10 Ekim 2015 Cumartesi

2097/BİR BÖLÜCÜ DİNCİ SAPIĞINA ŞAMARIMDIR?!+



              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,08 Ekim 2015.

                       BİR BÖLÜCÜ DİNCİ SAPIĞA ŞAMARIMDIR?!

                “Eşim namaz kılmıyor;pişirdiği yemeği yemem dinen sakıncalı mıdır?!Sorusuna,kendinden menkul bir ulemamız?!”O zaman şehirdeki bir lokantada ya da belediyenin aşevinde yemeğinizi yersiniz?!”Diyor,bu Soytarı!Lokanta aşçıları beş vakit namaz mı kılıyorlar a Salak?!Gayrimüslim kadınlarla  evlenmek dinen caiz?!Onların pişirdikleri yemekleri neden yiyor Müslüman geçinenler?!TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDE VE YATILI OKULLARDA,AŞÇILAR BEŞ VAKİT NAMAZ MI KILIYOR A SOYTARILAR?!

                “HADİS=SÖZ demektir. Geleneksel İslam`da hadis, peygamber sözleri olarak bilinir. Hâlbuki bunların çoğu aşırma iftiralardır. Samimi bir müminin Kuran`daki Allah sözleri dururken kul sözlerine itibar etmesi ve bununla yetinmeyip bunları dininde kaynak edinmesi, inancında samimi olmadığını göstermeye yeter.”Hadisler, Hz.Muhammedin sözlerini ve davranışlarını taklit etmektir. Bunlara SÜNNET denir.                                                                   

                   Sünnet, Peygamber Hz. Muhammed’in yapmış olduğu hal ve hareketler, söylemiş olduğu sözlerin tümüdür. Sünnet, farz ve vacip değildir. Yani Müslümanlar için yapılması sevap olan, yapılmaması günah olmayan davranışlardır. Örnek verecek olursak; ezan, kamet, beş vakit namazda kılınmayan sünnet gibi. Yapılması zorunlu değildir fakat uyulduğu takdirde bütün yaşamımıza fayda sağlayacak hal ve hareketlerdir.                                                                                                        Hz.Muhammet,ALTI yaşındaki kız çocuğu ile nişanlanıp,dokuz yaşında da gerdeğe girdiğinden,tüm Müslümanlar da bunu uygulamalıdır.Hz.Muhammet,Kocasını ateşli odunla döverek öldürdüğü Safiye ile onca askerin içinde ve güpegündüz,devenin üstünde gerdeğe girdiyse bu eylem olarak uyulması gereken SÜNNETTİR/?!
İlk hadis kitabı, Hz.Muhammedin ölümünden 245 sene sonra, Semerkant’ta bir Türk asıllı imam tarafından/Muhammed bin ismail/,600.000Hadis rivayeti taranarak yazılmıştır. Hadislerin seçimi, iki rekat namaz kılınarak yapılmıştır?! Bu esere Sahihi Buhari/-Câmi’s Sahih/ denir. Kuranı Kerimden sonra en güvenilir kitaptır.” Ebu Hanife, gerçek olarak 17/Onyedi/hadis olduğunu beyan etmişti. Öğrencisi Ebu Yusuf ölürken, PARA KARŞILIĞINDA,125 hadis uydurduğunu itiraf etmiştir. Hz. Muhammed’in 23 senelik kölesi Ebu Hureyra’nın hadis rivayet etmesi Emevilerce yasaklanmıştı. Hz.Muhammedin Arap toplumunun her ferdi ile, onların seviyelerine göre konuşması da hadis olarak kabul edilmiştir. İşte hadis seçimindeki çelişki de bundan dolayıdır. Tüm Müslümanlar, Kuranı Kerimi bırakarak işlerine geldiği sözlere dört elle sarılmışlardır. İslamda bölünmenin ve keşmekeşliğin en önemli nedenlerinden birisi de budur.

“51- Peygamberin içtihad ile hükmetmeğe izin vermesi: Peygamberimizin sahabenin âlim ve fakihlerinden Muaz bin Cebel'i Yemen'e vali gönderirken aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:

Peygamber:

              - Oraya vardığın vakit ne ile hükmedeceksin? Sana bir soru sorulduğu yahut bir davacı geldiği vakit onların müşkülünü ne ile halledeceksin?

                      - Tanrının Kitabı Kur'an ile.  

Peygamber:

              -Kitap'ta bulamazsan?

Muaz:

              -Resulu'llah'ın sünnetleriyle.

Peygamber:

              -Onda da bulamazsan?

Muaz:

              -Kendi reyimle içtihadımle hükmederim.

Peygamber:

-Senden daha iyi, emir yoktur derim. (Tanrı'ya şükür olsun ki; elçisini başarılı kıldı.) - A. Hamdi Akseki İslam Dini S. 63 ­-Besim Atalay Türk Dili ile ibadet - S. 28

İslam dinini yüce bir din oluşu, herşeyin çözümünü insan aklına bırakmasındandı?!Hz. Muhammed'in veda haccındaki hutbesi yeni toplumla eski Arap toplumunu karşılaştırmak yönünden çok ilginçtir…”

        “Hep şu sorunun cevabını merak etmişimdir. “Neden PEYGAMBERİMİZ hayatta İKEN derlenmemiş de, PEYGAMBERİMİZİN sünnetleri, insan sağlığını da olumlu etkileyen sünnetlerdir.  ölümünden 50-245 yıl sonra derlenmiştir? Cevap basit aslında Kuran herkesi tatmin etmiyor, çünkü insanlar ilerledikleri halde, Kuran MS. YEDİNCİ ASRIN BAŞINA KİLİTLENEREK Kalmıştır. Kuran,Allahın sözü ise Allahın fikirleri de insan zekası karşısında çaresiz kalmıştır?!

        Hz.Muhammet, MS.629 senesinde Yahudilerin zengin bir yerleşim yeri olan Hayber kalesine saldırmıştı. Kale düştükten sonra da, Hayberdeki Yahudi kabilesinin reisini ve oğlunu, ucu ateşli odunlarla döğerek hazinen yarısının yererini söyletip öldürmüşlerdi. İşkenceyi bizzat Hz.Muhammet yapmıştı. Kabile reisinin yeni evlenmiş olan 17 yaşındaki gelini Safiye’yi kendisine nikâhlayarak, güpegündüz, devenin üstündeki mahfede gerdeğe girmişti. Safiye, aynı zamanda öldürülen Kureyza Yahudi kabilesinin reisinin kızıydı.

        “Asıl yerlileri olan Yahudileri çeşitli bahanelerle dağıtmaya, kovmaya, katletmeye yönelir. Örneğin; Beni Nadir, Beni Kaynuka, Beni Kurayza ve daha sonra da Hayber Yahudileri gibi. Tabii ki İslami kesim burada şunu savunur: Yahudiler Hz. Muhammed'e karşı olup Mekke müşriklerini destekledikleri için onlarla savaşıldı... Benzer savunmaların hiçbir şekilde haklı tarafı yoktur. Çünkü Medine onların yurduydu, Hz. Muhammed ise yabancıydı: Mekkeliydi ve onu orada rahat bırakmadıkları için Medine'ye hicret etmişti. Burada haklı olarak şu söylenebilir: Madem iddia edildiği gibi onun arkasında Tanrı vardı, o zaman niye Mekke'de ona yardım etmedi, neden Medine'ye gelip bu insanların da istirahatını bozmaya neden oldu, o kadar savaşlar, katliamlar oldu? (Beni Nadir, Beni Kureyza, Beni Kaynuka, Hayber, Fedek gibi bunların hepsi Yahudi ve hepsi de Hz. Muhammed tarafından ortadan kaldırıldılar.)

     “Hz. Muhammed'i bu konuda haklı çıkaracak hiçbir gerekçe olamaz: Başka bir ülkeye gitmek ve oranın insanlarını, beni dinlemiyorlar diye katletmek gibi bir anlayış, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bugünkü tabire göre, onun Medine'de oturma izni yok. Bunu hangi ülke kabul eder: Gel bir, iki yıl bir ülkede kal, ondan sonra yönetimi ele geçir, oranın halkıyla da kavga et, onları katlet, yurtlarından eyle. Bunun örneği dünyanın hiçbir yerinde yoktur!”JOZEF STALİN DE, KIRIM TÜRKLERİNİ ORTAASYAYA SÜRGÜN ETMİŞTİR.

     Muhammed ve yandaşları, Hayber kalesini ele geçirince, ölümden kurtulanlar ona şu teklifi sundu: Biz bu toprakları sizden daha iyi işleriz. Çünkü yıllarca ekip biçtik, deneyimimiz var. O yüzden bizi öldürmeyin, sürgüne de göndermeyin, biz burayı ekip biçelim, gelirini paylaşalım derler. Hz. Muhammed de bu teklifi kabul eder ve Hayber toprakları bu anlaşmadan sonra bu şekilde işlenir. Zaten esir düşen Hayber sakinleri için bunun dışında alternatif de yoktu.”

      “Hayber'den sonra Hz. Muhammed'in kendilerine yöneleceği bilgisini alan Fedek halici bu pazarlığı duydu. Onlar da Hz. Muhammed'e aynı teklifi sundular ve önerileri kabul edildi. İşte Fedek savaşsız alındığı için, Kuran’daki Haşr suresinin 6-7’inci ayetlerine göre bu köy (Fedek) 'Fey' sayılırdı. Yani ancak Allah'a ve Muhammed'e ait olacaktı; diğer ganimet malları gibi Müslümanlara dağıtılmayacaktı. Sonuçta Muhammed Fedek köyünü kendine ayırdı; ancak Hayber'i hazine malı olarak arkadaşları arasında paylaştırdı. Savaşın kısa durumu bu.”Hz.Muhammedin ölümünden sonra,kızı ve Hz. Ali’nin de eşi olan Hz. Fatma miras olarak Fedek hurmalığını almıştı.Ebu Bekir,”bizzat Hz. Muhammet’ten işittim,peygamberlerin mirası olmazmış!?”Diyerek hurmalığı Hz. Fatma’nın elinden aldığı gibi bu çekişmede Hz. Fatma dövülmüş,babasının ölümünden 93 gün sonra da ölmüştü..

      Hz. Muhammed'in bu baskın sırasında yediği zehirli yemeğe gelince; Hayber Yahudilerinden sağ kalan Haris kızı Zeynep -ki Selam b. Meşkem'in Hanımıydı- soruşturuyor, acaba Hz. Muhammed hangi yemekleri çok sever, diye. Etin kaburga kısmını çok sevdiğini söylüyorlar kendisine. Bu arada Zeynep bir koyun pişirip içine zehir doldurarak Muhammed'e ikram ediyor, tabii ki Hz. Muhammed'in sevdiği kısma daha fazla zehir bırakıyor. Hz. Muhammed yemeğe başlayınca, onun arkadaşlarından Bişr b. Bera, acele edip ondan önce ağzına alıyor ve orada yığılıp can veriyor. Hz. Muhammed ise henüz arkadaşı kadar fazla yemediği ve bu arada onun da durumunu gördüğü için, artık yemekten vazgeçiyor. Sonra o yemeği hazırlayan kadını çağırıyor: "Neden buna gerek duyup bizi zehirlemek istedin?" Diyor. Kadın da, "Sen bizim başımıza neler getirdiğini iyi biliyorsun. Babam Haris'i, kocam Selam b. Meşkem'i, amcam Yaser'i, kardeşim Merhab'ı ve diğer yakınlarımla Hayber Yahudilerini öldürdünüz, kalanları da esir-cariye yaptınız. Bunun için ben de kendi kendime dedim ki, bu adamı zehirleyeceğim: Peygamberse, Tanrı ile irtibatı varsa, zaten vahiy alır bu etten yemez; ama yalancıysa yemeğe devam eder ve ölür. Dolayısıyla biz kalanlar da ondan kurtulmuş oluruz. O yüzden böyle bir plan kurdum"! Diyor.Her zaman Allah’ın yardımına mazhar olan Hz.Muhammet,Uhut’ta tehlikeye düştüğünde neden:”Yetiş ya Ali?!”Diye bağırmıştır?!Bedir’de yardım eden Allah,Uhut’ta neden yardım etmemiştir?!Şimdi,şu masalı da okuyalım.Zehirli et yeme olayını Allah’ın neden haber vermediğini düşünelim?!

      “Cabir bin Abdullah'ın anlattığı şu olay: "Bir yere baskın düzenlemiştik; bir ara istirahat için gölgeye çekildik. O arada Hz. Muhammed kılıcını bir ağaca asıp o ağacın altında uzanırken adamın biri gelip onun asılı kılıcını alır ve kendisine, "Ey Muhammed; bugün kim seni elimden kurtaracak, seni öldüreceğim," der. Hz. Muhammed de, "Allah beni kurtarır." Yanıtını verir. Bu soru, o adam tarafından üç sefer tekrarlanır ve Hz. Muhammed'den aldığı yanıt da hep aynı... Sonuçta Allah tarafından adam etkisiz hale gelir, vücudu sanki donmuş, felç olmuş gibi olur ve kılıç kullanamaz hale gelir." Bu hadis en başta Buhari ve Müslim'de anlatılmaktadır…”

      “Şunu da kabul etmek lazım ki, kadın çok yetenekli ve aktif biriymiş. Bu plan, her babayiğidin işi değil. Yineliyorum: Hz. Muhammed'in kendileriyle savaştığı ve çoğunu katlettiği insanların kalanlarından birinin hazırladığı yemeği yemesi çok yanlış bir şey; bu kadar tedbirsizliğin açıklaması olamaz. Ben, madem Tanrı arkasındaydı neden haber vermedi sorusundan ziyade; normal bir insan düşman olan kesimin yemeğini nasıl bu kadar rahatlıkla yiyebilir diye hayret ederim. Hatta bazı İslami kaynaklarda Muhammed'in talimatıyla o kadın işkenceyle, çarmıha gerilmek suretiyle infaz ediliyor. Ha reklam için affetmiş, ha katletmiş bu o kadar önemli değildir. Önemli olan, kendileriyle savaştığı insanların ikram ettiği yemeği yemek, bunun sakıncalarını göze almamak. Bu önemli bir yanlıştır. Bazı kaynaklara göre bu zehirli etten sadece Bişr adındaki şahıs değil; birkaç kişi ölmüş diye farklı bilgi de var.”

      “ Bu olayda yediği zehirli etten dolayı Muhammed'in bedeninde yıpranmalar oluştuğu ve ölene kadar da sıklıkla (hacamat denilen yöntemle) vücudundan kan aldırdığı bir gerçek. Mesela Ebu Hind, Ebu Tayyip adlarındaki şahısların ondan kan aldıkları kaynaklarda geçiyor. Hatta bunun karşılığında Muhammed'in Ebu Tayyibe ücret olarak iki Sa' hurma verdiği bile yazılı. Yine İbni Mace'nin aktardığı rivayette, onun eşlerinden Ümmü Seleme'nin kendisine, "Bakıyorum sen o zehirli etten sonra gitgide olumsuz etkileniyorsun" dediğini ve ara sıra onun da Muhammed'den kan aldığını aktarıyor.”

      Buhari ve Müslim'de, "Bazen hac için ihramda iken, bazen oruçlu iken kendisinden kan aldırıyordu" şeklinde hadisler var. Yani kan aldırma, Hayber'de yediği zehirli etin etkisiyle oluşan hastalıktan dolayı oluyordu...”

      “ Enes bin Malik, "O yemekten sonra Muhammed'in ağız bölgesinde bozukluklar oluşmuştu" diye bilgi veriyor. Bu Enes b. Malik, Muhammed'e on yıl yaverlik yapan bir sahabi ve onun bu hadisi en başta Buhari ve Müslim'de geçmektedir.(5) Bu açıklamalara göre Hz. Muhammed'in bu suikastta darbe aldığı kesin; ancak bu olaydan sonra üç yıl daha yaşıyor. Acaba bir zehir bu kadar zamana yayılır mı veya o zaman bu kadar güçlü bir zehir var mıydı? Tabii ki bu, ancak uzmanların bileceği bir iş?!”

      “İnananlar açısından Hz. Muhammed'in bu suikastta öldürülmemesi bir mucize olarak iddia edilebilir: Hani arkadaşları öldü de o ölmedi, diye. Ama yersiz bir savunma. Bir kere Muhammed'in bu olayda kurtulması gayet normal bir şeydir: Dünyada her eylem başarıyla sonuçlanır diye bir kural yoktur. Bu yoruma karşı şu rahatlıkla söylenebilir: Mademki onda bir mucize vardı, neden önceden haber vermedi? Haber verseydi, en azından arkadaşları ölmezdi. Bir de Allah koruduğu için ona bir şey olmadı diyelim, peki sağlam hadislerde anlatılan, yediği zehirli etten dolayı dudaklarında, ağzında ve yüzünde neden yaralar oluşmuştu, bu zehirli yemekten dolayı zaman, zaman vücudundan kan aldırdığı bir gerçek. Hani en azından bu zehirli etten ötürü kendisinde rahatsızlıklar oluşmuş. O halde ölmedi diye bundan pay çıkarmak yanlıştır.”

      “Ancak burada Hz. Ayşe'ye mal edilen bir hadis var: Muhammed hasta iken bir ara, "Ey Ayşe! Kaç yıl önce Hayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artık dayanamam." şeklinde bir ifade kullandığı söz konusu. Bir kere Muhammed'in Hayber'de yediği zehirli et olayını Enes b. Malik, Ebu Hureyre gibi birçok sahabe anlatıyor; ancak "Hayber'de yediğim o zehirli etten dolayı içim yanıyor, artık dayanamam." sözünün arkasında yalnız Ayşe var. (6) Tabii ki bu ölüm konusunda Ayşe töhmet altında; bunu zaten anlatacağım. O yüzden Ayşe'ye dayalı benzer hadislerin hiçbir değeri yoktur…”Şimdi, bizim kendinden menkûl Ulemamıza göre, akla, bilime ve İslamiyet’e aykırı, insanları kandırmak için,  her sözün önemiş vardır. Madem ki,Hz. Muhammed’in her eylemi sünnettir,O Müslüman olmayan bir Yahudi kadınının pişirdiği yemeği iştahla yediği halde,sizler nemasallar anlatıyorsunuz çağ dışı SAPKINLAR?!

 

8 Ekim 2015 Perşembe

2096/BEN BİR TÜRKÜM,O KADAR!



TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,08 Ekim 2015.

“TÜRK ULUSU ADINDA BİR ULUS YOKTUR?!Sayın RTE.TÜRK’E DÜŞMAN DÖNME VE HAİN DE ÇOKTUR?!OSTÜZÜ.

              “Sancar: Ben Türk'üm o kadar!?”

Nobel ödülü alan Prof. Aziz Sancar etnik köken tartışmalarına tepki gösterdi. BBC'NİN telefon ettiğini aktaran Sancar şöyle konuştu: "İlk sorduğu soru... Bana 'Arap mısınız, kısmen mi Türk'sünüz' diye sorarak saygısızlık yaptılar. BBC'ye söyledim, 'Arapça konuşmuyorum, Kürtçe konuşmuyorum, ben Türküm' dedim. Ben Türküm, o kadar" diye konuştu…”Türk bayrağının altında doğduk,büyüdük ,okuduk, geliştik ve yaşadık?!…”
       

           “ülkem adına gurur duyuyorum”

ÖDÜLÜ kazandığını telefonla öğrendiğini anlatan Prof. Aziz Sancar, dün kendisine bir Twetter hesabı açarak duygularını paylaştı. İşte yazdıkları:”Bu ödülü ülkemin gençlerine adıyorum. Anavatanıma çok minnettarım. Bütün TÜRK MİLLETİNE sevgi ve selamlarımı yolluyorum. Hikâyem inanıp ta başarılamayacak hiçbir şeyin olmadığıdır. Hep çok çalıştım. Mükâfatını alacağımı biliyordum. Ama Nobel alıp alamayacağımı tahmin edemezdim. Bana çok güzel eğitim veren memleketimdir. Ülkemde olağanüstü bir tıp eğitimi aldım. Başarımın sebebi budur.”Amerikan vatandaşı olan, ancak Türkiye’ye aşkla bağlılığını her fırsatta dile getiren Aziz Sancar, Amerika’da türk Kültürünü de yaşatmaya çalışıyor. Kendisi gibi Biyokimya ve Biyofizik Profesörü olan eşi Gwen Sancar’la birlikte Bir milyon Dolar harcayıp Üniversite kampüsü içinde bir Türk Evi açtı.”Sözcü Gazetesi,08 Ekim 2015.Perşembe.

           Türk olmaktan nefret eden bir Götkılı utandı mı acaba?!

           “Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a minnettarım,bizi Türk olmaktan kurtardı?!Mehmet Metiner,çocuğuna ilaç alacak parası yok iken İstanbul Boğazında,SN. RTE.Sayesinde 15.000.000Türk liralık bir yalı satın alana YalakaTürk

ve Türklük düşmanı. Benim en büyük meziyetim Türk olarak doğmuş olmamdır.”Mustafa Kemal ATATÜRK.

“NE DEMİŞTİK!”

“EY AK OĞLAN PAK OĞLAN,

ZENGİN KARNI TOK OĞLAN,

BUGÜN BABAN KURTARDI,

YARIN İŞİN BOK OĞLAN?!”

“NE OLDU!”

I Kasım sonrası, tedbir amaçlı bıbıcığı tarafından İtalya’ya gönderildi!”

 

 

 

 

 

 

7 Ekim 2015 Çarşamba

2095/TEMELİN HIRSIZLARA KARŞI ÖNLEMİ!y?




              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,06 Ekim 2015.

           TEMELİN HIRSIZLARA KARŞI ÖNLEMİ?!                                                                        Türkiye’mizin en büyük Pot kırma Ustası Sayın Recep Beyimiz Avrupa’da da esip,gürlemesini sürdürmektedir:”Rusya’nın Suriye ile sınırı yoktur,Rusya’nın Suriye’de işi ne?!Diyerek Rusya’ya haddini bildirmiştir!Akabinde de Rus MİG 29ları Sehven sınırımızı geçerek!EF-16’larımızı taciz etmiştir!?Brüksel’de öğlen namazını Avanesi ile birlikte eda etmek için,Türklerin oturduğu mahalledeki camiye gitmek istemiş!?Brüksel emniyet müdürlüğü,camiye giden yolun  araçlardan arındırılmasını için,Türk mahallesine Türk asıllı Türkçe bilen polislerini görevlendirmiş;Türkçe,Fransızca ve Felemenkçe anonslar yaptırtmıştır.Tüm araçlar yol kenarından çekildiği halde,Temel’e ait olduğu saptanan bir bisiklet yolun kenarında kalmıştır.Temel’in oturduğu kahvehaneye gelen polis memuru,Temel’in Üç hemşerisi ile Okey oynadığını görerek:”Temel Emmi,bisikletini yolun kenarından kaldır,Brüksel emniyet müdürlüğünün bu konuda emri var?!”Dediğin de,Temel:”Neden kaldıracakmışım?”Diye hayretle sormuş!Polis memuru:”Ekselans Recep Tayyip Erdoğan Avanesi ile öğle namazını kılmak için bu yolu kullanacakmış?!”Deyince,Temel gülerek:

           “Sen,Emniyet müdürüne telsizinle Benim selamımı söyle,merak edip te üzülmesin.Bisikletimi elektrik direğine kilitledim,çalamazlar?!Demiş.

5 Ekim 2015 Pazartesi

2094/İNSAN TANRILAR?!



             TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,05 Ekim 2015.

“Dini kitapları okuyup  anlayamayanlar dindar olurlar.Okuyup anlayanlar da Ateist olurlar!?Nikola Tesla/1856/1941/Ünlü Hırvat asıllı fizik bilgini.

             İNSAN TANRILAR?!

“Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın göğe yansıması ALLAHTIR?Bir AKP’Lİ Sapık?!                      Burada bir yanlış anlatım vardır:Sayın Bay Recep,göğe yansımamış, tanrı olarak  yere indirilmiştir!

“Sayın Recep Tayyip Erdoğan,son peygamberdir?”Bir AKP Sapığı daha?!

“AKP,Allah’ın partisidir.Ona oy vermeyen,Mehti’nin gelişini engelleyen Kâfirlerdendir?!Mehmet Metiner,AKP’NİN Yalaka Sapığı?!

“Sayın  Erdoğan’a iktidarı Allah vermiştir?! AKP Sapığı bir imam daha?!

“Allah yetkilerini Tayyip’e vermiştir.Yağmurları o yağdırıyor,istese yağmur yağdırtmaz!?Urfalı bir AKP Sapığı daha?!

“ALLAH ölmeseydi,oyunu Recep Tayyip Erdoğan’a verirdi?!”Bir AKPE’Lİ SAPIK DAHA.Yanıtım:Bir Sapık çıktı;Eski bir İmamı ALLAH/FİRAVUN/ yapmak için ALLAH’I ÖLDÜRDÜ;bizim Allahımız,Mustafa Kemal’i Türk Ulusuna vererek insanlığın yüzünü güldürdü?!Ostüzü.”Allah bir ulusa yardım etmeye karar verdiğin zaman,o ulusa Mustafa Kemaller gönderir!?”İranlı bir gazeteci,1938,Tahran.

Mağaralarda ve ağaç kovuklarında yaşayan maymunumsu insanoğlu, doğa olaylarına bakarak bir nedensellik kuralı ortaya koymuştur. Ormanlar yanmakta, nehirler taşmakta, gökten yıldırımlar ve buz parçalarları yağmaktadır. Öyle ise, tüm bunlar görünmez güçlerin eserleridir. İnsanların başlarına bela olan tüm bunlar, bazı insanların yapmış oldukları hataların eseridir. Bu belalardan kurtulabilmek için bu görünmez güçlere kurbanlar sunmak,bu belalara neden olanları da cezalandırmak  gerektir!? Hükmüne varılarak, insanlar kurban edilmiştir. Aztekler, tüylü yılan/Guatzekuatıl/tanrısına senede 20.000İnsan kurban etmişleridir. Mayalar da bu tanrının adı Kukul-kan olarak değiştirerek aynen alınmıştır. Değişik toplumlar, diğer toplumların tanrılarını ya aynen ya da adını değiştirerek kabul etmişlerdir. Dünyamızın çeşitli yörelerindeki toplumlar, birer tanrısal âlem yaratarak bunları bir baştanrıya bağlamışlardır. Tanrıları, insanların yönetim sistemi gibi bir sisteme bağlamışlardır. Önceleri soyut olarak düşünülen tanrılar, sonraları heykelleriyle somutlaştırılmışlardır. Tanrı kavramı soyutlaştırıldıktan sonra, ihtilafların, yağma ve katliamların kaynağı olmuştur. Antik toplumların tanrı ailelerini görelim                                                                                  Önce, Gılgamış Destanının Tufan anlatımında geçen bazı Sümer tanrılarının adlarını ve evrensel görevlerini görelim:

            ANULAN),Yukarıdaki Büyük tanrıların atası.

            ENLİL: Yerin, yelin ve evrensel havanın tanrısı.

            NİNURTA(NİN GİRSU):Savaş tanrısı.

            EA(ENKİ):Anu’nun çocuğu, tatlı suların ve bilgeliğin tanrısı, sanat koruyucusu.

            ŞAMAS: Güneş, Istar’ın hem kocası hem de kardeşi.

            SULLAT: Fırtınanın ve kötü havanın habercisi.

            HANİŞ: Fırtınanın ve kötü haberin göksel habercisi.

            HERGAL: Yeraltının ve Vebanın tanrısı.

            ANUNNAKİ: ANU’NUN soyundan gelen ÖLÜM YARGIÇLARI.

            İŞTAR: Bereket, aşk ve savaş tanrısı, ANU’NUN kızı.

            NİSİR DAĞI: Utnapiştim’in gemisinin Tufandan sonra karaya oturduğu dağın adı. Kurtuluş Dağı.

            UTNAPİŞTİM: Eski Babil’de Utnapiştim’in. Sümerlerde Ziusudra diye anılan Bilge Kral ve Şurrupak Rahibi. Irmakların ağzı Mezopotamya.

            URUK: İncil’de Erech olarak geçen Babil’in güneyinde Fara(Şurrupak) ve Ur arasında, bugün Warka diye anılan şehir.

            ENKİDU: Gılgamış’ın yoldaşı, Yabanıl ve doğal bir yaratık.

HİTİT TANRILARI: Her Hitit şehrinin bir koruyucu tanrısı vardı.

  1-Alalu,2-Anu,3-Aranza,4-Aştapi,5-EA,6-Erişkigal,7-Nin-Tu,8-Hepat,9-Hapantaliia,10-illusanka,11-Hedammu,12-:impaluri,13-inana,14-Kamnuşepa,15-Kaşku.16-Hepat,17-Siu,18-Hepatınu,19-Wurunkatte,,20-Şulunkatte,21-kamrusepa,22-Halki,23-İspant,23-Sıwat,24-Telepinu,25-İlluyanka,26-Papaya,27-Aya,28-Pirwaa,29-Ubelluri,30-KAŞKU,31-kummiia,32-Kumarbi,33-Kubabna,34-Katahzupuri,35-Tara-Teşup.

ASUR TANRILARI:

  1-MARDUK,/Babil’den/Baştanrı,2-Sin,3-Nin-Urta,4-Adad,5-Nusku,6-Nina,7-İşara,8-Temmuz.

ATİNA TANRILARI:

  1-Zeus, Baştanrı,2-Poseidon,3-Hera,4-Afrodit,5-Athena,6-Ares,7-Apollon,8-Artemis,9-Hepaistos,10-Hermes,11-Dionizos,12-Hades.

ROMA TANRILARI

  1-Jüpiter, Baştanrı,2-Neptün,3-Juno,4-Venüs,5-Minerva,6-Mars,7-Apollon,8-Diana,9-Vulkan,10-Merkür,11-Baküs,12-Plüton,13Ceres,14-Vasta.

Sonunda, Hükümdarlar; Mısır’da Firavunlar, Roma’da İmparatorlar tanrı sayıldılar. Bunlar, kız kardeşleri ile ve kızları ile de evlenebilirlerdi.İmparator Kaligula,iki kızkardeşinin de ırzlarına geçmiş,atını da Senatör yapmıştır.İmparator Karakalla,annesini odasına girdiğinde çırılçıplak gördüğü annesine:”Anne,vücudun çok güzelmiş?!”Dediğin de;şu yanıtı almıştır:

   “İstersen senin olur?!”15 yaşındaki Şaşkın İmparator;

    “Unutma ki annemsin?!Dediğin de annesinin şu yanıtı üzerine annesini oracıkta becermiştir:”Unutma ki sen bir tanrısın.Annelik ve evlatlık   insanlar içindir?!Yedinci Kleopatra,14 yaşında iken 16 yaşındaki ağabeysi ile evlenmiştir.Halikarnas Kraliçesi Semiramisin kocası da Ağabeysi Mozeledir.Osmanlı Padişahları Allahlıklarını dolaylın yoldan ilan ederek topluma kabul ettirmişlerdir.”ALLAHIN YERYÜZÜNDE GÖLGESİ?! MADDİ VE SOMUT ŞEYLERİN GÖLGESİ OLUR. ALLAH’IN GÖLGESİ OLDUĞUNA GÖRE, ALLAH TA MADDİ BİR OLGU OLMAKTADIR. ALLAH’IN bir tek can alıcısı/Azrail/variken,Yeryüzündeki  Gölgesinin 73 Cellâdı vardı! Halkı sürülerle otlarken hergün sarayında 1000 koyun kesilir, mutfağında 1000 kişi çalışır, yatağına girmek için 1500 cariye de sıra beklerdi. Bu nasıl Allah’ın gölgesi olur? Gök cisimleri yeri aydınlatır, bu aydınlıktan da gölgeler oluşur.

                    Tek tanrı fikrini bulan Mısır Firavunu Dördüncü Amenofis/Akheneton/’un Nefertiti’den altı kızı olduğunda, oğlan çocuğu sahibi olabilmek için iki kızı ile de evlenmişti. Semavi dinlerin dua olarak kullandığı bir metin de bu Firavuna aittir. Üşenmeden aşağıdaki alıntıyı iyice okumalıyız. Cennetten arsa satan çok tanrılı din adamları, bu Firavun’unu öldürmüşlerdir. Sonraları, Ortaçağda, Roma’daki Hıristiyan papazları da ENDELÜJANS/Cennet tapusu /Günahlardan arındırma belgesi/satmışlardır. 18’inci ve 20’inci asırlarda da Indulgence, Indulgencis, Endulgans belgeleri satılmıştır.Günümüzde de AKEPE’Lİ ÇAĞ DIŞI ALLAHSIZLAR, SAYIN RECEP BEYİMİZİ ALLAH MERTEBESİNE ÇIKARTARAK CENNETİ SATMAKTADIRLAR.Cennete gitmenin  tek yolu AKPE’YE OY VERMEK OLMUŞTUR?! SAYIN RECEP BEYİMİZ,TANRI OLDUKTN SONRA,BAŞBAKANI NEBİ,BAKANLARI DA melekleri olmaktadır.ULU TANRIMIZIN DÖRT BÜYÜK MELEĞİ VARDIR.ZEÜS’ÜN DE DOKUZ KIZI/MUSALARI/ VARDIR?!ÜTFEN OKUYALIM DA TOPLUMUMUZU SALAK YERİNE KOYAN NAMUSSUZLARIN YÜZLERİNE TÜKÜRELİM:

"Tanrı uludur, birdir, tektir
Ondan başkası yoktur
Bir tanedir
O'dur her varlığı yaratan...."
Yok hayır... Ezan değil. Mısır hükümdarı (firavunu) Akhenaton'un (Amenofis'in) yazdığı bir şiir.
Şiir şöyle devam ediyor:
"Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman."Azra Erhat tercümesi,

MÖ. Sekizinci asırda yaşamış olan Çoban Şair Hesiodos’un “İşler ve Günler” adlı yapıtından Baştanrı Zeus’u öven on dizelik bir şiir:

“Ey dillere destan Piene Musa’ları,

Sözünü etmeye gelin Zeus’un,

Övmeye gelin babanızı.

Odur ünlü kılan, ünsüz bırakan insanları.

Zeus diledi mi şanslısın, dilemedi mi şansız.

Güçsüze güç verir, güçlüyü ezer,

Eğiverir mağrur başları, yükseltir alçak gönülleri.

Kamburu dimdik eder, dimdiki kambur,

Yücelerde oturan, göklerden seslenen Zeus.

Dinle beni, gör beni, işit beni,

Dike’lerden yana gitsin yargıların,                                                                                                              Ben Perses’e gerçekleri söylerken.”PERSES,Hesiodos’un kardeşi.Allah’ı neden göklerde aramaktayız!?İşte nedenleri.Zeus Pére =Zeus baba.Latince Deus=Tanrı.Dıes –Peter=Zeus baba.Latince Zeu—Dyeu-Tanrı. Ostüzü. Azra Erhat, Mitolojik Sözlük, Zeus maddesi. ELİ, İLO, İlah=Allah=Helois Yahudice. La Mére de Ciéle=Göklerin anası, Meryem ana.                                                                                                                   Tek tanrılı dinlerin hakiki kurucusu Amenofis, her duanın sonunda kendi adının zikredilmesi talimatı vermiş: 'Amen!'
Önce Tevrat'a oradan da İslamiyet sirayet eden 'âmin' de oradan.
Yani "Amen" kelimesi eski Mısır dili olan Koptça. (Kıpti kelimesi de ordan gelir..) ve o devirde kıtlık nedeniyle Mısır'a göç etmiş olan Yahudiler de o zamanki Mısır geleneğine uyarak böyle söylemeye başladılar.
Anlaşıldığı kadarı ile Yahudileri Mısır'dan çıkaran Hz. Musa bu geleneğe dokunmamış ve bu gelenek Yahudilikten sonra Müslümanlıkta da iyice kök salmış.
Gariptir ki, gerek Tevrat gerekse Kuran’da Firavunlar en nefret edilen kişiler olarak tanıtılmakta iken hem Yahudi ve Hıristiyanlar hem de Müslümanlar günde birçok kere nefret ettikleri Firavunun adını anmaktalar...

TEK TANRILI dinlerin atası, öncüsü AKHENATON..
Amenhotep IV (4’üncü Amenofis) 18’inci Mısır hanedanının 10’uncu firavunudur ve Kraliçe Tiye ile Amenhotep III'un küçük oğludur, büyük kardeşi Thutmose'dir.
MO.1353-1336 yılları arasında hüküm sürdü. Eşi Nefertiti'dir.
İsimleri:
-Amenhotep (Doğumda verilen ismi)
-Amenofis (Doğumda verilen ismin Yunancası)
-Nefer-kheperu-Ré (Ön ismi ya da unvanı)
-Ankhenaten (Anlamı: Aten için çalışan, Aten'in hizmetkârı) Atenismi kurduğunda aldığı isim.
-Ankhenaton: (Aten'in diğer bir söylenişi Aton'dur)
Diğer söylenişler: İknaton, İknaten, Akineton, Akenaton
Tahta geçişinin daha birinci yılında (başka bir bilgiye göre beşinci yılında 45 yaşında) Ra, Maat, Hathor, İsis, Neftis, Set gibi tüm Mısır tanrılarını terk ederek tek tanrının Güneş Tanrısı Aton olduğunu ilan etti. Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı isimlerinin kazınmasını emretti.
(Bunlar daha çok Tanrıların kadınlarla cinsel ilişkiye girdiklerini gösteren resimlerdi)
Mısır’da o asırda halk tam 13 tanrıya inanıyordu (nitekim bu mesele daha sonra Hıristiyanlığa uğursuzluk olarak girecektir).
Akheneton’un inandığı ve halkının da inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi. Güneş’i, Ay’ı, yıldızları yaratan “O” idi.
Böylece dünyada ilk defa tek tanrılı din ortaya konulmuş oldu.

Araştırmacılara göre, Aten (Aton), Ra-Amon-Horus'un özelliklerinin bir karışımını temsil etmektedir.
Akhenaton'un en bilinen özelligi AKROMEGALİ hastalığıdır. Sayısız aile içi (ensest) özellikle kardeş evliliklerde bu genetik bozukluk ortaya çıkar.
Akromegali, hipofiz bezinin büyüme hormonunu aşırı salgılanması sonucunda ergenlik çağında ortaya çıkar, Akhenaton'da olduğu gibi nadiren ergenlik öncesinde de görülür.
Yüz öne doğru kafatası geriye doğru uzar. El ve ayaklarda aşırı uzama, kalp ve solunum zorlukları görülür, ölüm riski 2 kat artar.
Akhenaton öfkelidir; NEDEN TANRILAR (!) ONU BÖYLESİ ACI DOLU BIR HASTALIĞA MAHKÛM ETMİŞTİR? Yok sayacaktır hepsini ve kendisini tek sevdiğine inandığı tek Tanrı olan ATON'UN hizmetine adayacaktır. Annesi Tiye onu herkesten ve her şeyden korumaya çalışsa da o, bedensel bozukluğunun getirdiği aşağılık duygusuyla haşin, mutsuz ve isyankârdır.
Bugün bile 'hâlâ' güzelliğin simgesi kabul edilen NEFERTİTİ ile evlenir ve başkenti TEB’DEN 300 km. kuzeye, Kızıl Deniz'e yakın bir yere taşır, burada kurduğu kente Ahet-Aton adını verir. (Günümüzde Tell el-Amarna)
Onunla birlikte göç eden tabası da ATON'A tapmaya başlar.
Rahipler kızgındır: Akhenaton, Aton dışındaki Tanrıları nasıl reddederdi? Ancak Firavun'un gücüne karşı koymak mümkün olmadığından, onun başkenti taşımasına karşı koyamasalar da onunla birlikte Teb'e göç etmeyi reddederler.
Akhenaton, Teb'de kendine yeni bir tapınak ve öldükten sonra içinde yeniden doğacağı piramidi yaptırmaya baslar.
Tabası Akhenaton'u öyle çok sever ki, ondaki bedensel bozukluğun fazla göze çarpmaması için kendileri de kafalarına geriye doğru uzatan tepelikler takıp, üstlerini de bir örtüyle örterler.
Hatta Nefertiti'nin hiç bir fiziksel bozukluğu olmamasına rağmen onu da aynı bedeni kusurla heykelleştirirler.
Ne yazık ki, Nefertiti'yle evliliğe rağmen bir çocuğunda da aynı hastalık ortaya çıkar.
Halkı da aynı şekilde rölyeflerde üstü bezle kapatılmış uzatılmış kafalarla resmederler.
Amon Rahipleri, ülkenin içinde bulunduğu bir ekonomik krizden de faydalanarak, düzenledikleri bir komplo ile Akhenaton'u zehirleyip öldürürler.
Akhenaton'dan sonra başa asker kökenli Firavunlar geçer ve Akhenaton'un duvarlara kazınan ismini sildirip, rölyeflerden resimlerini çıkarttırırlar.
O yüzden de Akhenaton'dan geriye çok az heykel ve rölyef kalır.
Kurduğu şehir tapınaklarıyla ve piramidiyle güneşe, yani yok oluşa terk edilir ve yeniden çok Tanrılı dinlere dönülür.
Akhenaton’da başlayan bu tek tanrılı dönem, yaklaşık bir yüzyıl sonra Mısır tarihinin en uzun süre hükümdarlık yapacak Firavunu II. Ramses döneminde ortaya çıkacak başka bir kahramana kadar uykuya dalacaktır.
Kendi devrinde de fazla anlaşılamayan Akhenaton, yüzyıllar sonra bambaşka bir coğrafyada hepten yanlış anlaşılacaktır...
Akhenaton'un inandığı ve halkının da inanmasını istediği tanrı, kendi ifadesine göre, yalnız Mısırlıların değil, bütün insanların, bütün kâinatın tanrısı idi.
Güneş'i, Ay'ı, yıldızları yaratan "O" idi. Günümüzdeki tasavvuf inancına benzer bir inançla her şeyde Tanrı’yı görüyordu.
Ona göre Güneş Tanrı’nın bir görüntüsüydü.

Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatın temelinde yaşayan Aton,
Sen doğu göğünün ufkunda doğduğunda,
Tüm memleketi güzelliğinle doldurursun,
Uzaklaşsan da, ışınların dünya üzerindedir,
Ne kadar yüksek olursan ol,
Senin adımlarının izleri gündüzdür,
Sen, ışınlarını dağıttığın zaman,
Mısır'ın her iki ülkesi de bayram eder,
Hepsi uyanık ve ayaklarının üzerindedir,
Çünkü Sen, onları uyandırmışsındır,
Onlar tüm organlarını sende yıkarlar
Ve kollarını kaldırıp, Sen'i şafakta selamlar,
Sonra tüm dünyada herkes kendi işini yapar,
Hayvanlar otlardan zevk alırlar,
Ağaçlar ve bitkiler çiçeklenirler,
Kuşlar, kanatları sana doğru ibadet edercesine kalkık,
Bataklıklarda uçarlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yaşarlar,
Kadında çocuğu Sen yaratırsın,
Ananın karnında çocuğa Sen hayat verirsin,
Sen ana rahminde dahi çocuğu besleyensin,
Ne zaman civciv kabuğu içinde bağırsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin,
Ey Tanrım, Senin ne kadar çok eserlerin vardır,
Sen! Ebediyetin hâkimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen yaşamın ta kendisinin ve yaşam Sen'de yaşar,
Tanrım Sen yaşamsın ve yaşam ancak sende görülür.
Şiirde geçen ‘Mısır'ın her iki ülkesi’ Nil nehrinin doğu ve batı yakaları, yaşam ve ölüm ülkeleridir.
Nil nehri, doğu ve batı ülkeleri ve Nil deltasından oluşan tepesi yuvarlak haç biçimi, Aton veya Akhinaton Haçı adı ile bilinir.
Hıristiyanlar, ancak Bizans İmparatoru Jüstinyen döneminde Akhineton Haçı biçimini bırakıp ve düz haç modeline geçmişlerdir. Bu da ilk kez Ayasofya'da kullanılmıştır. Ayasofya’nın yapımı 6. Yüzyıla denk gelir.
Akhenaton’un inandığı dinde erkekler sünnet oluyorlardı. Domuz eti yemek günahtı.
Tapınağa girmeden önce el ve ayaklarla yüz belirli bir ritüele uygun olarak yıkanıyor, yani abdest alınıyordu.
Cinsel ilişkiden sonra da günümüzde gusül abdesti dediğimiz biçimde mutlaka baştan aşağı yıkanmak gerekiyordu.

Akhenaton’daki bu değişikliğin sebebi neydi? Neden geleneksel inançları reddetmişti? Bunu bazı tarihçiler Asya’dan gelen bir eşe bağlıyorlar: Nefertiti’ye!
Ailesi hakkında kesin bulgu olmasa da Mitannilerden gelme Asyalı bir prenses olduğu düşünülüyor. Asıl adı Tadukhepa'ydı, fakat o kadar güzeldi ki, eski Mısır dilinde 'güzel kadın geldi' anlamına gelen Nefertiti olarak anılmaya başlandı.
Bunun şöyle bir etkisi var. Nefertiti için Asyalı olduğu söyleniyordu. Akhenaton’un heykellerinden anladığımıza göre bizzat kendisinin gözleri bir Asyalı gibi çekikti. Akhenaton’un çekik gözlü olmasını kimi yazarlar ensest ilişkilere ve genetik bozulmaya bağlıyorlar. Ancak bu biraz spekülatif bir yaklaşımdır. Daha sonra Firavun olan oğlu Tutankhamon’un ele geçen hazineleri arasında bir kadın büstü bulunuyor. Bu büst de tartışma götürmez bir şekilde çekik gözlüydü. Ayrıca üst düzey insanların gözlerine çekik gözlü imiş gibi sürme çekme âdeti vardı. Bu bana göre –başkalarından farklı olduğu için- güzel sayılan çekik gözlere bir öykünme idi.
Buradan çıkabilecek bir sonuç:
Acaba Akhenaton Asya’da yaşamakta olan Şaman dininden mi etkilenmişti. Bilindiği gibi 10000 yıl önce Asya’dan Amerika’ya geçen Kızılderililer de Şamandır ve tek tanrıya, cennete inanırlar.
Tevrat'taki tarihlemeye göre Hz. Yusuf Akhenaton’dan önce Mısır’da yaşamıştı. Firavun’un ondan etkilendiği düşüncesi öne sürülmüştür. Ancak Yusuf'un tek tanrı inancında olduğunu gösterir ve hatta Mısır'da yaşadığını gösterir hiçbir belge ve bilgi bulunamamıştır. Sadece Tevrat'ın iddiası var ki, olaydan bin sene kadar sonra yazıldığı bilinen bir kitap belge olarak bilim dünyasında kabul edilmemektedir.
Din kitapları Akhenaton’dan sanki hiç yaşamamış gibi tek satır olsun söz etmez.
Akhenaton, acaba Tevrat'ta adı geçen LUT PEYGAMBER olabilir mi?
Tevrat’ta Lut peygamberin erkek evladı olmadığı için bir gün arayla iki kızıyla -onlar tarafından sarhoş edilip (!) - ilişkiye girdiği anlatılır.
Akhenaton da, Nefertiti'den erkek çocuğu olmadığı için, erkek çocuk yapmak amacıyla 2 kızı ile evlenmişti.
Tevrat'ta Lut'un ailesini alarak Sodom ve Gomorra'yı terk ettiği yazılmakta.
Akhenaton da ailesi ve tebasıyla birlikte eski başkenti terk etmişti.
30. Lut Tsoardan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi
31. Ve büyük kızı küçüğüne dedi: babamız kocamıştır ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur;
32. gel, babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatar.
36. Lutun iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar
(Tevrat, Tekvin Bap 19 ayet 30-36)
Bu süre içinde Akhenaton’un tek tanrılı dini yok edildi gibi göründüyse de tam bu dönemde Hz. Musa ve Musevilik ortaya çıktı.
Bir görüşe göre Hz. Musa Akhenaton’un ta kendisi; bir görüşe göre onun dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır Prensi. (Bak: Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık)
Eski din geri gelince tek Tanrıya inananlar Mısır’da barınamadılar ve Filistin’e göç etmek zorunda kaldılar.

Tevrat’ın Çıkış (Exodus) bölümünde şu şekilde anlatılır:
Adı verilmeyen bir firavun döneminde, Mısır toprakları üzerinde yaşayan İbranilerin sayısı giderek artmıştır. Bu nüfus patlaması Mısır yönetimini endişelendirir. Çünkü herhangi bir savaş durumunda İbranilerin düşmanla birlikte olacaklarından kuşkulanırlar. Firavun yeni doğan İbrani erkek çocuklarının hepsinin öldürülmesini emreder. Bu felaketten sadece bir erkek çocuğu kurtulur. Bu çocuk Nil’de yıkanmaya giden bir prenses tarafından bulunup evlatlık edinilir. Adını Musa koyar. Musa sarayda büyür. Musa "sudan çekip çıkarma" anlamına gelen bir fiil kökünden türetilmiştir (Yani Musa Yahudice değil, Koptça, Firavunun konuştuğu dilden) ve günün birinde herkesin bildiği o malum olay gerçekleşir. Bir Mısırlı, İbrani kölelerden birine eziyet etmektedir. Araya giren Musa Mısırlıyı öldürür ve artık burada kalamayacağı için Sina çöllerine doğru, Midyan adıyla söz edilen bölgeye
gider ve Exodus, göç olayı gerçekleşir.
Büyük oranda mit izleri taşıyan bu hikâyeyle ilgili olarak birçok tarihçinin kuşkusu vardır.
*Mısır kayıtlarında Musa adında birinin yaşadığına ilişkin hiçbir kayıt yoktur! Mısır gibi kayıt tutmaya meraklı bir toplumda bu rastlanacak bir durum değildir ve oldukça şaşırtıcıdır.
*
Hikâyede anlatıldığı gibi bir Mısır prensesi nedimeleriyle birlikte neden Nil nehrine yıkanmaya gitsin? Zira Mısırlılar sağlık bilgisi konusunda çok titizdir. Hatta sıradan halk bile, banyosunu filtre edilmiş suyla, hamamlarda alır. *Sarayın himayesinde yetişmiş ve dolayısıyla soylu kabul edilen biri sıradan bir insanı öldürdüğü için neden sıvışma lüzumu hissetsin bu olay pekâlâ örtbas edilebilirdi... Yahudilerin Mısır'dan çıkıp Filistin'e, kutsal topraklara geri dönüşü M.Ö. 1280-1250 yılları arası. Son araştırmalara göre M.Ö. 1264-1260 arası.
Musa isminde birinin yaşayıp yaşamadığı konusunda bilgiye ulaşılamadı. Ne Mısır, ne Yunan ne de diğer kayıtlarda böyle bir ad yok.

Akhenaton'un yeni kurduğu başkent için Kudüsten gelen grubun başında İbrahim (Efraim) var ve tek tanrıdan habersiz pagan Akad dinine mensup. Sonradan Akhenaton'un dinine girip tek tanrıcı oluyor. Acaba Tevrat'ta bahsedilen Hz. İbrahim o mu?
Akhenaton sonrası yeni bir aile Mısır yönetimini ele geçiriyor. I’inci Seti firavun oluyor. Ve eski Mısır dinine dönülüyor. Akhenaton taraftartarları, onun dinine inananlar ise hor görülüyor. Bunlardan II. Ramses zamanı Mısır'dan kaçan (veya kovulan) İbrahim'in torunlarına yol gösteren Musa acaba Akhenaton'un büyük kardeşi Thutmose mi?
Sümerde Enki, Akatlara ismi EA olan bir tanrı var. bu yaratıcı tanrı değil. Fakat tanrılar üst kurulunun en önemlisi. Halk arasında EA, yea olarak telaffuz ediliyor. Binin üzerindeki tanrı sayısı nedeniyle isimler kimsenin aklında değil, sadece önemli olanlar iyi tanınıyor. EA nın sıfatı diğerleri de her şeyi ondan sorup öğrendikleri için her şeyi bilen, her şeye kadir. Tercümesi tam böyle. Göç sırasında Akad dinini de tam bırakamayan Yahudiler bunun adını batı dillerindeki var olmak fiilinin eril üçüncü tekil haline getiriyor. Yea oluyor YAHVE. Yani He is. O vardır.
Ya diğer tanrılar, onları da melek yapıyorlar
iklim, ölüm, insanlara tanrılardan haber getiren, Mikail, Cebrail, Azrail, İsrafil, bunlar tanrılar üst kurulunun üyeleri.
Zaten isimlerinin sonundaki il eki onların önceden ilah olduğunu gösteriyor.
Diğer önemsizler ise, bildiğiniz melekler. Aradan 300 yıl geçince yeni din geliştiriliyor, Sümer dininin yaratılış hikâyesi aynen alınarak Tevratın ilk sayfası yapılıyor. Nuh da Sümer dininden alınma.
Sümer krallarının sırası ve ömürleri ile Tevrat'ta anılan ilk peygamberlerin sırası ve ömürleri aynı. Ancak Sümer krallarının adı değişerek Yahudi adı olmuş.
Tevrat M.S. 200 bazılarına göre 350 yıllarına kadar yazılıyor. Eski metinler ile hepsi bir araya getirilip Yahudi tarihi kitabı çıkıyor ortaya.

Kutsal topraklara dönüş tarihi (M.Ö. 1280-1250 yılları arası) ile Akhenaton’un hüküm sürdüğü tarihlere (M. Ö. 1355-1335 yılları arası) baktığımızda yalnızca 45 yıllık bir fark görürüz. Tarihler yaklaşıktır. Küçük tarihleri aldığımızda bulunan 45 yıl, bir insanın yaşayabileceği bir süredir. Ancak büyük tarihleri aldığımızda 95 yıl olur ki buradan –Firavun olduğunda en az yirmi yaşında yetişkin biri olduğunu da katarsak- Akheneton ile Musa’nın aynı kişiler olmadığını, buna karşılık Akhenaton’un dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır prensi olma olasılığının güçlendiğini çıkarabiliriz. Çünkü tarih tam tek tanrı dininin Mısır’da dışlandığı döneme denk gelmektedir.
Tevrat’ta ve Kuran’da Firavun Akhenaton’dan, Mısır kayıtlarında ise Hz. Musa’dan, İbranilerden söz edilmemektedir.
Mısır’da olaylar yaşanırken taşlara kayıt yapıldığı, ama Tevrat’ın M.S. 200 yılına kadar (yani bin küsur yıl sonraya kadar) yazıldığı göz önüne alınmalıdır. Bu noktada işin içine insan faktörü girer ve tarih ilerlemiş bir dine hizmet edecek biçimde değiştirilmiş olabilir.
Zaten Firavun niçin kaçan Yahudilerin peşine takılsın ve denizde boğulsun?
Velev ki böyle bir olay oldu, çevre ülkeler ve Mısır'ın rakibi olan Yunanlılar bunu alay ederek yazmazlar mıydı?
Ne Mısır'ın ne de çevre ülkelerin tarih kayıtlarında Yahudileri kovalarken suda boğulup ölen Firavun hikâyesi yok.
Mısır tarihini ve kayıtlarını inceleyen uzmanlar, İbrahim, Yusuf ve Musa'nın izine rastlamadılar.
Mısır tarihi, Yahudilerden de tek kelime ile bahsetmiyor. Ne oraya dışarıdan geldiklerini, ne de kitlesel halde kaçtıklarını anlatan tek bir satır yok.
Tevrat'a göre Yahudiler Mısır'da 430 yıl yaşamışlar. Mısır'da ne bir Yahudi mezarı, ne bir yazı veya bilgi-belge var.
İki olasılık var: Ya bu Yahudiler çok küçük önemsiz bir topluluktu ki onları yazmaya bile gerek duymadılar veya bunlar Firavun Ai'nin Mısır'dan sürdüğü Mısırlılardı.
Kenan bölgesine yerleştikten sonra dilleri değişti.
Ayrıca, diyelim ki Yahudiler Mısır'a dışardan gelip 430 yıl sonra kaçtılar, firavun da ordusuyla onları kovaladı.
Kaçtıkları Kenan bölgesi de, yani Sina ve kuzeyi de firavunun toprakları. Oralara korkusuzca yerleşiyorlar. Nasıl oluyor?
Fransız araştırmacılar Mesud ve Roger Sabbah'a göre, Tevrat'ta "Yahudilerin Mısır'dan göçü" diye anlatılan olay, Firavun Ai'nin Ahet-Aton kentinde yaşayan ve Akhenaton'un kurduğu tek tanrılı dinden vazgeçmeyen Mısırlıların Filistin'e doğru sürülmesidir. Böylece tek tanrılı inanış Mısır'dan atıldı ve çok tanrılı Amon dinini tehdit eden bir şey kalmadı.
Musa'nın denizi yarması ve Yahudilerin geçmesinden sonra Firavun ordusu geçerken denizin kapanıp Firavun ve ordusunun boğulması hikâyesi de, eski Mısır mitolojisindeki "Anadeniz'in Firavun tarafından ikiye ayrılması" hikâyesinin Mısır'dan göç eden halka uyarlaması. Çünkü Mısır efsanesi, Yahudi göçünden çok daha eski.
Yahudiler veya kovulan Mısırlı Ahet-Aton halkı daha sonra sürgün gittikleri Babil'de öğrendikleri Tufan efsanesini de "Nuh Tufanı" adı altında değiştirerek Yahudi tarihi olarak yazdıkları Tevrat'a ekleyeceklerdi. (Bak: Gılgameş Destanı)
Eski Sümer krallarının efsanelerdeki yaşam sürelerini de kendi cedleri olarak uydurdukları ilk Yahudi peygamberlerine birebir uygulayacaklardı.”
Yani başkalarının efsanelerini isimlerini değiştirerek kendi tarihleri olarak yazacaklardı. Aşırma uydurma bir tarih = Tevrat.
Son söz:
Müslüman Mısırlılar bugün bile ona "Akhenaton Aleyhisselam!" Derler.

Şimdi, bu durumda Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan söz ederken,”RECEP ALEYHİSSELAM! Demek gerekir mi a Yalaka Hainler?



 

2093/SURİYE SINIRI KİMİNDİR!?



           TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,05 Ekim 2015.

BİR ALYANSLA İKTİDARA GELEN!MÜLKLERE VE SERVETLERE GARK OLDUĞU GİBİ,SURİYE SINIRINA DA SAHİP OLMUŞ?!ÖTEKİ SINIRLARIMIZ DA TEHLİŞKEDEDİR?!

                      SURİYE SINIRI KİMİNDİR?!

Dünya Lideri ve Ülkemizin her alanda en büyük ustası Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Fransa’ya hareket ederken yine de döktürdü:

        “Amerika’nın ve Rusya’nın Suriye ile sınırı mı var?Benim 911 kilometre sınırım var?!”Dediler?!Amerika ve Rusya birer büyük dünya devletidir.Onların devlet olarak Suriye ile sınırları da yoktur?Türkiye’nin Suriye ile 911 kilometrelik sınırı vardır.Bay Recep Beyle değil?!TÜRKÜ VE TÜRKLÜĞÜ İNKÂR EDEN Bay Recep Bey,devlet midir ki,komşu bir devletle sınırı olsun?!Özal da:”Benim memurum,benim valim!”Demişti.Sayın Recep Bey de,hakkı ile “benim memurum,benim hâkimim ve benim valim!?”Diyebilir.Kendisini de Türkiye’nin yerine koyamaz?!

 

4 Ekim 2015 Pazar

2092/BÜYÜK USTAMIZIN POTLARI!?



            TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı;04 Ekim 2015.

LAFLA OĞLANLARIN GEMİCİKLERİ YÜRÜTÜLÜR DE DEVLET GEMİSİ LAFLA YÜRÜTÜLEMEZ.VİLADİMİR PUTİN,ADAMA ADIM ATTIRIR GÖTÜN VE GÖTÜN?!

                       BÜYÜKUSTA,NEMANGALDAKÜLBIRAKIR,NESUBIRAKIRTASDA?!                                                                                                                             RUSYA, SURİYE’DE BÜYÜK BİR YANLIŞLIĞIN İÇERSİNDE.RUSYANIN SURİYE İLE SINIRI MI VAR?!SN.RTE.

“Irak’ta görevlendirilen Amerikan askerlerinin salimen analarına ve babalarına kavuşmaları için Allaha duacıyım?!SN.RTE.

Amerika’nın  Afganistan’la,Irak’la sınırı mı var?!Türkiye’nin BOSNA-Hersek’le,AFGANİSTAN’LA VE LİBYA’YLA SINIRI MI VAR?!TÜRKİYE’NİN MISIRLA SINIRI MI VAR?!TÜRKİYE’NİN FİLİSTİNLE SINIRI MI VAR,MAVİMARMARA GEMİSİNİ GÖNDERİRSİNİZ?!1982’DE KURULMUŞ OLAN BİR FAKÜLTEDEN 1981 TARİHİNDE ALMIŞ OLDUĞUNUZ DİPLAOMAYA YAZIK?!NAMAZ KILMANIZ İÇİN SİZE ÜLKE İŞGAL ETTİRMEZLER.KENDİNE GELMELİSİN ARTIK.

 

               

 

 

2091/KADINLARIMIZIN ÇİLESİ*!



                TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,04 Ekim 2015.

KADINLARIMIZ, ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞINDA ,ÖKÜZ ARABALARINI ÇEKEN ÖKÜZLERDEN KURTULMUŞ,ATATÜRK'E RAĞMEN ,ÇAĞ DIŞINA SAPLANIP KALMIŞ ÖKÜZLERE TUTSAK OLMUŞ?

                  KADINLARIMIZIN ALIN YAZISINI ARAPLAR YAZMIŞTIR?!

           Geçen akşam,TRT’DE bir belgesel seyrettiğim VE  üzüntüden kahroldum.Bir çift öküzün koşulduğu Karasabanla çiftçilik yapan bir Karadenizli vatandaşımız,dağ yamacındaki tarlasını sürmektedir.Ol vatandaşımız,mikrofona konuşurken,kamera başka bir görüntüyü vermektedir:Soluk Alaca şalvar giyinmiş  bir kadınımız, Karasabanın sapına yapışarak tarlayı sürmektedir.Öküz ve Türk Kadını?!Simgeleşmiştir.Ulusal Kurtuluş Savaşının,savaş boyunca, her türlü ikmal maddesini,Kadınlarımızın Öküzlerle yönelttiği kağnı arabaları taşımıştır.Aklıma,Ünlü Ozan ve çok tanrılı dinlerin peygamberi  Foçalı Hesiodos’un “İşler ve Günler” adlı şaheseri geldi.Hesiodos,kardeşi Perses’e çeşitli konularda nasihatlar vermektedir.Aklımda kaldığına göre,çiftçilik konusunda şöyle demekteydi:

         “Bir çift öküz satınal Perses,

         Ürünün bolca ve temiz olsun.

         Paran var, bir kadın da satınal, karın olsun.

          Sen rahatlık içinde yaşarken,

         O çiftini sürsün,öküzlerin arkasında  yürüsün?!

        Hesiodos MÖ: Sekizinci asırda yaşamış bir çobandır. Teogenia ve İşler ve Günler adlı iki dev destanı vardır. İzmirli Homeros ayarında bir ozandır. Rahmetli Azra Erhat tarafından Mitolojik Sözlük gibi İşler ve Günler de Türkçemize kazandırılmıştır. MÖ: Sekizinci asırda, Kadın ve Öküz yan yana değerlendirilmiş, Mustafa Kemal Atatürk’e rağmen MS: Yirmbirinci asırda, ülkemizde Kadın ve Öküz yine de yan yanadır. Çok tanrılı dinlerin peygamberi Hesiodos, MÖ: Sekizinci asırda kadınlara yazmış olduğu alın yazgısını Arap asıllı Peygamber de Allah adına aynen onaylamıştır. Mustafa Kemal, Peygamber olmadığı halde, kadınlarımızın kapkara alın yazılarını altın yaldızla değiştirmiştir.Erkeklerimiz,hâlen Erkek dinin kölesi olarak MÖ:Sekizinci asrı uygulamaktadırlar.Ne diyelim Öküzlüklerine gari?!

 

        

İzleyiciler

Blog Arşivi