13 Ağustos 2015 Perşembe

2076/VİSKİ ÜZERİNE.



                TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV.Çeşmealtı,13 Ağustos 2015.

                               VİSKİ ÜZERİNE?!

Değişik fıçıdan verirler korkusu yüzünden,

VALLAHİ VİSKİDEN UZAK DURDUM, ŞEKER HASTASI OLSAM BİLE RAKIDIR BENİM YURDUM.

      İzmir’de,Marmaris’te yazlıklarında yatıp,AKEPE’NİN olmasın diye,MHP’YE oy vermeyen;ama HDP’Yİ Meclise taşıyan zavallılar,Türkiye’nin kaymağını yiyenler,Boğaz’da yalılarda viskisini yudumlayıp oyunu HDP’YE veren Şerefsizler.Şimdi HDP ile koalisyon kurun!?Devlet Bahçeli,MEHAPE genel başkanı ve AKPE’NİN sürekli stepnesi,Öfkeli Mustafa?!

      Siyasi partilerimizin akıl hocalığına sığınan Eski Tanrı dağlı şimdilerde de Hira Dağında eğlenen Bay Bahçelinin yukarıdaki beyanları bana bir öykü ile bir şiiri hatırlattı. Önce öyküyü yazayım: Demokrat Partisi döneminde; Mebus seçilen bir Hödük, doğruca Karpiç’e gider ve yüksek perdeden, VİSKİ ister. Fırlamanın teki olan garson, eline aldığı viski bardağına kasiyer kızı işeterek, Peçeteye sardığı viski bardağını Mebus Beye takdim eder. Mebus Bey, viskisini içtiği boş bardağı garsona uzatarak,”Garson Bey, bir viski daha!”Emrini verir. Garson Bey, bu sefer doğruca bulaşıkhaneye giderek, bulaşıkçı Pakize Hanımı uzattığı viski bardağına işetir ve Mebus Bey’e bardağı saygı ile sunar. Bir tabak içersinde önüne getirilen hesap pusulasını ödedikten sonra, garsonu çağırarak;”hacıağa sanma, viskiler çok enfesti yalınız fıçılarının değişik olduğunu anladım!”Der ve garsona okkalı bir bahşiş verir.

       Hece şiirimizin en büyük ustalarından Rahmetli HALİL SOYUER, viskisiz bir şiir yazmıştı, okuyalım: Balıkesir’in Havran ilçesindendir.04 Ocak 1921-17Ocak 2004.

                “Bizim memleketin dağ köylerinde,

                Bataklık bilmezler, sazlık bilmezler.

                Her taraf ormandır, çamlık, meşelik,

                Harman yeri hariç düzlük bilmezler.

 

                Ağaç altlarında doğmuştur çoğu,

                Çok iyi bilirler tepeyi, dağı.

                Elleri tutmamış VİSKİ bardağı,

                Sahillerde yazlık, mazlık bilmezler.

 

                Dağlara öğüttür rüzgârın sesi,

                Yirmi kilo çeker on günlük kuzu.

                Kışın derelerde görürler buzu,

                Soğuktur suları buzluk bilmezler.

 

                Bir başka güzeldir kışın karları,

                Bin bir çiçek süsler yazın kırları.

                Doksana diz vuran ihtiyarları,

                Ağızda takma diş, gözlük bilmezler.

 

                Taş öbek, öbektir köye girişte,

                Elde tahta kaşık, bulgur, erişte.

                Haktan ayrılmazlar alış verişte,

                Hilekârlık, düzenbazlık bilmezler.

 

                Hoş görürler başta esen yelleri,

                Türküden bilirler gurbet elleri.

                Ne deseler anlaşılır dilleri,

                Kitap,mitap,gözlük bilmezler.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

2075/TESÇİLLİ VATAN HAİNLERİMİZ!



               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,10 Ağustos 2015.

             SAYIN TC. BURHAN SAVAŞ BEY’E SAYGILARIMLA.

        Katranı kaynatmakla olur mu şeker,cinsine tükürdüğümün çocuğu cinsine çeker!”Türk atasözü.Lombroza’dan çok önce söylenmiştir.Ostüzü.

      Lozan antlaşmasından sonra, yurtdışına zaten kaçmış olanlarla beraber diğer vatan hainlerimizin listesi Emniyet Genel Müdürlüğünce hazırlanarak, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE gönderilmişti. Hainlerimizin tamamının adlarını kapsayan defterler Emniyet Genel

 Müdürlüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi arşivindedir. Meraklıların bu defterlerin içeriğini TÜRK ULUSUNA sunması bu gün için farz ve ayın olmuştur. BUYURUNUZ, ARŞİVİMDEN BU KONUDA DAHA AYRINTILI BİR ARAŞTIRMA YAZISI.NOT:SEVR’İ imzalayanlardan Rıza Tevfik Bölük Başının,”Uçun Kuşlar,uçun yurduma doğru!”Şiiri halkımızın kinin eritmişti.

2005.

hurayse@hotmail.com :Alıntıdır!

“Resmî tarihin hainleri: 150’likler !”

Bundan 87 yıl önce bugünlerde, TBMM’de kabul edilen bir kanunla ‘hain’ ilan edilen bazı kişiler yurtdışına sürülüyordu. Bundan 83 yıl önce/BUGÜNE GÖRE/ yine bu günlerde ise TBMM’de bu kişileri affeden kanun kabul edilmişti. Neredeyse herkesin birbirini ‘Ergenekoncu’, ‘darbeci’, ‘Kürtçü’, ‘bölücü’, ‘terörist’, ‘şeriatçı’, ‘Fethullahçı’, ‘Batı şakşakçısı’, ‘yandaş’, ‘liboş’... Diye suçladığı bugünlerde, tarihe 150’likler olarak geçen bu insanların ‘hain’ ilan edilişlerinin ve affedilişlerinin hikâyesi ilginç olabilir diye düşündüm. 

Cumhuriyet’in hain ihtiyacı
Daha önce ayrıntılı biçimde anlatmıştım ama kısaca özetlemek gerekirse, 11 Eylül 1920’den Mayıs 1923’e kadar görev yapan 14 İstiklal Mahkemesi’nde ‘casusluk’, ‘bozgunculuk’, ‘asker kaçağı olmak’, ‘eşkıyalık yapmak’, ‘saltanat yanlısı olmak’ ve ‘isyancılık yapmak’ suçundan toplam 59.164 kişi yargılanmış, bunların 41.678’ine çeşitli cezalar verilmiş, 1054 idam cezası infaz edilmişti.
Rejimin ‘hain’ ihtiyacı henüz doymamıştı ancak 2
4 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, birçok alt anlaşma ve sözleşmenin yanı sıra, 1 Ağustos 1914 ile 20 Kasım 1922 arasında işlenen savaş ve ‘Ermeni Tehciri’ suçlarına karışanlara genel af, yasa ve protokoller de içeriyordu. Bu maddeleri, İttihatçı gelenekten gelen mesai arkadaşlarını cezadan korumak isteyen Mustafa Kemal eklettirmişti ancak, dava arkadaşlarını koruyayım derken, ‘davaya katılmamış/ karşı çıkmış/ ihanet etmiş’ kişilerin cezalandırılması konusunda rejimin elini de bağlamıştı.
Bu paradoksu çözmek Lozan Delegasyonu üyesi Dr. Rıza Nur’a nasip oldu. Büyük tartışmalardan sonra
, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, Milli Mücadele sırasında İtilaf Devletleri’yle ya da İstanbul hükümetleriyle işbirliği yapmış 150 kişiyi af kapsamı dışında tutma hakkı tanındı. Ancak Türkiye bu kişileri herhangi bir şekilde cezalandıramayacak, sadece eğer halen yurtdışındaysalar bunların Türkiye’ye girmesini ya da halen Türkiye’de oturuyorlarsa, bunların Türkiye’de yaşamasını yasaklayabilecekti.
Neden 150 kişi?

Sayının neden 150 olduğu bugüne dek bir muamma olarak kaldı. Bazılarına göre bu sayı İngilizlerin 1919’da Malta’ya götürdüğü 150 kişiye nazire idi. Bazılarına göre görüşmeler yapıldığı sırada zaten 150 kadar ‘hain’ yurtdışına çıkmıştı. Fiili durumu hukuki duruma çevirmek için 150 kişi denmişti. Hangisi olursa olsun, Lozan’da sadece sayı tesbit edilmişti. Listeye kimlerin konulacağına daha sonra karar verilecekti. Yani suçtan listeye değil, listeden suça gidilecekti.
Kimin ‘hain’, kimin ‘milli mücadeleye karşı’, kimin ‘suçlu’ olduğunun somut delillerle ve hukuki süreçlerle tesbit edildiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu iş kapalı kapılar ardında, kişisel kanaatlerle, şüphelerle yapıldı. Öncelikle Mustafa Kemal ve ekibinin iktidar mücadelesinde saf dışı bırakmak istediği çok kişi tesbit edildi. Sonra, iktidara yakın milletvekillerinin, yöneticilerin veya önemli şahısların şu veya bu nedenle karşı oldukları, istemedikleri adamlar listeye eklendi. Liste şiştikçe şişti, sayı binlere vardı. Ardından 600’e indirildi.
Hain yaratma yöntemleri

16 Nisan 1924 tarihli TBMM’de yapılan gizli celsede, Dâhiliye Vekili Ferit (Tek) Bey, Emniyet tarafından hazırlanan 600 kişilik ilk listenin “şuna değmiş, buna değmemiş” denerek önce 300 kişiye sonra da 150 kişiye indirildiğini belirtmiş ardından bu kişilerin nasıl seçildiğini anlatmıştı. Ancak liste kimseyi memnun etmedi elbette. Her kafadan bir ses çıkıyor, şu veya bu kişinin neden listede olmadığı soruluyordu. Örneğin İzmir Mebusu Şükrü (Saraçoğlu) Bey, listede hiç Rum ve Ermeni olmamasından yakınırken, Çorum Mebusu Mustafa Bey de kendisine destek çıkıyordu: “Aynı cürmü irtikâp edenlerden [aynı suçu işleyenlerden] bir Türk, bir Rum var, bir Ermeni var, bir Arap, Arnavut var, bir Çerkes var. Binaenaleyh evvela Türk kalır, Ermeni veya Rum gider ve nihayet Türk gider...” Bu sefer Karesi Mebusu Ahmet Süreyya (Örgeevren) Bey’in itirazı duyuluyordu: “Evvela Türk gider çünkü hıyanet etmiştir!”
Kaç tür hain vardır?

Tartışmalar şiddetlenince, İstanbul Mebusu Akçoraoğlu Yusuf Bey “kırk yılda bir kürsüye çıkan biri olarak kendilerini sabırla dinlemeleri” ricasıyla söze başlamış ancak, bazı milletvekillerinin çıkardığı patırtı yüzünden zorlukla yürütmüştü konuşmasını. Söylediği özetle şöyleydi: “Herhangi bir insan için verilecek kararların en ağırı olan vatandaşlıktan çıkarma kararını almaya çalışıyoruz. Ancak böyle ağır bir tedbiri belli hukuksal prensiplere göre almak lazımdır ancak milletvekillerinin buna sabrı yoktur. Yaklaşan iftar saatinin de etkisiyle, çabucak listeye kimin gireceğini görmek istemektedirler. Bu da Meclis’i yanlışa götürebilir. Bu yüzden biraz sakin olalım.”
Ne prensibi efendi?

Dâhiliye Vekili Ferit (Tek) Bey, Yusuf Bey’in endişe etmemesini, çünkü listeyi yaparken belli prensiplere sadık kaldıklarını açıkladı. Ancak Yusuf Bey’in ısrar etmesi üzerine patlayıverdi: “Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, hain[dir]. Ne prensibi? Yalnız hıyanetin vecih (yolu) ve nevii (türü) itibariyle ancak tasnif kabil olur. Yoksa prensip nedir?”
Elbette bu cevaptan sonra Yusuf Bey’de konuşacak cesaret kalmadı.
23 Nisan 1924 günü TBMM’deki gizli oturumda listedeki isimler üzerinde tartışmaya geçildi. Ferit Bey isimleri okudukça, milletvekillerinden sesler yükseliyordu: “Ahmak”, “Budala”, “Alçak”, “Bunak”, “Rezil”, “Satılmış”, “Mel’un”, “Sülükler”, “Artin”, “Kürt Mustafa”, “Sekiz yüz bin Ermeni kestik diyen adam”, “Yunan bayrağını öpen”...
Mebuslar, listeye eklenmesi için yeni isimler öneriyorlardı. Birinin önerdiğini diğeri beğenmiyor, kendi adayının neden daha fazla ‘hain’ olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Örneğin Karahisar-ı Şarki (Afyon) Mebusu Ali Sururi Efendi, Hürriyet ve İtilaf Fırkası (HİF) yöneticilerinin listeye konmasını, başkaları Kürt Teali Cemiyeti ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile ilişkisi olan eski İttihatçı Abdullah Cevdet’in veya 1920’de Yozgat’ta isyan eden Çapanoğullarının listeye eklenmesini istiyordu. İlk öneri kısmen karşılandı, nedense diğer ikisi reddedildi.
Venizelos’a söz verdik

Kütahya Milletvekili Recep (Peker) Bey, Emniyet’in hazırladığı 600 kişilik listeden geri kalanların ziyan olmaması (!) için, bu kişilerin fotoğraflı künyelerini içeren bir ‘Siyah Liste’ hazırlanıp iskelelere, istasyonlara asılmasını, Emniyet Teşkilatı’na dağıtılmasını önerdiyse de öneri reddedildi. Karesi Mebusu Ahmet Süreyya Bey, Ermeni, Rum ve Yahudilerin de eklenmesi için epey mücadele etti ancak bu teklif Ferit Bey tarafından “600 kişilik listede Rumlar ve Ermeniler de vardı ancak Lozan’da İsmet Paşa ile Venizelos arasında imzalanan ek protokolle Rumların (dolayısıyla diğer gayrimüslimlerin) listeye konmayacağına söz verdik” denerek kabul edilmedi. Sonunda 150’likler listesine kesin biçimini verme işinin Bakanlar Kurulu’na bırakılmasına, kesin listenin tekrar TBMM’ye gelmesine karar verildi.


Bakanlar Kurulu’nun hazırlayıp son şeklini verdiği liste 22/23 Nisan 1924 Çarşamba gecesi, tekrarlanan gizli oturumda ele alındı. Bu kez öyle ilk oturumdaki gibi uzun tartışmalar olmadı ama oturum yine elektrikli geçti. Listeye hâlâ yeni kişilerin eklenmesine uğraşılıyordu. Sonunda Dâhiliye Vekili Ferit Bey inisiyatifi ele aldı ve el kaldırma usulüyle alelacele bir oylama yaptı. Mebusların “Yoklama isteriz” nidaları arasında “Kabul edilmiştir” diyerek açık celseye geçti. Aynı gün bir kararname ile muhtemelen 600 kişilik listede yer alanlardan vatandaşlıktan çıkarılma koşulları taşıyanların ‘Vatandaşlıktan Iskat Defteri’ne kaydedilmesine karar verildi. 
Vahdettin’in maiyeti

1 Haziran 1924’te TBMM’de kabul edilen 150 kişilik listeye girenler on grupta toplanıyordu. (Tam liste yazının sonunda.) Birinci grupta son Padişah Vahdettin’in maiyetinden sekiz kişi (Yaver-i Has Kiraz Hamdi Paşa, Hademe-i Hassa Kumandanı Zeki, Hazine-i Hassa müfettişlerinden Kayserili Şaban Ağa ve Tütüncübaşı Şükrü, Serkarin Yaver Ömer Paşa, Yaverandan Erkan-ı Harp Miralay Tahir, Seryaver Ahmet Avni Paşa ve Eski Hazine-i Hassa Müdürü ve Defter-i Hakani Emini Refik) vardı.
Vahdettin, 1-2 Kasım 1922’de Saltanat’ın ilgasından sonra ‘firar ettiğinden’, Sevr görüşmelerinin baş mimarı Damat Ferit ile Mustafa Kemal ve arkadaşları için idam fetvası yayımlayan Dürrizade Abdullah Efendi ise öldüğünden listede yoktu. Listeye girmeyen hanedan üyeleri ise 3 Mart 1924’te Halifeliği ilga eden 431 sayılı Kanun’la sürgüne gönderileceklerdi.
İkinci grupta 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyet üyeleri (Eski Maarif Nazırı Hadi Paşa, Ayandan Şûra-yı Devlet eski Reisi Rıza Tevfik ve Bern eski Sefiri Reşad Halis) vardı.
Halife Ordusu mensupları

cü grupta İstanbul’un Anadolu güçlerini hizaya getirmek için 18 Nisan 1920’de oluşturduğu Kuvve-i İnzibatiye’ye (Halife Ordusu) dâhil kabine üyeleri (eski Adliye Nazırı Ali Rüşdi, eski Ziraat ve Ticaret Nazırı ve eski Konya Valisi ‘Artin’ Cemal, eski Bahriye Nazırı ‘Cakacı’ Hamdi Paşa, eski Maarif Nazırı ‘Rumbeyoğlu’ Fahreddin, eski Ziraat ve Ticaret Nazırı ‘Kızılhançerli’ Remzi) ile eski Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi vardı.
Dördüncü grupta Kuvva-i İnzibatiye’den yedi asker (Süleyman Şefik Paşa, ‘Bulgar’ Tahsin Miralay Ahmet Refik Tarık Mümtaz, Ali Nadir Paşa, Kaymakam Fettah, ‘Çopur’ Hakkı) vardı. Halife Ordusu’nun fiili kumandanı Çerkes asıllı Anzavur Ahmed ise öldüğü için listeye konmamıştı.
‘Çerkes’ Ethem Bey ve arkadaşları

rupta Milli Mücadele yıllarında Ankara’ya iltihak etmemiş 32 mülkî ve askerî yönetici bulunuyordu. Altıncı grupta, Milli Mücadele’nin ilk yıllarında Mustafa Kemal’le bilek güreştirmiş ve yenilerek Yunanlılara sığınmak zorunda kalmış ‘Çerkes’ Ethem Bey ve iki kardeşi (Reşit ve Tevfik Beyler) ile Ethem Bey’le hareket etmiş olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanlarından Kuşçubaşı Eşref ve kardeşi Hacı Sami ile Ethem Bey’in dört adamı bulunuyordu.
Yedinci grubu,
24 Ekim 1921’de, İngilizlerin ve Yunan işgal kuvvetlerinin himayesinde, Şark-ı Karib Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti’nin (Yakın Doğu Çerkeslerinin Haklarını Sağlama Derneği) kongresine katılan 18 kişi oluşturuyordu.
‘Mütareke Basını’

Sekizinci grupta İtilaf Kuvvetleri’yle işbirliği yapan 13 polis vardı. Dokuzuncu grupta Milli Mücadele sırasında İşgal Kuvvetleri’yle birlikte davranan ya da Kemalist güçlere destek vermeyen 12 gazeteci (en ünlüleri Mevlanzade Rıfat, Sait Molla, Refik Halit, Refii Cevat Ömer Fevzi) vardı. Bir başka ünlü ‘hain’ gazeteci Ali Kemal, 6 Kasım 1922’de İzmit’te Sakallı Nurettin Paşa’nın örgütlediği gruplarca linç edildiğinden listeye girmesine gerek kalmamıştı. Günümüzde, İzmir’de yayımlanan Köylü gazetesi sahibi Refet Bey’in adının listeye 150. kişi olarak daha sonra Mustafa Kemal tarafından eklendiği söylense de, 16 Nisan 1924 tarihli gizli celsede Refet Bey’in adı geçiyor. Anlaşılan Refet Bey’in adının listeye konması önce unutulmuş sonra bu hata fark edilmişti.
Gariban köylüler

41 kişilik son grubu ise çoğunluğu Ege Bölgesi’ndeki çeşitli isyanlara katılmakla, eşkıyalık yapmakla veya ‘Türklere mezalim yapmakla’ suçlanan Çerkes köylüler ile düşmanla işbirliği yaptığı ileri sürülen şahıslar meydana getiriyordu. Kısacası, onca uğraşa rağmen, listenin çoğunluğunu, Recep (Peker) Bey’in deyimiyle “birtakım çobanlar ve alelade şakiler” oluşturmuştu. Öte yandan listedeki ‘önemli’ şahısların neredeyse tamamı yurtdışındaydı.
Sonuçta geriye kalanlar derhal yurtdışına çıkarıldılar. 150’likler, 28 Mayıs 1927’de kabul edilen 1064 sayılı Kanun’la vatandaşlıktan da çıkarıldılar. Malları müsadere edildi. (1924-1927 arasında ‘hain’ avına devam edildiğini hatırlatalım. 1925’te Takrir-i Sükûn’u takiben İstiklal Mahkemelerince cezalandırılanlarla, 1926’da İzmir Suikastı Davası sonrasındaki cezalandırmalar bu furyadandı.)
Sürgünde siyaset

Sürgünlerin bir bölümü tarihin tekerleğinin geri döndürmeye çalışarak Türkiye aleyhine siyasi faaliyetlerine devam ettiler (ki bunlar ayrı bir yazı konusu) ancak büyük bir bölümü sadece hayatlarını idame ettirmekle meşguldüler. Lozan Antlaşması’nda Türkiye’nin sürgünlere intikam duygularıyla yaklaşmayacağı ve onları hiçbir şekilde incitmeyeceği hükme bağlandığı halde, sürgünlerin toplandığı merkezler (Yunanistan’da Gümülcine, Romanya’da Dobruca ve Köstence, Mısır’da Kahire, Suriye’de Şam, Ürdün’de Amman) Türk istihbarat görevlileri tarafından sürekli gözetim altında tutuldu. Bazı 150’likler (Vahdettin’in yaveri Kiraz Hamdi Paşa, Tütüncübaşısı Şükrü Bey,
Hadame-i Hassa Kumandanı Zeki ve Gazi Ayıntap Mutasarrıfı Celal Kadri Bey gibi) Türkiye için casusluk yapmak zorunda bırakıldı.
1930’da Yunanistan’la Türkiye arasında bir dostluk antlaşmasının imzalanması sırasında Türkiye’nin isteği üzerine Yunan hükümeti Yunan vatandaşı olmayanları yurtdışına sürdü. Türkiye Yunanistan’dan çıkarılanların kabul edilmemesi için Mısır, Suudi Arabistan ve Yugoslavya’ya baskı yaptı, çoğu olayda da başarılı oldu.
Sancılı bir af süreci

1933 yılında Cumhuriyet’in 10. yıldönümü şerefine genel af ilan edilmesi düşünüldüğünde eski Şark İstiklal Mahkemesi üyelerinden Urfa Mebusu Ali Saip Ursavaş 150’liklerin de affa dâhil edilmesini önerdi ancak bu öneri kabul edilmedi. 150’liklerin affı ancak 1938 yılında mümkün oldu. Çünkü artık Cumhuriyet oturmuş, rejim muhaliflerinin sesi tümüyle kısılmış, 150’liklerin yarısı ölmüştü, diğer yarısı yaşlı ve hastaydı.
Mustafa Kemal’i affa yönelten somut olayın ise 150’likler arasında olan ve 20 yıl Suriye’de yaşayan Refik Halit’e duyduğu sempati olduğu söylendi. Yakup Kadri’ye göre Refik Halit Türkiye’de bu 20 yıl içinde yaşananları anlatan Deli adlı bir komedi kaleme almıştı. Mustafa Kemal bir toplantıda bu eseri kahkahalarla okmuş ve “Bu Refik Halit’in yirmi yıllık bir akıl hastasının, şuuru yerine gelip kendisini baştanbaşa değişmiş bir Türkiye’de bulunca tekrar delirişini gösteren bir tiyatro eseridir” demişti.
Mustafa Kemal’in “Ne yapacaksak yapalım, onun bir an evet memlekete dönmesinin çaresine bakalım” demesi üzerine, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, yazarın bir sınır karakoluna teslim olmasını, oradan da “nezaketle Ankara’ya gönderilmesi” şeklinde bir çözüm bulmuş, ancak Refik Halit bu teklifi kabul etmediği için genel af yoluna gidilmişti. (Refik Halit’e Karay soyadını Atatürk’ün verdiği söylenir. Bunun ilginç hikâyesini bilenler bilmeyenlere anlatsın demekle yetinelim.)
14 yıl sonra aynı gün

Tesadüf müdür yoksa gizli bir sembolizmin ürünü müdür bilinmez, 150’likler kanunun çıktığı 1 Haziran 1924’ten tam 14 yıl sonra aynı gün, yani 1 Haziran 1938’te TBMM’de af konusu görüşülmeye başlandı. Ancak, 150’liklere hâlâ büyük antipati vardı. Örneğin Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi 150’liklerin affedilmesine karşı çıkarken, asıl adı Enis Avni olan İttihatçı yazar Aka Gündüz “affa evet dediği için kocasını Anafartalar’da, evladını Sakarya’da şehit verenlerden” af dileyerek milli duyguları tahrik ediyordu.
Meclis’te Isparta Mebusu İbrahim Demiralay “Biçareler”, Gümüşhane Mebusu Ali Şevket Öndersev “Zavallı adamlar”, Gümüşhane Mebusu Durak Sakarya, “Vatanın bağrına hançer dayayanlar”, “Damgalı vatan hainleri” diyerek koroyu destekliyordu. İçel Mebusu Fikret Mutlu “Zavallı, bedtıynet (kötü yaradılışlı) insanlar, yaşayan ölüler” derken, Ordu Mebusu Muhittin Baha Pars “Onlar birer pıhtı, müstahase (fosil), iğrenç birer vücuttan ibarettir” gibi tıbbî analojilerle tansiyonu yükseltiyordu. Eskişehir Mebusu Emin Sazak ise, “Bunlar da Ali Kemal gibi ölmelidir. Ben bunları birer birer dişlerimle etlerini kopararak öldürmek isterim” diyerek, halkı adeta 150’likleri linçe davet ediyordu.
Büyük şefler affedicidir

Sonunda Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu duruma el koydu ve “Büyük milletler ve büyük şefler cezalarında ve aflarında daima büyük hamleler yaparlar. Türk milleti ve onun şefi çok büyüktür; affı da eserleri gibi büyük olacaktır” diyerek muhaliflerin direncini kırdı. 3961 sayılı Af Kanunu 29 Haziran 1939’da TBMM’de kabul edildi. Ancak af sınırlıydı. 150’liklerin askerlikleri sayılmayacak, memuriyette geçen hizmetleri dikkate alınıp emekli maaşına hak kazanamayacaklar, kanunun yürürlüğe girdiği 16 Temmuz 1938 tarihinden başlayarak sekiz yıl kamu hizmetlerinde bulunamayacaklardı. 150’liklerin mallarını müsadere eden kanun yürürlükten kaldırmasına rağmen bu kanunla doğmuş bütün hukuki sonuçlar da saklı tutulmaktaydı. Dahası yurda dönecek 150’likleri Bakanlar Kurulu, lüzum gördüğü anda vatandaşlıktan tekrar çıkarabilecekti. Yani her an kapı dışarı edilmeleri sözkonusuydu.
Kanunun kabulünden sonra 150’liklerden hayatta kalanlar (50 veya 51 kişi) peyderpey yurda döndüler. Bu kişilerin İstihbarat Teşkilatı tarafından takibine devam edildi, her adımları Emniyet’e rapor edildi. Dönenlerden bazıları (örneğin Refii Cevat Ulunay, Refik Halit Karay) ömürlerinin kalan yıllarında sıkı birer Atatürkçü oldular. Dönmeyenler arasında hikâyesi ayrı bir yazı konusu olan ‘Çerkes’ Ethem Bey de vardı. Böylece Cumhuriyet’in ilk çeyreğine damgasını vuran ‘hain avı’ hız kesti.  

Heyeti Mahsusalar

Ordu ve bürokrasideki ‘hainlerin’ tasfiyesi ise Heyeti Mahsusalar aracılığı ile yapılmıştı.
Milli Mücadele’ye katılmadığı tesbit edilen askerî personelin yargılamaları aslında 1922-1923’te Adapazarı (Osman Paşa Divanı) ve İzmir’de kurulan Divan-ı Harp Mahkemesi’nde yapılmış ve suçlular cezalandırılmıştı. Beraat edenlerin eski görevlerine dönmek istemeleri üzerine konu TBMM’nin 20-24 Eylül 1923 günlü gizli oturumlarında görüşüldü ve Müdafaa-i Milliye Vekili Kazım (Özalp) Bey’in bu durumun sakıncalı olduğunu söylemesi üzerine 25 Eylül 1923’te, 347 numaralı “Mücadele-i Milliyeye İştirak Etmeyen ve Hududu Milli Haricinde Kalan Erkan, Ümera ve Zabitan ve Memurin ve Mensubini Askeriye Hakkında Yapılacak Muameleyi ve Cidali Milliyeye İştirak Edenlerin Tekaüd Müddetlerinin Sureti Hesabını Natık Kanun” çıkarıldı.
Binlerce memurun tardı

Kanunun adından da anlaşılacağı gibi amaç Milli Mücadele’ye katılmayan askerî personeli ayıklamaktı.
Bunun için Bursa’da Albay Ahmet Derviş Bey başkanlığında 10 kişilik bir askerî heyet oluşturuldu. Heyet derhal çalışmalara başladı ve kiminin askerlikle ilişkisini kesti, kimini emekli etti. Bu minvaldeki 300 kişil ordudan tasfiye edildi. İkinci adım, 26 Mayıs 1926 tarihinde, Mülki Heyeti Mahsusa diye bilinen ve sivil memurları ayıklamak için çıkarılan “Mücadele-i Milliyeye İştirak Etmeyen Memurin Hakkında 854 Sayılı Kanun” oldu. Heyet sorguladığı 3.150 kişiden 1250’si için olumsuz karar verdi ve memuriyetten uzaklaştırdı.
Telafisi zor zararlar

Ancak, kimin Milli Mücadele’ye katıldığı, kimin katılmadığı, katılanların samimiyeti, katılmayanların nedenlerini tesbit etmenin güçlüğü yüzünden yüzlerce haksızlık iddiası ortaya çıktı. Bu iddiaları soruşturmak üzere 21 Mayıs 1928 tarihinde 1289 sayılı “Âli Karar Heyeti Hakkında Kanun” çıkarıldı. Heyeti Mahsusalar’ın ve Âli Karar Heyeti’nin kararları 1933’deki 10. Yıl Affı’ndan sonra beş yıl süre daha yürürlükte kaldı ve bu kurullarca cezalandırılanlar ancak Atatürk’ün ölümünden önce çıkarılan genel afla (150’liklerle birlikte) aklanabildiler. Ancak kesin kaldırma kararlarında bile iki yıllık bir süre için daha normal devlet memuru olamama kaydına yer verilmişti. Son beş yıl boyunca da haksız uygulamalardan yakınmalar
1952’ye kadar devam etti. Kısacası devletin kara listesine girmek kolay, çıkmak ise pek zordu! Kıssadan hisseyi çıkarmak ise sizlere kaldı...

150’likler Listesi
Not:
Bazı isimlerin başında ya da sonunda bulunan ve ‘eski’ anlamına gelen ‘Esbak’, ‘Sabık’ ibareleri okuma kolaylığı olması için kaldırılmıştır. Ayrıca cümleler günümüzün yazım kurallarına uygun hale getirilmiştir.

Vahdettin’in Maiyeti
1. Yaver-i Has Kiraz Hamdi
2. Hademe-i Hassa Kumandanı Zeki
3. Hazine-i Hassa müfettişlerinden Kayserili Şaban Ağa
4. Tütüncübaşı Şükrü
5. Serkarin Yaveri Ömer Paşa
6. Yaverandan Erkân-ı Harp Miralayı Tahir
7. Seryaver Ahmet Avni Paşa
8. Hazine­-i Hassa Müdürü ve Defter-i Hakani Emini Refik
Kuvve-i İnzibatiye’ye Dâhil Kabine Üyeleri
9. Şeyhülislam Mustafa Sabri
10. Adliye Nazırı Ali Rüşdi
11. Ziraat ve Ticaret Nazırı Cemal
12. Bahriye Nazırı Cakacı Hamdi Paşa
13. Maarif Nazırı Rumbeyoğlu Fahreddin
14. Ziraat ve Ticaret Nazırı Kızılhançerli Remzi
Sevr Antlaşmasını İmzalayan Heyet Üyeleri
Nazırı Hadi Paşa
16. Ayandan Şûra-yı Devlet Reisi Rıza Tevfik
17. Bern Eski Sefiri Reşad Halis
Kuvve-i İnzibatiye’ye Dâhil Olanlar
18. Kuva-yı İnzibatiye Başkumandanı Süleyman Şefik Paşa
19. Yaveri Süvari Yüzbaşısı Bulgar namıyla maruf Tahsin
20. Kuva-yı İnzibatiye Erkan-ı Harbiye Reisi Miralay Ahmet Refik
21. Kuva-yı İnzibatiye Mitralyöz Kumandanı ve Damat Ferit’in Yaveri Tarık Mümtaz
22. Kuva-yı İnzibatiye kumandanlarından İzmir Kolordusu Kumandanı Ali Nadir Paşa
23. Kuva-yı İnzibatiye mensuplarından ve Nemrut Mustafa Divan-ı Harp Üyesi Kaymakam Fettah
24. Kuva-yı İnzibatiye mensuplarından ‘Çopur’ Hakkı
Mülkiye ve Askeriye Mensupları
25. Bu Valisi Gümülcineli İsmail
26. Ayandan Konyalı Zeynelabidin
27. Cebelibereket Mutasarrıf-ı sabıkı Fanizade Mesut
28. Hürriyet ve İtilaf Fırkası lideri Miralay Sadık
29. Malatya Mutasarrıfı Bedirhani Halil Rahmi
30. Manisa Mutasarrıfı Giritli Hüsnü
31. Divan-ı Harp Reisi Nemrut Mustafa Paşa
32. Uşak Belediye Reisi Hulusi
33. Adapazarı Kaymakamı ‘Hain’ Mustafa
34. Tekirdağ Müftüsü Hafız Ahmet
35. Afyonkarahisar Mutasarrıfı Sabit
36. Gazi Ayıntap (Gaziantep) Mutasarrıflığı’nda bulunmuş Celal Kadri
37. Hürriyet ve İtilaf Katib-i Umumisi Adanalı Zeynelabidin
38. Mülga [Kaldırılmış] Ayan’dan Evkaf Nazırı Vasfi Hoca
39. Harput Valisi Ali Galip
40. Bursa Vali Vekili Aziz Nuri
41. Bursa Müftüsü Ömer Fevzi
42. İzmir Kadı Müşaviri Ahmet Asım
43. İstanbul Muhafızı Natık
44. Dâhiliye Nazırı Ayan’dan Adil
45. Dâhiliye Nazırı Ayan’dan Mehmet Ali
46. Edirne Valisi ve Şehremini Vekili Salim (Mirimiran)
47. Kütahya’da Yunanlılara mutasarrıflık eden Hoca Rasihzade İbrahim
48. Adana’da valilik eden Abdurrahman
49. Karahisar-ı Şarki [Şebinkarahisar] Mebusu Ömer Fevzi
50. İşkenceci namıyla maruf Mülazım Adil
51. İşkenceci namıyla Maruf Mülazım Refik
52. Kırkağaç Kaymakamı Şerif
53. Çanakkale Mutasarrıfı Mehmet Mahir
54. İstanbul Merkez Kumandanı Emin
55. Kilis’te kaymakamlık eden Sadullah Sami
56. Dâhiliye Nezareti Dava Vekili ve Bolu Mutasarrıfı Osman Nuri
Ethem Bey ve Yandaşları
57. Ethem Bey
58. Ethem’in biraderi Reşit
59. Ethem’in biraderi Tevfik
60. Kuşçubaşı Eşref [Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanlarından]
61. Kuşçubaşı Eşref’in biraderi Hacı Sami
62. İzmirli Akhisar Kumandanı Yüzbaşı Küçük Ethem
63. Düzceli Mehmetoğlu Sami
64. Burhaniyeli Halil İbrahim
65. Susurluk’tan Demirkapılı Hacı Ahmet


Çerkez Kongresi Üyeleri
66. Hendek Kazası’nın Sümbüllü Karyesi’nden Bağ Osman
67. Eski İzmir Mutasarrıfı İbrahim Hakkı
68. Baraev Sait
69. Berzek Tahir
70. Adapazarı’nın Harmantepe Karyesi’nden Maan Şirin
71. Söke Ereğlisi’nin Teke Karyesi’nden Koca Ömeroğlu Hüseyin
72. Adapazarı’nın Talustanbey Köyü’nden Bağ Kamil
73. Hamte Ahmet
74. Maan Ali
75. Kirmastı’nın Karaosman Karyesi’nden Harunelreşid
76. Eskişehirli Sefer Hoca
77. Bigalı Nuri Beyoğlu İsa
78. Adapazarı’nın Şahinbey Karyesi’nden Kazım
79. Gönen’in Tuzakçı Karyesi’nden Lampat Yakup
80. Gönen’in Bayramiç Karyesi’nden Kumpat Hafız Sait
81. Gönen’in Keçe Karyesi’nden mütekait Binbaşı Ahmet
82. İzmir’de Dava Vekili Bazeduruğ Sait
83. Şamlı Ahmet Nuri
Polisler
84. İstanbul Polis Müdürü Tahsin
85. İstanbul Polis Müdür Muavini Kemal
86. Emniyeti Umumiye Müdür Muavini Ispartalı Kemal
87. İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Şube Müdürü Şeref
88. İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Kısım Başmemuru Hafız Sait
89. Arnavutköy Merkez Memuru Hacı Kemal
90. Polis Başmemurlarından Namık
91. Şişli Komiseri Nedim
92. İzmir Merkez Memuru, Edirne Polis Müdürü ve Yalova Kaymakamı Fuad
93. Adana’da polis memurluğu eden Yolgeçenli Yusuf
94. Unkapanı Merkez Memuru Sakallı Cemil
95. Büyükdere Merkez Memuru Mazlum
96. Beyoğlu İkinci Komiseri Fuat.
Gazeteciler
97. Serbesti Gazetesi sahibi, Hürriyet ve İtilaf azasından Mevlanzade Rıfat
98. İstanbul Gazetesi sahibi Sait Molla
99. İzmir’de Müsavat Gazetesi Sahibi ve Eski Muharriri, Darülhikmet Azası İzmirli Hafız İsmail
100. Aydede Gazetesi sahibi ve Posta Telgraf eski Müdür-ü Umumisi Refik Halit
101. Bandırma Adalet Gazetesi sahibi Bahriyeli Ali Sami
102. Edirne’de Teemin ve Elyevm, Selanik’te Hakikat gazeteleri sahibi Neyyir Mustafa
103. İzmir’de Köylü Gazetesi Baş Muharriri Ferid
104. Alemdar Gazetesi sahibi Refii Cevat
105. Alemdar Gazetesi’nden Pehlivan Kadri
106. Adana’da Ferda Gazetesi sahibi Fanizade Ali İlmi
107. Balıkesir’de İrşad Gazetesi sahiplerinden Trabzonlu Ömer Fevzi
108. Halep’te Doğru Yol Gazetesi sahibi Hasan Sadık
109. Köylü Gazetesi Sahibi ve Müdürü İzmirli Refet


Diğer Şahıslar
110. Tarsuslu Kamil Paşazade Selami
111. Tarsuslu Kamil Paşazade Kemal
112. Süleymaniyeli Kürt Hakkı
113. Mustafa Sabri Hoca’nın oğlu İbrahim Sabri
114. Fabrikatör Bursalı Cemil
115. İngiliz Casusu Meşhur Çerkez Ragıp
116. Fransız Zabitliği yapan Haçinli Kazak Hasan
117. Eşkıya Reisi Süngülü Davut
118. Binbaşı Çerkez Bekir
119. Fabrikatör Bursalı Cemil’in kayınbiraderi Necip
120. İzmir Umur-u İslamiye Müftüsü Ahmet Hulusi
121. Uşak’ta Madanoğlu Mustafa
122. Gönen’in Tuzakçı Karyesi’nden Yusufoğlu Remzi
123. Gönen’in Bayramiç Karyesi’nden Hacı Kasımoğlu Zühdü
124. Gönen’in Balcı Karyesi’nden Kocagözün Osmanoğlu Şakir
125. Gönen’in Muratlar Karyesi’nden Koç Mehmetoğlu Koç Ali
126. Gönen’in Ayvacık Karyesi’nden Mehmetoğlu Aziz
127. Gönen’in Keçeler Karyesi’nden Bağcılı Ahmetoğlu Osman
128. Susurluk’un Yıldız Karyesi’nden Molla Süleymanoğlu İzzet
129. Gönen’in Muratlar Karyesi’nden Hüseyinoğlu Kara Kazım
130. Gönen’in Balcı Karyesi’nden Bekir oğlu Arap Mahmut
131. Gönen’in Rüstem Karyesi’nden Gardiyan Yusuf
132. Gönen’in Balcı Karyesi’nden Ömeroğlu Eyüp
133. Gönen’in Keçeler Karyesi’nden Talustanoğlu İbrahim Çavuş
134. Gönen’in Balcı Karyesi’nden Topallı Şerifoğlu İbrahim;
135. Gönen’in Keçeler Karyesi’nden Topal Ömeroğlu İdris
136. Manyas’ın Boycaağaç Karyesi’nden Kurhoğlu İsmail
137. Gönen’in Keçeler Karyesi’nden Muhtar Hacı Beyoğlu Canbulat
138. Marmara’nın Kayapınar Karyesi’nden Yusufoğlu İshak
139.Manyas’ın Kizik Karyesi’nden Ali Beyoğlu Sabit
140. Gönen’in Balcı Karyesi’nden Deli Hasanoğlu Salim
141. Gönen’in Çerkez Mahallesi’nden Makineci Mehmedoğlu Osman
142. Manyas Değirmenboğazı Karyesi’nden Kadiroğlu Kamil
143. Gönen’in Keçidere Karyesi’nden Hüseyinoğlu Galip
144. Manyas Hacı Yakup Karyesi’nden Çerkez Saitoğlu Salih
145. Manyas’ın Hacı Yakup Karyesi’nden Maktul Şevket’in biraderi İsmail
146. Gönen’in Keçeler Karyesi’nden Abdullahoğlu Deli Kasım
147. Gönen’in Çerkez Mahallesi’nden Hasan Onbaşıoğlu Kemal
148. Manyas’ın Değirmenboğazı Karyesi’nden Kadiroğlu Kemal’in biraderi Kazım Efe
149. Gönen’in Kizik Karyesi’nden Pallaçoğlu Kamil
150. Gönen’in Keçeler Karyesi’nden Tuğoğlu Mehmet Ağa

Özet Kaynakça: TBMM Gizli Celse Zabıtları, C. 4, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985, s. 434-462; Kamil Erdeha, Yüzellilikler Yahut Milli Mücadelenin Muhasebesi, Tekin Yayınevi, 2001; İlhami Soysal, 150’likler Kimdir, Ne Yaptılar, Ne Oldular?, Gür Yayınları, 1988; Rıza Nur, Hayat ve Hatıraları, Cilt 3, Altındağ Yayınevi, 1968; Cemil Koçak, Heyet-i Mahsusalar, İletişim Yayınları,

 

8 Ağustos 2015 Cumartesi

2074/OSMANLININ AKIL KELİMESİ?!




              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,07 Ağustos 2015.

                           OSMANLININ AKIL KELİMESİ ÜZERİNE?!

        Akıl kelimesinin,”devenin ayağına takılan Bukağı/Köstek/anlamına geldiğini,1966 senesinde okuduğum, Rahmetli Enver Behnan Şapolyo’nun,”Mezhepler ve TarikatlarTarihi, adlı kitabından öğrenmiştim. Arapça olduğuna inandığım bu kelimenin kökenini araştırmıştım. Bir yandan da Yunus Emre’nin bir dizesi dikkatimi çekmişti: “Ne akilem,ne divane/Gel gör beni aşk neyleydi?!”1240 Eskişehir-1321 Yunus Emre/Mihalıççık

        AKIL kelimesinin kökünün İKAL, ya da UKL=BAĞLAMAK olduğunu görmüştüm.Arap devesini kazığa İKAL edermiş!İKAL,soyut ve somut nesneleri,Somut bir biçimde bağlamak,menetmek,alıkoymak,bağlayarak iradi hareketlerine engel olmak   anlamına gelmektedir.Türkçemizde bunun karşılığını bilmece çözenlerimiz çok iyi bilmektedir:US’TUR.Bizler Kuleli Asker Lisesinde felsefe ve mantık derslerimizde ”US’A VURMAK” deyimini çok kullanırdık?!Çocuklarımıza  “USLU DURUN!”Denilmesini,yalınızca sessiz durun ve yaramazlık yapmayın anlamına indirgemek çok eksik ve yanlış bir yaklaşım olur.Doğruyu,yanlıştan;kötülük verecek fiil ve eylemleri kendinizden uzak tutun,iradenizi iyi,güzel ve doğruya odaklayın anlamını da düşünmek gerekir?!Arap ve Arapça hayranı Osmanlı Onbin senelik Türkçemize en büyük ihaneti yapmış,Arapça ve Farsça karışımı bir yapay dil üretmeye kalkmıştı. Sayın Ali Nejat Ölçen Bey,US kelimesini tarihin derinliklerinden çıkardı ama Türk Ulusu bu kelimeyi sürekli olarak Akıl kelimesi yerine kullanmaktadır.       “Akil Adamlar=Akılları çıkar halkasına bağlanmış,çıkarları uğruna uslarını peynir ekmek gibi yemiş,ihanet kurbanları?!

OĞUZ KAĞAN destanında:
Sayfa 14: anı kördükte us’u kalmadı
Sayfa 22: adı uluğ ordu beg ..usluğ bir ir irdi
Sayfa 26: usluğ yaşkı bir çeper kişi bar irdi.
Oğuz Kağan böyle anlatılıyor. Bu güzelim us sözcüğü yerine Osmanlı akl’ı
akıl’a dönüştürdü. Mustafa Kemal’in devrimlerinin   en önemli olanı bizleri
kendi Türkçemiz’e kavuşturmasıdır. Bu satırlar yazan kişi (Ali Nejat Ölçen)
Ortaokul öğrencisi olarak Müsellesat adlı kitapta (Yıl 1933) daire’nin bir
özelliğini şöyle öğrenmişti…”

 

6 Ağustos 2015 Perşembe

2073/ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİUZLAŞTIRICI VE BİRLEŞTİRİCİDİR.



                    TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,06 Ağustos 2015.

            ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ,UZLAŞTIRICI VE BİRLEŞTİRİCİDİR?!

                  “ŞEREFSİZ AÇILIMI?!”

“Asıl şerefsizlik,vatandaşın seçme iradesine hakaret etmektir Sayın Bilge Stepne ağabeyimiz?!

  İzmir’de,Marmaris’te yazlıklarında yatıp,AKEPE’NİN olmasın diye,MHP’YE oy vermeyen;ama HDP’Yİ Meclise taşıyan zavallılar,Türkiye’nin kaymağını yiyenler,Boğaz’da yalılarda viskisini yudumlayıp oyunu HDP’YE veren şerefsizler.Şimdi HDP ile koalisyon kurun!?Devlet Bahçeli,MEHAPE genel başkanı ve AKPE’NİN sürekli stepnesi.

Bu beyanatını, utanmadan ve sıkılmadan tüm dünyaya karşı veren, basit bir kimse olmayıp, bir siyasi partimizin sürekli yenilen ve sürekli makamını işgal eden bir genel başkanıdır. George Orwel’in 1948’de yayımladığı 1984 adlı romanındaki Büyük Ağabey bile bu denli basit,seviyesiz,TUTARSIZ VE DENGESİZ BİR KONUŞMA YAPMAMIŞTIR.MİLLİYETÇİYMİŞ!?Bu konuşmayı  bırakınız bir Tanrı dağlı,basit bir Türk vatandaşı bile yapmaz.Tanrı dağını  ve her seneki Erciyes dağındaki Gök bayraklı gösterileri terkeden Bay Bahçeli,milliyetçiliği,bir dine ve bir mezhebe mensubiyet olarak almış,şeytanın ocağına ,AKEPE’YE bağdaş kurup oturmuştur.Mustafa Nihat Özön,Türkçe-Osmanlıca Sözlük,1’inci cilt,Milliyet ve Milli maddesi.

Bay Recep, Hindistan gezisinde Mustafa Kemal için

”Ölü inek!”Dediği halde sesi, soluğu çıkmamıştır.Ünlü Kasemi ortaya çıktığında da nasıl tepki vermiştir?!”Dinsiz Kemal Paşa rejimini yıkarak,Kurana dayalı şeriat devleti kurmak için var gücümle çalışacağıma namusum ve şerefim üzerine kasem ederim!?Türkçenin kullanılması ve Türk bayrağı yasaklandığın da ne yapmış bu Türk Milliyetçisi Büyük Ağabey?!Türk dilini Kürtçe ağızları ile eşit saydıkların da ne demiş bu Ağabeyimiz?!Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın  altına aldım!”Sözünü söyleyen Recep Beyi neden  baş tacı yaptı bu Türk milliyetçisi Ağabeyiniz?!Madem ki MEHAPE TÜRK MİLLİYETCİSİ BİR SİYASİ PARTİ,TAÜRKLÜK ARAŞTIRMALARI ÜZERİNE TAVRI NEDİR?HİÇ GÖREMEDİK.

ATATÜRK’ÜN TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ANLAYIŞI

         Birleştirici ve Bütünleştirici, Onurlandırıcı ve Unutturulmuş tarihi geçmişi ile de inanca dayalı Çağdaş Akılcıdır.

         “Ulusal Kurtuluş Savaşını yapan, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN Türkiye Halkına Türk Milleti denir!”

         “Ne Mutlu Türküm Diyene!”

         “Millet; Dil, Kültür ve ideal birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu sosyal ve siyasal topluluktur!”Mustafa Kemal.TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN SÜRECİ?!ATATÜRK ULUSÇULUĞU OLARAK TARİHTEKİ YERİNİ ALMIŞTIR.1972 Senesinde,Üniversitelerimizde dağıtılan MERHAPE’NİN “DAS!”DEVRİMİN ANA SÖZLEŞMESİ ADLI KİTABINI UNUTMADIK:”EN MÜKEMMEL YÖNETİM ŞEKLİ OLAN NAZİZMİ,KOMÜNİSTLER KÖTÜLEDİLER!”TÜRK MİLLETİNİN LİDERİ Mustafa Kemal Atatürk’tür.Hiç mi Bilge insan görmedik?!TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ, halka ve aydın geçinen bazı tutuculara rağmen Mustafa Kemal’in çelik iradesi kurmuştur.Kör ve Aptal olmamız gerek.Anayasamıza ve Siyasi Partiler Yasasına göre kurularak genel seçime giren,barajı da aşıp Meclise  girmiş bir siyasi partiye oy verenlere hakaret etmek siyasi terbiyeye sığmaz.Vatandaşlarımız,hangi siyasi partiye oy vereceğini Sayın Recebimizin Stepnesinden mi öğrenecek?HDP’YE oy verenlerin değil viski rakı ile bile ülfetleri yoktur.Bazıları  belki ya şarap içerler, ya da bira.Viski,Marmaris,Boğaz;İzmir gibi motifleri kullanarak iftira ve yalan saftorikleri kandırmaya yöneliktir.Buna da politika denmez,lagaluga denir?!Ey Bilge Ağabey?!

  Sayın Özcan Pehlivanoğlun’dan alıntıdır?!

Türk Milliyetçiliğinin siyasi kurumu MHP, 04 Kasım’da2015’te, 10’uncu Büyük Kurultayı’nı gerçekleştirecek.

Sadece Türk Milliyetçileri için değil Türk Milleti içinde çok büyük önem arz eden bu kurultayda, MHP Genel Başkanlığı için birçok aday var.

Demokrasiden ve demokratik kurallardan söz edecek olursak, MHP çatısı altında üye olarak siyasal mücadele yapan herkesin genel başkanlığa aday olma hakkı vardır.

Ancak MHP, Türk Milleti için siyasi partiden öte bir şeyler ifade eden, bir kurumdur. Keza MHP’nin Genel Başkanlık makamı da bununla eş değer olmak üzere bir makamdan öte çok daha fazla şeyler ifade eder.

Türk Milliyetçiliğinin ve siyasi hareketinin tarihsel süreci düşünüldüğünde, MHP ve onun liderlik makamı ile ilgili bu yazdıklarımıza, itiraz eden olmayacaktır.

Bu açıdan baktığımızda, Devlet Bey’in sadece bir genel başkan değil, aynı zamanda Türk Milliyetçiliğinin lideri, büyüğü, ağabeyi, bilge insanı olduğu sonuçlarına varırız. Devlet Bey’de hayatı boyunca sürdürdüğü mücadelesi ile bunu defalarca ispatlamıştır.

Türk Milliyetçileri, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran iradenin sahibidir. Bunun günümüzdeki temsilcisi; MHP ve onun lideri Devlet Bahçeli’dir. Hal böyle olunca doğal olarak MHP ve Devlet Bahçeli, yan yana gelmez gözüken ve öyle de bilinen odakların ittifakı tarafından kesif bir saldırı altındadır. Bu saldırı dolaylı olarak Devlet Bey üzerinden Türk Milletine yöneliktir.

Türk Milliyetçilerinin sahip olduğu güçlü irade ve şuur sebebiyle, bu saldırılar bu güne kadar def edilmiştir ve inşallah bundan sonra da def edilecektir.”Özcan Pehlivanoğlu.

 

27 Temmuz 2015 Pazartesi

2072/ALAN HAKİMİYETİ?



        TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

TV. İzmir;18 Eylül 2012./27 Temmuz 2015.İki elimde böcek öldürme ilacı ile çöp bidonlarına ilaç sıkarken, bir Hanımefendi, ne yaptığımı sordu.”Siz, böceklere ve sineklere karşı ne yapıyorsunuz?”Dediğim de,”evin pencerelerini kapatarak eve ilaç sıkıyoruz! Dedi.”Tıpkı bizim paşaların yaptığı gibi!”dediğim de, hayretle ”ne ilgisi var!?Dedi.”sivrisineklerin,her türlü haşerenin,karasakalı yobazların ve gerillanın evimize,yurdumuza girmesi beklenemez.Yuvalarına

Üredikleri yerlere giderek oralarda öldürülmeleri gerekir. Bendeniz, haftada bir gün, mahallemizdeki çöp bidonlarını ilaçlayarak hepsini de

 Öldürüyorum. Ayrıca eve tek ve tek gelenleri sineklikle öldürüyoruz!”Dediğim de,”bu yaz neden sinek az şimdi anladım!”Sizin mesleğiniz neydi Beyefendi?”DEDİ.”Kimselere meramını anlatamayan Eski bir jandarma komando subayı!?Dedim.Çok şey öğrettiniz,belediye reisimize de anlatsanız olmaz mı?!Dedi.                                                                           ilk İletme yazım:

                         Hayrette ve Dehşet içindeyim! Sivil araçla nereye Beyler! Dinarın Çölovasında eşkıyaların hüküm sürdüğü bir dönemde1957/1958/;yaşlı bir köylüden yardım etmesini istediğimde şu yanıtı almıştım:"Sayın Komutanım; sizler, gelip geçicisiniz. Eşkıyalarımız bizlerle kalıcı. Siz kanunu uygularsınız; eşkıyalar silahlarını kullanırlar. Size en çok bir kuzu keseriz, kalırsanız altınıza yün yatak sereriz.Eşkıyaların karılarımıza ve kızlarımıza yan bakmasına sesimiz çıkmaz.Ben,Cumhurbaşkanımızın bir ziyafetinde bulundum,en küçük eşkıyaya sunulandan çok fakirdi,kadın bile yoktu.Beni sürekli koru,her türlü yardımımı da al.Siz,daha çok gençsiniz!"Sakarya Meydan Muharebesini kazandıran,Başkomutan Mustafa Kemal tarafından verilmiş olan  stratejik emir:

Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz.

 Bulunduğu mevzide nihayete Kadar sebat ve mukavemete mecburdur."Başkomutan Gazi Mustafa Kemâl.

            İŞTE,HER TÜRLÜ MUHAREBENİN STRATEJİSİ.BUNU Türk Ordusunda yalınız Tümgeneral Osman Pamukoğlu ve Jandarma Binbaşı Erdal Sarızeybek UYGULAMIŞTIR.HİÇ BİR GENERAL/PARDON PAŞA/ BU GERÇEĞİ GÖREMEMİŞTİR”.KALEKOL”,ASKERİ KORUR,EY GERİLLADAN HABERSİZ PAŞALAR.ALANI VE HALKI KİM KORUR?!ÖRS—ÇEKİÇ TAKTİĞİNİ NEDEN UYGULAMADINIZ? YALAKALIĞIN SONUNU, 30 TEMMUZ 1920, AFYON KOLORDU BİNASINDA MUSTAFA KEMAL ANLATMIŞTI.

                ALAN HÂKİMİYETİNİ YİTİRMEK=YENİLMEKTİR.

        Bölücü Terör Örgütü militanları kaç kişilik gruplar halinde dolaşıyorlarsa, mücadele de o miktar askeri güçle yapılmalıdır. Terör Bölgesinde sivil otobüsle asker nakletmek, teröre yem vermektir. Daha önce de minibüslerle korumasız 35 Askerimizin kanına girilmişti. Yalınız Muhkem karakollar kurmak; davul ve zurna ile büyük askeri güçleri mücadeleye sevk etmek zayiat vermek demektir. Önemli olan ALAN HÂKİMİYETİDİR! Bendeniz, bunu 14 Nisan 1985’te;Terörle Mücadele konusunda, Konya’da oynadığımız plan tatbikatında en büyüğümüze bile /Jandarma Genel Komutanı Sayın Orgeneral Mehmet Buyruk/anlatamamıştım! Terörist dağda ise, mücadele de dağda sürdürülür. Operasyonla gidip, gelmek mücadele değildir. Alan Hâkimiyetini Teröriste bırakmak, halk desteğini de yitirmektir. Bir otobüs dolusu Mehmetçiğimizi de bir teröriste yem vermektir! Saygılarımla.”Yazmış ve yayımlamıştım. En büyük Paşamız, kurmay başkanı Tümgeneral Hulusi Sayın imzası ile de bir genelge göndermişti:”KARAKOLLARIN ETRAFINA MEVZİ KAZILACAK, VALİLERDEN TEMİN EDİLECEK ÖRME TELLERLE DE KARAKOLLARIN KAPI VE PENCERELERİ KAPATILACAK…”

        Gelelim asıl anlatmak istediğim ibretlik konumuza:

        Avrupa’da her hangi bir otele indiğinizde önce bir soru sorarlar:”Q’elest votre nasyonalité=Milliyetiniz nedir? Dinini, mezhebini soran olmaz, isteseler de soramazlar. Bir Fransız, Fransızım der. Bir İtalyan da İtalyanım der. Ortaasyadaki Türkler de Kırgızım, Türkmenim,     Azeriyem der. Dinlerini söylemek ihtiyacı duymazlar. Bizdeki garipliğe ne buyurulur! Dinler, insanların iç âlemlerinin bir parçasıdır ve Tanrıya ulaşma yollarıdır. Hukuk, Ahlak, Örf gibi.”Efendim, bendeniz Atatürkçüyüm ve koyu da Müslümanım! Bendeniz hem Türküm hem de Müslümanım!”Türklük tek başına bir değer taşımıyor mu? İnsanların ulusal nesepleri neden ilgilendirir diğer insanları.”Efendim; bendeniz her iki âlemde de Türkoğlu Türküm!”Ben, ıslah ve iflah kabul etmez bir Atatürkçüyüm!”İnancım ve inançsızlığım yalınız beni ilgilendirir! Samimi ve dürüst olmak zorundayız. Saygılarımla.

                                                                 

 

2071/LOZANIN DIŞINA ÇIKMAK!



                        TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. Çeşmealtı,27 Temmuz2015.

                       LOZAN’IN DIŞINA ÇIKMAK?!

                        BARIŞIN İÇİNE SIÇMAK?!

         Politikada hatalar,ya aptallıktan yapılır,ya da ihanetten yapılır!?OSTÜZÜ.

Kırma cumhurbaşkanlarımızdan birisi, Irak’a girmeye kalktığın da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rahmetli Torumtay omuzundaki yıldızları suratına çarparak aklını başına getirmişti. Daha önceleri de Adnan Menderes aynı haltı işlemeye kalktığında1958/,Genelkurmay Başkanı Ulusal Kahramanımız Orgeneral Rahmetli Fevzi Mengüç , “polislerinle gir diyerek”,tavır koymuştu.

         Büyük Ustamız da,”Bir hafta sonra Cuma namazını Şam’da kılarız?!Diyerek hamasi nutuklarını dine sığınarak atmıştı.Süleyman Şah Türbesini de patlatarak,sandukasını aldığı gibi,Dokuz tankımızı da Suriye’de bırakarak soluğu Türkiye’de almıştı.Hainler ve Aptallar, “savaşa gir” diyerek kendisini pompalamaktadırlar!Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarının tapısı Lozan’da alınmıştır.Bu sınırlarımızın dışında bir karış toprağı işgal etmek SEVR’İ geri getirmek olur a Salaklar.Kıbrıs’a anlaşmaların verdiği bir hakla çıktığımızı da unutmayalım.Sen sınırı aşarsan,başkaları da senin sınırlarını aşar a dümbelek  kellelilerimiz.İkinci Dünya savaşı sırsında;Onbaşı Adolf Hitler,”Müttefiklere karşı savaşa girin,size Midilli adasını vereyim!’”Demişti.İsmet İnönü,büyük Türk devlet adamı bu öneriyi reddetmişti.Mareşal Montgomeri de,”Almanlara karşı savaşa girerseniz,size Bulgaristan’ın en verimli arazilerinden veririz!”Önerisini de elinin tersi ile itmişti.Alman Mareşali Manştayım’ın,Doğu cephesindeki  Alman yenilgisine dair bir saptaması vardır:” Bir Mareşali bir Onbaşının emrine verirseniz,yenilmek mukadderdir!”İmamdan başkomutan,Çeşme felaketi demektir!?1771-

 

2070/ÖSO=PARALI ULUSLARARASI EŞKİYA SÜRÜSÜ.


         T.C.

         OSMAN TÜRKOĞUZ

         T.C.osmanturkoguz@gmail.com

         İzmir;13 Mayıs 2013/13 EYLÜL 2013.iki satırlık ekiyle!BU ÜLKEDE,HİÇ AKLI BAŞINDA VE CESUR İNSAN KALMADI MI?!BU NE KEPAZELİK KARDEŞİM?!27TEMMUZ 2015.

 
ÖZGÜR SURİYE ORDUSU= PARALI ULUSLAR ARASI KATİL SÜRÜSÜ!

             İngiltere Başbakanı Sir Winston Churchill’in Yenice İstasyonunda sabah rüyası?”Acaba; Osmanlı İmparatorluğunun hüküm sürmüş olduğu eski topraklarda bir Türk İmparatorluğu kuramaz mıyız!”Bu rüyanın gerçeğe yansıtılması düşüncesini Büyük Devlet Adamı Rahmetli İsmet İnönü yutmamıştı. Ama bu zokayı Bay Recep Tayyip Erdoğan bal gibi yutmuştur. İçinde bulunduğu alçaltıcı durum nedeniyle yutmak zorundadır da! Bir blöf ve bir tertip ile Suriye’nin yıkılacağına inandırılmıştır. Bir sürü vatan haini çeteye de ülkemizin kapılarını ve olanaklarını açmıştır. Javaharral Nehru’nun kızı İndira Gandi’ye hapishaneden yazdığı bir mektubu okumaya ne dersiniz?

         “Atatürk, günümüzün en büyük lideridir. Her tarafı düşmanla çevrili, yıkık bir imparatorluktan, yepyeni bir cumhuriyet yarattı.En önemlisi,sınırlarında hiçbir düşman ülke bırakmadı,dost devletlerle çevrili bir Türkiye bıraktı.”Amerika’ya güvenerek komşularımla yaratacağımız düşmanlık Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı devletinin içine düşmüş olduğu acınacak durumlara götürür.Amerika çıkarları gereği Ortadoğu’dan çekip gittiğinde etrafı düşman komşularla çevrili bir Türkiye kalır geride!Türkiye Cumhuriyetinin iğreti büyütülmesi parçalanmayı da birlikte getirir.Delikten  Aşağı Süpürülme Korkusu İçersine düşürülen//DASK/Sayın Bay Recep Beyimiz Enver Paşa ütopyasına dört elle sarılmıştır.Anan  Menderes te;”İstanbul’da yeni imar Hareketleri için yaptığım yıkımların hesabını veremem korkusu ile iktidara ,hukuk dışı yollarla, dört elle sarılmıştı!Suriye’yi yıktıktan sonra,içeriye bir Fatih olarak dönme arzusu Türkiye Cumhuriyetini çok küçültücü durumlara düşürmüştür.Suriye uçağımızı düşürmüş,polisimize ve askerlerimize saldırılmış,bombalar patlatılmış,milli içkimiz olan ayranlarımız hâlâ kabarmamıştır.Bir devlet adamının ve ona akıl verenlerin biraz devletler hukukuna ve stratejiye vakıf olması gerekmektedir.Suriye devleti,Türkiye Cumhuriyetinden sonra Laik bir Arap ülkesidir.Rusya’nın da Akdenize açılan tek kapısıdır.Arkasında;Rusya,Çin Halk Cumhuriyeti,İran ve Kuzey Kore vardır.Lazkiye limanında demirli bulunan üç Rus gemisi dünyanın en modern savaş gemileridir.Suriye, Rusya’nın Akdenize açılan tek kapısı durumundadır,Arnavutluk devreden çıkalı çok zaman olmuştur.Suriye Cumhurbaşkanı  Beşar Esat, son seçimlerde halkın ezici desteğini almıştır.Özgür Suriye Ordusu uluslar arası çetelerden oluşmaktadır.Türkiye Cumhuriyetine sığınan Suriyeliler,para ile vatanlarına ihanet eden hainlerdir.Sayın Bay Recep Beyimiz sayesinde,Türkiye çetelere kucak açmıştır.Alevi vatandaşlarımıza olmadık cinsel iftira suçlarını yükleyen Sünnilerimiz,Sünni Arap Ulamasının!Yakın ve uzaklık farkı gözetmeden tüm kadınların ırzlarına geçme fetvalarına da ses çıkartamamışlardır!Dünya siyasetinde tökezleyen Amerika ,ilk önceleri Türkiye’yi bir bataklığa çekme derdine düşmüştü.Amerika’nın; Rus,Çin,İran ve Kuzey Kore ve Amerikan seçmenleri korkusuyla yan çizdiği ortadadır. Amerikan’ın ve İsrail’in teknik desteği ile Türk Silahlı Kuvvetleri iğdiş edilmiştir.Rus silahları ve teknik desteği ile donanımlı Suriye’de çok zor durumlara düşebilir.Suriye Devleti can havli ile Ülkemize karşı her türlü silahını kullanabilir.Batı şimdi de Türkiyeyi koruma masalına sarılmış,Büyük  Ustamızı da ütopyası ile baş başa bırakmıştır!BOP As Başkanlığından hızını alamayan Büyük Ustamız,bu sefer de BÜP Başkanlığına soyunmuştur.Uluslaşmış Müslüman toplumları için Ümmetçilik bir ihanet suçudur,benden söylemesi.ŞİMDİ DE,İSID’E,PKK’YA VE ONLARIN YIKMAK İSTEDİKLERİ SURİYE CUMHURİYETİNE SAVAŞ.AMAN BÜYÜK USTAMIZ YAVAŞ!?BİZE GÖRE:DÜŞMANIMIZIN DÜŞMAN OLDUĞU ÜLKE DOSTUMUZ SAYILIRDI DA!?

İzleyiciler

Blog Arşivi