24 Aralık 2013 Salı

1207/KURAN VE DİĞER DİN KİTAPLARI ŞİFRE KİTABI MIDIR!


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@gmail.com                                                                                                                TV. İZMİR,25 Aralık 2013-              KURAN ve DİĞER DİN   KİTAPLARI
                             
                                      ŞİFRE KİTABI  MIDIR!
 
 
       Bazı gazetelerimizde,”Kuranın Şifresi Çözüldü!”Başlıklı araştırma! Yazıları meraklılarınca imanla ve gerçekmiş gibi derin bir huşu içinde okunmaktadır. Kuran ayetleri BÂTINİLER gibi EBCED hesabı ile çözümlenmekte, sıkıntı çekilen mucizelerde de Hadislere başvurulmaktadır! İlk hadis kitabı Semerkantlı Türk asıllı bir imam tarafından Hz.Muhammed’in ölümünden 245 sene sonra, 600.000 rivayet hadisten 6000 tanesi seçilmek suretiyle, CÂMİU’SAHİH” adı ile   yayınlanmıştı.Hadislerin doğruluğu da bilimsel olarak!İki rekat namaz kılınarak istihareye yatmak suretiyle sağlanmıştı.İslam âleminde “Sahihi Buharî”/Buhari’i Şerif/ adı ile ünlü olan bu KİTAP KURANDAN SONRA İKİNCİ KİTAP olarak kabul görmektedir!BİR SÖZÜ VE BİR FİKRİ NAKLEDEN KİMSE, O FİKRİN İÇİNE KENDİSİNİ DE KOYAR! O ZAMAN DA O KİTAP ANLATANLARIN KİTABI OLUR! Üçüncü Selim döneminde;Sadrazam seçmek için Üçüncü Selimi iki rekat namaz kıldırıp istihareye yatırmışlardı.Her üç yatırılışta da,Cenaze Hasan Paşa denilen kikirik bir bunak Ol padişahı zişhanımızın Rüya’ı Hümayununa girmişti.Ol Paşayı,”etmeyiniz,

Eylemeyiniz ben kimim sadrazamlık kim! İtirazını dinlemeden,” sille ve dahi tokat sadrazamlık makamına oturtmuşlardı ve Mora yarımadası elden çıkmıştı. Şeyhülislamdan bir fetva alınmıştı:”Moranın elden çıkması Müslümanlık için faydalıdır!” Deyu. İSTİHARE DE OLSA/Bir niyet tutarak uykuya yatmak/,Uykuda bir tek olay gerçekleşir,o da hamamcı olmaktır!Hz. Muhammed,ayetler dışında söylediklerinin yazılmamasını emrederek yazılanları yok etmişti.Ebu Hanife de”17/Onyedi/gerçek hadisin olduğundan diğerlerinin gerçekleri yansıtmadığını yazmıştır.Hadislerin çoğu,Hz.muhammed’in 23/yirmi üç/sene köleliğini yapmış olan,Hz.Muhammed büyük aptesini yaparken gerisinde bir etek dolusu taretlenme taşı ile/HADİSE GÖRE Üç ya da Beş taş olacak/ bekleyen,Emevilerce de hadis rivayeti yasaklanmış olan Cahil  Sahtekarın birisidir.Rüşvetçiliği nedeniyle de Basra valiliğinden azledilmiştir.Hz.Muhammed’in her konuşması aynen yazıldığında karmaşa ortaya çıkmaktadır.Ramazan ayında evli bir genç”Ya Resulallah,karımı öpsem orucumuz  bozulur mu?”Dediğin de:”Sakın ha karını öpmeye bile niyetlenme orucunuz bozulur!”Demiştir.Biraz sonra,Seksenlik bir ihtiyar aynı soruyu sorduğunda da:”Karını istediğin gibi kokla, öp orucunuz bozulmaz!”Demiştir. “Kul gibi yerim, kul gibi içerim!”Sözü ne anlama gelmektedir! Halkın,hurmaları döllendirmesine engel olması nedeniyle;o sene hurmasız kalan halkın kendisini sıkıştırdığında:”Dünya işini bildiğiniz gibi yapın,zira siz dünya işlerini benden iyi bilirsiniz! Ne demek oluyor! Zemzem suyu Cennetin ayağıdır!”Sıcak esen sam yeli de Cehennemin rüzgârıdır!”Hani Gaybın anahtarı Allahın yanındaydı! Her çağda adamına göre yanıtlar politika gereğidir.

         Kuran KELAMULLAH DEĞİLDİR. KELAMIRESULLAHTIR. Şifrenin Miftahını/Kilidini/ şifreyi düzenleyen düzenler.Ne Allahtan ne de Peygamberden böyle bir düzenleme de yoktur.ŞİFRE OLARAK KULLANILAN HARFLERİN KARŞILARINDAKİ SAYISAL DEĞERLERİ HER DİNİN ULEMA GEÇİNEN ÜÇKÂĞITÇILARI KOYMUŞLARDIR.

         Bu sayısal değerleri aşağıda göstereceğim.

         CİFR:CEFR.A.İ.Rakam,harf ve sembolle ifade edilen bir bilgi olup,insan bununla geleceği hakkında bazı haberler öğrenir.FAL” Mustafa Nihat Özön,Osmanlıca-Türkçe Sözlük,s.129.

            Kısacası; Cifir diye bir ilim yoktur. Bu yolla gelecekten haber vermek/hem kuru bir id­dia; hem de dinimiz açısından sakıncalıdır. Öyle cifir yoluyla Kuran’ı Kerim tefsir edilemez.

Cifir yoluyla herhangi bir yorum yapılamayacağı, bir zamanlar Said Nursi tarafından da ifade edilmişti. Said-i Nursi bir Risalesinde bakınız ne diyordu: "Bu cifir işi; meraklı ve zevkli bir iş olduğu için; insanı gerçek görevinden uzaklaştırır, boş yere meşgul eder. Bir kere bu, LA YELEMÜL'GAY BE İLLALLAH! Yani: Gaybı Allahtan başkası bilmez ayetine karşı EDEP DIŞI bir davranıştır. Sonra, imam ve Kuran’ın temel gerçeklerini, kesin delillerle halka anlat­mak, cifir ilmi gibi gizli bilgiler yoluna başvurmaktan yüz derece daha iyi olur. Çünkü yapılacak kutsal görevde, imam ve Kuran’ın gerçeklerinin dile getirme işinde kullanılması gereken kesin DELİLLER, kötü maksatlara alet edilmelere meydan vermez. Oy­sa CİFİR gibi; GÜÇLÜ TEMELLERE DAYANMAYAN gizli bilimler, kötü maksatlıların emellerine alet olarak kullanılır!” "Müslümanlık ve Nurculuk S.150–151, Ali Gözütok. Osman Türkoğuz, Nurculuk, Akla, Bilime, Müslümanlığa Ters Bir Yorum.

 

                                 GAYP İLE İLGİLİ SURE VE AYETLER!

  

                    Bakara/İnek/ 2/33

                     ALİ imren/3/22. 44.179

Maide/5/.94. 109. 116

En-Am/6/.50.59.73

 A’raf/  7/188

                           Tevbe/9/94, 105,78

                          Yunus/10/20

                             Hûd/11/31, 49,123

                          Yusuf/12/81, 10215/ 77

 Nahl/16/22, 25

 Kehf/18/ 22, 26

                       Meryem/19/ 78

                         Enbiya/21/ 45

  HAC/22/ 49

                        Furkan/25/ 6

                           Neml/27/ 65

                            Sebt/34/ 14, 48, 53

                      Mümin/  40/ 78

                      Fussilet/41/ 40, 41

                          Ankaf/46/ 9

                      Hucurat/49/ 18

   Tur/52/ 41

                          Necm/53/ 35

                        Mülk   / 47

                             Cin/72/ 26, 27

                    Tekvir/81/ 24

 

9”Ben, bana vahyolunmakta bulunandan başkasına uymam.”

El-AnKaaf suresi.46’ıncı Sure

        50-“Ben, bana vahyolunmakta olan (Kur’an)’ dan başkasına uymam.”

El-Enam suresi,6’ıncı Sure.

                   27-“Gaybın anahtarları O’NUN(Allah’IN) nezdindedir. O’nu yalınız O bilir.”

El-Mu’min suresi, 40’ıncı Sure.

 

“Şimdi adı bir ayet büyüklüğünü taşıyan bu zatın ismini “Gazi Mustafa Kemal’i ebced hesabıyla hesaplayınız. Zaferinin tarihini yani(1338–1922)’yi bulursunuz. Gâvur dediğiniz adama Allah bu nimeti nasip etmez.Bu uzun yazıyı ona Protestanlığı isnat edecek kadar İslamlığı bilmeyen ve böylece Nahl suresinin 125’inci ayetini inkâr eylemiş bulunan Müslümanlara Enfal suresinin 24’inci ayetini okumalarını ve onun “Devlet ve Millete hayat veren davetine icabet ediniz” sözünü tekrarlayarak son vermek istiyorum.”Haydi bakalım,bu raslantıya ne buyurursunuz!Ostüzü.

Av. Dr. A. ALTUNSU, Osmanlı Şeyhülislamları S.XXXV.

Prof. DR. Vasfi Raşit SEVİG’İN Önsözü 74.

    43-“Onlara açık, açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki …”34’üncü Sebe suresi 43’üncü ayet.

    16-İşte biz onu(Kuranı) açık,açık ayetler halinde indirdik….”

    49-24’üncü EN-Nur suresi,49’uncu ayet:”Andolsun ki biz açık, açık ayetler indirdik…”

1.“İman edib de güzel, güzel ama (ve hareket)lerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarmak için bir (de) peygamber (göndermiştir ki) o, Allah’ın (herşeyi) açık, açık bildiren ayet­lerine size karşı (işte) okuyup durmaktadır." Et-tabaak Süresi (65’inci süre).

 

NUR RİSALELERİNE (SAİT OKUR’A) GÖRE CİFİR

                      ŞİMDİ DE BURASINDAN YAKALIM!

"Ayet-i Nur birinci şuada da ispat edilmiş ki on işaretle Risale-i Nur'a bakıyor, muciza­ne Kur'an'ın o tefsirinden gaybi haber veriyor. Ve Risalei Nur'a nur namı verilmesinin birinci sebep olmasından." RNK. Şualar Risalesi 15. şua. Mü: Bk. S.Nur i. ikinci makam S. 413.

"Kur'an-ı Kerimin Nur süresindeki bazı ayetler için "Cifirce nurlu bir tefsiri olan Risale'in Nur ve Resalet'in Nur'a dört beş cümlesi ile on cihetten bakıyor." S.G.R. s.451.

"...Kuran-ı Kerim'in Yunus (10’uncu süre_) süresinin birinci; Yusuf Süresinin (12’inci sü­re) birinci, Rald süresinin (13’üncü süre) birinci, Hicr Süresinin (15’inci süre) birinci, Şuara Sü­resinin (26’ıncı sure) ikinci, Kasas Süresinin (28’inci süre) ikinci, Lokman süresinin (31’inci sü­re) ikinci, Tılke ayatülkitabilhakıyın) -bu muhteşem olan Kur'an'ı Kerim'in ayetlerinin- ayet­lerinden ebced ve cifir hesabıyle çıkardığı 1316- ve 1317 rakamı için "o tevafuk remzeder ki bu asırda, Resailin Nur denilen 33 adet söz ve 33 adet mektup ve 31 adet Lem'alar, bu za­manda kitab-ı mübindeki ayetlerin ayetleridir." S.G.R. birinci Şua S.465–466.

"İbrahim Süresinin (14’üncü süre) birinci ayetindeki (Lituhrirennase) kelimesi için ebcet hesabı ile" 1345'de Kur'an'dan gelen bir nur ile insanlar karanlıklardan ışıklara çıkarılacak. Bu meal ise 1345'de fevkalade tenvire başlayan Resailin nur tam tamına cifirce, hem mealce mu­vafık ve mutabık olmakla Risale'i Nur'un mahbubiyetine ima, belki remzediyor" demektedir." s.g. r. Birinci Şua S.474.

"Mesela: Başta (Kulaüzü bi rabbin felak) cümlesi, Bin üçyüzelliiki veya dört (1352–1354) tarihine hesab'ı ebcedi ve citriyle tevafuk edip, nev-i beşerde en geniş hırs ve hasetle ve birinci harbin sebebiyle vukua gelmeye hazırlanan ikinci Harb-i umümiye işaret eder. Ve ümmet-i muhammediyeye (A.S.M) manender: "Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize il­tica ediniz." ve bir mana'yı remizle, Kur'an'ın hizmetkârlarından olan Risale'i Nur şakirtlerine hususi bir iltifat ile onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir şerden aynı tarıkiyle kurtulmala­rına ve haklarındaki imha planının akim bırakılmasına remzen haber verilir.

"Hem mesela: "Min şerri maharlakka" cümlesi -şedde sayılmaz- bin üçyüz altmış bir (1361) ederek, bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zalimane tahribatına Rumi ve hicri tari­hiyle parmak bastığı gibi: Aynı zamanda bütün kuvvetleriyle Kur'an'ın hizmetine çalışan Nur şakirtlerinin geniş bir imha planından ne elim ve dehşetli bir beladan ve Denizli hapsinden kurtulmalarına tevafukla bir mana'yı remzi ile onlara da bakar "Halk'ın şerrinden kendinizi ko­ruyunuz" gibi bir ima ile der.

    "Hem mesela: "EI nafasat-ı fıl akut" cümlesi -şeddeler sayılmaz- bin üçyüz yirmiseliz (1328) eğer şeddedeki (lam) sayılsa Bin üç yüz elli sekiz (1358) âdetiyle bu umumi harpleri ya­pan ecnebi inkılâbının, Kur'an lehindeki neticelerini, bozmak fikri ile tebeddül'ü saltanat ve Balkan ve İtalyan Harpleri ve Birinci Cihan Harb-i umumisinin patlamasıyla maddi ve manevi şerlerini, siyasi diplomatların, Radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriy­le."

"Hem mesela (ve min şerrü hasuddin eza haset) cümlesi -Şedde ve tenvir sayılmaz yine binüçyüzkırkyedi (1347) edip, aynı tarihte ecnebi muahedelerinin icbarıyle, bu vatanda ehemmiyetli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle bir dindar millete ehemmiyetli tahavvüller vücuda gelmesine..." R.N.K. Meyve Risalesi S.139–140–141–142- Mü? Bk. S. Nursi.

"...Risale-i Nur şakirtlerine hususi bir iltifat ile onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir şerden aynı tarıkiyle kurtulmalarına ve haklarındaki imha planının akim bırakılmasına remzen haber verir." R.N.K. Meyve Risalesi S.139 Mü? Bk. S. Nursi.

“...Şeddesiz iki Muhammed kelimesi (Bediüzzaman, şeddeli iki Muhammed kelimesi (EI kürdi) ye rakamla eşit olduğu ve ayetteki savt-un Nebi) de Resailin Nur’a tevafuk ettiği “R.N.K. Tılsımlar teksir S.190 mü: Bk. S. Nursi. "Onuncu Lem'a

      Şevkat tokatları Risalesi sekizincisi: Seyranidir. Bu zat, Hüsrev gibi Nura müştak ve di­rayetli bir talebemdir. Esrar'ı Kur'aniyenin bir o anahtarı ve ilm'i Cifrin mühim bir miftakı olan tevafukata dair Isparta'daki talebelerin fikirlerini istimzar etti;hapiste yattı..." R.N.K.

Lem'alar S.40 S. Nursi.

"Hesab'ı ebcedin ikinci nev'i ki, huruf'u heca tertibiyledir). Oda; dört bin küsur eder. Bü­yük adetlerde küçük kesirler, tevafuku bozmadığından küçük kesirlerden kat'ı nazar edildi. Hem tazammun ettiği iki vak'ı atıf ile beraber iki yüz seksen küsur eder. Aynen sure'i EI -Ba­kara'nın iki yüz seksen küsur ism'i Celaline ve hem iki yüz seksen küsur Ayatın adedine te­vafuk etmekle beraber, ebcedin hecai tarzındaki ikinci hesabiyle, yine dört bin küsur eder..." S.G.R. s. 34. İst. 1959 Sinan Matbaası.

("Sikke-i tasdiki gayb1) isimli kitabının (1959 Ankara tabı) 85’inci sahifesinde:

Kur'an'ı Kerim'in Secde süresinin ikinci ayetinin bir kısmı, tenzilil kitap kelimelerini cefr rakamlarına vurarak bunun risale nur'un ismine, şeddeli bir nur sayılma ciheti ile gayet cüz'i bir farkla tevafuk edip remzen bakar kendine kabul eder, çünkü tenzilülkitap kelimesi 951 ederek risaleyi Nur'un makamı olan 948’e sırlı üç farkla tevafuk noktasından bakar) diye yaz­maktadır. Hiç bir din bezirgânı bu kadar cüretli bir sahtekârlığa cesaret edememiştir. Bu ruh hastası adamın iddiasına göre, Secde süresindeki tenzilül kitaptan maksat, Kur'anı Kerim de­ğil, cefr harflerine göre nur risaleleridir. Yani Hazreti Allah, asıl kitabının Kur'an olmayıp risa­leyi nur olduğunu, böylece Kur'an vasıtasıyle tebliğ ediyor. Açıkçası, risaleyi nurun Kur'andan üstün olduğu iddia olunuyor. Ve tabiî ki bu ilahi kitaba sahip olan Said’i Kürdi de peygamber’dir demek isteniyor.

Tarih boyunca birçok sahtekârlar peygamberliklerini iddia ve ilan etmişlerdir; fakat hiç­biri bu kadar acemice, bu kadar dolambaçlı alt yollardan, bu derece mesnetsiz bir iddiada bu­lunmamıştır. Bu zavallı adamın dayandığı (Cefr)’dir. "Fuat Kadıoğlu, Gericilik ve ötesi S. 71.'Tılsımlar' S. 199:

"Ya Eyyühel müzemmil" ayetinin kürdi demek olduğunu, "Hüvellezi ersele Resulehu bilhüda ve dinil'hakkı" ayetinden Said-i Bediüzzaman çıktığı; "illainnema ene Nezurun mubin" den 1318–1368 gibi indi teviller getirilmesi, Kur'an'a olan hürmetlerinden yazarlarının çok za­yıf kaldıklarını gösterir" Dr. Neda Armaner, İslam’dan Ayrılan Cereyanlar Nurculuk S. 15.

    “Türklük milliyetine büsbütün zıt bir şekilde,Frenklik manasındaki Türkçülük namıyla tahrifdarane ve bidatkarane bir fetva ile Türkçe kamet et diye benim gibi başka milletten olanlara teklif etmek hangi usulledir?”Ben Sait Kürttür.milletimizden olmayan birisi  ile teşriki mesai etmek hamiyeti milliyeye muhaliftir.”      RNK. Mektubat, s.398/399.

“EY! Asurilerin ve Kıyanilerin cihangirlik zamanında piştarı,kahraman askerleri olan aslan Kürtler,beş yüz senedir  yattığınız yeter,uyanın sabahtır.yoksa sahayı vahşet ve gaflet sizi gark edecektir.Osman Türkoğuz,Nurculuk,s.342.

   “Daha önceleri Rahmetli Sait’i Nursinin sözleri dinlenmiş olsaydı durum bugünkü gibi olmazdı. Ne Batı Türkçü olurdu ne de

Doğu Kürtçü olurdu!”Doçent Hüseyin Çelik, Türkiye Cumhuriyetinin Milli Eğitim Bakanı. Hürriyet gazetesi haberi! EK: Kürtler, Osmanlı Devleti zamanında da sayısız isyan çıkartmışlardır.

    

CİFİR, eski Yahudi uydurmalarından başka bir şey değildir. "Orta çağ Yahudilerinin ta­ Tasavvufla uğraşanları, Uhud-u kadim tefsirinde" aynı çeşit cifir saçmalıklarını kullanmışlardır.

Cifir oyunları, kim tarafından nasıl ortaya atılırsa atılsın hiçbir dini ve ilmi değer taşı­maz. Bunu, bilim adamları böyle ifade ettikleri gibi ve usul-u fıkıh kitaplarında da böyle oldu­ğu belirtilir.

 Kötü maksatlar için kullanılmaya çok daha müsaittirler." Kısacası; Cifir diye bir ilim yoktur. Bu yolla gelecekten haber vermek/hem kuru bir id­dia; hem de dinimiz açısından sakıncalıdır. Öyle cifir yoluyla Kur'an'ı Kerim tefsir edilemez.

Cifir yoluyla herhangi bir yorum yapılamayacağı, bir zamanlar Said Nursi tarafından da ifade edilmişti. Said-i Nursi bir Risalesinde bakınız ne diyordu: "Bu cifir işi; meraklı ve zevkli bir iş olduğu için; insanı gerçek görevinden uzaklaştırır, boş yere meşgul eder. Bir kere bu, LA YELEMÜL'GAY BE İLLALLAH yani: Gaybı Allahtan başkası bilmez ayetine karşı EDEP DIŞI bir davranıştır. Sonra, imam ve Kur'an'ın temel gerçeklerini, kesin delillerle halka anlat­mak, cifir ilmi gibi gizli bilgiler yoluna başvurmaktan yüz derece daha iyi olur.

Çünkü yapılacak kutsal görevde, imam ve Kur'an'ın gerçeklerinin dile getirme işinde kullanılması gereken kesin DELİLLER, kötü maksatlara alet edilmelere meydan vermez. Oy­sa CİFİR gibi; GÜÇLÜ TEMELLERE DAYANMAYAN gizli bilimler, kötü maksatlar için kullanılmaktadır!”

Said-i Nursi, bir yerde, cifir yoluyla Kur'an'ı Kerim'i tefsir ederken; başka bir yerde de işte böyle diyor. "Müslümanlık ve Nurculuk S.150–151 Ali Gözütok. Osman Türkoğuz, Nurculuk, Akla, Bilime, Müslümanlığa ters bir yorum.

Ebced hesabı


Vikipedi, özgür ansiklopedi; Alıntıdır!

Ebced hesabı, Ebced rakamlarını yani alfabetik bir sayı sistemini kullanarak, kelimelerin sayısal değerini hesaplamaktır. Arap alfabesinin eski sıralanışından (elif, ba, cim, dal) ilk dört harfinin okunuşlarıyla (E-B-Ce-D) türetilmiş bir sözcüktür. Arap alfabesiyle yazılan bir yazıdaki harflerin sayısal değerlerinden (cifr) tarih bilgisi gibi gizlenmiş bilgileri çıkarmaya yönelik çalışma yapanlar da olmuştur. Hâdiselerin vukuu zamanının tesbiti için harflere yüklenilen rakamsal değere denilir. Diğer bir tarif ile bir hadiseyi tarihlendirme için kullanılan ve rakamları harften ibaret olan bir hesaptır. Buna "cümlelerin hesabı" denilir.

Arap ebcedinin İberî ve Aramî alfabesinden alındığına şüphe yoktur.

Ebced hesabını akılda tutmak için bir anlamı olmayan ve Arap alfabesindeki harflerin eski dizilişini hatırlatıcı olarak kullanılan kelimelerden bir cümle oluşturulmuştur: bu 'ebced', 'havvez', 'huttî, 'kelemen', 'sa'fes', 'karaşet', 'sehhaz', 'dazıg' cümlesidir.

Araplar, diğer Sami lisanları bilmedikleri ve Araplıklarıyla övündükleri için ebcedle ilgili söylenen bu sekiz kelimenin menşei hakkında uydurma yorumlara giriştiler. Mesela bu kelimelerden altısının Medyen hükümdarlarından altı kişinin adı yahut altı şeytanın veyahut haftanın günlerinin ismi olduğunu söylerler.

Arap nahivcilerinden "Müberred" ve "Seyrafi" gibi âlimler, bu yorumlarım hurâfe olduğunu, ebcedi oluşturan kelimelerin ecnebi olduğunu söylemişlerdir. Sonraları bu kelimeler muska, vefk gibi şeylerde kullanılmış ve her birine rakamsal bir değer verilmiştir. Yahudilerin Uhud-ı Kadîm tefsirinde bu harfleri bu şekilde kullandıkları görülmektedir.

Bazı yazarlar kitaplarının içindekiler bölümünde veya akrostiş gibi şiir içine tarihleri gizlemek gibi denemeler yapmışlardır.

Ebced, cifr (şifrecilik), gizemcilik genellikle din bilginleri tarafından bazı Kur’an ayetlerine aykırı bulunarak reddedilir ve sapkınlık olarak görülür.

Konu başlıkları


 [gizle


Harflerin sayısal değerleri[değiştir | kaynağı değiştir]


Ebced hesabında harflerin sayısal değerleri Arap alfabesindeki sıraya göre değil, İbranice ve Süryanicedeki sıralamaya göredir. Arap alfabesinde harflerin bugünkü sıralanışı daha sonra benzer harflere eklenen noktalar ve bu benzer harflerin yan yana yazılmasıyla oluşmuştur. Ebcede göre harflerin sırası ve değerleri şöyledir:

elif ا
1
Ha ح
8
sin س
60
te ت
400
be ب
2
ط
9
`ayn ع
70
peltek se ث
500
cim ج
3
ي
10
fe ف
80
خ
600
dal د
4
kef ك
20
Sad ص
90
zel ذ
700
he ه
5
lâm ل
30
kaf ق
100
Dad ض
800
vav و
6
mim م
40
ra ر
200
ظ
900
ze ز
7
nun ن
50
şın ش
300
ğayn غ
1000

Arapçada kullanılmayan ve özellikle Farsca'dan alınıp Osmanlıcada kullanılan pe, çim, je, gaf harfleri sırasıyla be, cim, ze ve kef eşit sayılır. EK: Tüm bu düzenlemeler insan işidir. Bilgiç görünmeye ve insanları aldatarak Bilgiçliğine inandırmaya yarar. Harflerin sayısal değerlerini değiştirmek te pek işe yaramaz,dünyada aptallıklar olduğu sürece bu yeni değerlere göre çıkacak sonuçlara da inanırlar.Gazetelerimizin birinde Mucizeleri!Kuran ayetlerinin sayısal değerlerine göre uyduramayan bir Bilginimiz! Bu sefer de Hadislere ve rivayetlere bel bağlamış! Hadi canım sen de madrabazlık bu! Bir ilginç benzetmeye bakar mısınız:”KİŞİ HANGİ HALDE ÖLMÜŞSE O HALDE DİRİLECEK!”

“Ebru Rezin el Ukayli(Radiallahu Anh) anlatıyor:”Ey Allahın resulü dedim, Allah mahlûkatı nasıl iade eder(yeniden diriltir)?Bunun dünyadaki örneği nedir*?”Sen, dedi; hiç kavminin üzerinde yaşadığı vadiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her  tarafın yemyeşil göründüğü mümbit mevsimde uğramadın mı?Ben “elbette”deyince:”işte bu (yeniden) yaratmasına  Allahın delilidir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!”Buyurdular.”Müslim’in rivayeti:”Her kul hangi hal üzere ölmüşse o hal üzere dirilir!”Posta Gazetesi,24 Aralık 2013,Dr.Ömer Çelakıl. Hadiste mahlûkat sorusu olmasına karşın,insanların gelecekleri üzerine yanıt vardır.MAHLÛKAT:A.i. (Ç.Mahlûk).Yaratılmış şeyler,canlılar,yaratıklar. Mustafa Nihat Özön, Osmanlıca-Türkçe Sözlük, s.478.Buradaki yorumlama ilk bakışta mucize gibi görünürse de olay Hz.Muhamme’din buyurduğu gibi değildir.Kuruyan yeşilliler,çürüyen yapraklar yeniden çıkanlar değildir.Genlere dayalı olarak türünün devamıdır.Canlı yaratıklar için de aynı yasa işlemektedir.Ölenler,öldükleri halinde mezardan çıkacaksalar,yamyamlar ve vahşi hayvanlar tarafından yenilenler o hayvanların boklarından mı çıkacaklardır.Hıristiyanlık âlemi Beş yüz sene uğraşarak bu sorunun yanıtını ilme bırakmak zorunda kalmışlardır.Türler yeni nesil türlerde yaşamaktadırlar.Mustafa Kemal de bizlerde yaşamaktadır.

Ebced ve tarih düşürmek[değiştir | kaynağı değiştir]


Bu harflerin tekabül ettiği değerleri bir arada özel şekilde birleştirerek bir olayın oluş tarihini belirtmeye 'ebced hesabıyla tarih düşürmek' veya daha kısaca 'tarih düşürmek' adı verilir. Ancak bu birleştirme bazen karmaşıktır ve tarih düşürmenin çeşitli yöntemleri ve yolları vardır.

Başka alfabelerle benzer uygulamalar[değiştir | kaynağı değiştir]


Semitik alfabelerde başlamış olduğu gözüken harflere sayısal değerler atfetme işi İbrani ve Yunan alfabelerinde de görülmektedir.

Kabala sisteminde Gematria denen (İbranicesi: גימטריה, gēmariyā) sayısal bir düzenek mevcuttur. Burada İbrani sayıların rakamsal değeri 400'e kadar ebced numaraları ile aynıdır. Günümüzde hala madde numaralamada ve haftanın ilk 6 gününü temsil için kullanılmaktadır.

Fenike alfabesinden uyarlanmış olan ve isimlendirme ve sırasını bu alfabeye göre şekillendirmiş olan Yunan alfabesinde de izopsefi denilen (İngilizcesi isopsephy) harflerden faydalanan sayısal bir sistem mevcuttur. Bu sistemde harflerin karşılık geldiği rakamsal değerler 90 sonrasında ebced değerlerinden farklılaşır. Bunun sebebi Yunan dilinde ād (ص) harfine denk gelen bir sesin olmamasıdır.

Ebced Hesabı nedir? Yapılması doğru mudur?

Sorunun Detayı

Ebced Hesabı nedir? Yapılması doğru mudur?

Cevap

Ebced: Cümel, Cifr, Sayı sembolizmi.

Ebced veya Ebûced, Arap alfabesindeki harflerin kolaylıkla hatırda kalması için düzenlenen bir hârf dizisi ile bu harf dizisinin her birine tekabül eden bir rakam değeri sistemi ve diziyi oluşturan sekiz kelimenin ilkinin adıdır.

Harflerin her birine 1'den 1000'e kadar matematik değerler verilmiştir.

Ebced hesabı Fars ve eski Türk edebiyatında tarih düşürmede de kullanılmıştır. Meselâ İstanbul'un Fetih tarihi için Kur'ân-ı Kerîm'den "Âherûn" kelimesi düşürülmüştür. Bunların toplamı

(elif+gayn+ra+vav+nun)=1+600+200+6+50=857

çıkmaktadır ve bu tarih Hicri 857 (M. 1453) yılı olan fetih tarihidir. Ayrıca şâir Fuzûli, Kanunî Sultan Süleyman'ın Bağdat'ı fetih tarihi olan 941 H. yılı için; "Geldi burc-i evliyaya padişah-ı namdâr" mısraını tarih düşmüştür. Yine Sultan Abdülmecid'in saltanata geçişine de "Bir iki, iki delik Abdülmecid oldu Melik" mısrası ile tarih düşmüşlerdir.

Bütün hurûf-û hecâ denilen yirmi sekiz harfi içine alan Ebced harf tertibinde harflerin sayısal değerleri şöyledir:

Ebced: Elif : 1, Ba : 2, Cim:3, Dal:4 Hevvez: He : 5, Vav : 6, Ze : 7 Hutti: Ha : 8, Tı : 9, Ya : 10 Kelemen: Kef : 20, Lam : 30, Mim : 40, Nun : 50 Se'fes: Sin : 60, Âyn : 70, Fe : 80, Sad : 90 Karaset: Kaf : 100, Rı : 200, Şın : 3002 Te : 400 Sehaz: Se 500, Hı: 600, Zel : 700, Dazığ: Dad : 800, Zı : 900, Ğaym 1000.

Ebced ilmiyle elde edilen bilgilerin değeri:

Kuran-ı Kerim'de bütün ilimler vardır. Bu ilimleri de herkes kendi kabiliyetine göre okuyabilir veya hissedebilir. Ancak bu ilimleri Kuran'dan okurken, benim anladığım ilim kesin doğrudur diyerek değil de, ben böyle anlıyorum, şeklinde söylemek gerekir. Çünkü bir gün bu anladığı bilgiler yanlış olursa Hâşâ Kuran yanlış olmuş gibi algılanır.

Örneğin Kuran-ı Kerim'de “Üzerinde “ondokuz” vardır," ayeti bulunmaktadır. Bu sayıdan hareketle Kuran'ın bazı sırlarına ve şifrelerine ulaşmak mümkündür. Ancak bu bilgilere mutlak doğru ve Kuranın kesin işareti olarak bakmanın bazı sakıncaları olacağından dikkatli olmak gerekir. Hiç olmazsa: "Böyle şeyler anlamak mümkündür, fakat bunlar kesin ve değişmez doğrular olmayabilir. Hesaplamalarımızda hata edebiliriz, bu hatalar da bize aittir." demek gerekir.

Ebced hesabı da bunlardan biridir.

Yirmi sekiz harften ibaret olan Arap alfabesi, Emevî Halifesi Abdülmelik bin Mervan zamanına kadar Ebced tertibiyle okunur ve yazılırdı. Abdülmelik bin Mervan zamanında Nasr bin Asım ile Yahyâ bin Ya’mer el-Udvânî’den kurulan bir ekip, Arap alfabesinin harf sırasını değiştirdi ve birbirine benzer harflerin ard, arda sıralanması esasına dayalı “hurûf-u hecâ” denilen ve bu gün kullanılan alfabeyi oluşturdu. Yazı dilinde bu alfabe kullanılmaya başlandı.

Arap harflerinin ebced tertibine göre dizilişinin Hazret-i Âdem’e (as) dayandığı rivâyet edilir. Bu tertip ile alfabenin kullanıldığı tarih süreci içerisinde, zamanla bu harflere sayısal değerler verilmiş; bu sayısal değerler âlimler, edebiyatçılar ve şâirler tarafından makbul ve muteber karşılanmış ve kullanılmaya başlanmıştır. Şâirler ve edipler, yazdıkları manzum ve mensur eserlerde ebced hesabını da kullanmışlar ve harflere verdikleri rakamsal değerler ile önemli tarihleri kaydetmişler; zaman içinde bu usûl yaygınlaşma ve gelişme istidadı göstermiş; âdetâ Arap alfabesinin bir yan ilim dalı olarak olgunlaşmış ve adına da “Ebced Hesabı” veya “Cifir İlmi” denmiştir.

Ebced dizilişine göre Arap alfabesi; “elif, bâ, cim, dâl, he, vav, ze, ha, tı, yâ, kef, lâm, mim, nûn, sin, ayın, fe, sad, kaf, rı, şın, te, se, hı, zel, dad, zı, ğayın” şeklindedir ve “ebced” ismini de bu dizilişin ilk dört harfinden almıştır. Bu alfabe kolay ezberlensin diye şu formül ile de ifade edilmiştir: Ebced, Hevvez, Huttî, Kelemen, Sa’fes, Karaşet, Sehaz, Dazağ. Bu dizilişe göre Arap alfabesi sayısal değer açısından üçe ayrılmış; İlk dokuz harfe “âhâd” yani “birler”ve birler basamağından değerler verilmiş; ikinci dokuz harfe “âşâr” yani onlar denmiş ve onlar basamağından değerler verilmiş; üçüncü on harfe “miât” yani “yüzler” denmiş ve yüzler basamağından değerler verilmiştir.

Kur’ân-ı Kerim inmeye başladığında Araplar arasında Ebced hesabı biliniyordu ve alfabe bilgisi olan şâirler ve edebiyatçılar tarafından da kullanılıyordu. Arap lisanının belâğat, fesâhat ve edebiyat açısından en gelişmiş döneminde nâzil olmaya başlayan ve mu’cize ifâdeleriyle şâirleri ve edebiyatçıları hemen etkisi altına alan Kur’ân-ı Kerim’in; bu lisanı vahiy dili olarak kabul edip, bu lisanın yan bir ürünü diyebileceğimiz Cifir İlmini reddetmesi düşünülemezdi. Esâsen Cifir İlmini reddetmesi için geçerli bir sebep de yoktu. Zîra Kur’ân-ı Kerim prensip olarak, insanlığın zararına kullanılmayan her “birikime” kapılarını açan bir İlâhî Kitaptı. Cifir İlmi ise, Arap Lisanının binlerce yıllık birikimini yansıtan bir ürünü idi.

Nitekim edebiyatça, belâgatça, güzel ve şâirâne söz söylemek sanatı bakımından ve bilhassa düpedüz hakîkati ifâde etmesi açısından şâirlerin ve edebiyatçıların gerisinde asla kalmayan ve sözüyle-hakîkatıyla herbir şâiri, edebiyatçıyı ve akıl ehlini hayran bırakan Kur’ân-ı Kerîm’in, âyetlerini Cifir ilmine göre muhtelif târihler veren birer anahtar hüviyetinde donatması, mucize oluşunun da bir gereği idi. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz’den (asm) günümüze kadar ehil âlimler tarafından, Kur’ân-ı Kerim’in âyet ve kelimelerinden Cifir İlmine göre bir takım tarihler çıkarıla gelmiş ve bazı hakikatlerin sırlarına bu yol ile ulaşılabilmiştir.

Ancak, bu çalışmayı bu ilme vakıf ehliyetli ulemâ yapabilir. Yoksa her önüne gelenin bu ilme göre tarih çıkarma girişiminde bulunmasının yanlış ve sıhhatsiz sonuçlara götüreceği açıktır.

Meselâ, Osmanlı ulemâsından Molla Câmî, Sebe’ Sûresinin 15. Âyetinde geçen “beldetün tayyibetün” ibâresinden ebced hesabına göre hicrî 857, milâdî 1453 tarihini çıkarmış ve İstanbul’un Fethinin bu âyetle de müjdelendiğini haber vermiştir.1

Meselâ, bir gün Yahûdî âlimlerinden bir kısmı Peygamber Efendimizin (asm) huzurunda Bakara Sûresinin ve Meryem Sûresinin başlarında bulunan şifreli harflerden Cifir İlmine göre tarih çıkararak:

“Yâ Muhammed! Senin ümmetinin müddeti az olacaktır!” demişlerdi.

Allah Resûlü de (asm) sâir sûrelerin başlarında bulunan şifreli harfleri Cifir İlmine göre yorumlayarak:

“Az değil; daha var!” buyurdu. 2

Cifir İlminin Hazret-i Ali (ra), Hazret-i Cafer-i Sadık (ra), Muhyiddin-i Arabî (ra) gibi birçok İslâm ulemâsı ile birlikte asrımızda Üstad! Bediüzzaman (ra) tarafından da kullanıldığı ve muhtelif tarihlere, haberlere ve müjdelere işâret edildiği bilinmektedir. 3

Cifir İlminin tarih boyunca kullanıldığı ve Kur’ân’dan da bu ilme dayanarak bazı tarih, haber ve müjdelerin çıkarıldığı doğrudur; ancak bu ilim, gaybı yalnız ve yalnız Allah’ın bildiği; Allah bildirmediği takdirde hiçbir kulun gaybı bilemeyeceği hakikatine gölge düşürecek şekilde kullanılamaz, kullanılmamıştır ve kullanılması doğru da değildir. Gaybı ancak ve ancak Allah (cc) bilir. Allah (cc) bildirmediği sürece kul gaybı bilmez. Bedîüzzaman Hazretleri (ra) Kur’ân’dan bu çerçevede verdiği haberlerde, “Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez!” hakîkatini hep hatırlatmış; “Gerçek ilim Allah katındaki ilimdir”4 âyetinin rehberliğinde yürümüştür.

Netice olarak söylemeliyiz ki: Ebced hesabı geleceği keşfetmeye yeterli bir kaynak değildir. Gelecek Allah’ın ilminde, irâdesinde ve kudretindedir. Allah bildirmedikçe hiçbir kimse, hiçbir hesaplamayla yarının ne olacağı hakkında bir ön bilgiye veya tahmine sahip olamaz.

Ebced ve cifir hakkında geniş bilgi almak ve örnekleri görmek için tıklayınız.

Dipnotlar:
1- Yazır M.H. Elmalılı Tefsiri, s. 3956
2- İbn-i Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’ani’l-Azîm: 1/38; Tefsîrü’t-Taberî, 1/71-72; Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 2/22; Şuâlar, s. 613.
3- Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 63, 101, 125
4- Ahkaf Sûresi: 23”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

23 Aralık 2013 Pazartesi

1206/BEN DE ŞAŞTIM GARİK!


TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;23 Aralık 2013-

                         Ben de şaştım garik!

„Allah, Allah… Başbakan neden ağzını açamıyor?“

Bu soru bir yazının başlığıdır!HER GÜN MEYDANLARDA VE TELEVİZYONLARDA KONUŞTUĞUNA GÖRE,NERESİNDEN GONUŞUYOR Kİ!?HEMİ DE KONUŞMANIN KOKUSU GÜNLERCE ÇIKMAYİ!

 

1205/KOZALİTE=NEDENSELLİK!


               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;23 Aralık 2013
              Kadınlarımız, neden Davulcuyu ve Klarnetçiyi seçer demeyiniz,aralarında Göt Kılı olmayı seçenler de var!
                                                 KOZALİTE=NEDENSELLİK!

            Kadının birisi,”ben Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Göt kılıyım!”Deyince kıyametler kopardık! Kimimiz işi tiye aldık, kimimiz de ol kadına küfür ve dahi Hakaret ettik. Göt kılı olmayı seçmenin nedenselliğini araştırmadık.Öyle ya;insan vücudundaki  tüm kılları atlayarak Göt Kılı olmanın bir nedeni olması gerek!Neden Sayın Bayımız Recep Beyimizin Maslahatına değil de Götlerine kıl olmayı seçiyor bu Seçmen Kadın!Hayatı Osuruk ve dahi Bok kokuları içinde geçmiş olduğu kıl yeri seçiminden anlaşılan bu kadın,erkeklere kulluk etmektense  kendi seçimi ile Göt kıllığını tercih ettiği anlaşılmaktadır.Asıl sorun da şudur:Neden Maslahat ve Şaşak kılı değil de Göt Kılı olmak?Bu da ol kadının çok kıskanç bir yapıda olduğunu göstermektedir.Oralarda kıl olsaydı üçüncü kişilerin kılları ile hem hal olacaktı.Buna da dayanamazdı garik!Sonra ülkemizde seçme hürriyeti yok mu? MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TEN NASİBİNİ ALAMAYANLARIN NASİBİ GÖT KILI OLMAKTIR!

 

22 Aralık 2013 Pazar

1204/EVDE ZOR TUTULAN MİLYONLAR!


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;22 Aralık 2013

 RÜŞVET ALINMASINA ALINIR,/ÇÜNKÜ BURASI DARÜLHARP BÖLGESİDİR!İSVİÇRE BANKALARI DURURKEN NAMUSLU POLİSLERİN ULAŞACAĞI AYAKKABI KUTUSUNDA DA SAKLANMAZ Kİ KARDEŞİM.!

                               EVDE ZOR TUTULAN MİLYONLAR!”

            Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan:”Milyonları evde zor tutuyorum!”Diyerek Tüm Rüşvetçileri alenen uyarmıştı! Bu uyarının hemen akabinde de, O ünlü Belgelerde Sayının İsviçre Bankalarında Sekiz ayrı hesapta milyarlarca doları olduğu ortaya atılmıştı. Polisin ve Namuslu Müddeiumumilerin ulaşamayacağı  Yabancı bankalardaki paraların bile öğrenildiği günümüzde,söz dinlemeyerek, Ayakkabı kutularında Rüşvet Parası saklamanın âlemi var mı?Devletimizi Soyanlar rüşvet alacaksa bu konuda deneyimi olan büyüklerinin uyarılarına uymaları gerekir!”Nasıl olsa Büyük Ustamız bizleri kurtarır inancı!” Büyük ustamızı da götürür benden söylemesi!

1203/BU KADAR DA CEHALET!


              TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;22 ARALIK 2013


                                     BU KADAR DA CEHALET!

                   BÜLENT Arınç soruyor:
“Bir İç İşleri Bakanının, oğlunun gözaltına alındığını basından duyması kadar acı bir şey olabilir mi?”
Oysa daha acı olan bir şey var: Halkın vurdumduymazlığı!

Sayın Bülent Beyimiz;her zamanki gibi,bir yanlışlığınız var:Bakan çocukları önce BABA’LARINI telefonla uyarmışlar.Mafya’da gelenektir,yakalanan bir mafya üyesi önce BABAYI arar. BABA'NIN ÇAMAŞIR MAKİNESİ KUTUSUNDAKİLERİ SAKLAMASI İÇİN BUTELEFON  BİR UYARIDIR!

 

21 Aralık 2013 Cumartesi

1202/TÜRK VE TÜRKLÜK HAİNLERİMİZE!


               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;21 Aralık 2013

                       VATAN VE TÜRKLÜK HAİNLERİMİZE!

              TÜRK İNSANINI biribirine kırdırtan, Düşmanlarımızla işbirliği yapmaktan çekinmeyen HALİFELİK 03 Mart 1924 tarihinde 431 sayılı yasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmıştır. 

 Madde/1:Halife halledilmiştir. Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.”Kanun no=431
                              RG. Yayın tarihi:06 Mart 1924
                               RG. SAYISI:63

 

                   Buna rağmen:

“Mustafa Kemal’in Hilafeti kaldırmış olduğunu iddia ederek Türkiye Cumhuriyetine kin kusanlara utanacakları bir belgeyi de sunmak zorundayım:

10 Ağustos 1920 tarihinde; Paris’in SEVR Banliyösünde Osmanlı İmparatorluğunun imzalamış olduğu Sevr antlaşmasına bir göz atalım, ey Türk ve Türklük gözleri kör olanlar:

“Türkiye, her hangi bir devlet tabiiyetinde bulunan Müslümanlar üzerinde her çeşit nüfuz, egemenlik ve yargı hukukundan resmi surette feragat eyler…”Hükmünü kabul ederek, almamış olduğu ve dört elle sarıldığı Hilafet makamının taşıdığı yetki ve sorumluluklardan vazgeçmiştir. Halife olduğunu iddia ederek Anadolu’da kardeşkanının akıtılmasını sağlayan Vahdettin; İngiliz altınları ve silahlarıyla “HALİFE ORDUSU” kurarak Milli Kuvvetlere savaş açmaktan bile çekinmemesi de devrim tarihimizin en acı olaylarından birisidir.” Cumhuriyet Ansiklopedisi, cilt.5.S.1598.

Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında; Adliye Vekili Seyyit Bey tarafından, Hilafet Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e teklif edildiğinde, kısa ve özlü bir yanıt almıştı:

            “TENEZZÜL ETMEM!” Esat Mahmut Bozkurt, Atatürk İhtilali. S.325

İslam Dinini parçalayacak ve ülkemizi kan banyosuna sokacak, tarihin çöplüğüne atmış olduğumuz bir boş kuruma bizler neden tenezzül edelim?” Osman Türkoğuz,Halifelik Üzerine Serenat.

 

 

1201/ARTİSTLERE ROL DAĞITIMI REJİSÖRLERİN GÖREVLERİNDENDİR!


               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;21 Aralık 2013

                       ARTİSTLERE ROL DAĞITIMI!

                           REJİSÖRLERİN GÖREVİDİR!

Gazete almak için gittiğim gazete bayiinde güleç yüzlü bir zat elimi sıkarak:

         “Günaydın Sayın Osman Bey, size iki sorum olacak, izin verir misiniz?”Dediler.

         “Sorularınızın yanıtını bilemesem de hemen araştırır,öğrenirim!”Dedim.

         “İstanbul’da Cumhuriyet Başsavcılığının başında bir KADI MI VARDIR?”Dediler.”Soyadı Çolakkadı olan ve Kadı gibi davranan birisi vardır. Hazırlık soruşturmasını önlemek için asıl soruşturma Savcısının yanına iki Müdedihususi eklemiştir.Cumhuriyet Savcıları hazırlık soruşturmalarını Ceza Muhakemeleri Usul Kanununa göre yürütürler.Daha önceleri çatma suç dosyalarında,iki çatma hakim kanalı ile hukuk dışı kurallar uygulanmıştı.Aynı oyun tezgaha konulmuştur.”Dedim ve ikinci soruyu sordu:

         “Türkiye Cumhuriyetinde valiler arasında Üst Vali-Ast ya da Alt Vali diye bir ayırım var mıdır?”

         “Bir ilin valisini diğer ilin valisi emrine o ilin emniyet müdürü olarak atamak;bir rejisörün kıral rolündeki aktöre kapıcı rolünü vermesi ile eşdeğerdir.Emir kulluğunu kabul edenlerin kabul edemeyecekleri rol yoktur.Onları yeni görev yerine Başsavcımızın uçağı ile götürmek te onlara kişilik kazandırmaz.Ulusal Kurtuluş Savaşımızda,İkinci Ordu komutanlığa atanmak istenen Ali Fuat Cebesoy:”Ben cephe komutanlığı görevini  deruhte etmiş bir komutanım,alt kademedeki bir komutanlığı kabul edemem!”Demişti de.

20 Aralık 2013 Cuma

1200/PANDORANIN KUTUSU VE AYAKKABI KUTUSU!


         TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;20 Aralık 2013/Lütfen, her iki öyküyü de aynı mantık ölçüsünde değerlendirir misiniz? Gerçek Ayakkabı kutusunu masallarla karıştırtmamalısınız? Sanık ördekler götleri ile dalmaya başladılar! HAZIRLIK SORUŞTURMASINDA CUMHURİYET SAVCISININ EMRİ GEÇERLİDİR.Polis ilk defa onurlu bir soruşturma yapmıştır!Panik te bundandır!

 

                             PANDORANININ KUTUSU= MASAL!

                                               VE

                                AYAKKABI KUTUSU!= GERÇEK!

HER İKİSİ DE İNSANLIĞI VE ULUSLARI YIKAR, ATAR! NAMUSLULAR VE YİĞİTLER HAPİSLERDE YATAR! BU NEDENLE DA SOYGUNCU KAHPE DÖLLERİ ORTALIKTA FİNK ATAR. KOYUNLAŞAN TOPLUM DA YALANCILARININ AĞZINA BAKAR!

“Zeus, Eski Yunan   uygarlığında en önemli tanrı olarak görülmektedir. Pandora ise, Zeus ile ilgili bir kapaavramdır. Eski Yunan Medeniyetindeki inanışa göre Zeus, kötülük yapan insanları cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı yaratmıştır.

Pandora kelimesinin anlamı ise, Tanırların hediyesini ifade eder. İnanışa göre Zeus’un insanoğlunu cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı neden yarattığı incelenirse Eger, Zeus’un ateşini Prometheus’un kardeşi Epimetheus kendisinden çalmıştır ve çalınan bu ateş Epimetheus tarafından insanlara verilmiştir. Zeus, bu duruma oldukça kızmıştır ve insanlardan intikam almak için Pandora’yı yaratmıştır. Yunan mitolojisindeki inanış bu şekilde kendini göstermektedir. Zeus tarafından intikam almak için yaratılmış olan Pandora’ya, ateşi Zeus’ tan çalan Epimetheus âşık olur. Kardeşi Prometheus kardeşini oldukça fazla uyarmıştır fakat bu uyarılara rağmen Epimetheus, Pandora ile evlenmiştir. Eski Yunan Medeniyetindeki bu efsane bu evlenmeyle başlamış bulunur ve aynı zamanda bu efsane binlerce yıl öncesinden günümüze Kadar gelebilmeyi başarmış durumdadır. Mitolojide Pandora'nın kutusu

Zeus Pandora'nın eline kapalı bir kutu verir ve onu Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gönderir.

Olacakları önceden görebilen kâhin Prometheus bunun üzerine kardeşi Epimetheus'u Zeus'tan gelecek hiçbir hediyeyi almaması hususunda uyarır. Fakat Epimetheus hediyeyi elinde tutan güzel Pandora'yı görünce kardeşinin nasihatlerini unutur ve bunun karşılığında insanlığa en büyük kötülüğü getirir. Epimetheus, Pandora'nın çekiciliğine karşı koyamaz ve yapacağı en son şeyi ilk sıraya koyarak onunla evlenir. O zamana kadar erkekler kötülüğü, hastalığı, sıkıntıyı, yalanı bilmiyorlardır. Yeryüzüne bütün kötülükler Pandora ile birlikte bu kutuyla gönderilmiştir. Tek yapılmaması gereken ise bu kutunun açılmasıdır.

Zeus'un eline tutuşturduğu kutuda ne olduğunu merak eden Pandora bu merakına daha fazla dayanamayarak bu kutuyu açar. Bu kutu açılınca ne kadar kötülük, dert, kıskançlıklar, hastalıklar, açlık, yaşlılık, delilik, ahlaksızlık varsa yeryüzüne yayılır. Pandora bu kutunun kapağını kapatmak istese de çok geç olmuştu artık yeryüzü bu kötülüklerle olumsuzluklarla çevrelenmiştir. Buna rağmen Pandora, kutunun kapağını son hamleyle kapatır. Kutunun içindeki tüm hastalıklar ve kötülükler dışarı fırlar,acele ile Pandora’nın kapattığı  kutunun içinde yalınız UMUT kalır!”Şimdi bu  Efsaneyi Rahmetli  Azra Erhat’ın MİTOLOJİK SÖZLÜK adlı eserinden okuyalım:

            PANDORA: Hesiodos’un/Foçalı Çok tanrılı dinlerin peygamberi, Ostüzü/  hem “Theogonia” hem de “İşler ve Günler” adlı eserlerinde uzun uzadıya anlattığı Pandora efsanesi Ortadoğu ve özellikle Samî kaynaklı olsa gerek; çünkü ilk kadının yaratılışı, yani adem’le Havva  Efsanesinin Yunan Mitosuna aktarılmış bir kopyasına benzer.Kadını her kötülüğün ,her dert ve belanın başlangıcında görmek Yunan görüşlerine pek uymaz.Nitekim Hesiodos’tan sonra bu efsaneyi işleyen pek olmamıştır.Yunan yazınında Homeros şiiri ve onun dile getirdiği iyimser,gülümser dünya görüşü ağır basmış,karamsarlığı olduğu kadar kadın düşmanlığını da silip süpürmüştür.Hesiodos’un yansıttığı akım başka çağ ve ülkelerin sanatını etkilediği içindir ki,Pandora Efsanesini buraya almayı uygun gördük.Aşağıdaki anlatım,”İşler ve Günler’deki anlatımdır,Pandora ve Prometheus efsanelerinin bir karışımını verir:

Tanrılar, yeraltına gizlemiş besinleri. /Yoksa insan bir  gün çalışıp rızkını sağlar,/ Sonra bir yıl sırtüstü yatardı,/ Asar bırakırdı sabanını ocak başında,/ Çözerdi çiftini, çubuğunu,öküzlerini./

Zeus kızınca Prometheus’a/Kendini aldatan o sivri akıllıya,/Sakladı varını, yoğunu insanlardan./O gün bugündür dertlere boğdu insanoğlunu./

         Zeus gizledi besini insandan,/Ama İapetos’un güçlü oğlu Prometheus/Çaldı Zeus’un ateşini insanlar için/Sakladı onu Narthes kamışının işçinde./kızdı bulut devşiren Zeus, dedi ki ona./”İapetos oğlu, sivri akıllı kişi seviniyorsun ateşi çaldın,beni aldattın diye,/Ama bil ki dert açtın kendi başına da:/Aldığın ateşe karşı bir bela/Öyle bir bela sokacağım ki insanlara,/Sevmeye,okşamaya doyamayacaklar bu belayı”/böyle dedi ve kah!kah güldü insanların ve tanrıların babası./Namlı,şanlı Hephaistos’u çağırdı hemen,/EK:Zeus’un topal oğlu Aphrodit’in  kocası ve Demirciler tanrısı.Ostüzü./”Bir parça toprak al,suyla karıştır dedi,/içine insan sesi koy,insan gücü koy,/Bir varlık yap ki yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin./

 

“Bedenini güzelim genç kızlara./Athena, sen de ona elişlerini öğret dedi/Renk, renk kumaşlar dokumasını öğret./Nur topu Aphrodite, sen de büyülerini kuşat ona./İstekler,arzularla tutuştur gönlünü/yüz gözlü devi öldüren Hermales,sen de /Bir köpek yüreği,bir Tilki huyu koy içine./”Böyle dedi  Zeus,onlar da yaptılar dediğini/ :/Koca Hephaistos topal tanrı hemen/Bir kız biçimine soktu toprağı./Gök gözlü Athena süslü kuşağını sarıverdi beline.

 

“O canım Kharitler ve o güzelim Pettho/Altın gerdanlıklar taktılar boynuna./Horalar bahar çiçekleriyle donattılar saçlarını.

 

“Hermelas doldurdu göğsüne yalanı, dolanı,/Uzaktan gürleyen Zeus’un oluyordu isteği./Ses koydu içine o Tanrılar kılavuzu ve PANDORA adını taktı./PANDORA demek bütün tanrıların armağanı demekti,/Çünkü bütün Olimposlular insanların başına bela etmişti onu./Tanrıların babası kurunca bu düzeni,/Epimetheus’a gönderdi Pandora’yı kılavuz tanrı Hermelas’la ./Epimheteus unuttu Prometheus’un  dediğini:/Zeus’tan armağan alma demişti ona Ptometheus, alırsan ölümlüleri derde sokarsın demişti,/Armağanı aldı ve alınca anladı başına bela aldığını./eskiden insanoğulları bu dünyada dertlerden kaygılardan uzak yaşardı, bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları,/Pandora açınca kutunun kapağını, dağıttı insanlara dertleri,acıları./Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık,kapağı açılınca dert kutusundan./Umut tam çıkacakken Pandora kapamıştı kapağı,böyle istemişti bulutlar devşiren Zeus./O gün bugündür insanların başı dertte,toprak bela doludur,deniz bela doludur,geceleri dert doludur,gündüzleri dert dolu,belalar başı boş dolaşır sessizce ölümlülerin çevresinde;Derin düşünceli Zeus ses vermedi onlara sessizce gelişlerini duymasın  diye insanlara,/Görüyorsun ya Zeus’un dilediğine karşı konmaz!”SGK.S.236/237.

         Burada anlatılan masaldaki  Pandoranın kutusu ile içinden milyonlarca Dolar ve Avro çıkan  Ayakkabı kutusunun kaderleri örtüşmektedir: Kutunun içine  konulan her türlü şerefsizlik,yalakalık,vatan hainliği Allah ve din ile aldatma,bir ulusu ve onun kurmuş olduğu onurlu devleti yıkma,içilen andlara ihanet suçları kutunun açılması ile dışarı çıkmıştır.Sayın Bay Recep Beyimizin kutuyu acilen kapatması ile de kendileri ve daha büyük ihanetler kutunun içersinde kalmıştır. Kutuyu bu hali ile unutulmuşluk lağımına gömmek murat edilmektedir,tıpkı Deniz Feneri ve ötekiler gibi.Ama,Türk toplumu uyanmamakta direnirse kutudan dışarıya akan pislik onu boğmaya yetecektir.Kutuyu yaratanın  da baş tanrı Fethullah ve Harici bedhahların olması düşünülebilir Garik!

 

 

/

1199/PANDORANIN KUTUSU VE AYAKKABI KUTUSU!


         TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;20 Aralık 2013/Lütfen, her iki öyküyü de aynı mantık ölçüsünde değerlendirir misiniz? Gerçek Ayakkabı kutusunu masallarla karıştırtmamalısınız? Sanık ördekler götleri ile dalmaya başladılar! HAZIRLIK SORUŞTURMASINDA CUMHURİYET SAVCISININ EMRİ GEÇERLİDİR.Polis ilk defa onurlu bir soruşturma yapmıştır!Panik te bundandır!

                             PANDORANININ KUTUSU= MASAL!

                                               VE

                                AYAKKABI KUTUSU!= GERÇEK!

HER İKİSİ DE İNSANLIĞI VE ULUSLARI YIKAR, ATAR! NAMUSLULAR VE YİĞİTLER HAPİSLERDE YATAR! BU NEDENLE DA SOYGUNCU KAHPE DÖLLERİ ORTALIKTA FİNK ATAR. KOYUNLAŞAN TOPLUM DA YALACILARININ AĞZINA BAKAR!

“Zeus, Eski Yunan   uygarlığında en önemli tanrı olarak görülmektedir. Pandora ise, Zeus ile ilgili bir kapaavramdır. Eski Yunan Medeniyetindeki inanışa göre Zeus, kötülük yapan insanları cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı yaratmıştır.

Pandora kelimesinin anlamı ise, Tanırların hediyesini ifade eder. İnanışa göre Zeus’un insanoğlunu cezalandırmak için çok güzel bir kadın olan Pandora’yı neden yarattığı incelenirse Eger, Zeus’un ateşini Prometheus’un kardeşi Epimetheus kendisinden çalmıştır ve çalınan bu ateş Epimetheus tarafından insanlara verilmiştir. Zeus, bu duruma oldukça kızmıştır ve insanlardan intikam almak için Pandora’yı yaratmıştır. Yunan mitolojisindeki inanış bu şekilde kendini göstermektedir. Zeus tarafından intikam almak için yaratılmış olan Pandora’ya, ateşi Zeus’ tan çalan Epimetheus âşık olur. Kardeşi Prometheus kardeşini oldukça fazla uyarmıştır fakat bu uyarılara rağmen Epimetheus, Pandora ile evlenmiştir. Eski Yunan Medeniyetindeki bu efsane bu evlenmeyle başlamış bulunur ve aynı zamanda bu efsane binlerce yıl öncesinden günümüze Kadar gelebilmeyi başarmış durumdadır. Mitolojide Pandora'nın kutusu

Zeus Pandora'nın eline kapalı bir kutu verir ve onu Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gönderir.

Olacakları önceden görebilen kâhin Prometheus bunun üzerine kardeşi Epimetheus'u Zeus'tan gelecek hiçbir hediyeyi almaması hususunda uyarır. Fakat Epimetheus hediyeyi elinde tutan güzel Pandora'yı görünce kardeşinin nasihatlerini unutur ve bunun karşılığında insanlığa en büyük kötülüğü getirir. Epimetheus, Pandora'nın çekiciliğine karşı koyamaz ve yapacağı en son şeyi ilk sıraya koyarak onunla evlenir. O zamana kadar erkekler kötülüğü, hastalığı, sıkıntıyı, yalanı bilmiyorlardır. Yeryüzüne bütün kötülükler Pandora ile birlikte bu kutuyla gönderilmiştir. Tek yapılmaması gereken ise bu kutunun açılmasıdır.

Zeus'un eline tutuşturduğu kutuda ne olduğunu merak eden Pandora bu merakına daha fazla dayanamayarak bu kutuyu açar. Bu kutu açılınca ne kadar kötülük, dert, kıskançlıklar, hastalıklar, açlık, yaşlılık, delilik, ahlaksızlık varsa yeryüzüne yayılır. Pandora bu kutunun kapağını kapatmak istese de çok geç olmuştu artık yeryüzü bu kötülüklerle olumsuzluklarla çevrelenmiştir. Buna rağmen Pandora, kutunun kapağını son hamleyle kapatır. Kutunun içindeki tüm hastalıklar ve kötülükler dışarı fırlar,acele ile Pandora’nın kapattığı  kutunun içinde yalınız UMUT kalır!”Şimdi bu  Efsaneyi Rahmetli  Azra Erhat’ın MİTOLOJİK SÖZLÜK adlı eserinden okuyalım:

            PANDORA: Hesiodos’un/Foçalı Çok tanrılı dinlerin peygamberi, Ostüzü/  hem “Theogonia” hem de “İşler ve Günler” adlı eserlerinde uzun uzadıya anlattığı Pandora efsanesi Ortadoğu ve özellikle Samî kaynaklı olsa gerek; çünkü ilk kadının yaratılışı, yani adem’le Havva  Efsanesinin Yunan Mitosuna aktarılmış bir kopyasına benzer.Kadını her kötülüğün ,her dert ve belanın başlangıcında görmek Yunan görüşlerine pek uymaz.Nitekim Hesiodos’tan sonra bu efsaneyi işleyen pek olmamıştır.Yunan yazınında Homeros şiiri ve onun dile getirdiği iyimser,gülümser dünya görüşü ağır basmış,karamsarlığı olduğu kadar kadın düşmanlığını da silip süpürmüştür.Hesiodos’un yansıttığı akım başka çağ ve ülkelerin sanatını etkilediği içindir ki,Pandora Efsanesini buraya almayı uygun gördük.Aşağıdaki anlatım,”İşler ve Günler’deki anlatımdır,Pandora ve Prometheus efsanelerinin bir karışımını verir:

Tanrılar, yeraltına gizlemiş besinleri. /Yoksa insan bir  gün çalışıp rızkını sağlar,/ Sonra bir yıl sırtüstü yatardı,/ Asar bırakırdı sabanını ocak başında,/ Çözerdi çiftini, çubuğunu,öküzlerini./

Zeus kızınca Prometheus’a/Kendini aldatan o sivri akıllıya,/Sakladı varını, yoğunu insanlardan./O gün bugündür dertlere boğdu insanoğlunu./

         Zeus gizledi besini insandan,/Ama İapetos’un güçlü oğlu Prometheus/Çaldı Zeus’un ateşini insanlar için/Sakladı onu Narthes kamışının işçinde./kızdı bulut devşiren Zeus, dedi ki ona./”İapetos oğlu, sivri akıllı kişi seviniyorsun ateşi çaldın,beni aldattın diye,/Ama bil ki dert açtın kendi başına da:/Aldığın ateşe karşı bir bela/Öyle bir bela sokacağım ki insanlara,/Sevmeye,okşamaya doyamayacaklar bu belayı”/böyle dedi ve kah!kah güldü insanların ve tanrıların babası./Namlı,şanlı Hephaistos’u çağırdı hemen,/EK:Zeus’un topal oğlu Aphrodit’in  kocası ve Demirciler tanrısı.Ostüzü./”Bir parça toprak al,suyla karıştır dedi,/içine insan sesi koy,insan gücü koy,/Bir varlık yap ki yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin./

 

“Bedenini güzelim genç kızlara./Athena, sen de ona elişlerini öğret dedi/Renk, renk kumaşlar dokumasını öğret./Nur topu Aphrodite, sen de büyülerini kuşat ona./İstekler,arzularla tutuştur gönlünü/yüz gözlü devi öldüren Hermales,sen de /Bir köpek yüreği,bir Tilki huyu koy içine./”Böyle dedi  Zeus,onlar da yaptılar dediğini/ :/Koca Hephaistos topal tanrı hemen/Bir kız biçimine soktu toprağı./Gök gözlü Athena süslü kuşağını sarıverdi beline.

 

“O canım Kharitler ve o güzelim Pettho/Altın gerdanlıklar taktılar boynuna./Horalar bahar çiçekleriyle donattılar saçlarını.

 

“Hermelas doldurdu göğsüne yalanı, dolanı,/Uzaktan gürleyen Zeus’un oluyordu isteği./Ses koydu içine o Tanrılar kılavuzu ve PANDORA adını taktı./PANDORA demek bütün tanrıların armağanı demekti,/Çünkü bütün Olimposlular insanların başına bela etmişti onu./Tanrıların babası kurunca bu düzeni,/Epimetheus’a gönderdi Pandora’yı kılavuz tanrı Hermelas’la ./Epimheteus unuttu Prometheus’un  dediğini:/Zeus’tan armağan alma demişti ona Ptometheus, alırsan ölümlüleri derde sokarsın demişti,/Armağanı aldı ve alınca anladı başına bela aldığını./eskiden insanoğulları bu dünyada dertlerden kaygılardan uzak yaşardı, bilmezlerdi ölüm getiren hastalıkları,/Pandora açınca kutunun kapağını, dağıttı insanlara dertleri,acıları./Bir tek umut kaldı dışarı çıkmadık,kapağı açılınca dert kutusundan./Umut tam çıkacakken Pandora kapamıştı kapağı,böyle istemişti bulutlar devşiren Zeus./O gün bugündür insanların başı dertte,toprak bela doludur,deniz bela doludur,geceleri dert doludur,gündüzleri dert dolu,belalar başı boş dolaşır sessizce ölümlülerin çevresinde;Derin düşünceli Zeus ses vermedi onlara sessizce gelişlerini duymasın  diye insanlara,/Görüyorsun ya Zeus’un dilediğine karşı konmaz!”SGK.S.236/237.

         Burada anlatılan masaldaki  Pandoranın kutusu ile içinden milyonlarca Dolar ve Avro çıkan  Ayakkabı kutusunun kaderleri örtüşmektedir: Kutunun içine  konulan her türlü şerefsizlik,yalakalık,vatan hainliği Allah ve din ile aldatma,bir ulusu ve onun kurmuş olduğu onurlu devleti yıkma,içilen andlara ihanet suçları kutunun açılması ile dışarı çıkmıştır.Sayın Bay Recep Beyimizin kutuyu acilen kapatması ile de kendileri ve daha büyük ihanetler kutunun içersinde kalmıştır. Kutuyu bu hali ile unutulmuşluk lağımına gömmek murat edilmektedir,tıpkı Deniz Feneri ve ötekiler gibi.Ama,Türk toplumu uyanmamakta direnirse kutudan dışarıya akan pislik onu boğmaya yetecektir.Kutuyu yaratanın  da baş tanrı Fethullah ve Harici bedhahların olması düşünülebilir Garik!

 

 

/

1198/ETME VE EYLEME BEKR!


               TC.

OSMAN TÜRKOĞUZ


TV. İZMİR;19 Aralık 2013

         ALLAHIMA KURBAN OLAYIM; ŞAŞIRTTIĞI KULUNU BEYGİR GİBİ OSURTAN ALLAHIMA!

                                  ETME VE EYLEME BEKR!

                   “Kılıç çeken kılıçla ölür!”Hıristiyan atasözü!

                   “Ne ile suçlarsanız, onunla da suçlanırsınız!”Ostüzü.

                   “Efendim; bir soruşturmayı Başbakanımız Televizyon öğrenirse,bunun açıklanacak bir tarafı yoktur!”Bekir Bozdağ! Sayın Şaşkınlarımız; bizce ve hukuk sistemimizce de bu durumun  açıklanacak yanları çoktur! Ostüzü. Abdülhamit için söylenmiş bir tekerleme vardır:”Kendi sui tedbirimle bombok oldu her işim;/Hem ağzıma sıçtı Felek, hem sikildi geçmişim!”Polisi Fethullah Gülenin emrine vermek,Amerika Birleşik Devletlerinin emrine vermektir!

         Bendeniz ne acemi pehlivanlar bilirim; kendisine denk pehlivanlar beğenmezken, en alt kademede güreşen bir pehlivan adayına tuşla yenilmiş!

         Kolluk Kuvvetlerini Adli Kolluk ve Önleyici kolluk olarak iki gruba ayırırız. Önleyici kolluk kuvvetleri Mülki âmirlerin emirlerindedir.Adli kolluğa Cumhuriyet Savcıları hazırlık soruşturması görevini verdiklerinde,Adli Kolluk güçleri onların emir ve talimatlarına tabiidirler.Cumhuriyet Savcıları,hazırlık soruşturmasının hiçbir kimseye açıklanmamasını emrettikten sonra,hazırlık soruşturması çok gizli olarak yürütülür.Kendisini Türkiye Cumhuriyeti Başsavcısı zanneden kişiye de ifşa edilemez.Bekr Beyin beyanı da bir  şaşkınlık sayıklamasıdır.Sonracıma;”hazırlık soruşturması gizlidir,ifşa edilmesi de suçtur,ihbar ediyorum!”İtirafı da kendilerin açığa düşürmekten öte bir hukuki anlam ifade etmez!Çatma dosyalarla ülkemizin Kahramanlarına ve Aydınlarına yükletilmek istenen iftiralar her türlü yayın kuruluşlarına hemen yansıtılmadı mı?Hadi oradan bağırsakları boşaltılanlar,yettiniz gari!

        

İzleyiciler

Blog Arşivi