TC.
OSMAN
TÜRKOĞUZ
TV.Çeşmealtı,27Haziran2016.
Kadın düşmanlığı Tevrat’tan kopyadır?!Usanmadan okumalısınız:Araplarda:bir
erkek,bir kılıç,bir mızrak,bir yay ve bir
sadak oktur.Bunlar da Yağma,Soygun ve Katliamlar için yeterlidir.Onun için de
erkek önemlidir.KADINLAR DA HER İKİ DÜNYADA DA ALLAH ADINA SEKS KÖLESİDİR.ARAPMÜSLÜMANLIĞININ
ESASI DA BUDUR.HİÇ KIVIRTMAYIN*!
Eski İsraillilerin inancına göre,
kadınlardan da peygamber olurdu. Ellibeş İsrail peygamberinin Yedisi kadındı.
Yedi kadın peygamberin adları bilindiği halde,48 erkek peygamberin pek
üzerinde durulmamıştır. Kadın peygamberler şunlardır:
1-Miryam,2-Deborah=Dvora, Yargıç/İsraillilerin
anası/,3-Hulda,4-Sarah,5-Abigail,6-Ester,7-Hannah.
KADIN PEYGAMBERLER:
“
Tevrat’ın Tekvin 15--20 ayetinde Peygamber Miryam’dan,
Hâkimler 4--4’de Peygamber Deborah’dan, 2. Tarihler 34--22 de
Şallum’un karısı Peygamber Huda’dan, Nehemya 6--14 de Peygamber Nadya’dan
söz eder. Aynı şekilde, İncil Luka 22-- 36 da “Aşer oymağından
Fenuel’in kızı Anna adında çok yaşlı bir peygamber vardı. Genç kız
olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. ”
ifadeleriyle bir başka kadın peygamberden bahsedilir.”
Deborah, Hâkimler Döneminde yaşamış,
Kâhin, Hâkim ve Kadın peygamberdir. Tevrat,Hâkimler5’te yazılı olan Deborahın
türküsü adlı şiiri okuduğu için İsrailin anası sayılır. Bap:5,s.252.”Ve o gün
Debora ve Abinoam oğlu Barak terennüm edip dediler:1”Reisler İsrail’e reislik
ettikleri için,2Kavme gönüllü olarak kendilerini verdiği için RABBİ takdis
edin.3Ey kırallar dinleyin, Ey emirler kulak verin: RABBE ben terenüm
edeceğim. İsrailin Allahı RABBE taganni edeceğim…”
“Muharref Tevrat’ta Kadın.” MUHARREF: Tahrif edilmiş,bozulmuş,asıl anlamından uzaklaştırılmış?!Tevrat,İsrailli din adamları tarafından bölüm,bölüm yazılmıştır.Aslı da 10/13 Emirdir.Tevrat,39 kitaptır.Tora-Tora ADLI BEŞ KİTAP Musa’ya aittir.İkinci kitabı da İsrailli bir kadın yazmıştır.Tevratın ve İncilin bozulması Müslümanların uydurdukları bir masaldır.Yaşlı dincilerin yazdıkları bölümlerde İsrailli kadınlar gözardı edilerek İslama bu şekilde örnek oluşturmuşlardır.İncillerde,Pavlos’un ve diğer din ulularının mektuplarındaki cümleler de Tanrı kelamı gibi ayet olarak kabuledilmiştir.Ostüzü. “Kadın hor, erkek çok üstündür: "Çünkü kocan, seni yaratandır." (İşaya, 54/5, s. 714). "(Rab Allah) Kadına dedi:” Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım; ağrı ile evlat doğuracaksın. Ve arzun kocana olacak, o da sana hâkim olacaktır. Ve Âdem'e dedi: Karının sözünü dinlediğin ve: Ondan yemeyeceksin, diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için, toprak senin yüzünden lânetli oldu." (Tekvin, 3/16-17, s. 3). Ahd-i Cedid'deki kadını aşağılayan ifadeler için bkz. Pavlos'un Efesoslulara Mektubu, 5/22-24, s. 201 ve Pavlos'un Korintoslulara I. Mektubu, 11/3-9, s. 177). "Kadının öğretmesine ve erkeğe hâkim olmasına izin vermem, ancak sükûtta olsun. Âdem aldanmadı. Fakat kadın aldanarak suça düştü." (Pavlos'un I. Timoteos'a Mektubu, 2/11-15, s. 218). Kadın (Havvâ) Âdem'in kaburga kemiğinden yaratıldı: Tekvin, 2/21-23, s. 2). "Çünkü kocan seni yaratandır; onun ismi orduların Rabbidir ve seni fidye ile Kurtaran İsrail'in Kuddûsüdür; ona bütün dünyanın Allahı denecektir." (İşaya, 54/5, s. 714) Âdet gören kadın murdardır: "Ve eğer bir kadının akıntısı olur ve bedeninde akıntısı kan olursa yedi gün murdarlığında kalacak ve ona her dokunan akşama kadar murdar olacaktır. Ve murdarlığında üzerinde yattığı her şey murdar olacak, üzerinde oturduğu her şey de murdar olacaktır. Onun yatağına dokunan her adam, kadının üzerinde oturmakta olduğu herhangi bir şeye dokunan her adam murdar. Kadının oturmuş olduğu yatak üzerinde bir şey varsa adam ona dokunursa akşama kadar murdar ve eğer âdet zamanında değilken çok günler kan akıntısı olura murdardır. Yatağı, üzerine oturduğu herşey murdar. Bu şeylere dokunanların hepsi murdar olacak ve esvabını yıkayacak ve suda yıkanacak ve akşama kadar murdar olacaktır. Fakat akıntısından tâhir olursa, o zaman kendisine yedi gün sayacak ve ondan sonra tâhir olacaktır. Ve sekizinci günde iki kumru veya iki güvercin yavrusu alıp, kâhine getirecek. Kâhin takdime edecek onun için murdarlığının akıntısından dolayı Rabbin önünde keffâret edecektir." (Levililer, 15/19-32, s. 114-115). “Kadın erkekten yaratıldı, erkek kadından değil, Kadın erkek için yaratıldı.”Tevrat. BİZİM SALAKLARA GÖRE DE, BİR ERKEKİN KALKTIĞI SANDALYE’YE SOĞUMADAN OTURAN KADIN SANDALYE ZİNASI YAPMIŞ SAYILIR. RECMİ GEREKİR.
Nisa (4) / 34 Erkekler, kadınlar üzerinde hâkim
dururlar, çünkü bir kere Allah birini diğerinden üstün yaratmış ve bir de
erkekler mallarından harcamaktadırlar. Bunun
için iyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın korumasını emrettiği şeyleri,
kocalarının yokluğunda da korurlar. Serkeşlik etmelerinden endişe ettiğiniz
kadınlara gelince; önce kendilerine nasihat edin, sonra yataklarında yalnız
bırakın, yine dinlemezlerse dövün. Cinsiyet ayrımcılığının daha açık bir
tarifi herhalde olamaz. ‘Hâkimlik’, ‘Üstünlük’, ‘İtaat’ ve ‘Dayak’...
Açıklama gerektirmeyecek kadar niyeti aşikâr bir ayet?!
“ Orduların Rabbi şöyle diyor: “simdi git, Ameleki vur,onların her
şeyini tamamen yok et ve onları
esirgeme,ve erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden
eşeğe Kadar hepsini öldür?!” Tevrat, s.292.
(Tevrat. 1. Samuel 15 / 2-4) .
TEVRAT: “Onları ateş yakacak. Alevlerin elinden canlarını
kurtaramayacaklardır.” (İşaya, 47/14).
“Senin hasımlarını ateş yiyip bitirecek (İşaya 26/21).
“Ve kavimler kirecin yanması gibi,
kesilip ateşle yakılan dikenler gibi olacaklar.” (İşaya, 33/12). “Hepsini Rab
onunla vuracak ayakları üzerinde dururken etleri eriyecek ve gözleri
çukurları içinde eriyecek ve ağızlarında dilleri eriyecek.” (Zekerya, 14/12).
“”Elin bütün düşmanlarını bulacaktır. Senin gazap zamanında onları yanan
fırın gibi edeceksin. Rab hiddetinden onları yutacak ve ateş onları yiyip
bitirecektir. (Mezmurlar, 21/9).
TEVRAT: “Burnunu ve kulaklarını kesip
düşürecekler. Ve senden arta kalan kılıçla düşecek.” (Hezekiel Bölümü,
23/25). “Sizi kılıcın kısmeti edeceğim ve hepiniz boğazlanmak için
bekleyeceksiniz.” (İşaya Bölümü, 65/12). “İşte kor ateşine üfleyen ve işine
göre silah çıkaran demirciyi ben yarattım; harap etsin diye helak ediciyi ben
yarattım.” (İşaya, 54/16). “Bak İsrail, bugün milletler üzerine kökünden
sökmek için ve yıkmak için, helak etmek ve yok etmek için seni koydum.”
(Yeremya, 1/10). “Sen benim topuzumsun ve cenk silahımsın. Ve seninle
milletleri kıracağım ve seninle ülkeleri helak edeceğim.” (Yeremya, 51.19.20) “İki memen
sanki bir çift geyik yavrusu. Kaptın gönlümü kızkardeşim, yavuklum.
Okşamaların ne güzel kızkardeşim, yavuklum.” (Tevrat, Neşideler Neşidesi,
4.5.9-10). “Ve büyük kız küçüğüne dedi: Gel babamıza şarap içirelim... Onunla
yatarız... Ve o gece babalarına şarap içirdiler ve büyük kız gidip babasıyla
yattı. Ve öbür gece dahi babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp
onunla yattı.” (Tevrat, Tekvin 19, 31-35). “Ellenmemiş,
dillenmemiş tomurcuk memeli onbeş yaşındaki kızlar!”Kur’an.
Kızların, babalarının soyunu
sürdürmek için girdikleri bu ilişkilerin sonucunda birer oğlan doğuruyorlar.
Bu oğlanlardan biri Moablıların, diğeri de Amanoğullarının atası sayılıyor. “Aralarına
seni dağıttığım milletlerin hepsini bütün, bütün sona erdireceğim fakat seni
sona erdirmeyeceğim.” (Tevrat, Yeremya, 30/11). “Çok kavimler ezeceksin ve
onların kazancını Rabbe ve onların mallarını bütün dünyanın Rabbine tahsis
edeceğim.” (Tevrat, Mika, 4/13“Çok kavimler ezeceksin ve onların kazancını
Rabbe ve onların mallarını bütün dünyanın Rabbine tahsis edeceğim.” (Tevrat,
Mika, 4/13). “Ve seni sıkıştıranların oğulları sana eğilerek gelecekler.
Senin ayaklarının tabanında yere kapanacaklar ve sana Rabbin şehri İsrail
Kudüsü’nün Siyonu diyecekler.” (İşaya 60/14). “Ve Krallar sana uşak ve
Kraliçeler sana dadı olacaklar, yere kapanıp ayaklarının tozunu
yalayacaklar.” (İşaya 49/23). “Milletlerin servetini yiyeceksin ve onların
izzeti size geçecek.” (Tevrat, İşaya, 61/6).
“Allah’ın Rabbin sana miras olarak
vermekte olduğu bu kavimlerin şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ
bırakmayacaksın. Allah’ın Rabbin sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin.”
(Tevrat, Tesniye 20.16.18). KABBALA’DAN: “Yahudi, yaşayan insanlaşmış
Tanrıdır... Yeryüzünde Tanrı, Yahudinin yüz hatlarda kendini aşikâr kılar.
Diğer insanlar tamamıyla dünyevi, aşağı ırktandır. Onlar sadece Yahudilere
hizmet için yaşamaktadırlar... Hahamların sözleri canlı Tanrının sözleridir.”
“İsrail
oğulları, yaptıkları her türlü toplumsal olayları, tanrılarının emir ve
desteklerine dayandırmaktadırlar.
Bu konularda, Tevrat’a bir göz atmak yeterlidir
sanıyorum:
“İsrail, Doğu Filistin’i
tamamıyla ele geçirmek için giriştiği savaşların en zorlusunu bundan sonra
yapar. Midyani’lere karşı imha savaşı! Lut’un torunları oldukları söylenen
Moab’lılarla hısım sayıldıkları için İsrail oğulları onları esirgemektedir,
ama Midyani’lere karşı amansızdırlar. ”H.Örs, Musa ve Yahudilik. S.135-136.”
Şimdi; Tevrat’ın Sayılar bölümü 31-7-19’uncu
ayetlerini hep birlikte okuyalım:
“Ve Rabbin Musa’ya
emrettiği gibi, Midyan’a karşı cenk ettiler ve her erkeği öldürdüler…
İsrail oğulları, Midyan kadınlarını ve onların
çocuklarını esir aldılar ve bütün hayvanlarını, bütün sürülerini ve bütün
mallarını çapul ettiler ve içinde oturdukları bütün şehirleri ve bütün
obaları yaktılar.
Savaş sonrası; savaşçılar, aldıkları ganimetleri
ve esirleri getirince, Musa’nın tepkisi çok korkunç oldu:
“Musa onlara dedi:”Bütün
kadınları sağ mı bıraktınız?” İşte, İsrail Oğulları’nın, Peor-Baal-
meselesinde Balam’ın öğüdü ile Rabba karşı tecavüz etmelerine bunlar sebep
oldu. -Hâlbuki daha önce, Balamın İsrail’e iyilik dilemekten başka bir şey
yapmadığını gene Tevrat anlatmıştı—Ve böylece Rabbin cemaati arasında veba
oldu.
“Ve şimdi, çocuklar arasındaki her erkeği öldürün
ve erkekle yatmış olarak erkek bilen her kadını öldürün. Ve erkekle yatmış
olmayarak bilmeyen bütün kadın ve çocukları kendiniz için sağ bırakın.”
Sayılar:31-7-19.”
“Ve bütün İsrail, orada
onun ardınca zina ettiler ve Gideon’a ve ev halkına bir tuzak oldu.”
Hâkimler,8-27, Bütün bu tecavüzler ve yıkımlar; bir melek aracılığı ile
emirlerini ileten Yahve’nin emirleriyle olmaktadır. NOT: YAHVE=YAHOVA,
MUSA’NIN YAHUDİ KAVMİNİN RÜZGÂR TANRISIDIR. TEVRATI TERCÜME EDEN MÜSLÜMANLAR,
ONU ALLAH OLARAK TERCÜME ETMİŞLERDİR.
Tevrat, İsrail
Oğulları’nın bir bakıma tarihleridir. Tevrat’ın hangi bölümünün hangi tarihte
yazıldığı bilinmektedir.
Tevrat’ta; her sefer
dönüşü; ”binbaşıların, ganimet olarak yağmalanan altın ve kıymetli eşyaları
çadırlarında oturan Hahamlara verdiklerini”
yazmaktadır.Kur’anı Kerime göre de,Sekiz kısıma ayrılan yağma
mallarından Allah’a da1/8’lik pay ayrılmaktadır.Kadın ganimetlerde de bu esas
uygulanmaktadır.8/1-41ayetler.Şimdi de gelelim İslama:”Türk,baban dahi olsa
öldür?!Hadis.”Tüm dünya Müslümanlarını Müslüman Kureyşliler yönetecektir.Tüm
dünya Kâfirlerini de Kâfir Kureyşliler yöneteceklerdir.”Hadis.Ümmetçilikten
söz eden Arap milliyetçisi Muhammet!?
Hz.Muhammedin Türk
düşmanlığı:”Özellikle "Türkler" için "hadis"ler vardır.
Türkler için hiç de iyi şeyler söylemeyen bu hadisler, örnek ve yürekli bilim
adamı Prof. Dr. ilhan Arsel'in "Arap Milliyetçiliği ve Türkler"
adlı kitabında çok çarpıcı biçimde yer almakta. ( Bkz. istanbul, 1987,
inkılâp Kitabevi, s. 18 ve öt.)ERTUĞRUL AYDIN, NASIL MÜSLÜMAN OLDUK? ŞERİAT
VE KADIN, PROF.DR. İLHAN ARSEL.
Hz. Muhammed’in Türk düşmanlığı?! Kendilerini "Müslüman" sayan "Türkleri Muhammed, "Müslüman" saymak şöyle dursun; "düşman" diye ilan etmiştir. İslam dünyasında en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında da bu var. Başlı başına bir bölüm olarak. Bölümün adı da çok İlginç: "Kıtalu't-Türk". Anlamı da: "Türklerle öldürüşmek (savaş)". Buhari'de, Ebu Davud'da ve Tirmizi'de bölümün adı bu. ibn Mace'de "Babu't-Türk", yani "Türkler Bölümü". Müslim'deyse, "Kıyamet alametleri" arasında yer alıyor. Muhammed, "Peygamberliğinin bir kanıtı" olarak, gelecekten haber verirken, Kıyametin bir alameti olarak Türklerle nasıl çarpışılacağını, Müslümanların, Türkleri nasıl öldüreceklerini de anlatıyor. Hem Türk diye ad vererek, hem de tarif ederek, yüzlerinin, gözlerinin, burunlarının, derilerinin, renklerinin nasıl olduğunu anlatarak. Anlaşılan o ki, Türkler konusunda kendisine bir takım bilgiler verilmiş. Muhammed'in anlatmasına göre, "Türklerle öldürüşme", taa "Kıyamet"e dek söz konusu. Kıyametin bir alameti olarak da Müslümanlar, yeryüzündeki Türkleri öldürüp temizleyecekler. Yoksa kıyamet kopmayacak. İşte hadislerden bir kesim: - Müslümanlar, Türklerle öldürüşmedikçe, kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi, üst üste binmiş (kalın) derili, kırmızı çipil gözlü olan bu toplumlar kıldan çadırda oturur, kıldan ayakkabılar giyerler."( Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Melahim/9 Babun fi Kıtali't Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu'l-Cihad/ Babu Gazveti't-Türk...) -"Siz (Müslümanlar), küçük gözlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Buhari, e's-SAhih, Kitabu'l-Cihad/96; Müslim, e's-Sahih, kitabu'l-Fiten/62 hadis no: 2912; Ebu Davud, Sünen, hadis no: 4304; Tirmizi, h. no: 2251; ibn Mace, h. no: 4096-4099) "KITALU'T-TURK" HADİSLERİNDEN. "Türklere karşı kıtal, kesinlikle olacak."... (Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Cihad/96).
"Şu da kıyamet alametlerinden: Kıldan
(keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü,
yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplulukla vuruşmanız-öldürülmeniz
kıyamet alametlerindendir. Siz (Müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık
burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle
öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz."( Bkz. Buhari, e's-Sahih,
kitabu'l-Cihad/95; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/66, hadis no: 2912; ibn
Mace, h.no: 4097-4098).
- "Sizinle(siz Müslümanlarla), küçük (çekik) gözlü toplum, Türkler savaşacaktır. Siz onları, üç kez önünüze katıp süreceksiniz. Sonunda Arap Yarımadası'nda karşılaşacaksınız. Birincide, onlardan kaçan kurtulur. İkincide kimi kurtulur, kimi yok edilir. Üçüncüdeyse onların tümü kırılacaktır."(Ebu Davud, sünen, hadis no: 4305.) Muhammed'in, bugün kendisine "Peygamberimiz, efendimiz" diyen Türklere bakışı tutumu budur işte. İnsanlara "insan" olarak bakmak gerekir. Hangi ırktan, hangi renkten ve hangi "din"den olurlarsa olsunlar ya da hiçbir dinden olmasınlar. Ama "dinler", "dinliler", "ırkçılar" böyle bakamamakta. Yahudi’si, Hristiyanı, İslam inanırı hep birbirine düşman. Irkçılar da kendi ırklarından olmayanlara karşı böyle. Bugün dünyamızın yaşadığı nice acı olaylarda, bu ilkelliğin payı az değildir. Bunlardan arınmalı artık insanlık. Yoksa acımasızlıklar, acılar, gözyaşları sürüp gidecektir. Arap Kavminin Türk Düşmanlığı Duygularıyla Yoğrulmasını Sağlayan Kur'an Ayetleri Muhammed'in Günlük Siyasetinin Sonucudur Kuran’ın Kehf ve Enbiya surelerinde "Ye'cuc" ve "Me'cuc" adları geçer ki, Araplar ve tüm insanlık için felaket kaynağı sayılan bir milleti tanımlar ve bu millet, Muhammed'in söylemesine göre, Türklerdir. Konuyu Arap Milliyetçiliği ve Türkler başlıklı kitabımda incelediğim için burada kısa bir özetleme ile yetineceğim. Muhammed'in söylemesine göre Tanrı, insanlığa zarar veremesinler diye vaktiyle Orta Asya'daki Türkleri bir set ile çevirtmek istemiş ve bu işi yapmaya da ZülKarneyn'i (ki "Büyük iskender" diye bilinir) görevli kılmıştır. Kehf Suresi'ndeki anlatışa göre Tanrı tarafından "iktidar ve kudret sahibi" kılınan ZülKarneyn, güneşin battığı bir yere gittiğinde "kâfir" bir milletle kaşılaşır. Tanrı ona şöyle emreder: "Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin." ZülKarneyn, kendisine verilen emre uyacağını söyleyerek yoluna devam eder ve bu kez güneşin doğduğu yere gider. Orada bir kavme rastlar ki, Tanrı "onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştır. " Sonra yine yoluna devam eder ve bu kez iki dağ arasında bir yere ulaşır; görür ki orada hiçbir sözü anlamayan bir kavim yaşamaktadır. Bunlar ZülKarneyn'e şöyle derler: * Kehf Suresi, ayet 8389; Enbiya Suresi, ayet 96. "Ey ZülKarneyn! Bu memlekette Yecuc ve Me'cuc/TEVRAT’TA GONG—MEKONG/ bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?" ZülKarneyn onlardan para istemez, sadece kendisine güç vermelerini söyler Ye'cuc ve Me'cuc olarak tanımladığı bu Türkleri Muhammed, mümkün olduğu kadar tiksinti verici kılıkta göstermeye çalışmış ve örneğin "yayvan suratlı, basık burunlu, kırmızı yüzlü" olarak tanımlamıştır. Ve anlatmıştır ki, bu Türklerle savaşılmadıkça ve onlarla öldürüşülmedikçe kıyamet günü gelmiş olmayacaktır. Bu konuda bıraktığı hadislerden biri şöyle:”Türk,baban bile olsa öldür!?Emevi ve Abbasi Komutanları,huzurlarına getirilen Türk Esirleri için ,aynı kararlarını üç defa tekrar etmişlerdir:”ÖLDÜR!?ÖLDÜR?!ÖLDÜR?!
“Kuranda Savaş .”
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
28 Haziran 2016 Salı
2020/KADIN HOR--ERKEK ÜSTÜN!*
26 Haziran 2016 Pazar
2019/TERÖRİSTLER KADAR GURURLU VE CESUR OLABİLMEK!
TC.
OSMAN
TÜRKOĞUZ
TV.
Çeşmealtı;26 Haziran 2016.
TERÖRİSTLER
KADAR ONURLU VE GURURLU OLABİLMEK?!
İnsanlık
tarihinin en büyük şov yıldızlarından birisi olan Bay Recep Tayyip Erdoğan yine
de zırvalayarak bit itirafta bulunmuş:
“TERÖRİSTLER
KADAR ONURLU VE GURURLU OLAMAZSAK BU SAVAŞI KAZANAMAYIZ!?Teröristler GURURLU VE
ONURLU iseler,onların ayağına Oslo’ya ve İmralı’ya giden,onlara çadır
mahkemeleri gönderen Sizler gurursuz ve
onursuzsunuz demektir.Türk Silahlı Kuvvetlerine,”PKKLILARA SAKIN DOKUNMAYIN”
EMRİNİ VEREN SİZLER ONURSUZ VE GURURSUZSUNUZ demektir.Hergün, Sizin yüzünüzden
Şehitler veren Türk Silahlı Kuvvetlerini töhmet altında bırakacak kumpaslardan
vazgeç.Gururlu ve Onurluysan, “ALDATILDIM!” VE”PARALELCİ” MASALLARINA
SIĞINMA,MİLYARLARINI VE GEMİCİKLERİNİ AL DA İSRAİLE ÇEK GİT.ÇOK KOKTUNUZ GARİ?!
25 Haziran 2016 Cumartesi
2018/ÖLÜ SİKİCİLİĞ/NEBBAŞLIK!
TC.OSMAN TÜRKOĞUZ
TV.osmanturkoguz@gmail.com
İzmir;16 Ağustos 2013.Osmanlı mirasçıları içindir! SAYIN RECEP BEYİMİZİN CAN DOSTU MURSİ'NİN BİR YASA ile MISIR'DA SERBEST BIRAKTIĞI NEBBAŞLIK, OSMANLIDA DA SERBESTTİ. SİZE, EY MURSİ VE BAY RECEP HAYRANLARI, GEREKLİ OLUR DEYU DÜŞÜNDÜM DE.ULAN DÜMBÜKLER,ULAN ÖLÜ ŞAPILIR MI?!SÜREKLİ YAYINIM?!
ÖLÜ SKİCİLİĞİ NEKROFİLİ! NEBBAŞLIK?!
Önce, Iranın efsanevi lideri HUMEYNİ’NİN BİR FETVASINI OKUYALIM. Okuyalım da Mustafa Kemal Atatürkümüze şükredelim. İslam ülkeleri, ilkel Araplara anlatılan, BİLİM VE AKIL DIŞI masalları aynen günümüze taşımaktadırlar. Bunlara da Ulema denilmektedir. OLAYLARIN İÇİNE aklı sokmamaktadırlar. Muamele ayetlerini de İbadet ayetleri ile bir tutmaktadırlar. Zaman değiştiği halde Müslüman ülkelerin insanları ortaçağı yaşamaktadırlar. İnsan aklının ve pozitif bilimin yaratmış olduğu yasaları da kabul etmemektedirler. Kuranda evlenmeleri yasaklanan kadınlarla, ana, bacı, hala, teyze ve kız kardeşle ve dahi torunla cinsi münasebete de izin vermektedirler. Bilim çağında, Müslüman ulemasının! Bu saplantıları nedeniyle Müslümanlık çok zor günler yaşamaktadır. İSLAMIN, İSLAM KADININ KURTULUŞU, MUSTAFA KEMAL’İN YOLUNU İZLEMEKLE MÜMKÜNDÜR. DİN, YERALTINDAN ÇIKARILIP, YERYÜZÜNE GETİRİLMELİDİR. KADINLARIN, TANRI EMRİYLE! HER İKİ DÜNYADA SEKS ARACI YAPILMALARI DA MUTLAKA ÖNLENMELİDİR. Zaman değiştiği halde, AHKÂM/HÜKÜMLER/ değişmeden aynen ibadet hükümleri gibi uygulanmaktadır. Biz Kemalistler, dinlere karşı değil, dinlerin çıkar amacıyla, bilime, akla ve yasalara karşı kullanılmasına, halkı aldatma aracı yapılmasına karşıyız.Ahlaksız politikacıların,dini inançları afyon olarak kullanmasına da şiddetle ve nefretle karşıyız.BAKARA=MAKARA,ONCA RÜŞVETTEN SONRA İFTAR YEMEĞİ VERMİŞ?
“Bir erkek,koyun,inek,deve gibi hayvanlarla seks yapabilir,oşandıktan sonra ancak bhayvanı öldürmelidir.Etini kendi köyündeki insanlara satamaz,komşu köylerde satmasında sorun yoktur.”Tahrir el Vesileh,Ruhullah Humeyni.
“islamcılar çıldırmış olmalı.”OKULDA,HAYVANLARLA VE ÖLÜLERLE CİNSEL İLİŞKİYE “OLUR” DİYEN KİTAP.Okulda hayvanlarla ve ölülerle cinsel ilişkiye “olur” diyen kitap.Bursa Cavit Çağlar Ortaokulu Müdürü Nurettin Köksal,”yazarı tanıyorum” diyerek,”ölü hayvanlarla cinsel ilişkiye girilebileceği”ifadelerinin yeraldığı kitabı okulda dağıttı.”Basın.
“Her işin bir adabı vardır derler ya işte o...
1980’lerde Adana’da geçmiş bir olay; genç bir kız zehirlenerek ölmüş... Savcı kararıyla toprağa verildiğinin ertesi günü çıkartılacak ve otopsi yapılacaktır... Ama o ne, merhume ortalarda yoktur... Sorarlar bekçiye “nerde” diye... Adam panik olur... Derken bekçinin evinde yatağın altından çıkar Hatun... Savcı kafayı yer bağırır; “nasıl yaptın lan bunu”... Bekçi izah eder; “dün gece topraktan çıkardım Beyim, sonrada aha şu tenekede ısıttığım suyu Rahmetlinin karnına döktüm, ısınıp yumuşayınca oldu” Gönderilme tarihi, 08 Ocak 2013 - 08:36 OS.
“Kuran'da Nekrofili'ye (ölü sevicilik) değinilen bir Ayet hatırlamıyorum. Ama Hadis kaynaklarında mevcut…
Eğer bir Namaz Hocası isimli kitaba bakarsanız, o kitaplar içinde gusul gerektiren durumlar başlığı altında Nekrofili'den söz edilir. Derler ki; ölüyle cima yapan (çifleşen) kişiden Eger meni geldiyse gusul gerekir, gelmediyse gusule gerek yok… “İnternette, bir Müslüman ulemasının! Fetvası! PS:ÖLÜM, BOŞANMA NEDENİDİR,EVLİLİK BİTMİŞTİR.NE DEMEK KOCASI ÖLMÜŞ KARISINI ALTI SAAT İÇİNDE ŞAPAR!ÖLEN KADINI KORUMAK EN YAKIN AKRABALARINA DÜŞER.
“Ölülerle ve hayvanlarla yapılan cinsi münasebette inzal/boşalma/vaki olması”,veya “Arada bir özrü yokken kadının her hangi bir yerine dokunarak meninin gelmesi veya el ile istimna/Masturbasyon/otuzbir çekmek/”,veya”Dişlerden çıkan kan tükürükten çok olur da boğaza gider ve tadı hissedilirse”bu gibi ahvalde oruç bozulur ve bunlar kazayı gerektiren şeyler imiş!Yani yukarıdaki hükümde dendigi gibi olmaz ve inzal olmaz ise veya özürü var iken kadının bir yerine dokunur iseniz orucunuz bozulmuş olmayacaktir.Bunungibi”Öperkenmeninin gelmesi”,veya”Dübüre,kulağa ve buruna konan ilacın içeriye ulaşması “halinde de oruç bozulur ve fakat kefareti gerektirmeyip sadece kazayı gerektiren bir durum doğar imiş.”
“Yukarıda tırnak işareti arasına aldığımız cümleler, Devletin resmi bir kuruluşu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi yayın aracı olan “DİYANET DERGİSİ” İLE ”DİYANET GAZETESİ’NDEN, hiçbir kelimesi değiştirilmeden ayniyle çıkarılmış satırlardır. Bu hükümler Başkanlık “Hadis” veya “Hadisi Şerif” olarak halkımıza ve din okullarındaki yavrularımıza sunmakta ve kaynak olarak ta Celâleddin Es Suuti’nin “Feth-ül Kebiri’ni vermektedir””Bu hadisler, DİBaşkanlığınca yayınlanan “Diyanet Gazetesi’nin” 01 Kasım 1970 günlü ve üçüncü sayısının 14’üncü sahifesinde”Orucun Fıkhı Hükümleri” başlığı altında yayınlanmıştır. Profesör Dr. İlhan Arsel,”Devletin Anayasaya Ters Düşen Davranışları, s.37,1974. “Devletin Haysiyetini Çiğneyen Zihniyet! Mısırdaki Amerikan Uşağı ve Amerikan Vatandaşı Mursi; bu iğrençlikleri anayasına koyacaktı. PS: Beş çocuğunun ÜÇÜ DE Amerikan vatandaşıdır! ÖLÜ SEVİCİLİĞİ/NEKROFİLİ!
OSMANTÜRKOĞUZ osmanturkoguz@gmail.com Çeşmealtı;29Mayıs2012. ÖLÜ SEVİCİLİĞİ NEKROFİLİ! “ Başka bir mitos, eski Yunan'da Tiran Periandre ile ilgilidir. Karısı Melissa ölüyor; buna rağmen, Periandre karısıyla ilişkisine devam ediyor ve bu ilişki ölü seviciliğinin-Nekrofili'nin ilk örneği sayılıyor. Ölü sevicinin asla vazgeçemeyeceği, onsuz olamayacağı iki yolu bulunuyor; sevdiği, beğendiği insanın varlığı altında ezildiği için onu öldürüyor ve onun cansız bedenini esas alıyor.”Başaramamak korkusu ile diriden çekinmek. Ostüzü. İslam Dininin büyük Ulemalarına ve en eskiye dayanan bir izne göre de eşleri ölen kadın ve erkek, ölümün vukuu bulduğu andan sonraki altı saat içersinde ölü ile çiftleşmesi, ölümle boşanma hukuken meydana geldiği halde, ölünün ırzına geçmesi dinen vaciptir. Bu hususta fetvalar bile vardır. Bir kadının ölmüş olan eşi ile nasıl çiftleşeceği anlaşılamamıştır! Bu bir ruh hastalığıdır. Diri kadınlarla birleşememe korkusu kişiyi ölüye tecavüze yöneltmektedir. Mezara yeni gömülen kadın ve kızları mezardan çıkartarak onlara tecavüz olayları çokçadır. Laktik/süt asidi nedeniyle oluşan ölü katılığı da muayyen bir saat sonra çözülmektedir. Müslümanlık ölü sikiciliğini dinen kabul etmektedir. Bu konuyu işleyen Profesör Dr. Rahmetli İlhan Arsel’i dinsiz ilan etmişlerdir. Bazı Müslüman ülkelerinde dişi hayvanı düzmek meşrudur. Lübnan’da erkek hayvanın ırzına geçmek suçtur. Müslüman bir Afrika ülkesinde bir Müslüman resmen ve alenen dişi bir keçi ile evlenmiş ve keçiye pembe gelin elbisesi giydirmiştir. Keçi öldüğünde de komşuları eşi ölmüş gibi taziyede bulunmuşlardır.1950 senesinde, topal bir leylek göç kafilesine katılamadığı için Eyyübiye Türbesine sığınmıştı. Burada görevli imam Topal Leyleğin ırzına geçerken yakalanmıştı. Yemen’de ve bazı Müslüman ülkelerde kadınların Kilitorosları kesilerek sünnet edilmekte, bu nedenle de ölümler meydana gelmektedir. Klitoris olmadan kadınlar cinsel birleşmeden zevk alamamaktadırlar. Çok yaşlı kadınlarla evli kalmak ta o erkeği sübyancılığa itmektedir. Bir kadın öldükten sonra ölü kadının ırzına geçen Müslüman erkeği ölü yıkayıcılarına:”İki kere abdest aldırın !”Diyerek tembihte bulunur.”iyi günler. Diri kadınların ırzına geçen erkeklerden, Din Uluları ve’l İslam Ulemaları! Sayesinde ölü kadınlar için bile kurtuluş yok! “İbrahim Erboz dedi ki...
O.Ç DİNİMİZDE NEREDE VAR ÖLÜ SİKİCİLİĞİ, KLİTORİS KESİCİLİĞİ, GERİ ZEKÂLI MONTOFON YAHUDİ KIRMASI SAPIK APTAL! Benim Anama sövenin anasının yedikleri Van gölüne hoşaf, Abant gölüne de cacık olur! OSTÜZÜ.
Benim Bloğuma giren bu İslam Uleması! Yukarıdaki hakaretleri bana reva görmüş. Bu konudaki hadisleri ve Arap Ulemasından aktarılan bilgileri Diyanet İşleri Başkanlığı Resmi Gazetesinde yayınladığına göre, YUKARIDAKİ KARALAMALAR ONLARA AİT OLMAZ MI?
“Bir Yalçın kayayım bu ipnelikte/Bana çarpan Poyraz yeli kırılır/Çirkabızilletin dağılır gider/Dizime çıkmadan seli kırılır/Bana çifte atan Sapık Eşeğin/Kendi çiftesiyle beli kırılır!”
23 Haziran 2016 Perşembe
2117/J.GN K.YÜK.DİS.KURULU ÜYELERİNE.
TC.
OSMAN
TÜRKOĞUZ
TV.
Çeşmealtı;24 Haziran 2016.
JANDARMA YÜKSEK DİSİPLİN KURULUNA
AÇIKMEKTUP?!
Sayın
Komutanlarımız;
Sizlerin
hiç,dağ gibi kardeşiniz,başkalarının söz dinlemez hataları yüzünden şehit düştü
mü?!Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın;”Valilerimize PKKLILARI GÖRMEZDEN GELİN DİYE
EMİR VERDİK?!”İtirafını duydunuz mu?!Askere operasyon emri vermeyen valilerin
ve dolayısıyla AKEPE İKTİDARININ,PEKAKA’NIN ŞEHİRLERE SİPERLER KAZARAK, SİLAH
DEPOLARI OLUŞTURMASINA,BU NEDENLE DE ŞEHİRLERE YERLEŞEN AKEPELİLERİN ÇOK SAYIDA
ASKERİMİZİ VE POLİSİMİZİ ŞEHİDETMESİNE
NEDEN OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUNUZ?!DAĞLARDAN
ŞEHİRLERE VATAN HAİNİ BÖLÜCÜLERİN İNMESİNİİKTİDAR SAĞLAMAMIŞ MIDIR?ASLAN
GİBİ KARDEŞİNİ ŞEHİT VEREN BİR JANDARMA YARBAYININ BU GERÇEĞİ YÜKSEK SESLE
HAYKIRMASININ DİSİPLİNLİK NE YANI VARDIR?!DİSİPLİN GERÇEKLERİ SÖYLEMEYİ
EMREDER,YALAKALI DEĞİL?!İÇHİZMET KANUNUNDA DİSİPLİNİN TARİFİ YOKMUDUR?!SAYIN
JANDARMA YARBAYIMIZ MEHMET ŞAHBAZ’I ŞİKAYET EDENLER,AKITILAN KANIN SANIKLARI
OLDUKLARINI İTİRAF ETMİŞTİR.O,BİR KİMSEYİ HEDEF GÖSTEREREK SUÇLAMAMIŞTIR?!ASILSUÇLULAR
ŞİKAYETÇİLERDİR.SAYGILARIMLA..E.J.KOM.ALBAYI--HUKUKÇU.1953/8.
2116/İNSAN TANRILAR.
TC.
OSMAN
TÜRKOĞUZ
TV.
Çeşmealtı,05 Ekim 2015.VE ŞİMDİ?ALLAHIN RECEP’TE/TECELLİSİ/ ZUHURU,İSLAMA
AYKIRI, TAM BİR GALİYECİLİKTİR.SAPIKLIKTIR.
“Dini
kitapları okuyup anlayamayanlar dindar olurlar.Okuyup anlayanlar da
Ateist olurlar!?Nikola Tesla/1856/1941/Ünlü Hırvat asıllı fizik bilgini.
İNSAN TANRILAR?!
“Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’ın göğe yansıması ALLAHTIR?Bir AKP’Lİ Sapık?! Burada
bir yanlış anlatım vardır:Sayın Bay Recep,göğe yansımamış, tanrı olarak
yere indirilmiştir!
“Sayın
Recep Tayyip Erdoğan,son peygamberdir?”Bir AKP Sapığı daha?!
“AKP,Allah’ın
partisidir.Ona oy vermeyen,Mehti’nin gelişini engelleyen Kâfirlerdendir?!Mehmet
Metiner,AKP’NİN Yalaka Sapığı?!
“Sayın
Erdoğan’a iktidarı Allah vermiştir?! AKP Sapığı bir imam daha?!
“Allah
yetkilerini Tayyip’e vermiştir.Yağmurları o yağdırıyor,istese yağmur
yağdırtmaz!?Urfalı bir AKP Sapığı daha?!
“ALLAH
ölmeseydi,oyunu Recep Tayyip Erdoğan’a verirdi?!”Bir AKPE’Lİ SAPIK
DAHA.Yanıtım:Bir Sapık çıktı;Eski bir İmamı ALLAH/FİRAVUN/ yapmak için ALLAH’I
ÖLDÜRDÜ;bizim Allahımız,Mustafa Kemal’i Türk Ulusuna vererek insanlığın yüzünü
güldürdü?!Ostüzü.”Allah bir ulusa yardım etmeye karar verdiğin zaman,o ulusa
Mustafa Kemaller gönderir!?”İranlı bir gazeteci,1938,Tahran. Kişileri
tanrılaştırmak, çok tanrıcı dinlerden günümüze kadar taşınan GALİYECİLERE
MAHSUSTUR.AYETULLAHLIKTA TANRI AYETULLAHTA TECELLİ EDER.BİZDE DE BAY RECEPTE
TECELLİ ETTİRİLMİŞTİR.UTANÇ VERİCİ BİR AHLAKSIZLIKTIR BU.OKUYALIM:
Mağaralarda
ve ağaç kovuklarında yaşayan maymunumsu insanoğlu, doğa olaylarına bakarak bir
nedensellik kuralı ortaya koymuştur. Ormanlar yanmakta, nehirler taşmakta,
gökten yıldırımlar ve buz parçalarları yağmaktadır. Öyle ise, tüm bunlar
görünmez güçlerin eserleridir. İnsanların başlarına bela olan tüm bunlar, bazı
insanların yapmış oldukları hataların eseridir. Bu belalardan kurtulabilmek
için bu görünmez güçlere kurbanlar sunmak,bu belalara neden olanları da
cezalandırmak gerektir!? Hükmüne varılarak, insanlar kurban edilmiştir.
Aztekler, tüylü yılan/Guatzekuatıl/tanrısına senede 20.000İnsan kurban
etmişleridir. Mayalar da bu tanrının adı Kukul-kan olarak değiştirerek aynen
alınmıştır. Değişik toplumlar, diğer toplumların tanrılarını ya aynen ya da
adını değiştirerek kabul etmişlerdir. Dünyamızın çeşitli yörelerindeki
toplumlar, birer tanrısal âlem yaratarak bunları bir baştanrıya bağlamışlardır.
Tanrıları, insanların yönetim sistemi gibi bir sisteme bağlamışlardır. Önceleri
soyut olarak düşünülen tanrılar, sonraları heykelleriyle
somutlaştırılmışlardır. Tanrı kavramı soyutlaştırıldıktan sonra, ihtilafların,
yağma ve katliamların kaynağı olmuştur. Antik toplumların tanrı ailelerini
görelim
Önce,
Gılgamış Destanının Tufan anlatımında geçen bazı Sümer tanrılarının adlarını ve
evrensel görevlerini görelim:
ANULAN),Yukarıdaki Büyük tanrıların atası.
ENLİL: Yerin, yelin ve evrensel havanın tanrısı.
NİNURTA(NİN GİRSU):Savaş tanrısı.
EA(ENKİ):Anu’nun çocuğu, tatlı suların ve bilgeliğin tanrısı, sanat koruyucusu.
ŞAMAS: Güneş, Istar’ın hem kocası hem de kardeşi.
SULLAT: Fırtınanın ve kötü havanın habercisi.
HANİŞ: Fırtınanın ve kötü haberin göksel habercisi.
HERGAL: Yeraltının ve Vebanın tanrısı.
ANUNNAKİ: ANU’NUN soyundan gelen ÖLÜM YARGIÇLARI.
İŞTAR: Bereket, aşk ve savaş tanrısı, ANU’NUN kızı.
NİSİR DAĞI: Utnapiştim’in gemisinin Tufandan sonra karaya oturduğu dağın adı.
Kurtuluş Dağı.
UTNAPİŞTİM: Eski Babil’de Utnapiştim’in. Sümerlerde Ziusudra diye anılan Bilge
Kral ve Şurrupak Rahibi. Irmakların ağzı Mezopotamya.
URUK: İncil’de Erech olarak geçen Babil’in güneyinde Fara(Şurrupak) ve Ur
arasında, bugün Warka diye anılan şehir.
ENKİDU: Gılgamış’ın yoldaşı, Yabanıl ve doğal bir yaratık.
HİTİT
TANRILARI: Her Hitit şehrinin bir koruyucu tanrısı vardı.
1-Alalu,2-Anu,3-Aranza,4-Aştapi,5-EA,6-Erişkigal,7-Nin-Tu,8-Hepat,9-Hapantaliia,10-illusanka,11-Hedammu,12-:impaluri,13-inana,14-Kamnuşepa,15-Kaşku.16-Hepat,17-Siu,18-Hepatınu,19-Wurunkatte,,20-Şulunkatte,21-kamrusepa,22-Halki,23-İspant,23-Sıwat,24-Telepinu,25-İlluyanka,26-Papaya,27-Aya,28-Pirwaa,29-Ubelluri,30-KAŞKU,31-kummiia,32-Kumarbi,33-Kubabna,34-Katahzupuri,35-Tara-Teşup.
ASUR
TANRILARI:
1-MARDUK,/Babil’den/Baştanrı,2-Sin,3-Nin-Urta,4-Adad,5-Nusku,6-Nina,7-İşara,8-Temmuz.
ATİNA
TANRILARI:
1-Zeus,
Baştanrı,2-Poseidon,3-Hera,4-Afrodit,5-Athena,6-Ares,7-Apollon,8-Artemis,9-Hepaistos,10-Hermes,11-Dionizos,12-Hades.
ROMA
TANRILARI.
1-Jüpiter,
Baştanrı,2-Neptün,3-Juno,4-Venüs,5-Minerva,6-Mars,7-Apollon,8-Diana,9-Vulkan,10-Merkür,11-Baküs,12-Plüton,13Ceres,14-Vasta.
Sonunda,
Hükümdarlar; Mısır’da Firavunlar, Roma’da İmparatorlar tanrı sayıldılar.
Bunlar, kız kardeşleri ile ve kızları ile de evlenebilirlerdi.İmparator
Kaligula,iki kızkardeşinin de ırzlarına geçmiş,atını da Senatör
yapmıştır.İmparator Karakalla,annesini odasına girdiğinde çırılçıplak gördüğü
annesine:”Anne,vücudun çok güzelmiş?!”Dediğin de;şu yanıtı almıştır:
“İstersen senin olur?!”15 yaşındaki Şaşkın İmparator;
“Unutma ki annemsin?!Dediğin de annesinin şu yanıtı üzerine annesini oracıkta
becermiştir:”Unutma ki sen bir tanrısın.Annelik ve evlatlık
insanlar içindir?!Yedinci Kleopatra,14 yaşında iken 16 yaşındaki ağabeysi ile
evlenmiştir.Halikarnas Kraliçesi Semiramisin Kocası da Ağabeysi
Mozeledir.Osmanlı Padişahları Allahlıklarını dolaylın yoldan ilan ederek
topluma kabul ettirmişlerdir.”ALLAHIN YERYÜZÜNDE GÖLGESİ?! MADDİ VE SOMUT
ŞEYLERİN GÖLGESİ OLUR. ALLAH’IN GÖLGESİ OLDUĞUNA GÖRE, ALLAH TA MADDİ BİR OLGU
OLMAKTADIR. ALLAH’IN bir tek can alıcısı/Azrail/variken, Yeryüzündeki
Gölgesinin 72 Cellâdı vardı! Halkı sürülerle otlarken hergün sarayında 1000
koyun kesilir, mutfağında 1000 kişi çalışır, yatağına girmek için 1500 cariye
de sıra beklerdi. Bu nasıl Allah’ın gölgesi olur? Gök cisimleri yeri
aydınlatır, bu aydınlıktan da gölgeler oluşur.Roma’da zafer kazanarak Roma’ya
bir savaş arabasıyla giren komutanın arkasında duran ve başına altın defne tacı
tutan görevli,sürekli olarak:”UNUTMA Kİ BİR İNSANSIN?!”Diyerek ol komutanı
uyarırdı.Osmanlı da,yeni padişahı taşıyan arabada padişahın gerisinde duran
birisi,sürekli olarak:”PADİŞAHIM SENDEN BÜYÜK ALLAH VAR?!”Derdi.Bay Recebin
gerisinde duracak olan bir Yalakası da sürekli olarak:”UNUTMA Kİ SEN
GÖTKILLARININ ALLAHISIN?!” DEMELİDİR?!
Tek tanrı fikrini bulan Mısır Firavunu Dördüncü Amenofis/Akheneton/’un
Nefertiti’den altı kızı olduğunda, oğlan çocuğu sahibi olabilmek için iki kızı
ile de evlenmişti. Semavi dinlerin dua olarak kullandığı bir metin de bu
Firavuna aittir. Üşenmeden aşağıdaki alıntıyı iyice okumalıyız. Cennetten arsa
satan çok tanrılı din adamları, bu Firavun’unu öldürmüşlerdir. Sonraları,
Ortaçağda, Roma’daki Hıristiyan papazları da ENDELÜJANS/Cennet tapusu
/Günahlardan arındırma belgesi/satmışlardır. 18’inci ve 20’inci asırlarda da
Indulgence, Indulgencis, Endulgans belgeleri satılmıştır.Günümüzde de AKEPE’Lİ
ÇAĞ DIŞI ALLAHSIZLAR, SAYIN RECEP BEYİMİZİ ALLAH MERTEBESİNE ÇIKARTARAK CENNETİ
SATMAKTADIRLAR.Cennete gitmenin tek yolu AKPE’YE OY VERMEK OLMUŞTUR?!
SAYIN RECEP BEYİMİZ,TANRI OLDUKTN SONRA,BAŞBAKANI NEBİ,BAKANLARI DA melekleri
olmaktadır.ULU TANRIMIZIN DÖRT BÜYÜK MELEĞİ VARDIR.ZEÜS’ÜN DE DOKUZ
KIZI/MUSALARI/ VARDIR?!ÜTFEN OKUYALIM DA TOPLUMUMUZU SALAK YERİNE KOYAN
NAMUSSUZLARIN YÜZLERİNE TÜKÜRELİM:
"Tanrı
uludur, birdir, tektir
Ondan başkası yoktur
Bir tanedir
O'dur her varlığı yaratan...."
Yok hayır... Ezan değil. Mısır hükümdarı (firavunu) Akhenaton'un (Amenofis'in) yazdığı bir şiir.
Şiir şöyle devam ediyor:
"Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman."Azra Erhat tercümesi,
Ondan başkası yoktur
Bir tanedir
O'dur her varlığı yaratan...."
Yok hayır... Ezan değil. Mısır hükümdarı (firavunu) Akhenaton'un (Amenofis'in) yazdığı bir şiir.
Şiir şöyle devam ediyor:
"Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman."Azra Erhat tercümesi,
MÖ.
Sekizinci asırda yaşamış olan Çoban Şair Hesiodos’un “İşler ve Günler” adlı
yapıtından Baştanrı Zeus’u öven on dizelik bir şiir:
“Ey
dillere destan Piene Musa’ları,
Sözünü
etmeye gelin Zeus’un,
Övmeye
gelin babanızı.
Odur
ünlü kılan, ünsüz bırakan insanları.
Zeus
diledi mi şanslısın, dilemedi mi şansız.
Güçsüze
güç verir, güçlüyü ezer,
Eğiverir
mağrur başları, yükseltir alçak gönülleri.
Kamburu
dimdik eder, dimdiki kambur,
Yücelerde
oturan, göklerden seslenen Zeus.
Dinle
beni, gör beni, işit beni,
Dike’lerden
yana gitsin yargıların,
Ben Perses’e gerçekleri söylerken.”PERSES,Hesiodos’un
kardeşi.Allah’ı neden göklerde aramaktayız!?İşte nedenleri.Zeus Pére =Zeus
baba.Latince Deus=Tanrı.Dıes –Peter=Zeus baba.Latince Zeu—Dyeu-Tanrı. Ostüzü.
Azra Erhat, Mitolojik Sözlük, Zeus maddesi. ELİ, İLO, İlah=Allah=Helois
Yahudice. La Mére de Ciéle=Göklerin anası, Meryem
ana.
Tek tanrılı dinlerin hakiki kurucusu Amenofis, her duanın sonunda kendi adının
zikredilmesi talimatı vermiş: 'Amen!'
Önce Tevrat'a oradan da İslamiyet sirayet eden 'âmin' de oradan.
Yani "Amen" kelimesi eski Mısır dili olan Koptça. (Kıpti kelimesi de ordan gelir..) ve o devirde kıtlık nedeniyle Mısır'a göç etmiş olan Yahudiler de o zamanki Mısır geleneğine uyarak böyle söylemeye başladılar.
Anlaşıldığı kadarı ile Yahudileri Mısır'dan çıkaran Hz. Musa bu geleneğe dokunmamış ve bu gelenek Yahudilikten sonra Müslümanlıkta da iyice kök salmış.
Gariptir ki, gerek Tevrat gerekse Kuran’da Firavunlar en nefret edilen kişiler olarak tanıtılmakta iken hem Yahudi ve Hıristiyanlar hem de Müslümanlar günde birçok kere nefret ettikleri Firavunun adını anmaktalar...
TEK TANRILI dinlerin atası, öncüsü AKHENATON..
Amenhotep IV (4’üncü Amenofis) 18’inci Mısır hanedanının 10’uncu firavunudur ve Kraliçe Tiye ile Amenhotep III'un küçük oğludur, büyük kardeşi Thutmose'dir.
MO.1353-1336 yılları arasında hüküm sürdü. Eşi Nefertiti'dir.
İsimleri:
-Amenhotep (Doğumda verilen ismi)
-Amenofis (Doğumda verilen ismin Yunancası)
-Nefer-kheperu-Ré (Ön ismi ya da unvanı)
-Ankhenaten (Anlamı: Aten için çalışan, Aten'in hizmetkârı) Atenismi kurduğunda aldığı isim.
-Ankhenaton: (Aten'in diğer bir söylenişi Aton'dur)
Diğer söylenişler: İknaton, İknaten, Akineton, Akenaton
Tahta geçişinin daha birinci yılında (başka bir bilgiye göre beşinci yılında 45 yaşında) Ra, Maat, Hathor, İsis, Neftis, Set gibi tüm Mısır tanrılarını terk ederek tek tanrının Güneş Tanrısı Aton olduğunu ilan etti. Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı isimlerinin kazınmasını emretti.
(Bunlar daha çok Tanrıların kadınlarla cinsel ilişkiye girdiklerini gösteren resimlerdi)
Mısır’da o asırda halk tam 13 tanrıya inanıyordu (nitekim bu mesele daha sonra Hıristiyanlığa uğursuzluk olarak girecektir).
Akheneton’un inandığı ve halkının da inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi. Güneş’i, Ay’ı, yıldızları yaratan “O” idi.
Böylece dünyada ilk defa tek tanrılı din ortaya konulmuş oldu.
Araştırmacılara göre, Aten (Aton), Ra-Amon-Horus'un özelliklerinin bir karışımını temsil etmektedir.
Akhenaton'un en bilinen özelligi AKROMEGALİ hastalığıdır. Sayısız aile içi (ensest) özellikle kardeş evliliklerde bu genetik bozukluk ortaya çıkar.
Akromegali, hipofiz bezinin büyüme hormonunu aşırı salgılanması sonucunda ergenlik çağında ortaya çıkar, Akhenaton'da olduğu gibi nadiren ergenlik öncesinde de görülür.
Yüz öne doğru kafatası geriye doğru uzar. El ve ayaklarda aşırı uzama, kalp ve solunum zorlukları görülür, ölüm riski 2 kat artar.
Akhenaton öfkelidir; NEDEN TANRILAR (!) ONU BÖYLESİ ACI DOLU BIR HASTALIĞA MAHKÛM ETMİŞTİR? Tüm Mısır tanrılarını Yok sayacaktır hepsini ve kendisini tek sevdiğine inandığı tek Tanrı olan ATON'UN hizmetine adayacaktır. Annesi Tiye onu herkesten ve her şeyden korumaya çalışsa da o, bedensel bozukluğunun getirdiği aşağılık duygusuyla haşin, mutsuz ve isyankârdır.
Bugün bile 'hâlâ' güzelliğin simgesi kabul edilen NEFERTİTİ ile evlenir ve başkenti TEB’DEN 300 km. kuzeye, Kızıl Deniz'e yakın bir yere taşır, burada kurduğu kente Ahet-Aton adını verir. (Günümüzde Tell el-Amarna)
Onunla birlikte göç eden tabası da ATON'A tapmaya başlar.
Rahipler kızgındır: Akhenaton, Aton dışındaki Tanrıları nasıl reddederdi? Ancak Firavun'un gücüne karşı koymak mümkün olmadığından, onun başkenti taşımasına karşı koyamasalar da onunla birlikte Teb'e göç etmeyi reddederler.
Akhenaton, Teb'de kendine yeni bir tapınak ve öldükten sonra içinde yeniden doğacağı piramidi yaptırmaya baslar.
Tabası Akhenaton'u öyle çok sever ki, ondaki bedensel bozukluğun fazla göze çarpmaması için kendileri de kafalarına geriye doğru uzatan tepelikler takıp, üstlerini de bir örtüyle örterler.
Hatta Nefertiti'nin hiç bir fiziksel bozukluğu olmamasına rağmen onu da aynı bedeni kusurla heykelleştirirler.
Ne yazık ki, Nefertiti'yle evliliğe rağmen bir çocuğunda da aynı hastalık ortaya çıkar.
Halkı da aynı şekilde rölyeflerde üstü bezle kapatılmış uzatılmış kafalarla resmederler.
Amon Rahipleri, ülkenin içinde bulunduğu bir ekonomik krizden de faydalanarak, düzenledikleri bir komplo ile Akhenaton'u zehirleyip öldürürler.
Akhenaton'dan sonra başa asker kökenli Firavunlar geçer ve Akhenaton'un duvarlara kazınan ismini sildirip, rölyeflerden resimlerini çıkarttırırlar.
O yüzden de Akhenaton'dan geriye çok az heykel ve rölyef kalır.
Kurduğu şehir tapınaklarıyla ve piramidiyle güneşe, yani yok oluşa terk edilir ve yeniden çok Tanrılı dinlere dönülür.
Akhenaton’da başlayan bu tek tanrılı dönem, yaklaşık bir yüzyıl sonra Mısır tarihinin en uzun süre hükümdarlık yapacak Firavunu II. Ramses döneminde ortaya çıkacak başka bir kahramana kadar uykuya dalacaktır.
Kendi devrinde de fazla anlaşılamayan Akhenaton, yüzyıllar sonra bambaşka bir coğrafyada hepten yanlış anlaşılacaktır...
Akhenaton'un inandığı ve halkının da inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi.
Güneş'i, Ay'ı, yıldızları yaratan "O" idi. Günümüzdeki tasavvuf inancına benzer bir inançla her şeyde Tanrı’yı görüyordu.
Ona göre Güneş Tanrı’nın bir görüntüsüydü.
Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın temelinde yaşayan Aton,
Sen doğu göğünün ufkunda doğduğunda,
Tüm memleketi güzelliğinle doldurursun,
Uzaklaşsan da, ışınların dünya üzerindedir,
Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür,
Sen, ışınlarını dağıttığın zaman,
Mısır'ın her iki ülkesi de bayram eder,
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerindedir,
Çünkü Sen, onları uyandırmışsındır,
Onlar tüm organlarını sende yıkarlar
Ve kollarını kaldırıp, Sen'i şafakta selamlar,
Sonra tüm dünyada herkes kendi işini yapar,
Hayvanlar otlardan zevk alırlar,
Ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler,
Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık,
Bataklıklarda uçarlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yaşarlar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın,
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin,
Sen ana rahminde dahi çocuğu besleyensin,
Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin,
Ey Tanrım, Senin ne kadar çok eserlerin vardır,
Sen! Ebediyetin hâkimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen yaşamın ta kendisinin ve yaşam Sen'de yaşar,
Tanrım Sen yaşamsın ve yaşam ancak sende görülür.
Şiirde geçen ‘Mısır'ın her iki ülkesi’ Nil nehrinin doğu ve batı yakaları, yaşam ve ölüm ülkeleridir.
Nil nehri, doğu ve batı ülkeleri ve Nil deltasından oluşan tepesi yuvarlak haç biçimi, Aton veya Akhinaton Haçı adı ile bilinir.
Hıristiyanlar, ancak Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde Akhineton Haçı biçimini bırakıp ve düz haç modeline geçmişlerdir. Bu da ilk kez Ayasofya'da kullanılmıştır. Ayasofya’nın yapımı 6’ıncı Yüzyıla denk gelir.MS532’de Nike ayaklanmasıyla yakılan kilisenin yerine, Mimar Anthemios/ANTEMYÜS/ ile Mimar İzodor537 tarihinde Ayasofya kilisesini yapmışlardır. Mardin’deki DEYRULZAFERAN kilisesini de bu iki Mimar inşaa etmiştir.
Akhenaton’un inandığı dinde erkekler sünnet oluyorlardı. Domuz eti yemek günahtı.
Tapınağa girmeden önce el ve ayaklarla yüz belirli bir ritüele uygun olarak yıkanıyor, yani abdest alınıyordu.
Cinsel ilişkiden sonra da günümüzde gusül abdesti dediğimiz biçimde mutlaka baştan aşağı yıkanmak gerekiyordu.
Akhenaton’daki bu değişikliğin sebebi neydi? Neden geleneksel inançları reddetmişti? Bunu bazı tarihçiler Asya’dan gelen bir eşe bağlıyorlar: Nefertiti’ye!
Ailesi hakkında kesin bulgu olmasa da Mitannilerden gelme Asyalı bir prenses olduğu düşünülüyor. Asıl adı Tadukhepa'ydı, fakat o kadar güzeldi ki, eski Mısır dilinde 'güzel kadın geldi' anlamına gelen Nefertiti olarak anılmaya başlandı.
Bunun şöyle bir etkisi var. Nefertiti için Asyalı olduğu söyleniyordu. Akhenaton’un heykellerinden anladığımıza göre bizzat kendisinin gözleri bir Asyalı gibi çekikti. Akhenaton’un çekik gözlü olmasını kimi yazarlar ensest ilişkilere ve genetik bozulmaya bağlıyorlar. Ancak bu biraz açıktan bir yaklaşımdır. Daha sonra Firavun olan oğlu Tutankhamon’un ele geçen hazineleri arasında bir kadın büstü bulunuyor. Bu büst de tartışma götürmez bir şekilde çekik gözlüydü. Ayrıca üst düzey insanların gözlerine çekik gözlü imiş gibi sürme çekme âdeti vardı. Bu bana göre –başkalarından farklı olduğu için- güzel sayılan çekik gözlere bir öykünme idi.
Buradan çıkabilecek bir sonuç: Acaba Akhenaton Asya’da yaşamakta olan Şaman dininden mi etkilenmişti. Bilindiği gibi 10000 yıl önce Asya’dan Amerika’ya geçen Kızılderililer de Şamandır ve tek tanrıya, cennete inanırlar.
Tevrat'taki tarihlemeye göre Hz. Yusuf Akhenaton’dan önce Mısır’da yaşamıştı. Firavun’un ondan etkilendiği düşüncesi öne sürülmüştür. Ancak Yusuf'un tek tanrı inancında olduğunu gösterir ve hatta Mısır'da yaşadığını gösterir hiçbir belge ve bilgi bulunamamıştır. Sadece Tevrat'ın iddiası var ki, olaydan bin sene kadar sonra yazıldığı bilinen bir kitap belge olarak bilim dünyasında kabul edilmemektedir.
Din kitapları Akhenaton’dan sanki hiç yaşamamış gibi tek satır olsun söz etmez.
Akhenaton, acaba Tevrat'ta adı geçen LUT PEYGAMBER olabilir mi?
Tevrat’ta Lut peygamberin erkek evladı olmadığı için bir gün arayla iki kızıyla -onlar tarafından sarhoş edilip (!) - ilişkiye girdiği anlatılır.
Akhenaton da, Nefertiti'den erkek çocuğu olmadığı için, erkek çocuk yapmak amacıyla 2 kızı ile evlenmişti.
Tevrat'ta Lut'un ailesini alarak Sodom ve Gomorra'yı terk ettiği yazılmakta.
Akhenaton da ailesi ve tebasıyla birlikte eski başkenti terk etmişti.
30. Lut Tsoardan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi
31. Ve büyük kızı küçüğüne dedi: babamız kocamıştır ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur;
32. gel, babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatar.
36. Lutun iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar
(Tevrat, Tekvin Bap 19 ayet 30-36)
Bu süre içinde Akhenaton’un tek tanrılı dini yok edildi gibi göründüyse de tam bu dönemde Hz. Musa ve Musevilik ortaya çıktı.
Bir görüşe göre Hz. Musa Akhenaton’un ta kendisi; bir görüşe göre onun dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır Prensi. (Bak: Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık)
Eski din geri gelince tek Tanrıya inananlar Mısır’da barınamadılar ve Filistin’e göç etmek zorunda kaldılar.
Tevrat’ın Çıkış (Exodus) bölümünde şu şekilde anlatılır:
Adı verilmeyen bir firavun döneminde, Mısır toprakları üzerinde yaşayan İbranilerin sayısı giderek artmıştır. Bu nüfus patlaması Mısır yönetimini endişelendirir. Çünkü herhangi bir savaş durumunda İbranilerin düşmanla birlikte olacaklarından kuşkulanırlar. Firavun yeni doğan İbrani erkek çocuklarının hepsinin öldürülmesini emreder. Bu felaketten sadece bir erkek çocuğu kurtulur. Bu çocuk Nil’de yıkanmaya giden bir prenses tarafından bulunup evlatlık edinilir. Adını Musa koyar. Musa sarayda büyür. Musa "sudan çekip çıkarma" anlamına gelen bir fiil kökünden türetilmiştir (Yani Musa Yahudice değil, Koptça, Firavunun konuştuğu dilden) ve günün birinde herkesin bildiği o malum olay gerçekleşir. Bir Mısırlı, İbrani kölelerden birine eziyet etmektedir. Araya giren Musa Mısırlıyı öldürür ve artık burada kalamayacağı için Sina çöllerine doğru, Midyan adıyla söz edilen bölgeye
gider ve Exodus, göç olayı gerçekleşir.
Büyük oranda mit izleri taşıyan bu hikâyeyle ilgili olarak birçok tarihçinin kuşkusu vardır.
*Mısır kayıtlarında Musa adında birinin yaşadığına ilişkin hiçbir kayıt yoktur! Mısır gibi kayıt tutmaya meraklı bir toplumda bu rastlanacak bir durum değildir ve oldukça şaşırtıcıdır.
*Hikâyede anlatıldığı gibi bir Mısır prensesi nedimeleriyle birlikte neden Nil nehrine yıkanmaya gitsin? Zira Mısırlılar sağlık bilgisi konusunda çok titizdir. Hatta sıradan halk bile, banyosunu filtre edilmiş suyla, hamamlarda alır. *Sarayın himayesinde yetişmiş ve dolayısıyla soylu kabul edilen biri sıradan bir insanı öldürdüğü için neden sıvışma lüzumu hissetsin bu olay pekâlâ örtbas edilebilirdi... Yahudilerin Mısır'dan çıkıp Filistin'e, kutsal topraklara geri dönüşü M.Ö. 1280-1250 yılları arası. Son araştırmalara göre M.Ö. 1264-1260 arası.
Musa isminde birinin yaşayıp yaşamadığı konusunda bilgiye ulaşılamadı. Ne Mısır, ne Yunan ne de diğer kayıtlarda böyle bir ad yok.
Akhenaton'un yeni kurduğu başkent için Kudüsten gelen grubun başında İbrahim (Efraim) var ve tek tanrıdan habersiz pagan Akad dinine mensup. Sonradan Akhenaton'un dinine girip tek tanrıcı oluyor. Acaba Tevrat'ta bahsedilen Hz. İbrahim o mu?
Akhenaton sonrası yeni bir aile Mısır yönetimini ele geçiriyor. I’inci Seti firavun oluyor. Ve eski Mısır dinine dönülüyor. Akhenaton taraftartarları, onun dinine inananlar ise hor görülüyor. Bunlardan II. Ramses zamanı Mısır'dan kaçan (veya kovulan) İbrahim'in torunlarına yol gösteren Musa acaba Akhenaton'un büyük kardeşi Thutmose mi?
Sümerde Enki, Akatlara ismi EA olan bir tanrı var. bu yaratıcı tanrı değil. Fakat tanrılar üst kurulunun en önemlisi. Halk arasında EA, yea olarak telaffuz ediliyor. Binin üzerindeki tanrı sayısı nedeniyle isimler kimsenin aklında değil, sadece önemli olanlar iyi tanınıyor. EA nın sıfatı diğerleri de her şeyi ondan sorup öğrendikleri için her şeyi bilen, her şeye kadir. Tercümesi tam böyle. Göç sırasında Akad dinini de tam bırakamayan Yahudiler bunun adını batı dillerindeki var olmak fiilinin eril üçüncü tekil haline getiriyor. Yea oluyor YAHVE. Yani He is. O vardır.
Ya diğer tanrılar, onları da melek yapıyorlar iklim, ölüm, insanlara tanrılardan haber getiren, Mikail, Cebrail, Azrail, İsrafil, bunlar tanrılar üst kurulunun üyeleri.
Zaten isimlerinin sonundaki il eki onların önceden ilah olduğunu gösteriyor.
Diğer önemsizler ise, bildiğiniz melekler. Aradan 300 yıl geçince yeni din geliştiriliyor, Sümer dininin yaratılış hikâyesi aynen alınarak Tevratın ilk sayfası yapılıyor. Nuh da Sümer dininden alınma.
Sümer krallarının sırası ve ömürleri ile Tevrat'ta anılan ilk peygamberlerin sırası ve ömürleri aynı. Ancak Sümer krallarının adı değişerek Yahudi adı olmuş.
Tevrat M.S. 200 bazılarına göre 350 yıllarına kadar yazılıyor. Eski metinler ile hepsi bir araya getirilip Yahudi tarihi kitabı çıkıyor ortaya.
Kutsal topraklara dönüş tarihi (M.Ö. 1280-1250 yılları arası) ile Akhenaton’un hüküm sürdüğü tarihlere (M. Ö. 1355-1335 yılları arası) baktığımızda yalnızca 45 yıllık bir fark görürüz. Tarihler yaklaşıktır. Küçük tarihleri aldığımızda bulunan 45 yıl, bir insanın yaşayabileceği bir süredir. Ancak büyük tarihleri aldığımızda 95 yıl olur ki buradan –Firavun olduğunda en az yirmi yaşında yetişkin biri olduğunu da katarsak- Akheneton ile Musa’nın aynı kişiler olmadığını, buna karşılık Akhenaton’un dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır prensi olma olasılığının güçlendiğini çıkarabiliriz. Çünkü tarih tam tek tanrı dininin Mısır’da dışlandığı döneme denk gelmektedir.
Tevrat’ta ve Kuran’da Firavun Akhenaton’dan, Mısır kayıtlarında ise Hz. Musa’dan, İbranilerden söz edilmemektedir.
Mısır’da olaylar yaşanırken taşlara kayıt yapıldığı, ama Tevrat’ın M.S. 200 yılına kadar (yani bin küsur yıl sonraya kadar) yazıldığı göz önüne alınmalıdır. Bu noktada işin içine insan faktörü girer ve tarih ilerlemiş bir dine hizmet edecek biçimde değiştirilmiş olabilir.
Zaten Firavun niçin kaçan Yahudilerin peşine takılsın ve denizde boğulsun?
Velev ki böyle bir olay oldu, çevre ülkeler ve Mısır'ın rakibi olan Yunanlılar bunu alay ederek yazmazlar mıydı?
Ne Mısır'ın ne de çevre ülkelerin tarih kayıtlarında Yahudileri kovalarken suda boğulup ölen Firavun hikâyesi yok.
Mısır tarihini ve kayıtlarını inceleyen uzmanlar, İbrahim, Yusuf ve Musa'nın izine rastlamadılar.
Mısır tarihi, Yahudilerden de tek kelime ile bahsetmiyor. Ne oraya dışarıdan geldiklerini, ne de kitlesel halde kaçtıklarını anlatan tek bir satır yok.
Tevrat'a göre Yahudiler Mısır'da 430 yıl yaşamışlar. Mısır'da ne bir Yahudi mezarı, ne bir yazı veya bilgi-belge var.
İki olasılık var: Ya bu Yahudiler çok küçük önemsiz bir topluluktu ki onları yazmaya bile gerek duymadılar veya bunlar Firavun Ai'nin Mısır'dan sürdüğü Mısırlılardı.
Kenan bölgesine yerleştikten sonra dilleri değişti.
Ayrıca, diyelim ki Yahudiler Mısır'a dışardan gelip 430 yıl sonra kaçtılar, firavun da ordusuyla onları kovaladı.
Kaçtıkları Kenan bölgesi de, yani Sina ve kuzeyi de firavunun toprakları. Oralara korkusuzca yerleşiyorlar. Nasıl oluyor?
Fransız araştırmacılar Mesud ve Roger Sabbah'a göre, Tevrat'ta "Yahudilerin Mısır'dan göçü" diye anlatılan olay, Firavun Ai'nin Ahet-Aton kentinde yaşayan ve Akhenaton'un kurduğu tek tanrılı dinden vazgeçmeyen Mısırlıların Filistin'e doğru sürülmesidir. Böylece tek tanrılı inanış Mısır'dan atıldı ve çok tanrılı Amon dinini tehdit eden bir şey kalmadı.
Musa'nın denizi yarması ve Yahudilerin geçmesinden sonra Firavun ordusu geçerken denizin kapanıp Firavun ve ordusunun boğulması hikâyesi de, eski Mısır mitolojisindeki "Anadeniz'in Firavun tarafından ikiye ayrılması" hikâyesinin Mısır'dan göç eden halka uyarlaması. Çünkü Mısır efsanesi, Yahudi göçünden çok daha eski.
Yahudiler veya kovulan Mısırlı Ahet-Aton halkı daha sonra sürgün gittikleri Babil'de öğrendikleri Tufan efsanesini de "Nuh Tufanı" adı altında değiştirerek Yahudi tarihi olarak yazdıkları Tevrat'a ekleyeceklerdi. (Bak: Gılgameş Destanı)
Eski Sümer krallarının efsanelerdeki yaşam sürelerini de kendi cedleri olarak uydurdukları ilk Yahudi peygamberlerine birebir uygulayacaklardı.”
Yani başkalarının efsanelerini isimlerini değiştirerek kendi tarihleri olarak yazacaklardı. Aşırma uydurma bir tarih = Tevrat.
Son söz:
Müslüman Mısırlılar bugün bile ona "Akhenaton Aleyhisselam!" Derler. “
Önce Tevrat'a oradan da İslamiyet sirayet eden 'âmin' de oradan.
Yani "Amen" kelimesi eski Mısır dili olan Koptça. (Kıpti kelimesi de ordan gelir..) ve o devirde kıtlık nedeniyle Mısır'a göç etmiş olan Yahudiler de o zamanki Mısır geleneğine uyarak böyle söylemeye başladılar.
Anlaşıldığı kadarı ile Yahudileri Mısır'dan çıkaran Hz. Musa bu geleneğe dokunmamış ve bu gelenek Yahudilikten sonra Müslümanlıkta da iyice kök salmış.
Gariptir ki, gerek Tevrat gerekse Kuran’da Firavunlar en nefret edilen kişiler olarak tanıtılmakta iken hem Yahudi ve Hıristiyanlar hem de Müslümanlar günde birçok kere nefret ettikleri Firavunun adını anmaktalar...
TEK TANRILI dinlerin atası, öncüsü AKHENATON..
Amenhotep IV (4’üncü Amenofis) 18’inci Mısır hanedanının 10’uncu firavunudur ve Kraliçe Tiye ile Amenhotep III'un küçük oğludur, büyük kardeşi Thutmose'dir.
MO.1353-1336 yılları arasında hüküm sürdü. Eşi Nefertiti'dir.
İsimleri:
-Amenhotep (Doğumda verilen ismi)
-Amenofis (Doğumda verilen ismin Yunancası)
-Nefer-kheperu-Ré (Ön ismi ya da unvanı)
-Ankhenaten (Anlamı: Aten için çalışan, Aten'in hizmetkârı) Atenismi kurduğunda aldığı isim.
-Ankhenaton: (Aten'in diğer bir söylenişi Aton'dur)
Diğer söylenişler: İknaton, İknaten, Akineton, Akenaton
Tahta geçişinin daha birinci yılında (başka bir bilgiye göre beşinci yılında 45 yaşında) Ra, Maat, Hathor, İsis, Neftis, Set gibi tüm Mısır tanrılarını terk ederek tek tanrının Güneş Tanrısı Aton olduğunu ilan etti. Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı isimlerinin kazınmasını emretti.
(Bunlar daha çok Tanrıların kadınlarla cinsel ilişkiye girdiklerini gösteren resimlerdi)
Mısır’da o asırda halk tam 13 tanrıya inanıyordu (nitekim bu mesele daha sonra Hıristiyanlığa uğursuzluk olarak girecektir).
Akheneton’un inandığı ve halkının da inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi. Güneş’i, Ay’ı, yıldızları yaratan “O” idi.
Böylece dünyada ilk defa tek tanrılı din ortaya konulmuş oldu.
Araştırmacılara göre, Aten (Aton), Ra-Amon-Horus'un özelliklerinin bir karışımını temsil etmektedir.
Akhenaton'un en bilinen özelligi AKROMEGALİ hastalığıdır. Sayısız aile içi (ensest) özellikle kardeş evliliklerde bu genetik bozukluk ortaya çıkar.
Akromegali, hipofiz bezinin büyüme hormonunu aşırı salgılanması sonucunda ergenlik çağında ortaya çıkar, Akhenaton'da olduğu gibi nadiren ergenlik öncesinde de görülür.
Yüz öne doğru kafatası geriye doğru uzar. El ve ayaklarda aşırı uzama, kalp ve solunum zorlukları görülür, ölüm riski 2 kat artar.
Akhenaton öfkelidir; NEDEN TANRILAR (!) ONU BÖYLESİ ACI DOLU BIR HASTALIĞA MAHKÛM ETMİŞTİR? Tüm Mısır tanrılarını Yok sayacaktır hepsini ve kendisini tek sevdiğine inandığı tek Tanrı olan ATON'UN hizmetine adayacaktır. Annesi Tiye onu herkesten ve her şeyden korumaya çalışsa da o, bedensel bozukluğunun getirdiği aşağılık duygusuyla haşin, mutsuz ve isyankârdır.
Bugün bile 'hâlâ' güzelliğin simgesi kabul edilen NEFERTİTİ ile evlenir ve başkenti TEB’DEN 300 km. kuzeye, Kızıl Deniz'e yakın bir yere taşır, burada kurduğu kente Ahet-Aton adını verir. (Günümüzde Tell el-Amarna)
Onunla birlikte göç eden tabası da ATON'A tapmaya başlar.
Rahipler kızgındır: Akhenaton, Aton dışındaki Tanrıları nasıl reddederdi? Ancak Firavun'un gücüne karşı koymak mümkün olmadığından, onun başkenti taşımasına karşı koyamasalar da onunla birlikte Teb'e göç etmeyi reddederler.
Akhenaton, Teb'de kendine yeni bir tapınak ve öldükten sonra içinde yeniden doğacağı piramidi yaptırmaya baslar.
Tabası Akhenaton'u öyle çok sever ki, ondaki bedensel bozukluğun fazla göze çarpmaması için kendileri de kafalarına geriye doğru uzatan tepelikler takıp, üstlerini de bir örtüyle örterler.
Hatta Nefertiti'nin hiç bir fiziksel bozukluğu olmamasına rağmen onu da aynı bedeni kusurla heykelleştirirler.
Ne yazık ki, Nefertiti'yle evliliğe rağmen bir çocuğunda da aynı hastalık ortaya çıkar.
Halkı da aynı şekilde rölyeflerde üstü bezle kapatılmış uzatılmış kafalarla resmederler.
Amon Rahipleri, ülkenin içinde bulunduğu bir ekonomik krizden de faydalanarak, düzenledikleri bir komplo ile Akhenaton'u zehirleyip öldürürler.
Akhenaton'dan sonra başa asker kökenli Firavunlar geçer ve Akhenaton'un duvarlara kazınan ismini sildirip, rölyeflerden resimlerini çıkarttırırlar.
O yüzden de Akhenaton'dan geriye çok az heykel ve rölyef kalır.
Kurduğu şehir tapınaklarıyla ve piramidiyle güneşe, yani yok oluşa terk edilir ve yeniden çok Tanrılı dinlere dönülür.
Akhenaton’da başlayan bu tek tanrılı dönem, yaklaşık bir yüzyıl sonra Mısır tarihinin en uzun süre hükümdarlık yapacak Firavunu II. Ramses döneminde ortaya çıkacak başka bir kahramana kadar uykuya dalacaktır.
Kendi devrinde de fazla anlaşılamayan Akhenaton, yüzyıllar sonra bambaşka bir coğrafyada hepten yanlış anlaşılacaktır...
Akhenaton'un inandığı ve halkının da inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi.
Güneş'i, Ay'ı, yıldızları yaratan "O" idi. Günümüzdeki tasavvuf inancına benzer bir inançla her şeyde Tanrı’yı görüyordu.
Ona göre Güneş Tanrı’nın bir görüntüsüydü.
Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın temelinde yaşayan Aton,
Sen doğu göğünün ufkunda doğduğunda,
Tüm memleketi güzelliğinle doldurursun,
Uzaklaşsan da, ışınların dünya üzerindedir,
Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür,
Sen, ışınlarını dağıttığın zaman,
Mısır'ın her iki ülkesi de bayram eder,
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerindedir,
Çünkü Sen, onları uyandırmışsındır,
Onlar tüm organlarını sende yıkarlar
Ve kollarını kaldırıp, Sen'i şafakta selamlar,
Sonra tüm dünyada herkes kendi işini yapar,
Hayvanlar otlardan zevk alırlar,
Ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler,
Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık,
Bataklıklarda uçarlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yaşarlar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın,
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin,
Sen ana rahminde dahi çocuğu besleyensin,
Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin,
Ey Tanrım, Senin ne kadar çok eserlerin vardır,
Sen! Ebediyetin hâkimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen yaşamın ta kendisinin ve yaşam Sen'de yaşar,
Tanrım Sen yaşamsın ve yaşam ancak sende görülür.
Şiirde geçen ‘Mısır'ın her iki ülkesi’ Nil nehrinin doğu ve batı yakaları, yaşam ve ölüm ülkeleridir.
Nil nehri, doğu ve batı ülkeleri ve Nil deltasından oluşan tepesi yuvarlak haç biçimi, Aton veya Akhinaton Haçı adı ile bilinir.
Hıristiyanlar, ancak Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde Akhineton Haçı biçimini bırakıp ve düz haç modeline geçmişlerdir. Bu da ilk kez Ayasofya'da kullanılmıştır. Ayasofya’nın yapımı 6’ıncı Yüzyıla denk gelir.MS532’de Nike ayaklanmasıyla yakılan kilisenin yerine, Mimar Anthemios/ANTEMYÜS/ ile Mimar İzodor537 tarihinde Ayasofya kilisesini yapmışlardır. Mardin’deki DEYRULZAFERAN kilisesini de bu iki Mimar inşaa etmiştir.
Akhenaton’un inandığı dinde erkekler sünnet oluyorlardı. Domuz eti yemek günahtı.
Tapınağa girmeden önce el ve ayaklarla yüz belirli bir ritüele uygun olarak yıkanıyor, yani abdest alınıyordu.
Cinsel ilişkiden sonra da günümüzde gusül abdesti dediğimiz biçimde mutlaka baştan aşağı yıkanmak gerekiyordu.
Akhenaton’daki bu değişikliğin sebebi neydi? Neden geleneksel inançları reddetmişti? Bunu bazı tarihçiler Asya’dan gelen bir eşe bağlıyorlar: Nefertiti’ye!
Ailesi hakkında kesin bulgu olmasa da Mitannilerden gelme Asyalı bir prenses olduğu düşünülüyor. Asıl adı Tadukhepa'ydı, fakat o kadar güzeldi ki, eski Mısır dilinde 'güzel kadın geldi' anlamına gelen Nefertiti olarak anılmaya başlandı.
Bunun şöyle bir etkisi var. Nefertiti için Asyalı olduğu söyleniyordu. Akhenaton’un heykellerinden anladığımıza göre bizzat kendisinin gözleri bir Asyalı gibi çekikti. Akhenaton’un çekik gözlü olmasını kimi yazarlar ensest ilişkilere ve genetik bozulmaya bağlıyorlar. Ancak bu biraz açıktan bir yaklaşımdır. Daha sonra Firavun olan oğlu Tutankhamon’un ele geçen hazineleri arasında bir kadın büstü bulunuyor. Bu büst de tartışma götürmez bir şekilde çekik gözlüydü. Ayrıca üst düzey insanların gözlerine çekik gözlü imiş gibi sürme çekme âdeti vardı. Bu bana göre –başkalarından farklı olduğu için- güzel sayılan çekik gözlere bir öykünme idi.
Buradan çıkabilecek bir sonuç: Acaba Akhenaton Asya’da yaşamakta olan Şaman dininden mi etkilenmişti. Bilindiği gibi 10000 yıl önce Asya’dan Amerika’ya geçen Kızılderililer de Şamandır ve tek tanrıya, cennete inanırlar.
Tevrat'taki tarihlemeye göre Hz. Yusuf Akhenaton’dan önce Mısır’da yaşamıştı. Firavun’un ondan etkilendiği düşüncesi öne sürülmüştür. Ancak Yusuf'un tek tanrı inancında olduğunu gösterir ve hatta Mısır'da yaşadığını gösterir hiçbir belge ve bilgi bulunamamıştır. Sadece Tevrat'ın iddiası var ki, olaydan bin sene kadar sonra yazıldığı bilinen bir kitap belge olarak bilim dünyasında kabul edilmemektedir.
Din kitapları Akhenaton’dan sanki hiç yaşamamış gibi tek satır olsun söz etmez.
Akhenaton, acaba Tevrat'ta adı geçen LUT PEYGAMBER olabilir mi?
Tevrat’ta Lut peygamberin erkek evladı olmadığı için bir gün arayla iki kızıyla -onlar tarafından sarhoş edilip (!) - ilişkiye girdiği anlatılır.
Akhenaton da, Nefertiti'den erkek çocuğu olmadığı için, erkek çocuk yapmak amacıyla 2 kızı ile evlenmişti.
Tevrat'ta Lut'un ailesini alarak Sodom ve Gomorra'yı terk ettiği yazılmakta.
Akhenaton da ailesi ve tebasıyla birlikte eski başkenti terk etmişti.
30. Lut Tsoardan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi
31. Ve büyük kızı küçüğüne dedi: babamız kocamıştır ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur;
32. gel, babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatar.
36. Lutun iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar
(Tevrat, Tekvin Bap 19 ayet 30-36)
Bu süre içinde Akhenaton’un tek tanrılı dini yok edildi gibi göründüyse de tam bu dönemde Hz. Musa ve Musevilik ortaya çıktı.
Bir görüşe göre Hz. Musa Akhenaton’un ta kendisi; bir görüşe göre onun dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır Prensi. (Bak: Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık)
Eski din geri gelince tek Tanrıya inananlar Mısır’da barınamadılar ve Filistin’e göç etmek zorunda kaldılar.
Tevrat’ın Çıkış (Exodus) bölümünde şu şekilde anlatılır:
Adı verilmeyen bir firavun döneminde, Mısır toprakları üzerinde yaşayan İbranilerin sayısı giderek artmıştır. Bu nüfus patlaması Mısır yönetimini endişelendirir. Çünkü herhangi bir savaş durumunda İbranilerin düşmanla birlikte olacaklarından kuşkulanırlar. Firavun yeni doğan İbrani erkek çocuklarının hepsinin öldürülmesini emreder. Bu felaketten sadece bir erkek çocuğu kurtulur. Bu çocuk Nil’de yıkanmaya giden bir prenses tarafından bulunup evlatlık edinilir. Adını Musa koyar. Musa sarayda büyür. Musa "sudan çekip çıkarma" anlamına gelen bir fiil kökünden türetilmiştir (Yani Musa Yahudice değil, Koptça, Firavunun konuştuğu dilden) ve günün birinde herkesin bildiği o malum olay gerçekleşir. Bir Mısırlı, İbrani kölelerden birine eziyet etmektedir. Araya giren Musa Mısırlıyı öldürür ve artık burada kalamayacağı için Sina çöllerine doğru, Midyan adıyla söz edilen bölgeye
gider ve Exodus, göç olayı gerçekleşir.
Büyük oranda mit izleri taşıyan bu hikâyeyle ilgili olarak birçok tarihçinin kuşkusu vardır.
*Mısır kayıtlarında Musa adında birinin yaşadığına ilişkin hiçbir kayıt yoktur! Mısır gibi kayıt tutmaya meraklı bir toplumda bu rastlanacak bir durum değildir ve oldukça şaşırtıcıdır.
*Hikâyede anlatıldığı gibi bir Mısır prensesi nedimeleriyle birlikte neden Nil nehrine yıkanmaya gitsin? Zira Mısırlılar sağlık bilgisi konusunda çok titizdir. Hatta sıradan halk bile, banyosunu filtre edilmiş suyla, hamamlarda alır. *Sarayın himayesinde yetişmiş ve dolayısıyla soylu kabul edilen biri sıradan bir insanı öldürdüğü için neden sıvışma lüzumu hissetsin bu olay pekâlâ örtbas edilebilirdi... Yahudilerin Mısır'dan çıkıp Filistin'e, kutsal topraklara geri dönüşü M.Ö. 1280-1250 yılları arası. Son araştırmalara göre M.Ö. 1264-1260 arası.
Musa isminde birinin yaşayıp yaşamadığı konusunda bilgiye ulaşılamadı. Ne Mısır, ne Yunan ne de diğer kayıtlarda böyle bir ad yok.
Akhenaton'un yeni kurduğu başkent için Kudüsten gelen grubun başında İbrahim (Efraim) var ve tek tanrıdan habersiz pagan Akad dinine mensup. Sonradan Akhenaton'un dinine girip tek tanrıcı oluyor. Acaba Tevrat'ta bahsedilen Hz. İbrahim o mu?
Akhenaton sonrası yeni bir aile Mısır yönetimini ele geçiriyor. I’inci Seti firavun oluyor. Ve eski Mısır dinine dönülüyor. Akhenaton taraftartarları, onun dinine inananlar ise hor görülüyor. Bunlardan II. Ramses zamanı Mısır'dan kaçan (veya kovulan) İbrahim'in torunlarına yol gösteren Musa acaba Akhenaton'un büyük kardeşi Thutmose mi?
Sümerde Enki, Akatlara ismi EA olan bir tanrı var. bu yaratıcı tanrı değil. Fakat tanrılar üst kurulunun en önemlisi. Halk arasında EA, yea olarak telaffuz ediliyor. Binin üzerindeki tanrı sayısı nedeniyle isimler kimsenin aklında değil, sadece önemli olanlar iyi tanınıyor. EA nın sıfatı diğerleri de her şeyi ondan sorup öğrendikleri için her şeyi bilen, her şeye kadir. Tercümesi tam böyle. Göç sırasında Akad dinini de tam bırakamayan Yahudiler bunun adını batı dillerindeki var olmak fiilinin eril üçüncü tekil haline getiriyor. Yea oluyor YAHVE. Yani He is. O vardır.
Ya diğer tanrılar, onları da melek yapıyorlar iklim, ölüm, insanlara tanrılardan haber getiren, Mikail, Cebrail, Azrail, İsrafil, bunlar tanrılar üst kurulunun üyeleri.
Zaten isimlerinin sonundaki il eki onların önceden ilah olduğunu gösteriyor.
Diğer önemsizler ise, bildiğiniz melekler. Aradan 300 yıl geçince yeni din geliştiriliyor, Sümer dininin yaratılış hikâyesi aynen alınarak Tevratın ilk sayfası yapılıyor. Nuh da Sümer dininden alınma.
Sümer krallarının sırası ve ömürleri ile Tevrat'ta anılan ilk peygamberlerin sırası ve ömürleri aynı. Ancak Sümer krallarının adı değişerek Yahudi adı olmuş.
Tevrat M.S. 200 bazılarına göre 350 yıllarına kadar yazılıyor. Eski metinler ile hepsi bir araya getirilip Yahudi tarihi kitabı çıkıyor ortaya.
Kutsal topraklara dönüş tarihi (M.Ö. 1280-1250 yılları arası) ile Akhenaton’un hüküm sürdüğü tarihlere (M. Ö. 1355-1335 yılları arası) baktığımızda yalnızca 45 yıllık bir fark görürüz. Tarihler yaklaşıktır. Küçük tarihleri aldığımızda bulunan 45 yıl, bir insanın yaşayabileceği bir süredir. Ancak büyük tarihleri aldığımızda 95 yıl olur ki buradan –Firavun olduğunda en az yirmi yaşında yetişkin biri olduğunu da katarsak- Akheneton ile Musa’nın aynı kişiler olmadığını, buna karşılık Akhenaton’un dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır prensi olma olasılığının güçlendiğini çıkarabiliriz. Çünkü tarih tam tek tanrı dininin Mısır’da dışlandığı döneme denk gelmektedir.
Tevrat’ta ve Kuran’da Firavun Akhenaton’dan, Mısır kayıtlarında ise Hz. Musa’dan, İbranilerden söz edilmemektedir.
Mısır’da olaylar yaşanırken taşlara kayıt yapıldığı, ama Tevrat’ın M.S. 200 yılına kadar (yani bin küsur yıl sonraya kadar) yazıldığı göz önüne alınmalıdır. Bu noktada işin içine insan faktörü girer ve tarih ilerlemiş bir dine hizmet edecek biçimde değiştirilmiş olabilir.
Zaten Firavun niçin kaçan Yahudilerin peşine takılsın ve denizde boğulsun?
Velev ki böyle bir olay oldu, çevre ülkeler ve Mısır'ın rakibi olan Yunanlılar bunu alay ederek yazmazlar mıydı?
Ne Mısır'ın ne de çevre ülkelerin tarih kayıtlarında Yahudileri kovalarken suda boğulup ölen Firavun hikâyesi yok.
Mısır tarihini ve kayıtlarını inceleyen uzmanlar, İbrahim, Yusuf ve Musa'nın izine rastlamadılar.
Mısır tarihi, Yahudilerden de tek kelime ile bahsetmiyor. Ne oraya dışarıdan geldiklerini, ne de kitlesel halde kaçtıklarını anlatan tek bir satır yok.
Tevrat'a göre Yahudiler Mısır'da 430 yıl yaşamışlar. Mısır'da ne bir Yahudi mezarı, ne bir yazı veya bilgi-belge var.
İki olasılık var: Ya bu Yahudiler çok küçük önemsiz bir topluluktu ki onları yazmaya bile gerek duymadılar veya bunlar Firavun Ai'nin Mısır'dan sürdüğü Mısırlılardı.
Kenan bölgesine yerleştikten sonra dilleri değişti.
Ayrıca, diyelim ki Yahudiler Mısır'a dışardan gelip 430 yıl sonra kaçtılar, firavun da ordusuyla onları kovaladı.
Kaçtıkları Kenan bölgesi de, yani Sina ve kuzeyi de firavunun toprakları. Oralara korkusuzca yerleşiyorlar. Nasıl oluyor?
Fransız araştırmacılar Mesud ve Roger Sabbah'a göre, Tevrat'ta "Yahudilerin Mısır'dan göçü" diye anlatılan olay, Firavun Ai'nin Ahet-Aton kentinde yaşayan ve Akhenaton'un kurduğu tek tanrılı dinden vazgeçmeyen Mısırlıların Filistin'e doğru sürülmesidir. Böylece tek tanrılı inanış Mısır'dan atıldı ve çok tanrılı Amon dinini tehdit eden bir şey kalmadı.
Musa'nın denizi yarması ve Yahudilerin geçmesinden sonra Firavun ordusu geçerken denizin kapanıp Firavun ve ordusunun boğulması hikâyesi de, eski Mısır mitolojisindeki "Anadeniz'in Firavun tarafından ikiye ayrılması" hikâyesinin Mısır'dan göç eden halka uyarlaması. Çünkü Mısır efsanesi, Yahudi göçünden çok daha eski.
Yahudiler veya kovulan Mısırlı Ahet-Aton halkı daha sonra sürgün gittikleri Babil'de öğrendikleri Tufan efsanesini de "Nuh Tufanı" adı altında değiştirerek Yahudi tarihi olarak yazdıkları Tevrat'a ekleyeceklerdi. (Bak: Gılgameş Destanı)
Eski Sümer krallarının efsanelerdeki yaşam sürelerini de kendi cedleri olarak uydurdukları ilk Yahudi peygamberlerine birebir uygulayacaklardı.”
Yani başkalarının efsanelerini isimlerini değiştirerek kendi tarihleri olarak yazacaklardı. Aşırma uydurma bir tarih = Tevrat.
Son söz:
Müslüman Mısırlılar bugün bile ona "Akhenaton Aleyhisselam!" Derler. “
Şimdi,
bu durumda Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan söz ederken,”RECEP ALEYHİSSELAM!
Demek gerekir mi a Yalaka Hainler?
--
10/
19 Haziran 2016 Pazar
2115/İSLAMDAM ÖNCE NAMAZ.
TV.
OSMAN
TÜRKOĞUZ
TV.
Çeşmealtı,20 Haziran 2016.
İMAMLAR,HAZİRANDA YILANLARLA BİRLEŞİNCE;NAMAZ MASALI DA ALEVLENDİ?SIKILMADAN OKUYUNUZ,SONUNDA
CANINIZA OKUNMADAN?!
Namaz için ALLAH MI kopyacı Muhammet mi
kopyacı?!Çünkü İslamdan önceki her dinde namaz vardı da?!
BİR TOPLUMUN YAPISI AHLAK ÜZERİNE
KURULMUŞSA, O TOPLUM ALLAH VE DİN İLE ALDATILAMAZ. BİR TOPLUMDA AHLAK KURALLARI
EGEMEN DEĞİLSE, TÜM ŞARLATANLAR TOPLUMU ALLAH VE DİN İLE ALDATIR. Bakınız Arap
Peygamberi Muhammet neler demiş:
“BEN,ÜSTÜN AHLAKI TAMAMLAMAK İÇİN
GÖNDERİLDİM?!”Amma,yapmadığın kepazelik te kalmadı?Etek kıllarına bakarak
erkekleri ölüme ve satışa sunmak,Hayber Yahudi kabilesinin beyini ve
safiyetinin kocası olan oğlunu,hazinenin yerini söyletmek için ateşli odunla
döverek öldürmek,…Daha neler de neler?!
“MÜSLÜMANLIK GÜZEL AHLAKTIR.İMANI EN KÂMİL
OLAN MÜMİN AHLAKI EN GÜZEL OLANDIR?!”
İSLAMDAN ÖNCELERİ NAMAZ. Azeri
Türklerinin yorumu:
“Namaz qədim fars dilindən qalma bir
kəlimədir. İslamın müqəddəs kitabı "Qurani-
Kərim"’de namaz deyilən bir şey yokdur.
Namaz ibadet nevi qədim atəşpərəstlik/ZERDUŞLUK/
dinindən qalma bir adətdir. Avestada namaz
ibadeti haqqında deyilir:
"Zerdüşt namazına başlamadan əvvəl əllərini,
ayaqlarını ve yüzünü yuyar, başa takke ve ya
çadra geyib, günəşə doğru dönərək Ashem,
Yatha, Kemna Mazda üçün dua eder".
Avestanın başka hissələrində isə namazın
gündə beş dəfə qılındığı gösterilir. Güneşin
doğuşunda olan namaza Havan Geh, günün
isti vaxtında qılınan namaza Rapithavan Geh,
günün soyuduğundan sonraki batana qədər
qılınan namaza Ujiren Geh, günbatımından
zülmət qaranlığa qədər qılınan namaza
Aiwisuthrem Geh, zülmət gecədən güneşin
doğuşuna qədər qılınması lazım olan namaza
isə Ushahin Geh deyilir. Göründüğü kimi
İslamdan 16 əsır önce yaranmış
atəşpərəstlikdə namazların sayı aynilə
bugünkü müsəlmanların qıldığı namazların
sayı ile aynıdır. Hanki sayı, vaxtları, hətta
namazdan önce yuyunmağa qədər. Tabii ki,
bunu İslamın oğurluğu kimi qələmə vermək
yanlışlıqdır, çünki "Qurani-Kərim"’de namaz
deyilən bir ibadet yokdur. Lakin sonraki
müsəlmanların dəyişiklikləri olduğunu güman
ede bilərik.”AZERİCE NAMAZ HAKKINDA BİLGİ, İNTERNETTEN.
kəlimədir. İslamın müqəddəs kitabı "Qurani-
Kərim"’de namaz deyilən bir şey yokdur.
Namaz ibadet nevi qədim atəşpərəstlik/ZERDUŞLUK/
dinindən qalma bir adətdir. Avestada namaz
ibadeti haqqında deyilir:
"Zerdüşt namazına başlamadan əvvəl əllərini,
ayaqlarını ve yüzünü yuyar, başa takke ve ya
çadra geyib, günəşə doğru dönərək Ashem,
Yatha, Kemna Mazda üçün dua eder".
Avestanın başka hissələrində isə namazın
gündə beş dəfə qılındığı gösterilir. Güneşin
doğuşunda olan namaza Havan Geh, günün
isti vaxtında qılınan namaza Rapithavan Geh,
günün soyuduğundan sonraki batana qədər
qılınan namaza Ujiren Geh, günbatımından
zülmət qaranlığa qədər qılınan namaza
Aiwisuthrem Geh, zülmət gecədən güneşin
doğuşuna qədər qılınması lazım olan namaza
isə Ushahin Geh deyilir. Göründüğü kimi
İslamdan 16 əsır önce yaranmış
atəşpərəstlikdə namazların sayı aynilə
bugünkü müsəlmanların qıldığı namazların
sayı ile aynıdır. Hanki sayı, vaxtları, hətta
namazdan önce yuyunmağa qədər. Tabii ki,
bunu İslamın oğurluğu kimi qələmə vermək
yanlışlıqdır, çünki "Qurani-Kərim"’de namaz
deyilən bir ibadet yokdur. Lakin sonraki
müsəlmanların dəyişiklikləri olduğunu güman
ede bilərik.”AZERİCE NAMAZ HAKKINDA BİLGİ, İNTERNETTEN.
19’uncu Meryem suresinin 31’inci ayeti:
“Nerede olursam olayım,beni hayırlı ve erdemli kıldı ve bana
yaşadığım sürece NAMAZI ve Zekatı emretti?!”Bir günlük İsa’nın Kıpti’ce beyanı?!
“Manastırda Namaz”,
“Bizim ilim adamlarımız ve bazı dinler tarihçisi olan
hocalarımız, Pazar günü kilisede yapılan ayini Hıristiyanların ibadeti
zannediyorlar. Hayır, Hıristiyanlıkta böyle bir ibadet yoktur. Zaten bir papaza
da sorduğunuz zaman onu ibadet olarak söylemez. Pazar günleri yaptıkları
ayinleri bizim mevlüt törenlerimize benzetebiliriz. Onların inancına göre İsa
a.’ın öldükten sonraki dirilişini sembolize etmek ve onu ayinle kutlama mantığı
vardır Pazar ayinlerinde. Şimdi size tüm Ortodoks manastırlarındaki ibadetten
bahsedeyim. Bu ibadeti bugün sadece ruhbanlar yapıyorlar. Ruslarda,
Yunanlılarda, Kıptilerde, Nasturilerde, Süryanilerde, Sırplarda, Ermenilerde,
Bulgarlarda, Maronilerde, Keldanilerde manastırda günde beş vakit farz namaz
kılınır. Sabah namazları 4 rekâttır ve güneş doğmadan önce kılınır. Öğle namazı
10 rekâttır ve güneş zevaldeyken kılınır, akşam namazı 6 rekâttır ve güneş
battıktan sonra kılınır. Ben Süryani manastırında kaldığım 5 yıl boyunca
onların topluca kıldıkları bu namazlara şahitlik ettim. Kilisede en ön safta
erkekler vardır. Ardında çocuklar, en arkada da kadınlar bulunur. Kadınlara
tesettür de aynen bizde olduğu gibi farzdır. Aslında normal bir Hıristiyan
kadının tesettürü de bir rahibe tesettürü gibi olmalıdır onlara göre. Onlar
namazda ayakta durmaya “gıyomo” (kıyam) derler. Ayaktayken ellerini dirseklere
yakın bir yerden bağlarlar. (Kıpti, Süryani, Nasturilerde) Namazda
kıraatte Zeburdan okuyorlar. (Çünkü onlar İncil’i bir biyografi olarak kabul
ederler.) Kıraatten sonra rukuya gidiyorlar. Rukuyü aynen bizim gibi yapıyorlar
ama zaman olarak daha fazla duruyorlar. Ruküdan sonra tekrar düzeliyorlar.
Sonra secdeye gidiyorlar. Kimisi alnını yere koyuyorlar kimisi alnı yere bir
karış kalana kadar yaklaştırıyor. Onların namazlarında oturma yoktur. (Ka’de)
Namazlarını iki rekât olarak kılarlar. Örneğin 10 rekâtlık öğle namazını 2’şer,
2’şer kılarlar. Bu üç vakti (sabah, öğle, akşam) cemaatle kıldıktan sonra diğer
iki vakti de kendi odalarında tek başlarına kılarlar. Fakat bu iki namaz da
farzdır. Bunlar da bizim yatsı ve ikindi namazlarımıza tekabül eden vakitlerde
kılınır. Bu iki namaz çok önceki zamanlarda cemaatle kılınırmış ama sonra içtihatla
ferdi kılınmaya başlanmış. İşte onların farz namazları bu şekildedir. Bunlardan
başka iki namazları daha vardır ki onlar da nafiledir. Bunlardan biri aynen
bizim kuşluk namazı vaktinde kıldıkları namazdır. Birisi de gece yarısı
kıldıkları namazdır. Bunların dışında Süryanilerin siyasi ve içtimai
çalışmalarıyla ilgili çeşitli bilgiler verilmiştir. Dış güçlerin Süryaniler
üzerinden ülkeyi karıştırma hesaplarından bahsedildi. (Konferansın son 20-25
dakikalık bu bölümünde de çok önemli ve faydalı bilgiler veriliyor).”
Prof.Dr.MEHMETÇELİK,
Prof. Dr. Mehmet Çelik kimdir:
Prof. Dr. Mehmet Çelik kimdir:
1979
yılında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Tarih alanında
1981 yılında Yüksek Lisans, 1985 Yılında ise doktorasını bitirdi. Halen Celal
Bayar Üniversitesi Ortaçağ tarihi ABD başkanlığını yapan Çelik, özellikle Fener
Rum Patrikhanesi ve Süryani Kilisesi üzerine yaptığı çalışmalarla
tanınmaktadır.
tıklayınız.
“Merhaba,”:ALINTI:
“Namaz Kur'an'da bildirildiği gibi
diğer din kitaplarında da mevcuttur, aynı zamanda " kaç vakit "
olduğu konusuna da ışık tutabilir diye düşünüyorum. Bunlara bazı örnekler
aşağıdadır ;
ESKİ AHİD.
I.SAMUEL 20;41
41- Uşak gider gitmez, Davut taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere
kapanarak üç kez eğildi. İki arkadaş birbirlerini öpüp ağladılar; ancak Davut
daha çok ağladı.Not:Aynı Davut,Üriya’nın karısını gebe bırakarak,General
Üria’yı da öldürttü?!
ZEBUR (MEZMUR) 55;16,17
16 -Bense Tanrı'ya seslenirim,
RAB kurtarır beni.
17- Sabah, öğlen, akşam kederimden feryat ederim,
O işitir sesimi.
DANIEL 6;10
10- Daniel yasanın imzalandığını öğrenince evine gitti. Üst odasının Yeruşalim
yönüne bakan pencereleri açıktı. Daha önce yaptığı gibi her gün üç kez diz
çöküp dua etti, Tanrısı'na övgüler sundu.
YENİ AHİD.
MATTA 26;36.37.38.39
36-Sonra İsa öğrencileriyle birlikte Getsemani denen bir yere geldi.
Öğrencilerine, «Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun» ;dedi.
37-Petrus ile Zebedi'nin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye ve ağır bir
sıkıntı duymaya başlamıştı.
38-Onlara, «Yüreğim ölüm derecesinde kederli» dedi. «Burada kalın, benimle
birlikte uyanık durun.»
39-Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. «Baba» dedi,
«mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin
olsun.»
MARKOS 14;32.33.34.35.36.37
32-Sonra Getsemani denilen bir yere geldiler. İsa öğrencilerine,«Ben dua
ederken siz burada oturun»; dedi.
33-Petrus'u, Yakup'u ve Yuhanna'yı yanına aldı. Hüzünlenmeye ve ağır bir
sıkıntı duymaya başlamıştı.
34-Onlara, «Yüreğim ölüm derecesinde kederli» dedi. «Burada kalın, uyanık
durun.»
35-Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. «Mümkünse o saati
yaşamayayım» ;dedi.
36-«Abba, Baba[i], senin için her şey mümkün, bu kâseyi benden uzaklaştır. Ama
benim değil, senin istediğin olsun.»
37-Öğrencilerinin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrus'a, «Simun» ;dedi,
«uyuyor musun? Bir saat uyanık kalamadın mı?
38-Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden
güçsüzdür.»
VAHİY (ESİNLENME) 22;6.7.8.9
6-Melek bana, «Bu sözler güvenilir ve gerçektir» dedi. «Peygamberlerin
ruhlarının Tanrısı olan Rab, yakın zamanda olması gereken olayları kendi
kullarına göstermek için meleğini gönderdi.»
7-«İşte tez geliyorum! Bu kitaptaki peygamberlik sözlerine uyana ne mutlu!»
8-Bunları işiten ve gören ben Yuhanna'yım. Bu şeyleri işitip gördüğüm zaman,
bunları bana gösteren meleğe tapınmak üzere ayaklarına kapandım.
9-Ama o bana, «Sakın yapma!» dedi. «Ben senin gibi ve peygamber olan senin
kardeşlerinle bu kitabın sözlerine uyanlar gibi Tanrı'nın kuluyum. Tanrı'ya
tap!»
Not: 1988 baskısında " tap " kelimesi yerine " secde " geçmektedir.
Sağlıcakla kalınız... “
TC.
OSMAN TÜRKOĞUZ
TV. İZMİR;22 Şubat
2016.
NAMAZ ÜZERİNE,
Namaz:Farsça,Ta’zim/büyük bir saygı ile eğilmek/kulluk,ibadet,anlamındadır.Salat
karşılığında dilimize çevrilmiştir.DUA ETMEK,HAYIR DUADA BULUNMAK
*!9-Tevbe/103.”ONLAR İÇİN DUA ET?!”
1-“Ey Resul, sana
indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’NUN elçiliğini yapmamış
olursun.”Maide5/47.
2-“Ben sizin üzerinize
vekil değilim, sadece tebliğ etmekle memurum.”Yunus 10/108.
3-“Artık sana düşen
ancak açık tebliğden ibarettir.”El-Nahl 16/82.
4-“Peygambere düşen, sadece açık, seçik
duyurmaktır.”Nur24/54.
5-“Sizin vazifeniz, açık bir şekilde
Allah’ın duyurduklarını tebliğ etmekten başka bir şey değildir…”Yasin36/17.
6-“Resulüm, biz seni örnek müjdeci ve
uyarıcı olarak gönderdik.”Furkan 25/50.Embiye 21/109,Haç22,67,Furkan
25.53.25.56,Şuara26/3,26-115.26.208-209-214,Sumer 26/216,Neml27/91,Ankebut
29/18,Ahzap 33/39,Fatr 35/23,Kaf50/45,Zaariyat51/55,Tar 52/29,TEGABÜN
64/12,Mülk 67/26,Cin 72/23,Ankaf 46/23.Duvarda ASILI DURAN KURANI İNDİRİP TE BU
AYETLERİ DE OKUMALISINIZ*!NOT: KURANDA GEÇEN PEYGAMBER ADLARININ ÖNÜNDE VE
SONUNDA SAYGI KELİMELERİ DE YOKTUR.UYDURMADIR?!”Şimdi de gelelim Yahudi
Zekeriya ile Oğlu Yahudi Yahya’ya:
|
3/39:“Zekeriyya mabedde
namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi
doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı
müjdeler."Diye ünlediler.” Kur’an’da:
(Allah
şöyle dedi:) “Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul
müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik.” (19, 7).
(Yahya dünyaya gelip büyüyünce onu
peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya
kitaba sımsıkı sarıl,”dedik. Biz ona daha çocuk
iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O,
Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir
zorba değildi. (19, 12-13-14). Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine
Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık.
Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve
(Gazabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan
kimselerdi. ( islamda inanç böyledir.Zekeriya ve onun İmran kızı ELİSA’DAN
olma oğlunun adı da YAHYA’DIR.Yahudi’dirler;öyküleri Tevrat’tan ve
İncillerden alınmıştır?!Roma İmparatorluğu adına Filistin’de hüküm süren
Kıral Birinci HEROD/HİRODES ANTİPA/ zamanında yaşamışlardır.kardeşinin karısı
ile evlenen Kıral Herod,bu evliliğe Yahudi
Kanunlarına aykırıdır diyerek karşı çıkan Vaizci Yahya’yı önce bir
kaleye hapsetmiş,Üvey kızı SALOME’NİN huzurunda dans etmesi için öldürülmesini şart koştuğu Vaftizci
Yahya’nın başını kestirtmiştir.Vaftizci Yahya Yeğeni İsa’dan ALTI AY büyüktü.NOT:Arap
peygamberi Muhammet,oğulluğunun karısını,Allahı kullanarak elinden
almıştır?1/İsa’yı Şeria nehrinde vaftiz ettiği İncillerde
anlatılmaktadır.Ünlü SALOME filminde ,Rahmetli Rita Hayworth, SALOME rolünde
Yedi tül dansını ,Üvey babası ve amcası Kıral Herod’un huzurunda oynamıştı.Orada
bir kap içersinde Vaftizci Yahya’nın kesik başı kendisine
sunulmuştu.Zekeriya,Meryem için MESCİD’İ AKSA’DA/BEYTÜLMAKTİS/ özel bir oda
yaptırtmıştı.Meryem Allahtan gebe kaldığını kendisine söylemişti.Zekeriya da
öldürülmüştü?!Zekeriya’nın mucizeleri Hıristiyanların ve Yahudilerin din
kitaplarında anlatılmaktadır:Kalemsiz ve mürekkepsiz Tevrat’tan sureler
yazmak,ağaçlarla konuşmak,ağaçlara el ettiğin de ağaçlar topraktan çıkarak
yanına gelirlermiş.Yahudilerden kaçarken,bir ağaç kendisine adı ile seslenerek;”kaçacağına
gel benim içimde saklan “demiş,karnını yararak Zekeriya’yı içine alıp,tekrar
eski haline dönmüştür?!Çok ilginçtir;Allah’ın kendilerine kendi sesi ile
seslenerek peygamberlik verdiği,Zekeriya,Oğlu Yahya ve yeğeni İsa
öldürülürken Allah ortalarda gözükmemiştir.Yalınız İsa,çarmıhta,Tevrat’tan
bir ayet okumuştur: Hz.Davudun Mezmurları,22’inci Mezmur,Tevrat,s.555.
“Helois! Helois Lama sabaktani?”Allahım,Allahım beni neden terk ettin/Yalınız
bıraktın/?! Yakalanacağını ve çarmıha gerileceğini bildiği halde bu isyan biraz garip değil mi?!
Zekeriya’ya Tevrat’ı bizzat Allahın öğrettiği yazılmaktadır.Zekeriya Mabette NAMAZ KILARKEN?!ALLAH ARAÇSIZ ONA YAHYA’YI MÜJDELEMİŞTİR.”EY YAHYA,KİTABA İYİ SARIL”?!BUYRUĞUNU DA VERMİŞTİR?!Mabet,MESCİD’İ AKSA/BEYTÜL MAKTİS’TİR?!Yahya’nın sıkı sarılacağı kitap ta TEVRATTIR?!Peki Allah Tevrat’a neden sıkı sarılmayarak KURANI İNDİRMİŞTİR?!Sonra;kitapsız peygamberlere NEBİ denilmekteyken Zekeriya’ya,Yahya’ya neden peygamber denilmektedir?!”Namazları Hz. Muhammed’in kıldığı gibi kıldık?!”İtiraflarını da okumaktayız?!Allahımız,namazları en ince detaylarına kadar anlatmamıştır.O zaman Namazları Hz. Muhammed ihdas etmiş olmuyor mu?Sünnetlere itibar etmeyen mezhepler haksız mı?!Soruna şöylece yaklaşalım: Önce,Veda hutbesinden bir bölüm alalım:”Ey Mu'minler! Size bir emanet bırakıyorum ki, ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah kitabı Kur'an'dir. Ey Mu'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman müslümanın kardeşidir; böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğerki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun. Ey Ashabım! Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakki vardır…” Farzedelim ki,Grönland halkı Müslüman olmak istedi.Kendi dillerinden herkese yetecek kadar Kuran gönderdik.İmamları bildikleri için de imam ve hadis kitaplarını da istemediler.Kuranı ezberlediler,namazları nasıl kılacaklar?!O Zaman da Kuranın özüne yapışmış olmayacaklar mı?Şimdi gelelim Profesör Dr. Sayın YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ÜN İSYANINA:”MÜSLÜMANLARIN BAŞINA NAMAZ BELASINI MUSALLAT ETTİLER?!NAMAZ, islamın özünü unutturarak islamın başına şekilciliği musallat etmiştir.CAMİLERE GİRİP ÇIKANLAR,NE NAMUSSUZLUKLAR YAPARLARSA YAPSINLAR YALINIZ ONLAR MÜSLÜMANDIR?!Ahlakın olmadığı yerde ne din vardır ne de Allah,TÜM KUTSAL DEĞERLER ÇIKAR İÇİNDİR.
Hz.Muhammedin Taif
kentinde taşlanması İslam tarihinde yaşanmış bir olaydır. Miladı 620 yılında Muhammed’in amcası Ebu
Talib hayatını kaybetti. Ebu Talibin vefatı ile artık Mekke’de Kureyş’in
saygı duyduğu ve çekindiği kimse kalmamıştı. Bu yüzden Kureyş, Hz. Muhammed’e
karşı yaptığı baskı ve zulmün dozajını artırmıştı. Muhammet bu durumu şöyle
dile getirmiştir:
“Ebu Talib ölünceye kadar Kureyş,
bana saldırmaktan çekinirdi.”
Kureyş’in baskı ve
zulümleri iyice arttırması üzerine civardaki kabilelerle temasa geçen
Muhammet ilk Taif’e giderek işe başladı. Ancak Taifliler O’nun çağrısına
olumlu cevap vermedikleri gibi çocuk ve köleleri kışkırtarak kendisini
taşladılar. Zeyd bin Harise ve Hz. Ali kendilerini atılan taşlara siper
ederek Muhammedi korudular. İkisi de çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı.
Buna rağmen Muhammed’e taşlar isabet etti ve ayaklarından kanlar aktı.”Mirac
olayı 27 Recep 621 tarihinde olmuştur?!Taşlarla yaralanan Muhammed’e KENEVİR
YAPRAĞI KAYNATILARAK İÇİRİLMİŞTİ?!MİRAC RÜYASI DA O GECE GÖRÜLMÜŞTÜR.AKLI
BAŞINDAKİ DİN BİLGİNLERİ BU GÖRÜŞTEDİR.
Kureyşin baskı ve zulümleri artınca neden Allaha sığınmadı da,Arap
kabileleri arasında,Müslüman olmayan insanlardan yardım dilenmeye çıktı?!Neden,ALİ’Yİ
YATAĞINA BIRAKARAKK MEKKE’DEN MEDİNEYE KAÇTI?Hani O’NU ALLAHI KORURDU?!
|
|
|
|
|
|
|
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İzleyiciler
Blog Arşivi
- ► 2016 (202)
- ► 2015 (162)
- ► 2013 (239)
- ► 2012 (385)
- ► 2011 (300)