler,bir gece Selimin çadırını kurşunlamışlardı.Çaldıran zaferinden sonra,İstanbul’a dönen Birinci Selim,Yeniçerileri Kazasker Cafer Çelebinin kışkırttığını da öğrenmişti.Şah İsmail esir tutulan karısı Benli Hatunu almak için İstanbul’a  gönderdiği iki elçisini nikâh şahidi yaparak,Benli Hatunu Cafer Çelebiye evlendirmişti…Ertesi günü yapılan divan toplantısında Cafer Çelebi’ye sormuştu:”Padişahın kullarını,Padişaha karşı Hurucalessultan eylemine teşvik edenlere ne gerek?!Hiç bir şeyden şüphelenmeyen Cafer Çelebi:”Gerçeği Allah bilir amma boynunu vurmak gerek?!”Der,demez,Tahtından ayağa fırlayan Birinci Selim,hiddetle bağırır:”Kendi Fetvanı kendin  verdin,bre Cellatbaşı tiz boynunu vurasız?!Fermanını verir…Türkiye Cumhuriyetini yıkmak isteyenler de kendi fermanlarını kendileri vermiş olmasınlar?!”FİİLİ DURUM VAR?!”DEMEKLE,ANAYASAYI İHLALSUÇUNU İTİRAF ETMİŞ OLDULAR?!ÖNLERİ DÜĞMELİ,YANDAN CEBLİ CÜBBELERİ BULUNAN KADILAR NERELERDESİNİZ?ÇAY BİÇME MEVSİMİ HÂL BİTMEDİ Mİ?!

30 Ekim 2016 Pazar

2100/TÜRK ULUSUNA NEDEN PEYGAMBER GELMEZ?


    TC.                                                                                                                                                                                                       OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                                                                                        
 osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                                         

            TÜRK ULUSUNA NEDEN PEYGAMBER GELMEZ?

        Müslümanlıktan önce; kendi işlerini kendileri yaparlardı, içlerinden de din ve Allah ile aldatan çıkmazdı.Aralarında yalancı ve sahtekârları da yaşatmazlardı.Ağza,lafa  değil,işe bakarlardı…

        “Madem din herkes içindi,neden Amerika kıtasına hiç peygamber gönderilmedi?!Yoksa onlar Tanrının çocuğu değil mi?!”Kızılderili Reisi.

        “Tanrı’nın evi insanların yüreğidir…Siz bütün kötülükleri yüreğinize dolduruyorsunuz,sonra Tanrı’ya koca,koca evler yapıyorsunuz,eğer Tanrı’yı candan sevseydiniz, o da sizi severdi,kara günlerinizde yardımınıza gelirdi…Tanrı’yı kalbinizden çıkarıp,oraya pislikleri doldurmuşsunuz!?O’NA  ise koca evler yapmışsınız…Sizi,atımın nalları altında ezmek isterdim,fakat buna bile değmezsiniz?!”CENGİZ HAN.1155—18 02 1227.”Herkesin içinde,Vicdan adlı bir Allah vardır!?”Victor Hugo,02 02 1802—22 5 1885.

.

2099/OSURAN BOĞAMIZ DA VAR.


  TC.                                                                                                                                                                                                      OSMANTÜRKOĞUZ              osmanturkoguz@gmail.com                                                                                       0  
TV.İzmir,30 Ekim 2016.

                 OSURAN BOĞAMIZ?!

        Ne zaman ağzını mağara girişi gibi açarak tüm eğrileri doğru gibi konuşan Boşbakan Binali Yıldırım’ı dinlesem, aklıma hep aynı şeyler gelir:Önce,Siraküze Tiranının içine insanların konularak yakıldığı tunçtan  BOĞA Heykeli gelir,sonra,Kızılderili OTURAN BOĞA gelir.Sonra;20 Temmuz 1402’de,Ankara ovasında Osmanlıyı silip,süpüren Timur’un zırhlı filler komutanı  ESİN BOĞA=KUTSAL BOĞA GELİR.Anadolumuz’da hep eğri konuşanlara:”OSURMA!?”Denir?Benim aklıma da en son olarak OSURAN BOĞA?!Gelir…

29 Ekim 2016 Cumartesi

2098/SOYTARILARIN HEZEYAN YARIŞLARI.


    TC.                                                                                                                                                                                                              
OSMAN TÜRKOĞUZ
 osmanturkoguz@gmail.com                                                                                  TV.İzmir,29 Ekim 2016.

                 SOYTARILARIN HEZEYAN YARIŞLARI?

        “ÇOK KERE; MÜSLÜMANLAR, GERÇEK OLMAYAN ŞEYLERE, ERENLERİN, EVLİYALARIN OLAYLARDA ETKİ YAPTIKLARINA İNANMALARI VE ALLAH’IN YARATTIĞI KANUNLARI BILMEMELERI YÜZÜNDEN GERI KALMIŞLARDIR.”  Dünya’da Müslümanların hali: S.9.  Mısırlı bilgin Şeyh Raşit Rıza/1909/-Besim Atalay, Türk Dili ile İbadet.

        SÖZCÜ GAZETESİNİN,03 Kasım 2012 tarihli sayısında çok ilginç bir haber yorum yayımlanmıştı. Okuyanlar unutmuş olabilirler, amma ben unutmadım, soytarılığı okuyalım. Daha önce de, BASINIMIZA şu haber yansımıştı:”AMERİKA’DA yaşayan Fethullah Gülen,”KURAKLIĞIN NEDENİ GÜNAHLARIN ARTMASIDIR?”DEDİ. Verdiği bir vaazda kuraklığın nedeninin küresel ısınma değil insanların günahıdır…”  Diyerek osurmuştu?!Şimdi ol yazıyı okuyalım,buna inanmış olan aptalları bu coğrafyada yaşatmazlar.”İki şey sonsuzdur:UZAY VE CEHALET?”Birincisinden o kadar emin değilim.Albert Einstein.1879/1955.
        1939 Erzincan depreminde 40.000 insanımız ölmüştü.Yalınız şehrin genelevi sağlam kalmıştı,genelevinde geceleyenlerin burunları bile kanamamıştı?!Çünkü,genelevi binasının zemini yekpare bir taştı?!1999 Ağustosundaki depremde de Yalova büyük felakete uğramıştı,özellikle de Deniz kuvvetlerimize ait binalar yıkılmıştı.Sakallı lâkaplı bir soytarı:”28 Nisan kararları Yalova’daki deniz kuvvetleri tesislerinde alındığından,Allah oraları cezalandırmıştır?!”Diye BÖĞÜRMÜŞTÜ.Yıkılan tesislerde,yüklenici firma,normal demir yerine tel kalınlığında demir kullanmıştı.İtirazlara karşın,yapılar bu halleriyle kullanıma açılmıştı?!Dolgu yapılarak denizden kazanılan yerleri deniz geri almıştı?!”İNSANLARI,YERSARSINTISI DEĞİL,ÇÜRÜK YAPILAR ÖLDÜRÜR?!”İÇKİ İÇENLER VE FUHUŞ YAPANLAR NEDENİYLE ÇOCUKLAR,SUÇSUZ İNSANLAR VE HAYVANLAR NEDEN ÖLSÜN?!
        “Allah,yağmur yağdırma yetkisini Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a devretmiştir.O isterse yağmur yağar,istemezse yağmur yağmaz?!”AKEPE milletvekili aday adayı bir Sapık.22 EYLÜL 1995---02 Ekim 1995—13 Ekim 1995 tarihli Hürriyet Gazetesinde verilen haberleri okuyalım:”Temmuz ayında meydana gelen ve 74 kişinin ölümüne neden olan sel ve toprak kaymasının ilçedeki içki ve fuhuş yüzünden POMPEİDE,SODUM VE GOMORE’DE—GOMORA--- meydana geldiği gibi meydana geldiğini  iddia eden RP başkanı M.Ulvi Yeşilyurt,vatandaşların tepkisine dayanamayarak istifa etmiştir….”Şimdi de Fethullah Gülen soytarısının SANDY KASIRGASINI NASIL ÖNLEDİĞİNİ OKUYALIM DA DÜŞÜNELİM?!Tevrat’ta anlatılan SODOM VE GOMORA öyküsünün nedeni bir Rus bilgini tarafından kanıtlanmıştır:”Adamlar,sabah olunca arkanıza bakmadan dağa kaçın?!”Demişler,arkasına bakan da hemen ölmüş.Bu olay bir nükleer patlamanın eseridir?!

        “ABD’NİN doğusundaki eyaletlerde korkunç bir kasırga yaşandı. Vurdu geçti. Ortalığı mahvetti. Orası Türkiye değil ki, elektrik kesintilerine insanlar alışık olsun! Sekiz milyon kişi elektriksiz kaldı,evler yıkıldı,ağaçlar söküldü,ortalığı seller bastı,insanlar öldü ve kasırga geçti…Maddi ve manevi hasar çok büyük…Sandy kasırgası özellikle New York ve çevresini vurdu.Pensilvanya,New   York’a komşu bir eyalet…Ve Türkiye’ye dönemeyen Fethullah orada ikamet buyurmakta…Peki ama kasırganın Pensilvanya’daki etkisine oldu?Pensilvanya’nın bu işi ucuz atlattığını Fethullah’ın internet sitesinden öğrendik.Yapılan resmi açıklamanın başlığı aynen şöyle: “146.Nağme.Sandy Kasırgası ve dua sığınağı.”şimdi bu dua sığınağının nasıl olduğunu açıklamadan okuyalım:”Sevgili arkadaşlar,öncelikle duyarlılığınız ,dostluğunuz,nezaketiniz,geçmiş olsun mesajlarınız ve dualarınız için çok teşekkür ederiz.Sandy Kasırgası buradan/Pensilvanya’dan geçti.Yetkililer ,bizim bulunduğumuz yerde ve Pensilvanya genelinde de çok yıkım bekliyorlardı ama elhamdülillah korkulan olmadı.Muhterem Hocamız Ayet-ül Kürsü’yü başa koyarak bir dua yazdı.O metni hemen her taraftaki tanıdıklarımıza gönderdik.Duanın kopyalarını çoğaltıp evlerimizin kapılarına,bulunduğumuz mekanların sınırı  olan ağaçlara astık.Ayrıca yine Hocaefendi’nin ikaz ve irşadıyla(ikazı ve doğru yolu göstermesiyle) hacet  namazları kılıp ilahi hıfza vesile saydığımız niyazlara/dualara/sarıldık.Cenab-ı Allah’a sonsuz  hamd-ü sena/şükürler/ olsun ki,birkaç ağaç devrilmesinden başka bizde ve tanıdıklarımızda hasar meydana gelmedi.Kıymetli Hocamız akşam çay faslında bu meseleye de değindi.Bu”Nağmede”,Muhterem Hocaefendi’nin yazdığı duanın metnini ve yaptığı açıklamayı bulacaksınız./Nebati harfli yazılar/…”Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki,New York’un hemen bitişiğindeki Pensilvanya eyaleti,o korkunç kasırgadan kurtulmasını Fethullah’ın bu dualarına borçludur!?Obama bunu unutmamalı,Fethullah’ın heykelini en kısa zamanda uygun bir yere diktirmelidir.”Not:Hani heykel islamda puttu?!”Boru değil bu,tarihin en büyük kasırgası geliyor  ve burada gördüğünüz o muhteşem dua sayesinde eyalete zarar vermeden geçip gidiyor.Fethullah,duanın böylesine etkili olacağını keşke bilseydi,keşke New York için de bir dua yazıp meteoroloji biliminin tüm bilimsel tahmin ve öngörülerini alt üst etseydi!Günün birinde Türkiye’ye dönmeye yüreği yetse,belki bizim için de dua eder,bütün doğal afetleri sıfırlamayı başarır!Hatta birkaç duası ile Suriye’deki ESAD’I bile devirir!Baksanıza koskoca bir eyaleti duaları sayesinde kasırgadan koruduğu resmen açıklanıyor.Fethullah bu,her işi başarır?!ABD,Fethullah’ın değerini bilsin yani!” ŞİMDİ ANLADINIZ MI,   BAY RECEP’İN GÖĞE YANSIMASININ NEDEN  ALLAH OLDUĞUNU?!SİDİK YARIŞTIRMASI?!Kasım 1970’te Amerikalılar,iki gün içersinde büyük bir kasırganın kıyı şehirlerini vuracağı hususunda Bengaldeşlileri uyarmışlardı.Bengaldeşlilerin,bu uyarı karşısında tüyleri bile kıpırdamamış,üstelik,Amerikalılarla dalga geçmişlerdi.Beklenen gün ve saatte korkunç bir kasırga kıyı şeridini silip,süpürmüş,500,000 kişi de ölmüştü.Maddi ve manevi yıkım çok büyük boyutlara varmıştı.Amerikalılar,kasırgaların boyutunu, nereleri ve ne zaman  vuracağını kestirebilmektedirler.Bu din Soytarısı  bu bilgiye ulaşarak o soytarılığa soyunmuştur,buradaki soytarılar da onu karşılamışlardır.EY SALAK FETHULLAHÇILAR ve EY TAYİBANCILAR?!

       

 

 

 

 

 

28 Ekim 2016 Cuma

2097/BMMECLİSİ BAŞKANLARI!


TC.                                                                                                                            OSMANTÜRKOĞUZ                                                                                 osmanturkoguz@gmail.com                                                           TV.İZMİR;27EKİM 2016.

             TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLARI?!

                “Benim en büyük eserim TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİDİR?!”CUMHURBAŞKANIMIZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

                İhanetler, Cumhurbaşkanlarına, Meclise ve Meclis başkanlarına da sıçramıştır.”EĞER BİR MİLLET İKTİDARDA BULUNAN KİŞİLERİN ŞEREFTEN, ONURDAN, AHLAKTAN YOKSUN DAVRANIŞLARINI, HIRSIZLIĞINI YALNIZCA KENDİ SİYASİ GÖRÜŞÜNDEN OLDUĞU İÇİN GÖRMEZDEN GELİYORSA, O MİLLET ERDEMİNİ YİTİRMİŞTİR. ERDEMİNİ YİTİREN MİLLET, BİR GÜN VATANINI YİTİRİR.”NİCCOLA MACHİAVELLİ.03 Mayıs1469—21 Haziran 1527-Floransa.”iki şey sonsuzdur:Birincisi UZAY;İkincisi de CEHALETTİR.BİRİNCİSİNDEN OKADAR EMİN DEĞİLİM?!”ALBERT EİNSTEİN.

        YEMİNİNDEN DÖNEN,DİNİNDEN DE DÖNMÜŞTÜR,ONLARDAN ÜLKEMİZ VE ULUSUMUZ İÇİN HER TÜRLÜ FELAKET BEKLENMELİDİR?!!YEMİNİNDEN DÖNENLERİN VİCDANLARINDAKİ ALLAH TA ÖLMÜŞTÜR.ONLARDAN HER TÜRLÜ NAMUSSUZLUK VE İHANET BEKLENMELİDİR.?1

                Osmanlıda anayasa yapma fikri, Namık Kemalin ve jön Türklerin önerisi ve Sadrazam Mithat Paşanın girişimiyle gerçekleşmiştir. Rahmetli Mithat Paşanın genel sekreteri Krikor Odyan adlı bir Ermeni hukukçuydu. Fransız ve Belçika anayasalarından/1831 tarihli/ yararlanarak bir anayasa metni hazırlamıştır. Bu anayasa Padişah İkinci Abdülhamit’in onayıyla 23 Aralık 1876’da 101 pare top atışıyla ilan edilmiştir. Sonradan yapılan değişikliklerle Mebusların “Vatan ve Millete sadakatle hizmet edecekleri,”yemini getirilmiştir.21 maddelik 1921 anayasamız Osmanlı anayasasını yürürlükten kaldırmamıştır.1924 anayasamıza eklene bir madde ile 1876 anayasası ekleriyle birlikte yürürlükten kaldırılmıştır. Bu anayasamızla Milletvekillerine ve Cumhurbaşkanlarına, göreve başlamadan önce yemin etme zorunluluğu getirilmiştir: Anayasalarımızdaki yeminleri bir görelim:1924 anayasamıza göre:

16--Özgün hali) Mebuslar Meclise iltihak ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar:

(Vatan ve Milletin saadet ve selâmetine ve milletin bilâ kaydü şart hâkimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakattan ayrılmayacağıma <<vallahi>>).

Madde 16.- (Değişik: 10.4.1928 – 1222 S. Kanun/md. 1)

Mebuslar Meclise iltihak ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar:

<< Vatan ve milletin saadet ve selâmetine ve milletin bilâ kaydüşart hâkimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceğime ve cumhuriyet esaslarına sadakattan ayrılmayacağıma namusum üzerine söz veririm.>>

Madde 38.- (Değişik : 10/4/1928 – 1222 S. Kanun/md. 1)

Reisicumhur intihabı akabinde ve Meclis huzurunda şu suretle yemin eder:

<<Reisicumhur sıfatıyla Cumhuriyetin, kanunlarına ve hâkimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk Devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle meni, Türkiye'nin şanı şerefini vikaye ve ilâye ve deruhte ettiğim vazifenin icabatına hasrı nefs etmekten ayrılmayacağıma namusum üzerine söz veririm.>>1961 Anayasamıza göre yeminler:

1961: Halkın mutluluğu için…
1924 Anayasası 27 Mayıs 1960 darbesiyle tarihe gömüldü. 1961 Anayasası'nda milletvekili yemini 77. maddede düzenlendi. "Andiçme" başlığını taşıyan bu maddede de kısa bir metinle yetinildi. Birlikte okuyalım:
MADDE 77 -
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri görevlerine başlarken şöyle and içerler:
"Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkın mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm."
1982'de Anayasası'nın tartışılan metni :
Özgürlüklere karşı ideolojisi, "tekçi" saplantısı, bir anayasada bulunması asla gerekmeyen ayrıntılarla bunaltan uzunluğu ve berbat Türkçesiyle cumhuriyet tarihinin en kötü anayasası olan 1982 Anayasası'nın bu özellikleri yemin metninde de gözlenir.
Yürürlükteki anayasamızın "Andiçme" başlığını taşıyan 81. Maddesi, milletvekili yeminini şöyle belirliyor:

MADDE 81
. – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:
“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

Danışma Meclisi: 1961'e bir şeyler ekledik:

Görüldüğü üzere, 1924 ile 1961 anayasalarında özetle "vatana, millete, cumhuriyete ve millet egemenliğine sadakat" sözü ile yetinilen milletvekili yeminleri 12 Eylül 1980 darbesini yapanlar tarafından yeterli bulunmadı. 
1982 Anayasası'nın "Andiçme" başlığını taşıyan 81. maddesinin gerekçesine ilişkin olarak iki resmi metin bulunuyor. Birincisi, anayasa taslağını hazırlayan Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu'na, ikincisi darbeci generallerin oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi'ne bağlı Anayasa Komisyonu'na ait olan bu gerekçeleri peş peşe okuyalım. Danışma Meclisi komisyonunun gerekçesi aşağıdaki ifadeleri taşıyor. Metni, Türkçe hatalarıyla birlikte aynen aktarıyorum:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin göreve başlarken yapacakları and 1961 Anayasasının 77'inci maddesindeki esaslar göz önünde tutularak bazı kavramlarla genişletilmiştir. Milletvekillerinin and içmede bunlara da bağlı kalmalarının göreve başlarken uygun olacağı düşünülmüş ve bu nedenle bölünmez bütünlük, toplum huzuru, milli dayanışma, sosyal adalet, insan haklarına ve temel özgürlüklerden yararlanması ülküsü, hukukun üstünlüğü prensibi and metnine dâhil edilmiştir."
MGK: Atatürk ilkelerini ekledik.
Şimdi de, madde metnine son şeklini veren generallere bağlı Anayasa Komisyonu'nun gerekçesini okuyalım:
"Danışma Meclisince kabul edilen andiçme kenar başlıklı 89'uncu maddede yer alan 'Atatürk inkılâplarına' sözcükleri Atatürk'ün benimsediği ve uyguladığı ilkelere de yer verilmek ve bu ilkelere bağlı kılınmayı sağlamak amacıyla 'Atatürk ilke ve inkılaplarına' şeklinde değiştirilmek suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin göreve başlarken yapacakları andiçmeye daha etkin bir anlam verilmiştir."
59 kelime, 11 bağlaç!
1924  ve 1961 metinlerinden hemen her alanda radikal bir şekilde ayrılan 1982 Anayasası’nda, milletvekili yemininde de “aşırı” bir üslup benimsendi. Temeli “söz vermek” gibi bir gönüllü eyleme dayanan andiçmede bile toplumu ayrıştıran bir metin karşısındayız. 
Birbirine 11 adet “ve” bağlacı ve 7 virgül ile bağlanmış tam 59 kelimenin doldurulduğu tek cümlelik bu yemin, parlamentoya giren milletin kimi temsilcilerine “zorla” söz verdiren bir metin olarak yarın bir kez daha okunacak. 
O müstesna Türkçesiyle…
İhtimal çok sayıda milletvekilini tek ayağı üzerine dikerek! SENATO zamanında, yeni seçilen senatörler de Milletvekillerinin andını içmekteydiler…


        “29 Ekim 1923’te,1921 Anayası’nda değişiklik yapıldı, Cumhuriyet ilân edildi ve Gazi Mustafa Kemal Paşa,Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.Anayasa’da Cumhurbaşkanı seçilen kişinin yemin etmesiyle ilgili bir madde bulunmadığından yemin etmeden göreve başladı.
1924 Anayasası’nın 38. maddesine seçilen Cumhurbaşkanı’nın göreve başlarken meclis huzurunda edeceği yemin metni eklendi.
Eklenen yemin metni şu şekildeydi:”Reisicumhur sıfatıyla Cumhuriyet’in kanunlarına ve hâkimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men, Türkiye’nin şan ve şerefini vikaye ve ilâya ve deruhte ettiğim vazifenin icabatına hasrınefs etmekten ayrılmayacağıma, Vallahi.” (1)

11 Nisan 1928’de 1222 sayılı kanunla yemin metni şu şekilde değiştirildi:”Reisicumhur sıfatıyla Cumhuriyet’in kanunlarına ve hâkimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men, Türkiye’nin şan ve şerefini vikaye ve ilâya ve deruhte ettiğim vazifenin icabatına hasrınefs etmekten ayrılmayacağıma, namusum üzerine söz veririm.”(2)

1945 Anayasası’nda yemin metni şu şekilde değiştirildi:”Namusum üzerine söz veririm ki: Cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet kanunlarını, milli egemenlik esaslarını sayacağım ve bunları müdafaa edeceğim.Türk milletinin mutluluğuna bütün bağlılığımla, bütün kuvvetimle çalışacağım.
Türk milletine yönelecek her tehlikeyi en son şiddetle önleyeceğim. Türkiye’nin şanını, şerefini koruyup yükseltmek, üstüme aldığım görevin isterlerini yerine getirmek için olanca varlığımla çalışmaktan asla ayrılmayacağım.” (3)

1961 Anayasa’sıyla yeni metin şu şekilde değiştirildi:”Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Türk devletinin bağımsızlığına, vatanın ve milletin bütünlüğüne yönelecek her tehlikeye karşı koyacağıma, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini ve Anayasa’yı sayacağıma ve savunacağıma, insan haklarına dayanan demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinden ve tarafsızlıktan ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini koruyup yüceltmek ve üzerime aldığım görevi yerine getirmek için bütün gücümle ve varlığımla çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.” (4)

        1982’de yeni Anayasa yapıldı ve metin şu şekilde değiştirildi:”Cumhurbaşkanı sıfatıyla, devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, Milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerim aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.” (5).Roma İmparatorluğunda askere alınanlar, kaç kere hizmete çağırılsalar her seferinde yemin etmek zorundaydılar. Ünlü Fransız Filozofu Jean Jacgue Rousseau, “Toplumsal Sözleşme” adlı eserinde, bu olayın hukuki boyutunu tartışmıştır. Askerlerin yemin törenleri, her ulusun ordusunda yapılmaktadır. Bendeniz, vatanıma, ulusuma ve Atatürk ilkelerine bağlılığımı Karaharpokulundaki yemin töreninde tüm dünyaya ilan etmiştim. Jandarma subayı olarak, tanık ve uzman sıfatıyla çağırıldığım tüm mahkemelerde ettiğim o yemin hatırlattırılmıştır.Mustafa Kemal, Mustafa İsmet İnönü göreve gelirlerken etmiş oldukları yeminlerine sonuna kadar bağlı kalmışlardır.14 Mayıs 1950 tarihinde, İktidara gelen Celal Bayar, Adnan Menderes ve Refik Koraltan da yemin etmişlerdi?!İl yaptıkları iş,ezanı Arapça yapmak olmuştur.Rahmetli Osman Bölükbaşı’dan intikam almak için KIRŞEHİR’İ İLÇE YAPMIŞLARDIR.Adnan Menderes,Dr. Tahsin Tola’nın yardımıyla RİSALE’İ NURLARI YAYIMLATTIRMIŞTIR.”Orduyu yedek subaylarla yönetirim”,buyurmuş,İstanbul Üniversitesi profesörlerini de “Kara cübbeliler,”olarak adlandırmıştır.TBMECLİSİNİN KARARINI ALMADAN,KOREYE BİR TUGAY GÖNDERMİŞTİR.BİR UTANÇ BELGESİ OLARAK “ÖN TEDBİRLER KANUNUNU”ÇIKARTMIŞTIR… Asker kökenli Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay;”Hırsızlığı ve rüşveti önlemek için devlet memuriyetlerine İmam-Hatiplileri getireceğiz?!”Buyurduğun da ,Rahmetli İsmet İnönü,”eyvah!Bunda da hayır yokmuş?!”Diyerek dövünmüştü…Turgut Özal,”İHANET’İ VATANİYE KANUNU” İLE BİRLİKTE 1600 KANUNU YÜRÜRLÜKTEN KALDIRTMIŞ,”HABLULLAH’A/ALLAHIN İPİNE/SARILIN DİYEREK SAİDİ KÜRDİ’NİN  SÖZÜNE SARILMIŞTIR.”FİYATLARI ALLAH AYARLAR”,”BENİM MEMURUM İŞİNİ BİLİR?!Sözü de onundur…Ülkemizde hırsızlık , rüşvet ve gericilik onun zamanında tavanı aşmıştır.Süleyman Demirel,1965 genel seçimlerinde,aracılıkla,Adalet Partisinden 15 Nurcuyu Meclise sokmuştur…Süleymancıların Liderinin Torunu Ahmet Seydi Tunahan’ı ulaştırma bakanı yapmıştır.İnat üzerine Orgeneraller sırada iken bir Korgenerali Hava Kuvvetleri Komutanlığına getirmiştir.Orman bölge müdürlüğünü de Antalya’dan Isparta’ya getirtmiştir.Bay Abdullah Gül ve Bay Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye Cumhuriyetini,Türk ulusunu,Türk ulusal değerlerini yok ederek,ülkemizi parçalara bölmek için görevlendirilmişlerdir.Hâlâ kavrayamadınız mı?!Demokrat Partinin iktidarı boyunca TBMMECLİSİ BAŞKANLIĞINDA bulunan Refik Koraltan ile ilgili aydınlatılmamış bir konuda merakım var:Bir Parlamento heyetiyle Tokyo’ya giden Meclis başkanı Refik Koraltan,Türkiye’nin Japonya büyük elçiliği konutunda ağırlanmıştı.Uzun yıllar ATATÜRK’ÜN özel kalem müdürlüğünde bulunmuş olan Süreyya Anderiman,30 mayıs 1957’den beri büyük elçimiz olarak bulunmaktaydı.28 Eylül 1959 tarihinde,Rahmetli Süreyya Anderiman,eşini tabanca ile vurarak öldürdükten sonra intihar etmişti.Japon hükümeti,özel bir uçakla tabutlarını ülkemize göndermişti.Ertuğrul Firkateyni faciasından  felaketinden kurtulan denizcilerimize özel bir savaş gemisiyle İstanbul’a göndermişlerdi.Elçimizin bir notunun bulunduğu açıklanmış,intihar nedeni açıklanmamıştır.Olaya Refik Koraltan’ın neden olduğu fiskosu hâlâ açıklanmamıştır.Bilgilerinizi.

 




 

        

 

 

24 Ekim 2016 Pazartesi

2096/AKLIMDAKİ KEMALLER.


       TC.                                                                                                                                                                                                 OSMANTÜRKOĞUZ                                                           osmanturkoguz@gmail.com                                                                                
TV.İzmir;24 Ekim 2016.

                    AKLIMDAKİ KEMALLER?!

        Hiç denediniz mi bilmiyorum, ben çok denedim: Bir insana bir isim söylediğiniz zaman, o kişinin bellek nöbetçisi en etkili ismi çıkarmaktadır. Ya kişinin çok sevdiği ya da çok nefret ettiği isim söylenmektedir. Bendeniz de ne zaman Kemal Kılıçdaroğlu adını duysam, tüm Kemaller aklıma gelmektedir:

        Namık Kemal,          

Mustafa Kemal,

Ali Kemal,

Yahya Kemal

Yaşar Kemal,

Yıldırım Kemal,

Şehit Kemal,

Ohrili Kemal,

Kara Kemal,

Ustura Kemal,

Kemal Paşa,2000 jandarma eriyle, Tavşancıl’da Kuvayı Milliyeci Yahya Kaptanı öldürten/08 Ocak 1920/,İstanbul’un jandarma umum kumandanı Hain.

Sünnetçi Kemal,DERSİMLİSEYYİT KEMAL!?

 

       

23 Ekim 2016 Pazar

2095/SENSİZLİKTE SENDE YAŞAMAK.


                   TC.                                                                                                                                                                                               OSMAN TÜRKOĞUZ

                   SENSİZLİKTE SENDE YAŞAMAK!

Bir zaman diliminde doğar, büyür insanlar;

Mutlu ve mutsuz bir zaman diliminde yaşarlar.

Bir zaman diliminde ölümle kucaklaşırlar,

Bir zaman diliminde de ölümle anılırlar…

Bir dert gibi işlemişsin gönlüme, tedavisiz, amansız;

Seni yaşıyorum geçmişte, sende yaşıyorum gelecekte,

Mekânsız ve zamansız…

Seni yaşıyorum günle gün boyu,

Sende yaşıyorum aylarca ve mevsimlerce.

Seni yaşarım yıl be yıl, ay be ay

Gün be gün ve her gece.

Seni yaşarım bir hırsız gibi cümle, cümle

Satır, satır ve hece, hece…

Bir film şerididir yaşantım, resim, resim işlemişsin içime,

Ve gönlümde oynatırım bu filmi,

Renklerinde içimde, güzelliğin  ve tüm sırların  içimde…

İzleyiciler

Blog Arşivi