9 Ocak 2016 Cumartesi

2051/LAİKLİK,İNSANLIĞIN OLMAZSA OLMAZISIR.


 

            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ
osmanturkoguz@ gmail.com                                                                                                                   TV.Çeşmealtı;19 Mayıs2010/07 Kasım2012/Ulusun Kahramanlarına!
LAİKLİK, DEĞİL TÜRK’ÜN;  
İNSANLIĞIN OLMAZSA OLMAZIDIR! CAUSA Sİ NE GU’A NON./CONDİTİO Sİ NE GU’A NON.
İnanmayanlarımız olursa; bir zahmet Tarih Dedemize sorsunlar. Din adına yapılan kıyımların hepsini yazmama sahifeler yetmez! Ostüzü. VE 30 Nisan 2015,09 Ocak 2016.Ekli:

“Allah, dünya yüzünde kendi iradesini hâkim kılmak için iyi insanları kullanır. Kötü insanlar da kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanır!” Büyük Bilgin Papaz Giardano Bruno,16 Şubat 1600’de Allah ve din adına Roma’da yakılmıştır!

ALLAH İNANCI OLAN JAPONLAR; İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA AT HIRSIZI AMERİKALILARA YENİLİNCE, ALLAHI VE PEYGAMBERLERİ GÖMEREK AHLAKİ DEĞERLERİ YÜCELTMİŞLER VE DÜNYANIN EN SAYGIN ULUSU OLMUŞLARDIR. ÖTEKİ ULUSLARDA SADECE ZAMAN DEĞİŞMEKTEDİR. BUYURUNUZ İSLAM ÜLKELERİNE? HALKI AYNI SEVİYEDE KALIR,SADECE SOYANLARI DEĞİŞİR?!DÜZÜLENLER AYNI KALIR,SADECEDE DÜZENLER DEĞİŞİR.AHLAK DİNİN EMRİNE GİRİNCE DİN YOZLAŞARAK TOPLUMU ÇÜRÜTÜR.TÜM AHLAKSIZLIKLARIN KAYNAĞI ALLAHA DAYANDIRILIR.BUYURUNUZ MÜSLÜMAN ÜLKELERİNE!Fikirlerin öldürüldüğü yerde,sadece din yükselir, AHLÂK TA ölür,İNSANLAR DA KOYUN SÜRÜSÜNE DÖNDÜRÜLEREK SADECE OTLAR?!ULEMALAR DA,OY BİRLİĞİ İLE BİR BABANIN ÖZ KIZINA ŞEHVET DUYMASINI HARAM SAYMAZLAR!TÜM SOSYAL İLİŞKİLERİMİZ,ULUS BİLİNCİMİZLE,YASALARIMIZA GÖRE DÜZENLENİRKEN,MEZHEP FARKLILIKLARINA GÖRE ÇÖZÜM ÜRETMEK AHLAKA,ANAYASAMIZA,ULUSAL BİRLİĞİMİZE DE İHANETTİR.

Emevi ve Abbasi yönetimleri, halkı biribirine düşürerek kolayca yönetebilmek için mezheplere sarılmışlardı. Bu fikir,Aristo tarafından  Büyük İskender’e aşılanmıştı:”Halkı yönetmenin en kolay yolu,fırkalara böl,onlar birikirlerine düştüklerinde de sen hakem olursun?!”Bugün,Sayın en Büyük Ustamız da bu oyunu ustalıkla oynamaktadır.Türkiye,bölgelere dini ve etnik gruplara bölünerek ,biribirine düşürülmüştür.Şehitlerin önemi de yoktur.Yeter ki halk uyutulsun.Bunun için de bol miktarda afyon olarak dinin verilmesi gerekmektedir.Kör olanlara bunu anlatabilmek mümkün değildir.Beleş paraların ışıltısı gözleri kamaştırmış,kulakları ve vicdanları da çıkara kilitlemiştir.İlahiyata dayandırılan her değer bozulur yozlaşır.AHLAKSIZLIK TA DİN OLUR?!”Ahlakın temeli ne zaman ilahiyata dayandırılsa,halklar ne zaman ilahi otoriteye bağımlı hale getirilse,en ahlaksızca,en adaletsiz,en kepaze şeyleri mazur gösterip yaygınlaştırmanın yolu açılmış olur.”Ludwig Andreas Feuerbach.Alman,19’uncu asır.

 


Japon Ahlakından öğrenilecek On temel kural:

1-ONUR,2-YETENEK,3-ERDEM,4-DÜZEN,5-ÖZVERİLİLİK,6-DUYARLILIK,7EĞİTİM,8-MEDYA,8-AĞIRBAŞLILKI,10-VİCDAN.

“İŞTEATEİST AHLAKI”

“Japonların %70’İ ATEİST. Kalan nüfus Da Şintoist,Budist ve az miktarda Hristiyan.Yani İslama göre hepsi KÂFİR!Ve küçük bir yolsuzluk olsa ,ilgili bakan istifa ettiği gibi,bu nedenle intihar etmesi de olağan karşılanıyor.Tokyoda bir yıl içinde kaybolan  127 milyon Doları bulanlar tarafından sahiplerine teslim edilmiş,sahibi bulunamayan para yasal olarak bulanın hakkı olduğu halde,kimse bu parayı kabul etmiyor ve kamu hizmetindeki kuruluşlara bağışlanıyor.”

Tsunomi felaketinde, her japon’a bir paket makarna ve bir plastik şişe su tahsis edilmiş, sıraya giren herkes daha fazlasını istemeden ve sırasını da atlamadan hakkına razı olmuştur. Kobe felaketinin etkilerini zamanında silemeyen yetkili de intihar etmiştir. İzmit körfezindeki  köprünün bağlantı demiri, Malzeme dizaynı ve üretim hatası sonucunda  koparak çalışmaları engellediğinden, köprüden sorumlu Japon Mühendisi KİSHİ RYOİCHİ intihar etmiştir. Bu köprünün her iki başına bu Japon Mühendis KİSHİ RYOİCHİ’NİN heykelinin dikilerek köprüye de onun adının verilmesi bizlere belki iyi bir ders olur.

 

 

“Bildiğini bilenin arkasından gidiniz,
bildiğini bilmeyeni uyarınız,
bilmediğini bilene öğretiniz,
bilmediğini bilmeyenden kaçınız!” Konfüçyüs

Adam gibi adam olanı seçiniz./Yalınız ve yalınız, Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlık yolundan gidiniz!” Başınızın üstüne çıkaracağınız adamların kanındaki ve vicdanındaki cevheri iyice tahkik ediniz!”Anayasal haklarınızı kullanırken de biber gazı yemezsiniz!?Ostüzü

Hıristiyanlıkta olsun, Müslümanlıkta olsun, Allah ve Din adına yakılan ve öldürülen insanlar, Laiklik uygulanmış olsaydı, Yüce Yaratanımızın! Vermiş olduğu hayatı sonuna kadar yaşamış olacaklardı. Ostüzü.

MS:1095 yılında Katolik Papaz Fakir Götiye ve Papaz Piyerlermit, eşeklerinin üstünde, diyar, diyar gezerek;270 sene sürecek Haçlı Seferlerini başlatmışlardır.1618/1648 yılları arasında Avrupa’yı kavuran savaş ta Hıristanlığın mezhep savaşlarından birisiydi. Yedi yıl savaşı da bir din savaşıydı. Kudüs’teki Kameme Kilisesinin bakımı için Çarlık Rusya Osmanlı İmparatorluğuna baskı yaptığında; Fransa’da yeniden imparatorluk kurmuş olan Üçüncü Napolyon da Katoliklerin oyunu kazanmak için bu oyuna iştirak etmişti. Sonunda 1853 Osmanlı-Rus Savaşı çıkmış; İngiltere, Fransa ve Piyemonte krallığı da Osmanlı safında bu savaşa katılmıştı. Bir inanç kaynağı olan DİN ve ALLAH inancı, insanların gönlünden çıkarılıp ta, Ulema denilen Şarlatanların ve politikacıların kullanımına geçtiğinde insanlar biri birlerini öldürmeye başlamışlardır. Leon Tolstoy’a göre; bu cinayetler ve soygunlar,SON HAHAM,SON PAPAZ VE SON İMAMIN ÖLÜMÜYLE SON BULACAKTIR.iktidar kavgası var oldukça,din adamlarının yerini POLİTİKACILAR alacaktır.Şimdilik ortak çalışıyor gibi götünseler de.Soyut olan din kavramında anlaşamayıp savaşlar çıkartan insan oğulları,somut kavramlarda hemen anlaşabilmektedirler.Güneşin Sarı ve yuvarlak olduğuna itiraz eden de yoktur?!

İsterseniz 06 Ekim 1999 tarihli fazilet takvim yaprağını da okuyalım

“Camiye gitmek kadınlar için (farz) değildir. Tabarani, Mu’cemu’s sagir2/817.

Batman’daki cenaze takipçisi Kara Fatmalara ne denilir!  Resulullah (SAS)Efendimiz buyurdular ki: Cihad ile Cuma namazı ve cenazenin peşinden gitmek kadınlara farz değildir!” Hz. Muhammet, Medine devrinde bir iktidar kavgasına da girmiştir.
Hadislerini yazmamalarını, yazılarak toplanan hadislerini de yakmalarını emretmiştir.
Doğaçlama söylenmiş olan sözlerde çelişkiler de çoktur!
Erkek hurmaların çiçek tozlarıyla hurmalarını döllemeye çalışanlara:

“Hurmalarınızı döllemek için uğraşmayınız!”
Diye emir vermiştir. Bu nedenle de, o sene hurmalar meyve vermeyince; sızlanan halka:“Siz bildiğiniz gibi yapınız. Sizler, dünya işini benden daha iyi bilirsiniz!” Demiştir. Cihad, makro düzeyde üretim aracı olan GANİMET’İ sağlamak için gereklidir.
Mareşal Gazi Mustafa Kemal:
“YURTTA SULH, CİHANDA SULH!” BUYURMUŞTUR.
Asırlardan beri sürdürülen kanlı savaşları önleyerek İÇ VE DIŞ BARIŞI sağlamıştır.
Pekiyi, bu cihad kime ve niçin? Öncelikle, Türkiye DARÜL HARP BÖLGESİ ilan ediliyor. Kendileri Müslüman, kendileri gibi olmayanlar da “PATATES DİNLİ” OLARAK İLAN EDİLİYOR!
Kafaları ve vicdanları gelişememiş bir yığın, dini çıkar ve siyasal amaç uğruna kullananların eline geçiyor!
Şiddet, dine dayandırılırsa; eylemlerin ucunda cennet vaadi de varsa, cinayetler ve vahşet zevk ve coşku ile yapılır. Din, İnsan ile Tanrı arasında bir yakınlaşma aracı olarak kalmalıdır.
Sosyal ilişkileri, ticareti, eğitimi, politikayı ve devlet yönetimini insan aklı düzenlemelidir.
Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in ışıklı yolundan gidilmelidir. Din; ruh hastalarının, soytarıların, çıkarcıların ve politikacıların oyuncağı olursa; her sapıklığa da uygun ayet ve hadis bulmak mümkündür!
Tarikatların en büyük yasası:
“Şefkat’te güneş gibi ol/Teslimiyette mevta gibi ol/Ayıpları örtmede gece gibi ol/Cömertlikte sular gibi ol/Şeyhine teslimde de kayıtsız ve koşulsuz ol!
Ön koşul olarak ta: ŞEYHİ OLMAYANIN ŞEYTANI OLUR!” Yutturmacası ile de tüm gelişmemiş beyinler kilitlenir.İslam dünyasından Şeyhleri ve de Şeyhliği kaldırırsanız DÜNYADA DA ŞEYTAN KALMAMIŞ OLUR?!
Devlet bir TÜZEL KİŞİLİKTİR! Devletin bir dini olursa, tüm tüzel kişilerinde birer dini olması gerekmez mi? Devletin ille de bir dini olmasını savunan bir Bayana, bir endişemi sununca; sus ve dahi pus olmuştu:
“Pekiyi Hanımefendi; bu Müslüman bir devletin ŞEYİNİ, nerede ve kime sünnet ettireceğiz? Nasıl namaz kıldırıp, nasıl hacca göndereceğiz!”
Laiklik kaldırıldığı zaman; DİN, çıkarların ve aldatmaların odağı haline getirilerek CİHAD, GANİMET ve POLİTİKA’NIN oyuncağı haline getirilecektir.
Sosyal alandaki tüm oyunlarda DİN kullanılacaktır.
Dünya; DARÜLHARP VE DARÜLSULH olarak iki kutba ayrılacaktır. İnsanlık birbirini deliler gibi boğazlayacaktır!
Bu işin başka türlü yönetilmesi mümkün değildir. Tüm deliler ve vatan hainleri de başımıza veli diyerek türbeleşecektir.
Amma velâkin bu işte, Türkiye Cumhuriyetinin iki Trilyon Lirasını deve yapmak ve halkımızı masallarla kandırmak kadar kolay olmayacaktır! İslam Dini;SEKS,KADIN DÜŞMANLIĞI,DİNİ MASALLAR,YAHUDİ DÜŞMANLIĞI,KURAN DIŞINDAKİ ,ÇOK ESKİDEN YAZILMIŞ OLAN AKILDIŞI YORUMLARA OTURTULMUŞTUR?!
KORUNDA BULUNAMAYAN SORULARIN YANITLARI,AKILDIŞI YORM KİTAPLARINDA ARANMAKTADIR.BUNA DA MİŞNACILIK DENİR?! “Kur’an-ı Kerim ve Mişnacılık,” Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk,“Dinlerini parça, parça edip fırkalara/hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.” (En’am, 159).

“Onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli zübürlere/kutsallaştırılmış hizip kitaplarına ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir. Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.” (Müminûn, 52-54)

“İşte şu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Rabbinizim. O halde bana ibadet edin. İşlerini aralarında parçaladılar. Hepsi bize dönecekler.” (Enbiya, 92-93)

“ON'A yönelmiş kişiler olarak O'ndan sakının! Namazı/duayı yerine getirin ve sakın şirke sapanlardan olmayın. Onlardan ki, dinlerini parçalayıp hizipler/fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür.” (Rum, 31-32.

Allah ile aldatanlar, bugün KURAN DIŞINDAKİ, AKLA,BİLİME VE İSLAMA AYKIRI YOLLARI KOLLANMAKTADIRLAR.


TÜM DÜNYADA İNSANLARIN KURTULUŞUNUN TEK YOLU LAİSİZİMDİR?!MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN YOLUDUR.

 

 

8 Ocak 2016 Cuma

2050/SAYIN MEHMET GÖRMEZE UYARIMDIR!


          TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İzmir;08 Ocak  2016.

               MEHMET GÖRMEZ’E UYARIMDIR!

“BİR BABANIN  KIZINA ŞEHVET DUYMASI HARAM DEĞİLDİR”?!

       Mehmet Görmez,D.İ.Başındaki.Peki  Mehmet Bey,Sizler analarınıza kaç yaşında iken ŞEHVET duydunuz?!Ceza kanunumuza göre suç olan bir sapıklığı İslama göre mazur göstermek te en azından dini hafife alma ve din adına işlenmiş bir   sapıktır. Sizin hukuk işleri büronuz yok mudur,Sayın çağ dışı yorumcumuz?Vatandaşlarımızın sosyal alandaki sorularına asırlarca önce  ilkel Araplarca yazılmış kitapları mehaz göstererek cevaplar veriyorsunuz?Anayasamızı,Türk Medeni Kanununu,Türk Ceza Kanununu NEDEN MEHAZ  OLARAK GÖSTERMİYORSUNUZ?Tutturmuşsunuz Altı ve  Dokuz yaşındaki kız çocukları üzerine,onlara yapılan   tecavüzleri Dinsel zemine oturtmaya?!Günümüzde,Türkiye Cumhuriyetinde ve Uygar ülkelerde ALTI VE DAHİ DOKUZ YAŞLARINDAKİ KIZLARA TECAVÜZ SAPIKLIKTIR.Yakın AKRABALARIN ENSEST CİNSEL İLİŞKİLERİ DE SAPAKLIKTIR.BİZİ EVRENSEL HUKUK VE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN EVRENSEL YASALARI BAĞLAR.SİZİ DE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KANUNLARI BAĞLAR.Anayasamızı açalım ve 136’ıncı maddesini okuyalım:”i.Diyanet işleri Başkanlığı.Madde:136-“Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı,Laiklik ilkesi doğrultusunda ,bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve  milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek,özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”Her soruya mezheplere göre yanıt vermek dine ve ulusal birliğimize ihanet  değil midir?! 08 Ocak 2016 14:47 .BU İLKELLERİN GÖRÜŞLERİ ALLAHIN GÖRÜŞÜ MÜDÜR?!Kanun mudur?!Bu Hz.Muhammet korkusundan düpedüz bir sapıklıktır.O zaman Hz. Adem neden kızlarına kendisi tecavüz etmemiştir?!Soruya bir de ANA VE OĞUL açısından baksak?!ALINTIDIR:

“Diyanet'e bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu Dini Bilgilendirme Platformu, 'bir babanın öz kızına yönelik şehvet Duyması’na ilişkin bir soruya verdiği cevapla enseste kısmi izin verdi. 

Birgün'den Erk Acarer'in haberine göre, platforma gönderilen soruda, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşür mü?” diye soruldu. Din İşleri Yüksek Kurulu, bu soruya İslam kaynaklarından farklı yaklaşımlarla cevap verirken, “Bazı mezheplere göre babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur” dendi. Metnin devamında "Hanefilere göre; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda, kızın annesi bu babaya haram olur" ifadesi kullanıldı. “Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz" denilirken, "Kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir” ibaresi kullanıldı.

Platform, çıkan tartışma üzerine ilgili yanıtı sitesinden kaldırdı.

Din İşleri Yüksek Kurulu Dini Bilgilendirme Platformu'nun "Bir babanın öz kızını öperken şehvet duymanın nikâha etkisi olur mu" sorusuna verdiği ve sonra yayından kaldırdığı yanıt şöyle:
  
"Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhının ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur (bkz. İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, Mısır 1975, II, 33; İbn Kudame, el-Muğni, VII, 486; İbn Cüzey, el-Kavaninü’l-Fıkhiyye, 138). Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda, kızın annesi bu babaya haram olur. Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması, ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir. Kalın elbisesinden tutarak, ya da vücuduna bakıp düşünerek şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir. Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır (Merğinani, el-Hidaye, I, 192; Mevsıli, el-İhtiyar, III, 109)."Kardeşim bunlar sapıkça yorumlardır.Türkiye Cumhuriyeti’nin Müslüman insanlarını  yalınız TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDEN ÇIKAN KANUNLAR BAĞLAR.SIPASINI DÜZEN EŞEK Var mı?!


 

 

 

 

 

 

5 Ocak 2016 Salı

2049/KALDIRAMAMAK ÜZERİNE!


               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İZMİR;05 Ocak 2016.

               KALDIRAMAMAK PARELELCİLİK İMİŞ?!

        AKEPE’YE hizmet ederken Şeyini kaldıramamak üzüntüsü ile terki Yalakalık eden AK—İT Yazarı ve Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya,bir zaman önce şöyle yazmışmış:”Uluslararası karşılaşmalarda, haltercilerimiz Paralelci oldukları için  halterleri kasıtlı olarak kaldırmamaktadırlar.Orada,Antrenörü,Masörü,çeşitli hizmet edenleri var.Ben onlara da paralelcidir gözü ile bakarım…”KALDIRAMAMAK?!

         Hasan Bey;Arabistan’ın en ünlü  ve en usta Orospusunun önünde,Viyagra’ya rağmen Maslahatını kaldırmaktansa Şehitlik yolunu seçtin?MASLAHATINI KALDIRAMADIĞINA GÖRE SEN DE PARALELCİ OLMAYASIN*!Tabutuna omuz verenler,seni ŞEH-İT sayanlar ve de Şehitliğe gömenler de paralelci sayılmazlar mı?!

2048/YAHUDİLERE VE re ve ONBAŞI ADOLF Hİ,TLERE SARILMAK!



                  YAHUDİLERLE ONBAŞI A.HİTLERE SARILMAK                 

          TC.                   YENİ AÇKLIM:

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İzmir;05Ocak 2016.

“Bir Mareşali bir Onbaşının emrine verirseniz,sonuç yenilmek olur?!Mareşal Manştayım,Rusya’daki Nazi istila ordularının başkomutanı.Ruslara esir düştü.

          Onbaşı Adolf Hitler;Alman adaletini,Alman polisini,Gestapoyu,SA’LARI,Alman      basınını,Alman silahlı kuvvetlerini,Alman halkını ele geçirdikten sonra FÜHRER   OLDU?!ASTIĞI ASTIKTI;KESTİĞİ DE KESTİKTİ.Bakınız, Profesör Dr. Papaz Martin       Neamöller durumu nasıl anlatıyor:

Profesör Dr. Papaz Martin Neamöller’in, Onbaşı Adolf Hitler Nazi rejiminin gelişine dair günlüğü, diktatörlüklerin uygulanışlarının tanımını yapmaktadır:

        “Önce sosyalistleri topladılar; sesimi çıkarmadım, çünkü ben sosyalist değildim. Sonra

,Sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım. Çünkü ben Sendikacı değildim. Sonra, Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü ben Yahudi değildim. Sonra, beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”

          350 Şehir devletinden oluşan Almanya; dil birliği, hukuk birliği, din birliği, güzel sanatlar ve müzik birliği, GELENEK VE Görenek birliği ile ALMAN MİLLETİNİ OLUŞTURMUŞTU. PRUSYA Devleti güçlenerek 1864’te Danimarka’yı,1866’da Avusturya’yı,1870-1871’de de Fransayı yenerek, Pariste Louvre sarayında Alman birliğini kurmuştu. Birinci Dünya Savaşında yenilerek bazı toprakları elinden alınmıştı. Onbaşı Adolf Hitler, Münih’te bir meyhanede, Yedi kişi ile Alman Nasyonal Sosyal Partisini kurmuştu. Yahudi çıkışlı olmasına karşın koyu bir Alman/Cermen/milliyetçisiydi. Almanya’yı toparlayarak güçlendirmek ve Alman ırkını dünya hâkimi yapmak sevdasındaydı. Allah tarafından gönderildiğine inanmıştı ve Alman halkını da inandırmıştı. Narsist ve Şizofrenik bir yapısı vardı. Sayın Bay Recep Tayyip Erdoğan’ın örnek gösterecek yapısı bilgisizliğin ürünüdür. Onbaşı Adolf Hitler,anası Alman olan Yahudi Rockefeller’den birisinin piçidir.Viyanda,Yahudiler lüks ve sefahat içinde yaşarlarken Adolf Hitler açlıktan sürünmekteydi,seceresi nedeniyle de toplum dışına itilmişti.Bavyera’ya geçerek Alman ordusunda başarılı?!Bir asker olduğu halde orada  haksızlıklara uğrayarak?!Alman toplumuna da düşman olmuştu.Yahudiliğe düşmanlığı nedeniyle onları Gaz odalarına sevk etmişti.Almanlara düşmanlığı da Almanları,BOŞ YERE AÇMIŞ OLDUĞU CEPHELERDE KIRIMLARA UĞRATMIŞTI. “AYKİRİYE” parolalı bir planı uygulamak istemişti.”Madem ki Almanlar bana oy verdiler,o nedenle de ölmelidirler?!Demişti.Yenilgi sonunda,tüm Almanların intihar etmesi planının adıdır.”AYKIRİYE?”Benzerlikleri siz bulacaksınız?!Her ikisi de ,Kömür,Makarna ve BATTANİYE DAĞITARAK,YALAN SÖYLEYEREK,İFTİRA ATARAK VE KUMPAS KURARAK HALKI KANDIRIP  İKTİDAR OLMUŞLARDIR.

OKUYALIM:”Halk Delilerden Ne Dahiler Çıkartır?Adlı yazımdan alınmış bir bölümdür:

ADOLF HİTLER!
Doğum tarihi:20Nisan 1889.
Doğduğu yer: Braunau am inn, Yukarı Avusturya.
Babasının adı: Alois Schicklgruber(1837-1903).
Anasının adı: Klara Pölzl(1860–1907).
Ölüm tarihi:30 Nisan 1945,Berlin, Başbakanlık sığınağı.
Ölüm nedeni: Zehir ve tabancayla intihar.
Hitlerin Büyük babası Johann George Hiedler, Aşağı Avusturya köylerinde gezginci bir değirmenciydi.1824 senesinde; ilk evlenmesinden beş ay sonra doğan oğlu ve eşi öldüler.18 sene sonra; Duerrenthal’in Strone köyünden, Maria Anna Schicklgruber adlı,(47) yaşında bir kadınla tekrar evlendi.7 Haziran 1837 tarihinde; Maria’nın gayrimeşru bir oğlu oldu. Bu çocuk; Alois Schicklgruber olarak büyüdü. Maria Anna;1847tarihinde öldü. Bu ölümden sonra, Johann George Hiedler ortalıktan yok oldu.84 yaşında; Waldvierte’de,
Weitra kasabasında yeniden ortaya çıktı. Bu sefer adını Hitler olarak yazıyordu. Üç tanıkla bir Notere giderek, kendisini ALOİS Schicklgruber’in babası olarak kaydettirdi! William L.Shirer, Nazi İmparatorluğu,1’inci C.S.24.
39 yaşına kadar, Annesinin soyadını taşıyan Alois, doğum kayıtlarını tutan bir Papazdan, Üvey babasının Johann George Hiedler olduğunu öğrendi. Alois, özel izinle, ikinci dereceden yeğeni Klara Pölzl ile evlendi.
Adolf Hitler bu ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Güstav İda bebek iken öldü. Dördüncü çocuk Edmund da (6) yaşında öldü.21 Ocak 1896’da Kız kardeşi Paula Hitler doğdu. Hiedler, Huetler, Hueffler,”Hiedler” soyadını kullandılar. Sonunda; bu soyadı “Hitler’e” dönüştü. Adolf Hitler,1920’den sonra WOLF takma adını kullanmıştı. WOLF, Eski Almancada, ASİL KURT anlamına geliyordu! Alois Hitler; Viyana’da Yahudi asıllı Prinz adlı birisini Adolf’un Vaftiz babası yapmıştı!
Hitler, bir ara İDA takma adını da kullanmıştı. Babası öldükten sonra büyük bir yıkıntıya uğramıştır. Babasından kalan parayı ablasına vermiştir. Lise üçüncü sınıftan, liseyi terk ederek öksüz çocuklar yurduna yerleşmiştir.1909 senesinde de evsizler yurduna daha sonra da fakirlerin kaldığı bir eve taşındı. Ressam olmak istiyordu; Resim Akademisi kendisini başarısız bularak kabul etmemişti. Homoseksüellerin eyleştikleri bir otele gidip gelmeye başlamıştı.
İngiltere Başbakanı W.Churchill’in kendisine verdiği(11.000) gizli belgeyi inceleyen Walther C.Langer, Adolf Hitlerin kişiliğinin analizini yapmıştır:
“Hitlerin normal kişilerden çok Eşcinsellerin yanında rahat ettiği doğrudur. Strasser’in belirttiği gibi; kişisel korumalarının hepisi de Eşcinseldi. Hitlerin Eşcinsel eşi olduklarını söyleyen iki oğlana da rastladığını belirtmiştir. Hitler’in, Eşcinsel arkadaşları için kullandıkları “BUBİ” adını kullandığı da büyük bir olasılıkla doğrudur!”Walther C.Langer, Hitler melek mi, Şeytan mı? S.164.
Harvard Üniversitesi Psikoloji Kliniği Direktörü Dr. Henry A.Murray, Hitlerin kişiliği hakkında bir rapor hazırlamıştı:
“Counter Aktive Narsizm!”Hakaret, Eziklik ve aşağılanma ile dürtüklenen bir kişilik!”Yenilirse, İNTİHAR EDER! Teşhisini de koymuştu. Raporun adı da:”Hitlerin Zihni/Gizli Savaş Dönemi Raporu”.Walther C.Langer,”The Mind of Hitler” adlı bir kitap yazmıştır.
Adolf Hitler; Birinci Dünya Savaşı çıktığında, Bavyera Kıralı Üçüncü Ludwig’in izni ile Bavyera ordusuna katıldı. Fransız cephesinde iki defa yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Askeri takma adı: Onbaşı Böhmischen Gefreiter(Bohemyalı).
Askerlik hizmetindeki başarılarından dolayı iki kere Demir Haç nişanı ile ödüllendirilmiştir:
Aralık 1914’te;İkinci sınıf Demir Haç(Iron Cross Second Class);
Ağustos 1918’de de; Birinci Sınıf Demir Haç,(Iron Cross Fırst Class) madalyalarıyla onurlandırılmıştır.
15 Ekim 1918’de zehirli gaz bombardımanında kısa süreli körlük yaşamıştır. Bunu isterik krizine bağlayanlar da vardır.
Onbaşı Adolf Hitler habercilik hizmetinin yanı sıra; askeri dergilerde yayımlanması için resimler de çekmiştir.”Liderlik özellikleri yeterli olmadığından onbaşı rütbesinde kalmıştır!”
Düşman kurşunu ile yaralandığından Gazilik madalyası da almıştır. Burada bir garip durum var. Bu gariplik Resim Akademisine kabul edilmediğinde de mevcuttur. İki defa Demir Haç nişanı verilen bir askere,”Liyakatsiz!”Sicili vermek ırsiyetine bağlı olsa gerek diyorum. Viyana Resim Akademisine kabul edilmeme nedeni de aynı değerlendirmeden olabilir. Adolf Hitler; altı sene askerlik yaptıktan sonra, askeri üniformasını çıkarmıştır. Politikaya atılmadan önce(2000) resim yaptığı hesaplanmıştır. Yayımlanan resimleri bir sanat eseridir.
Etkili konuşmak için Astrolog Medyum Hanussen’den dersler almıştır. Her ders öncesi kendisine Morfin vurulmuştur!
Fransız cephesinde; Müttefiklerin topçu bombardımanı başladığında, bir siperde saklanan Onbaşı Adolf Hitler’in içinden gelen bir ses:
“Kalk Onbaşı Adolf Hitler, hemen mevzi değiştir!” Demiştir. Bu sesin emrine uyan Onbaşı Adolf Hitler, yeni mevziine ulaştığında, eski mevzisine bir top mermisi düşmüştür. O anda; Onbaşı Adolf Hitler; Almanya’yı için Tanrının kendisini koruduğuna inanmıştır!
“Hitler, kendisini Almanya’nın kurtarıcısı olarak, insanüstü bir varlık gibi, özel görevle yükümlü olduğuna inanmaktadır!”Walther C.Langer, S.G.E. S.16.
Ünlü Alman Filozofu Frederik Nietzsche-Nişi-“Zerdüşt Böyle Buyurdu!”Adlı bir felsefe kitabıyla, insanüstülüğü Almanya’ya ve tüm dünyaya anlatmıştı. Kendisi de Frengiden çıldırarak ölmüştü.1870–71 Almanya-Fransa arasındaki savaşa sıhhiye eri olarak iştirak eden, bu ufak, tefek Filozof, yaralı bir askere narkoz verirken kendisi bayılmıştır!
Herman Göring; Birinci Dünya Savaşına pilot olarak katılmış, savaştan sonra Yüzbaşı rütbesiyle Alman Hava Kuvvetlerinden ayrılmış, uyuşturucu bağımlısı biriyken Nazi Partisine girerek Hava Mareşali rütbesiyle Alman Hava Kuvvetleri komutanı olmuştu. Bu uyuşturucu müptelası şöyle buyurmuştu:
“Vicdansızım ben. Benim vicdanım Adolf Hitlerdir. S.G.E. S.52.
Topal bacaklı Dr. Joseph Goebbels:”Hitler hiç değişmez. Çocukken nasılsa, şimdi de öyledir!”Demiştir. Bu tanım çok önemli bir husus içermektedir. Dr.Joseps Goebbels;1933 senesinde Nazi Partisine girmiş, toplumsal Psikoloji uzmanı bir aşağılık yaratıktır.30 Nisan 1945 günü, Adolf Hitlerin sığınağında, karısı ve altı Oğlan çocuğu ile intihar etmiştir.
Adolf Hitler;”Yahudiler ve Çingeneler, akrabalık bağları ile Üstün Alman ırkını bozuyorlar!”Sloganı ile Alt ve Orta sınıf Alman kırsal kesimini etkilemeyi başarmıştı.”Yalan ne kadar büyükse, inananı da o kadar çok olur!”Onun sözlerinden birisidir.
“Ben, dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
Tam Narsist Psikopat bir ifade!
Adolf Hitler, Münih’teki bir birahanedeki darbe girişiminden 01 Nisan 1924 senesinde (5) yıl hapis cezası almıştı. Dokuz ay cezaevinde kalarak Mein kampf –Kavgam-adlı kitabını yazmıştı. Alman Nasyonal Sosyalist Partisini ele geçirerek,”Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi”—Nationel Sosyalist German workers Party- adı ile politika arenasına atılmıştı. Kısacası Nazi Partisi adını alacak olan bu parti NSDAP kısaltması ile anılıyordu. Partiden istifa etmiş, geri dön çağırısı üzerine de,1’e karşı 563 oy ile genel başkan seçilmişti.
1928 genel Seçiminde 12 Milletvekili ile
1930’da %18 oy ve 107 Milletvekiliyle,
31 Temmuz 1937 genel Seçiminde de %37 oyla Alman Cumhurbaşkanı Mareşal Hindenburk’tan Başvekilliği-Şansölyelik- almıştı. Ocak 1933 tarihinde, Katolik merkez Partisiyle anlaşamadığından,05 Mart 1933’te yapılan yeni genel seçimde oyların %44’ünü alarak, tek başına iktidar olmuştu.
Alman Parlamentosunu yaktırarak, yangın faili olarak Hollandalı akıl hastası olan Van der Lubbe adlı bir genci ve Bulgar Komünisti Dimitrof’u mahkeme huzuruna çıkartmıştır. Dimitrof’un savunması Hitleri ve yargılamayı yapan soytarı yargıçlar kurulunu deli etmiştir. Dimitrof beraat etmiş; Zavallı Van der Lubbe idama hüküm giymiştir.
YETKİKANUNU!
Bu kanunla Reichtag-Alman Parlamentosu-yetkilerini (4) seneliğine Nazi hükümetine bırakıyordu! 2/3 Milletvekili çoğunluğu hile ile sağlanmıştı.(80) Milletvekili gözaltına alındı. Oylama yapılacağı gün; SA’LAR parlamentoyu kuşattılar.
“23 Mart 1933 günü;”Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Yetki Kanun Tasarısı” kabul edildi.
Bizdeki benzerliğe bir göz atalım: Anayasamızın (145)’inci maddesine göre;”askerler işlemiş oldukları askerlikleriyle ilgili suçlardan Askeri Mahkemelerde yargılanırlar’” hükmüne aykırı bir kanun, bir gece yarısı operasyonu ile MUHALEFETİN HABERİ OLMADAN VE KOMİSYONLARDAN GEÇİRİLMEDEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLETVEKİLLERİ MECLİSİNCE KABUL EDİLEREK imzasız ihbar mektupları ve maskeli tanıklarla emekli ve muvazzaf subaylar polislerce yaka ve paça yakalanarak özel mahkemelerce tutuklanmışlardır!
02 ağustos 1934 tarihinde Alman cumhurbaşkanı Ünlü Mareşal Paul Von Hindenburk ölünce Adolf Hitlere gün doğmuştur. Alkolik bir Polis komiserinin fişlemiş olduğu NAZİ yanlısı olmayan Polislerin 2/3 mesleklerinden kovularak yerlerine Nazizm yanlısı gençler alınmıştır. Ünlü GESTAPO örgütü de kurulmuştur. Hitler için tehlike arz eden SA örgütünün Homoseksüel lideri Yüzbaşı Ernest Röhm, yardımcıları Edmund Heinks, Gregor Strasser ve Kurt Schleicher,29 Ocak1934 gecesi, öldürülerek SA mensupları da SS’LEERE-Schutz Staffel- katılmışlardır.
Mart 1933 tarihinde uzun Bıçaklar gecesi olarak adlandırılan eylemler sahneye konmuştu. Yahudilere ait iş yerleri ve Nazizm’e zararlı görülen kitaplar yakılmıştı. Almanların Yahudilerle evlenmelerini yasaklayan yasalar çıkarılarak ivedilikle yürürlüğe konulmuştu, Adolf Hitler, milletleri iki grupta toplamıştı:
1-Ari ırka mensuplar,
2-değersiz halklar!
Özürlü çocukları hastanelerde iğne ile öldürttüğü söylenmiştir. Alman ırkını saflaştırmak için, İNSAN HARALARI kurarak, genç ve sağlıklı kız ve erkekleri buralarda çiftleştirmiştir!
Strazburk Üniversitesinden bir doktor, savaşı fırsat bilerek her yaştan iskelet koleksiyonu yapmağa kalkıştığında neler mi olmuş! Çeşitli yaşlardan (200) çocuk, kız, kadın ve erkek anılan üniversiteye gönderilerek, iğne ile öldürülüp, iskeletleri koleksiyona renk katmıştır!
Adolf Hitler; Alman Silahlı Kuvvetlerini iğdiş etmek için; sevilen iki Komutanı güpe gündüz eşleriyle birlikte Gestapo’ya öldürtmüştür. İsim benzerliğinden yararlanarak bir homoseksüel emekli Yarbayın ismini taşıyan Alman Genelkurmay Başkanını, aşağılayarak emekliye sevk etmiştir. Norveç’in işgalinde hatalı bulduğu Alman Genelkurmay Başkanı Orgeneral Halder’i emekliye sevk ederek, Rütbesini de Onbaşılığa indirip Rus cephesine sürmüştür.
Adolf Hitler (42) Suikasttan kurtulmuştur. Mareşal Kont Helmuth Von Moltke’nin liderliğinde, Dr.Schacht, Belçika Valisi Von Falkenhausen, Mareşal Erving Rommel, Von Beck; Paris Valisi Kayl Heinrich Stupnagel, çok sayıda sivil görevli ve bir gözünü ve bir kolunu Kuzey Afrika’da kaybetmiş olan Kurmay Yarbay Kont Claus Fon Stauffenberp Adolf Hitleri öldürerek yerine Feld Mareşal Witzleben’i geçirmeye karar vermişlerdir.20 Temmuz 1944 tarihinde; Hitlerin gizli karargâhında gerçekleştirilen bombalı suikast başarısız olmuştur. Harp Divanı’nın, sanıklar hakkındaki ölüm kararları hemen kurşuna dizilmek suretiyle infaz edilmiştir, Mareşal Witzleben kemersiz olarak verilen geniş belli bir pantolonu düşürmemek için elleriyle tutmasını mahkeme başkanı Nazi Yargıç alayla karşılayarak hakaret etmiştir. Bu ünlü aşağılık Nazi Yargıç ta bir hava bombardımanında ölmüştür. İdam cezasına çarptırılan Mareşal Witzleben, kasap çengeline asılarak öldürülmüştür. Geri kalan (5000) sanık, özel görevlilerle piyano telleriyle boğulmuştur. Bayılan kameramanların yerine yenileri geçirilmiştir. HOLOKOST adlı bu filmin TRT’de oynatılmasını MHP. Başkanı Hüseyin Seyfullah Bey önlemişti! Onbaşı Adolf Hitler,(42) suikast girişiminden kurtulmuştu.
Diktatörleri ve diktatör taslaklarını incelediğimiz zaman ruhsal yapılarının hemen, hemen aynı olduğunu görürüz. NARSİST PSİKOPAT! Ve dahi Yetişme tarzı.
Ünlü Viyanalı Yahudi Dr. Ve PsikanalistSigmunt Freud NARSİZM OLGUSUNU ORTAYA ATMIŞTI. Kelimenin kökeni mitolojiden alınmıştır. Nilüfer çiçekleri nasıl suda kendi hayallerine âşık olarak yaşarlarsa, Narsist Psikopatlar da kendi ruh dünyalarında yaşarlar. Başkalarının hak ve ihtiyaçlarına aldırmadan kendilerini öne çıkararak hep önde kalma savaşını veririler. Her şeyi istedikleri gibi yönetmeye yönlendirmeye ve başkalarından yararlanmaya çaba gösterirler. Gerçek dışı güç ve para ve aykırı düşünceler geliştirilerek bir doyumsuzluk dünyasında yaşarlar. Bu durumu Sayın Dexter Morgan şöyle anlatmıştır:
“gerçek ya da hayali bir hakaret, ezilme ya da aşağılanma ile dürtüklenen bir kişiliği vardır Hitlerin!”Hitlerin kendisi de kendi karakterini ve ruh yapısını böyle tanımlamaktadır:
“Ben; dünyaya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlerini kullanmak için geldim!”
“Beceri ve yetenek eğitim ürünü değildir. Bu yetenek kişide doğuştan vardır. Yani Tanrı’nın bir lütfüdür!”
Adolf Hitler Babasının bir Yahudi piçi olduğunu ve iki çeşit kan taşıdığını biliyordu. Viyana’da, Yahudiler lüks ve şatafat içersinde yaşarlarken,13 yaşında bir çocuk olarak sefaleti oynuyordu. Kendisini Alman yetkililerinin de, Almanların hak ve hukuklarından ayrık tutması da hep bu Yahudiler yüzünden olmuştu. Tanrı kendisini özel yeteneklerle yarattığına göre; Almanların gözüne girecek ve kendisini yüceltecek bir yol bulmalıdır.”Üstün yetenekli, yanılmaz ve yenilmez adamı oynamalıdır”!Adolf Hitler hiçbir kimsenin yanında soyunmamıştır. Terzilerine bile ölçü vermek yerine eski giysilerinden provalar yaptırtmıştır. İki Kız kardeşi de aptaldır. Yeğeni genç bir Hanım ile girmiş olduğu bir aşk oyununda bu genç Hanım intihar etmiştir. Berlin film stüdyolarından edinmiş olduğu genç ve güzel bir sevgilisi de intihar etmiştir. Kendisinden başkasını beğenmez ve kendi fikirlerinden başka fikirlere de inanmış gözle bakamaz. Narsizm ile Psikopatlık birleşince Şizofrenik bir tablo ortaya çıkmaktadır. Birleşik kaplar kanununa göre de Toplumsal Şizofreni ortaya çıkarak toplumu esir etmektedir!. Kendisini, kendisinden dinleyelim:
“Zayıfa acımak, Doğaya ihanettir.”
“Düşünce özgürlüğü tüm kötülüklerin anasıdır. Eğer savaş kaybedilirse, bu benim umurumda bile değil. İnsanlar perişan olurlarsa olsunlar. Bir tek gözyaşı bile dökmem onlar için. Onlar hiçbir şey hak etmediler!”
“Yalan ne kadar büyük olursa inananı da o kadar çok olur!”
20 Temmuz 1944 suikastından sonra; çılgınlığı ve dengesizliği doruğa çıkmıştır. En büyük bilginler ve komutanlar peşinden gelince, hastalığı da artmıştır.
Çeşmealtında, öğretmen bir karı-kocanın iki oğlu da anormaldir. Bu anormalliğin nedeni araştırıldığında: KAN UYUŞMAZLIĞI ORTAYA çıkmıştır! Şehzade Orhan; Bizanslı bir Tekfur kızı ile evlenmeye kalktığında Anası Mal Hatun şöyle itiraz etmiş:
“Cengiz Hanın bir sözü vardır: Türk’ün kanına başka kan karışmadığı sürece Türkleri yenmek mümkün değildir.”Kan karışımı iki kişilik ortaya çıkarmaktadır. Tüm çocuklar Narsist bir ruh yapısındadırlar. Hep isterler. Çocuk büyüdüğünde diğer insanları da fark ederek diğergam olur. Çocukluk ruhu ile büyüyenler Narsist psikopatlığa da adaydırlar. Kendisiyle ve istekleri ile bütünleşirler.
İster misiniz; ülkemizde de Diktaya özenen bir Büyüğümüzü de masamıza yatıralım?
“Tayyib anne tarafından Batum göçmeni bir Gürcü Yahudisiydi. Babası tarafından, Cumhuriyet öncesi Potamya olarak bilinen Güneysu İlçesine bağlı Dumankaya2 ya da Rumca ismiyle PİLİHOZ köyünden Eşkıya BAKATLI Teyup’un torunuydu. Yani RUMDU!
Bu konuyu anlamak istemeyenler, bir kere daha açık bir ifadeyle izah edeyim:
TAYYİP: Anne tarafından Gürcü Yahudi’si,
Baba yönünden ise RUM ÇOCUĞU idi.”Ergün Poyraz,”TAKUNYALI FÜHRER, s.28.
Tayyib:” Amaca ulaşmak için gerekirse Papaz elbisesi giyerim!” Demiştir. Ergün Poyraz. S.G.E. S.104.
Denizlili Fatma Durmuş,”İlahilerden Halka Çağrı” adlı bir kitap yazarak 10.000 adet bastırıp, dağıtmıştır. Bakınız burada neler demektedir:
“Tayyib Allah yolunun bekçisidir,”
“Tayyib’i üzmek Allah’ı üzmektir.”
“Sevenlerini de üzmek aynıdır.”
“Susun, şiir değil dini yaşaman!”Ergün Poyraz, S.G.E. S.39.
Sayın Recep Tayyib Erdoğan; Tekirdağ’da şöyle konuşmuş:”Rahmetli Menderes tam takır hazineyi doldurdu. Merhumu idam ettiler, Hazineyi boşalttılar!”Basın.
“Biz, nabza göre şerbet verenlerden olmadık. Bizim kelamımız Rüşvet’i Kelam değildir. Biz, Van’da ne konuşursak Tekirdağ’da da onu konuşuruz.”Bendeniz, hiçbir şekilde PAPAZ elbisesi giymem. Yalınız;27 Mayıs 1960’tan sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası açıldığında: (18) ton altın çıkmıştı.(104)ton altın Londra’ya rehin olarak gönderilmişti. Cennetmekân Rahmetli Mustafa ismet İnönü, Düyun’u Umumiye borçlarını da ödeyerek;(127) ton altın,(300)Milyon dolar ve çok sağlam 950.000.000)Milyonluk bir bütçe bırakmıştı. Mark’ın alım değeri de (50) Kuruştu! Şimdi soruyorum: Hangimizin dediği doğrudur!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de ”Diktatör!” Diyenlere bir yabancının yanıtı çok görkemlidir:
“Diktatörlük, gölgesinde ot bitmeyen bir çınar ağacıdır. Pekiyi, siz nerede yetiştiniz ey! Hudayinabitler?”

        Profesör Dr. Papaz Martin Neamöller’in, Onbaşı Adolf Hitler Nazi rejiminin gelişine dair günlüğü, diktatörlüklerin uygulanışlarının tanımını yapmaktadır:

        “Önce sosyalistleri topladılar; sesimi çıkarmadım, çünkü ben sosyalist değildim. Sonra

*    ,Sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım. Çünkü ben Sendikacı değildim. Sonra, Yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım, çünkü ben Yahudi değildim. Sonra, beni almaya geldiler; benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı. Tüm diktatörlüklerde uygulanan metot aynıdır.Önce,utanma ile arı kaldır,herkesi kullan!?

*    Önce,parçala ve böl,

*    Sonra da devlet organlarını biribirine düşür.

*    Orduyu itibarsızlaştır.

*    Polisi ve gizli polisi taraftarlarınca doldur.

*    Meclisi para canlısı yoz kimliksizlerle doldur.

Halka bedava yiyecek ve yakacak dağıt. Polisleri de ekarte et. SÜREKLİ YALANLARLA VE İTHAMLARLA ve TUTUKLAMALARLA HALKI KORKUT. Almanya’da yapılanları,günümüz Türkiyesine uygula. ULUSAL DEĞERLERİ KÖTÜLÜYEREK HALKIN İNAÇ DÜNYASI YIK.KAHRAMANLARI,AYDINLARI VE VATANSEVERLERİ İFTİRALARLA  HAPSE TIK.  HAİNLERİ KAHRAMAN,KAHRAMANLARI DA HAİN OLARAK ANLAT.ANAYASAYI VE KANUNLARI HİÇE SAY, Sonra da herkezden özür dile,HOŞ GELDİN DİKTA? Erdoğan’ın akıl sağlığı ?!

*    Erdoğan’ınakılsağlığıdurumunun…
Mart 17, 2015 |Facebook Paylaş. Mustafa Altıoklar’ın 46’ıncı maddeye göre raporu vermek lazım" sözleri mahkemeye taşınmıştı. Mustafa Altıoklar’ın, Tayyip Erdoğan için “Kişilik bozukluğu var, 46 raporu vermek lazım” sözleri mahkemeye taşınmıştı. Mustafa Altıoklar’ın davadaki savunması ortaya çıktı
Ünlü yönetmen Mustafa Altıoklar CNN Türk Aykırı Sorular programında Başbakan Tayyip Erdoğan için “Narsistik Kişilik Bozukluğu” olduğunu söyleyerek “Kendisine rapor vermek lazım 46 raporu” ifadelerini kullanmıştı.
Başbakan Erdoğan için kullandığı ifadeler için mahkemede savunma yapan Altıoklar’ın Erdoğan için söylediği ifadelereden geri adım atmadı. Altıoklar, hakaret etmediğini bir doktor olarak teşhis koyduğunu söyledi.
Oyuncu Levent Üzümcü Altıoklar’ın savunmasını Twitter’dan paylaş

*     

*     

*     

*   
İŞTEALTIOKLAR’INSAVUNMASI
SAYGIDEĞERYARGIÇLAR;

         

 

 
 
*     
            
 
 
 
 
 
    
 
 
 
 
 
Ben bugün burada bir hakaret davasından yargılanırken savunmamı DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ kavramı üzerine kurmayacağım. HAYIR… Ben aslında bugün burada bir SAVUNMA YAPMAYACAĞIM… Bugün ben burada sizlere bana daha 24 yaşındayken verdiğiniz resmi bir görevi hatırlatacağım ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI’NIN 27’inci maddesinden bahsedeceğim.
ANAYASAMIZ’IN 27’inci maddesi; “ Herkes, bilimi serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma hakkına sahiptir.”Demektedir.
Bendeniz, 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, bir hekimim. (BELGE 1). Mezuniyetimi takip eden hafta hekim olarak mesleki kariyerime başladım. Henüz 24 yaşındayken sizler gibi hâkimler ya da savcılar karara bağlayacakları dosyaları tarafıma göndererek davalarıyla ilgili şahısların akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair raporlar talep ettiler. Benim ve benim gibi pratisyen hekimlerin, dikkatinizi çekerim psikiyatri uzmanları değil, pratisyen hekimlerin verdikleri kanaat raporları doğrultusunda adaletin gereğini yerine getirdiler. Bizler o akıl sağlığı raporlarını vermeyecek olsak kanun önünde suçlu sayılabilirdik. Özetle şahsımın verdiği kanaat raporları sizlere ışık tuttuğu için yargıya varabildiniz. Şimdi ise o günlerin üzerinden tam otuz yıl geçti ve değirmende değil, hekimliğimin yanı sıra yazar ve yönetmen olarak iştigal ettiğim karakter analizleriyle ağarmış saçlarımla, artık epeyce tecrübeli bir hekim olarak vardığım Narsisistik Kişilik Bozukluğu kanaatimden dolayı “şüpheli” sıfatıyla karşınızdayım. Söz konusu şüphe ise hakaret ettiğimdir. Savcılık makamı iddianamesinde “Akıl hastalığına vurgu yapılması, eleştiri ve düşünce özgürlüğü sınırlarını aşarak hakaret suçu teşkil etmektedir.” Demektedir. Her şeyden önce akıl hastalığına hakaret demek, akıl hastalarına hakarettir. Ben sözlerimde hakaret unsuru bulmamaktayım, eleştirmeye niyet dahi etmedim, hele hakaret yoluyla suç işlemeye kastım hiç olmadı. Çünkü ben teşbih yapmadım, teşhis koydum. Müştekide Narsisistik Kişilik Bozukluğu olduğunu söylerken ne bir benzetme, ne bir yakıştırma, ne bir aşağılama düşüncem olmadı. Hekimlik etiği hastalarının durumlarını alay konusu yapmaz, aşağılamaz, hele hakaret amaçlı asla kullanmaz. Biz hekimler tababet ve şuabatı sanatlarının tarzı icrasına ehliyet almadan önce bu madde üzerine de and içeriz ve içtik. Davaya söz konusu olan açıklamamda ise aynen meslektaşlarım olan Türk Tabipler Birliği mensubu hekimlerin duyduğu kaygıyı kamuoyuyla paylaştım.
“ Bizler hekimiz. İnsanın bin bir ruh halini, bin bir duygu durumunu biliriz. Başbakan Erdoğan’ın duygu durumundan endişe duyuyoruz. Fevkalade endişe duyuyoruz. Kendisi, çevresi, ülkemiz adına endişe duyuyoruz. Endişemizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.”
(BELGE2)
Bakın ben sadece altı yıllık tıp fakültesi eğitimi almakla kalmamış, 1987-1991 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak akademik kariyer yapmış uzman bir bilim adamıyım. (BELGE 3). Bu belgeyle ve Anayasa’nın 27’inci maddesine göre “bilimi serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma Hakkı”na fazlasıyla sahibim. Yayma hakkıma sahip olduğumu ben değil sizlere kılavuzluk eden T.C. Anayasası söylemektedir. Bu kanun maddesinden açıkça anlaşılabileceği gibi, doktor kimliğimle tıbbi kanaatlerimi açıklarken, örneğin; ilk cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün sol göğsünde, Çanakkale’de aldığı şarapnel yarası nedeniyle ömrü boyunca yanık skarı taşıdığını, ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’nün sağır olduğunu, yine Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel’in obes olduğunu, Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit’in Parkinson olduğunu söylememle veya Şafak Pavey’de extremite yoksunluğu; Meclis Başkanvekili Sadık Yakut’ta vitiligo varlığı ya da sabık Başbakan’ın uzaktan gördüğüm kadarıyla omurga sorunundan bahsetmem hakaret sayılmazken; bir psikiyatrik kanaat teşhisimin hakaretten sayılması esas itibariyle ikirciklidir. Müşteki vekilleri; “müvekkilimiz Altıoklar’a sormamıştır ki kendi akıl sağlığını. Bu nedenle açıklamaları hakarettir demektedir.” Oysa Recep Tayyip Erdoğan yolda düşse, ilk müdahale edenlerden biri ben olurum. Doğru tedaviyi uygulamadan önce de kalp krizi nedeniyle mi, inme indiği için mi yoksa sara nöbetinden dolayı mı düşüp düşmediğini teşhis etmem gerekir,.Ve bu teşhisi koyarken hastanın bana sormasını da beklemem. Beklersem suç sayabilirsiniz. Çünkü durum acildir. Davamız konusu olan teşhisim de acil bir durumun önlemi olarak kamuoyuyla paylamıştır. Bununla birlikte içinde bulduğum çevrede kuduz hastalığı taşıyan bir vaka teşhis etsem, hem müdahale etmek, hem de kamuoyuna bildirmekle yükümlü olduğumu yasalar söylemektedir. Çünkü burada kamuoyunun sağlığı söz konusudur. Davamızda da kamuoyunun akıl ve bedensel sağlığı tehlike altında olduğu için yetkili kuruluşları uyarmak üzere teşhisimi açıkladım. Teşhisim koruyucu hekimliğin gereğidir. Bunlarla birlikte bir doktorun kamuoyuna mal olmuş, her gün defalarca televizyon başta tüm medya organlarında karşılaştığı şahsiyetlerle ilgili fiziksel hastalık teşhisinin olağan ama psikiyatrik hastalık teşhisinin suç unsuru sayıldığını yazan bir kanun maddesine yazılmamış Magna Carta dâhil hiçbir kanun kitabında rastlayamazsınız. Fiziksel hastalıklarla ilgili teşhis koymam ve rapor vermem suç teşkil etmezken, akıl hastalığıyla ilgili teşhis koymam suç olamaz. Müştekinin doktor yorumu yapmamı hakaret sayarak şikâyet etmesi, narsisistik kişilik bozukluğu teşhisini doğrulamaktadır. Çünkü narsisistik kişilik bozukluğunun en temel teşhis kriterlerinden birisi de eleştiriye tahammülsüzlüktür.
NARSİSİSTİKKİŞİLİKBOZUKLUĞU!
Bu noktada Sayın mahkemenin müsaadesiyle şikâyetçi tarafından hakaret olarak addedilen narsisi sistik kişilik bozukluğu hakkında özet bir bilgi vermek isterim. Karar yüce Türk adaletinindir. Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği büyüklenmecilik ve üstünlük duygusudur. Tüm dünya Psikiyatristlerinin kabul ettiği DSM-IV tanı ölçütlerine göre, bir kişiye narsisistik kişilik bozukluğu denebilmesi için aşağıda verilen kişilik özelliklerinin beşinin bulunması yeterlidir: (BELGE 4)
1. Kendisinin özel, eşi bulunmaz ve herkesten çok daha önemli olduğunu düşünür.
2. Sınırsız başarı, güç, zekâ, güzellik ve yetenekleri olduğunu sürekli deklare eder.
3. Üstün, seçilmiş ve ilahi kuvvetlerce vazifelendirilmiş olarak bilinmeyi bekler.
4. Kendilerine hayrandır. Çok beğenilmek ve sürekli dışarıdan onay görmek ister.
5. Her şeyi yapmaya hak kazanmış ve özellikle kayırılacak bir kişi olduğunu düşünür.
6. Kendi çıkarları için, amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanır.
7. Empati yapamaz, başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanımaz.
8. Her başarılıyı kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
9. Küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergiler.
Narsisist kişi her yaptığının mükemmel olduğunu düşünür. Eleştiriye duyarlılık ve kırılganlık narsisitik kişilik yapısının en belirgin özelliklerindendir. Narsisistik kişi kendini aşırı değerli hissettiği için eleştirilmeye karşı çok duyarlı ve kırılgandır. Şikâyetçi Erdoğan da kırılgandır. Bir doktor teşhisini şikâyet ederek dava açtığına göre, belli ki epeyce kırılmıştır. İşte kendisi için de, yakın çevresi için de, ülkemiz için de, içinde yaşadığımız coğrafyamız ve hatta dünya için de endişelerimiz bu noktadan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede şikayetçi Erdoğan’ın bir sonraki celseye teşrif etmesini, sizlerin huzurunda, sizlere ve şikayetçi olduğu bendenizin gözetiminde şikayetinin derinindeki dinamikleri, nereden rencide olduğunu anlatmasını talep ederim. Bununla birlikte şikâyetçinin şikâyetlerini ve dinamiklerini dinlemek ve bilirkişi heyet raporu vermek üzere, tarafsız bir üst kurum olan Türk Tabipler Birliği’ni temsilen bir psikiatristler heyetinin yüce mahkemenize gelerek gözlem ve inceleme yapmasını talep ederim. Böylelikle şikâyetçi için kullandığım “narsisistik kişilik bozukluğu” kavramının bir teşhis mi, yoksa teşbih mi olduğu konusunda yüce mahkemenizin karara varmasının da daha adil olacağını düşünmekte olduğumu bildiririm. Hal böyle olunca özetle şikâyetçi Recep Erdoğan’ın bu mahkemeye gelmeyecek olursa, tam teşekküllü bir hastanede söz konusu belirti ve bulgulara sahip olmadığının belgelenmesini, aksi halde hatalı teşhis ve beyanda bulunduğumu kabul edeceğimi açıkça beyan ederim. Kısaca, Recep Erdoğan’ın akıl sağlığı durumunun bilirkişilerce rapor edilmesini talep ederim.
SON SÖZ:
Yüce mahkemenizin, hekim olan şahsımı, bu davayla suçlu bulması halinde tarihe geçeceğini düşünmekteyim. Şöyle ki; “hakaret davası” olarak anılan bu davada, dava konusu olan bir hakaret söz konusu değildir. Çünkü ben bir teşbih yapmadım, teşhis koydum. Teşhis koyan bir hekimi yargılayan bu mahkeme, hakaret davasına baktığı için değil, teşhis koyan tıp bilimini yargıladığı için tarihe geçecektir. Saygılarımla…”Onbaşı Führer Adolf Hitler de tarihe geçmişti?!

*     

*     

 

 

*     

*   

3 Ocak 2016 Pazar

2047/VİAGRADAN ÖLMEK!


         TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.İzmir,03 Ocak 2016.

Görev başında ,VİAGRADAN ÖLEN AKEPELİ   ŞEHİT SAYILIR?

                VİAGRADAN ÖLMEK?!

     Kutsal topraklarda, Lüks bir otel odasında, Milli bir görevi çok daha iyi olarak ifa edeyim derken, beklenmedik bir kaza sonucunda terki yalakalık ve terki küfür

 Eden Bay Hasan Karakaya adlı AKEPE’Lİ Partidaşımıza çok yüklendiler. Bir kere elinizi cüzdanınız koyun? Tabip raporu ile kullanılan Viagraların parasını Türkiye Cumhuriyeti ödemektedir. Bu gibi Kişilerin her eylemi Devletimiz adına ve devletimizin gücünü göstermek için yapılmaktadır. Yabancı bir Hayat kadınına AKEPELİ Türklerin gücünü göstermek için takviye olarak VİAGRA kullanmak ulusal çıkarlarımız için fevkalade onurlu bir davranıştır. VİAGRASIZ elin Orospusuna rezil olmak Milli Gururumuza da aykırı düşmektedir. İşte bu nedenle, AKEPE Haini bir VİAGRA tarafından vatan hizmeti sırasında öldürülen Sayın Hasan Karakaya, şehit sayılarak, Tabutu Sayın Erdoğan,  Davudunoğlu ve Ulemalarımız! Tarafından omuzlanarak ŞEHİTLİĞE DEFEDİLMESİ SAĞLANMIŞTIR. AKİL OLAMADIYSAK BİRAZ AKILLI OLALIM.

 

1 Ocak 2016 Cuma

2046/AZRAİL DE KİM OLUYOR?!


            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;01 Ocak 2016.

      AZRAİL,NE ZAMANDAN BERİ ALLAH’A İSYAN EDİYOR?!

        “Veren ALLAH alır canı!?AZRAİL KİM OLUYOR A ZERZEVAT?!

“HASAN     KARAKAYA İLE BİRLİKTE CUMHURBAŞKANIMIZIN SUUDİ ARABİSTAN GEZİSİNE İŞTİRAK EDEN BİR ZAT NAKLEDİYOR?!”İNTERNET ?!

        “Cumhurbaşkanımız ve Hasan Karakaya, yatsı namazını ede ettikten sonra muhabbet etmek üzere bir odaya geçiyorlar. Kısa bir müddet sonra Azrail(as) odada zuhur ediyor “vakit geldi” diyor ve canını almak için Cumhurbaşkanımızdan müsaade istiyor. Cumhurbaşkanımız,”iki rekât namaz kılıp öyle gitmek isterim “diyor ve namaza duruyor. Bu ana şahitlik eden Hasan Karakaya şoku atlatıp;”ey Azrail, benim ömrümden al ona ver,”diyor. Bunun üzerine Azrail, Hasan Karakaya’nın canını teslim alıp, oradan ayrılıyor. Yani Hasan Karakaya ülkenin istikbali ve selameti için ömründen feragat ediyor.”Yani tüm Yalakalar,bir salonda mı kalıyorlarmış?!Hz.Muhammetten başkasına gözükmeyen bu Azrail,neden tüm Yalakalara gözüküyor ve hangi dilde konuşuyorlar?Sayın Recep Beyimiz Yabancı dilleri bilmez de?!Yalan,Riya ve Namussuzluk bu kadar olur ancak?!Ben,onu,bunu ve dahi şunu bilemem?!Amma bu Viagralar Kadına karşı mı yoksa Arap ülkelerinde pek te bol olan Oğlanlara karşı mı kullanılacaktı?!

Demek ki Gökteki Allah,yerdekine kızdı?!AZRAİL DE Mİ AKEPELİ?!Şimdi bir Sapıklığı daha gözlerinizin önüne sermeye ne buyurulur?Sait’i Norsi adlı bir Türk,Din ve Çağ düşmanı Hainin bir mavalını okuyalım:

        “Sonra gizli düşmanlar beni zehirlediler ve Nurun Şehit kahramanı Merhum Hafız Ali, benim bedenimle hastahaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi. Bizi meyusane ağlattılar.”RNK. Lemalar, s.248,Doğuş Matbaası, Ankara 1957.NURCULUK, S.230,Osman Türkoğuz.

İzleyiciler

Blog Arşivi