6 Ekim 2012 Cumartesi

822/TÜRK DİLİ İLE İBADET*2

            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
            İzmir;10 Ocak 2010/06 Ekim 2012,Gaflet,Dalalet ve İhanet’e sımsıkı yapışanlarımıza!
                        İleti Yazımla birlikte:
                 Yalınız dua ve Yüksek Perdeden tehditlerle  işler görülseydi;USA Başkanı ve BOP Başkanı Barak Obama ,BOP AS Başkanı ve Sürveyan Sn RTE ile telefonla konuşurken bile  eline kalın bir sopa almazdı!
                        TÜRK DİLİ İLE İBADET:2
                        İLGİ: 03 Ocak 2010/05 Ekim 2012. tarihli birinci bölüm.
                     “Kitapta, Gül'ün her akşam ettiği duaya da yer verildi:
Dua
şöyle:
"Allahım, Beni güvenilir kıl, kibirden, gururdan uzak tut, kalbimi, sevgi, adalet, tevazu ve şefkatle doldur. Üzerime kul hakkının zerre gölgesini düşürme. Devletin, milletin imkânlarını israf ettirme, helalinden hizmet etme imkânı ver. Milletimi benimle mahcup etme. Beni ve bütün çalışma arkadaşlarımı taşıdığı yükün farkında olan emanette emin insanlardan eyle.
Ülkemin yücelmesi, yükselmesi ve insanımızın onurlu bir hayat sürmesi için bize güç ver, kuvvet ver, dirlik ver, birlik ver. İşlerimizi kolaylaştır, hem dünyada hem de ahirette iyilik, güzellik ve saadetler lütfeyle.
İnsanımızı her türlü kazadan, beladan ve afetten koru, ülkemize bereket ver. Devletimizi ve milletimizi payidar kıl. Barış ve huzur içinde bir vücudun azaları gibi olmayı, birbirimizi sevip kardeşçe yaşamayı nasip eyle."
            “Dağlara,taşlara “Ne Mutlu Türk’üm basitliğini yazdılar!”RP Kayseri AP MV.Bay A.Gül. Bu dua okuyan Sn Gül değil mi?
            USA Dış İşleri Bakanı Powel ile Dokuz maddelik teslim anlaşmasını da imzalayan Bu Sn.A.Gül değil midir? Avrupa sonuç belgesine 25’inci Türkiye’nin bölünmesi kararını onaylayan bu Sn.Gül değil midir!                          2.000.000.000.000Türk Lirasını sahte belgelerle zimmetine geçiren Dolandırıcıyı Necmettin Erbakan’ı affeden de bu Sn.A.Gül değil midir?
            Eşi Majeste Hayrinüsa Hanımın baş örtüsü için Bakanı bulunduğu Türkiye cumhuriyetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine veren de bu Sn.A.Gül değil midir?
            Dua ile insanlar delikten aşağıya süpürülemeseydi, USA’YA boyun eğmek olur muydu?
Yalınız Dua ile işler başarılsaydı;Fatih Sultan Mehmet;Hıristiyan Macar Urben’e o ağır topları döktür müydü!Yalınız Dua ile başarmak mümkün olsaydı,Mirliva Mustafa Kemal,18 arkadaşı ve bir Muhafız Takımı ile Samsun’a çıkar mıydı?
Yalınız Dua ile Sürveyanlar hizaya sokulsaydı; Barak Obama,Sn.RTE ile elindeki kalın sopa ile telefonda  konuşur muydu?
           
Madem Sn. Abdullah Gül’ün Türkçe duası, Ulu Tanrımız nezdinde geçerli,Biz neden Türk Dili ile İbadet Etmeyelim!O zaman, çok eski tarihli yazımızı ortaya dökelim:
“Yunanlılar; İzmir’e çıktıktan sonra, her türlü tecavüzlerini ve melanetlerini yaparlarken; İzmir camilerinde bazı imamlar; SURE’İ RUM’U okuyarak:”Bundan böyle bizi Rumlar yönetecektir. Kur’an’da yeri vardır. Sakın ola ki Rumlara elleşmeyin!” Diye vaazlar vererek, tahtaları dövmüşlerdir.”Besim Atalay, Türk Dili ile İbadet. S.14.
“FATİHA SURESİ:”Hamd evrenler sahibi yüce ALLAH içindir,/ ALLAH ki acıyandır, koruyandır, sevendir,/Günü gelince ancak,/O’DUR hesap soracak./Tek sana tapar, senden medet umarız biz,/sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,/Doğru yoldan ayırma bizi aman Rabbimiz.”
“Gaflet, Dalalet ve hatta İhanet içersinde bulunanlara,”Allah ve din ile insanları aldatanlara, dış ve iç destekli hainlere, bir tas çorbaya vicdanlarını satanlara, oyları ile bu dünyada mutlu kıldıklarının öteki âlem masallarının peşinden gidenlere, TÜRKLÜĞÜNDEN UTANANLARA ne söylesem, neler anlatsam inanmaları ve doğru yolu da bulmaları mümkün değildir. Bendeniz; imanını da aklın erdemli emrine verenlere Mustafa Kemal’den selamlar getirmişem. Ostüzü

            Profesör Dr. Aysel Ekşi, 21 Ağustos 1990 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde çok anlamlı bir makale yayımlamıştı. Yazının başlığı: ”Din Eğitimi Altında Okutulanlar!” İdi.
”Arapça bilmeyenlere, dinin ne olduğu, fakirlik ve zenginliğin dini sebepleri! Örnekleri ile vurgulanıyordu.”
“Evinin önünü süpüren, zengin olurmuş”
Günümüzde; örtülü, mörtülü ödenekleri, kıyıları süpürenlere ait hiçbir dini örnek yok! (7)  Diyemeyiz!
Örnekler çok ama mütekabiliyet esası olduğu halde, Alman Mahkemelerinin kararları, delil hükmünde bile sayılmamaktadır.
            Kur’an’ı Kerim, Tanrısal olduğu halde, Ulu Tanrımız, birçok ulusun dilini de surelerinin oluşumunda kullanmış!
Her şeyde KARŞILIKLILIK (MÜTEKABİLİYET) esası olduğuna göre; ben, neden ve niçin Kur’an’ı Kerimi kendi anadilime çevirtmeyelim!
Benim dilimin kelimelerini kullanmak için Ulu Tanrımız benim ulusumdan izin mi almıştır! Hâşâ. Bu ilahi bir iletidir. ”Ey! Araptan gayrı uluslar: Ben, anlamaları için Arap kavmine Arapça bir kitap indirdim. Sizin kelimelerinizi kullanarak ilahi emirlerimi ifade ettim. Bu nedenle ve anlamanız için, sizler de indirmiş olduğum bu kitabımı kendi anadilinize tercüme edebilirsiniz!” İleti budur.
            Dini ve dahi imanı bütün, günün her namaz vakti, camilerden çıkmayanlara soruyorum:
            “Yüce Tanrımız her şeye kadir ve muktedirdir. LEDÜNİYET ilminin de yegâne sahibidir. İnancınıza göre de, tüm dillerin yaratıcısıdır. Neden Türkçe dua etmiyorsunuz? Neden namazlarınızı anlamadığınız bir dil ile Arapça dualarla kılıyorsunuz?”
Genellikle:
            “Babamızdan böyle gördük!” Savunması açıklamasız kalmaktadır. Bir kaç açık yürekli kimselerden de:
            “Bakınız Beyim; sordunuz da söylüyorum: Türkçe Kuran okumak bana çok komik geliyor.” Ebu lehebin eli kurusun!” Kurutacak olan Allah değil mi? Benim Hz. Muhammed’in Amcası ile ne zorum var!
Dinimizce; ölenlerin arkasından iyi söz söylenmez mi? HZ. Muhammet peygamberliğini ilan edince; Ebu Leheb, oğulları Otba ve Otebe ile evli olan, yeğeni Hz.Muhammed’in iki kızını da boşatmıştı. Ümmü Gülsüm ve Rukiyye. Ümeyye Oğullarından, Ebu Süfyan’ın karısının kardeşi Osman, önce Ümmü Gülsüm ile o ölünce de Rukiyye ile evlenmişti.
TEBBET SURESİ bu olay üzerine inmişti:

                                    TEBBET SURESİ
            “Acıyıcı, esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım.
            *1-Ebû leheb’in elleri kırılsın, kendi de yok olsun.
            *2-O’nu ne malı, ne de parası kurtaramayacak,
            *3-O alevli bir ateşe atılacak.
            *4-Karısı o’na odun taşıyacak.
            *5-Boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olacak.”

            Sonra; Elem tere keyfe faale Rabbike’nin Türkçesi:” Ebabil kuşları-Dağ kırlangıçları—fil sahiplerinin üstüne balçık çamuru attılar!”
Gülesim geliyor, neredeyse dinden çıkasım geliyor. İyisi mi, anlamadan dua etmek!” Diyorlar.
Ama bununla anlatılmak istenen bir olgu olmalı değil mi? Diyorum: Tıss!
            “Anlamını düşünmeden Kur’an okumakta hayır yoktur!” Hadisini hatırlatıyorum. Genelde almış olduğum yanıt hep aynı:
            “Orasını karıştırmayalım Beyim!”
            Kur’anı Kerimin tamamlanması; Hz: Muhammed’in yirmi üç senesini almış. Bu süreç içersinde de (200)’e yakın ayet te NAKZEDİLMİŞTİR!” ”Zaman değiştikçe hükümler de değişir,” kuralının uygulanması olarak düşünülemez mi?
            Kur’an’ı Kerim’in neden Arapça olduğuna dair ayetlere de bir göz atacak olursak;  KUR’ANIN MANASINI ANLAMANIN ÖN PLANDA TUTULMUŞ OLDUĞUNU GÖRÜRÜZ.
Merhum Mehmet Akif ERSOY; bunu çok güzel vurgulamıştı: ”Duvara asmak ve fal açmak için değildir Kur’an!”

                        ARAPÇADAKİ YABANCI KELİMELER!
            “1935 senesinde; Profesör Arthur jeffery, ”Kur’andaki yabancı kelimelerin tetkiki!” adlı önemli bir kitap yayımlamıştı. Bu kitabın bir nüshası Robert Koleji kitaplığında bulunmaktadır. Kitapta Arapçaya girmiş olan yabancı kelimelerin listeleri ve yanlarında tanıkları ve çekimleri bulunuyor.
Bu kitaptaki tüm kelimelerin alınması uzun süreceğinden; ben sadece hangi dilden Arapçaya ne kadar kelime girmiş olduğunu belirtmekle yetineceğim:
                                   1-Sümerceden:     5 kelime,
                                   2-Elamcadan:                        1 kelime,
                                   3- Akatçadan:                       83 kelime,
.                       4-İbraniceden.                        200 kelime,
                        5-Aramcadan:                        25 kelime,
                        6-Süryancadan:                     600 kelime,
                        7-Nabatcadan:                     12kelime,
                        8-Semutcadan:                      6 kelime,
                        9-Palmirceden:                     16 kelime,
                        10-Habeşçeden:                  210 kelime,
                        11-Kıpıtçadan:                       10 kelime,
                        12-Sanskritçeden:     5 kelime,
                        13-Bülüçceden:                    1 kelime,
                        14-Eski Farsçadan              11Kelime,
                        15-Avestadan.           35 kelime,
                        16-Pazentden.                      20 kelime,
                        17-Pehleviceden.                  80 kelime,
                        19-Ermeniceden:                 65 kelime,
                        20-Yunancadan                    180 kelime,
                        21-Soğutcadan                     4 kelime,
                        22-Eski ve Yeni Türkçeden             9 kelime,
                        23-Latinceden:                     14 kelime.

“İBN’İ CİNNİ adlı bir yazar, Arapçanın %25 kelimesi uydurma, bir o kadar yabancı kelime de Arapça içerisine kaynaşmıştır!” Diye yazmaktadır.”
Arapçada 350 kılıç’a ait, 550 de buğdaya ait kelime vardır. Arapçanın %17’si deveye,  %30’u da kadınlara aittir!
Profesör Dr. Sayın Süleyman Ateş’in; Milliyet gazetesi okurları için hazırlamış olduğu iki küçük kitapçık vardır.
Sayın Ateş; Sureleri iniş dönemlerine göre yorumlamıştır. İlk Mekke dönemindeki sureler, BİREYSELDİR; Hz. İsa gibi bireyin kurtuluşundan söz eder. Medine dönemi sureleri, Hz. Musa tarzındadır. Ve son sureler devletleşme olgusunu işaret etmektedir. Sahihi Buhari’deki ve diğer beş hadis kitabındaki hadislerden de bu olguyu bulmak mümkündür:
“Bütün dünya Müslümanlarını, Kureyşli Müslüman Araplar yönetecektir. Müslüman olmayanları da, kureyşli Müslüman olmayan Araplar yönetecektir!”
“Cennette, benim konuştuğum dil Arapça konuşulacaktır!”
Hüneyin baskınında; paylaşılamayan yağma mallar için, 8’inci surenin 1’inci ayeti acilen değiştirilerek 41’inci ayetle yeni bir düzenleme yapılmıştır. Ancak; bu düzenleme ile iktifa edilmemiş, Kur’an hükümleri değiştirilemez diyen Arap Bilginleri! Yağmaya iştirak eden süvariye bir pay, binmiş olduğu Arap atına da iki pay verilmesi karara bağlanarak uygulanmıştır. Yağmaya iştirak eden eşeklere, develere ve katıra yağmadan pay düşünülmemiştir. Tercüme. Mustafa Özcan, İslâm Fıkhı, s.478-479

Mekke döneminde düzenlenmiş olan bir ayete ve diğerlerine bakalım:
*“ŞURA SURESİ, (42’inci sure) 7’inci ayet:”ve işte böyle sana-Muhammet- Arabî bir Kur’an vahyetmekteyiz ki Umm’ul Kura’yı (Mekke Şehrini) ve çevresindekileri sakındırasın ve o toplama günü’nün dehşetini haber veresin-onda şüphe yok-, bir fırka cennet’te, bir fırka sair’de (çılgın ateş içinde).” Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’an’ı Kerim ve İzahlı Meali. S.482.
Görev yapmış olduğum yerlerde, benim camiye gelmemi çok isteyenler oldu: benim görevimin, camiye gitmek olmayıp, camiye gidenlerin ve gitmeyenlerin huzur ve rahatını sağlamak olduğunu bir türlü anlatamadım.
Cebimde taşımakta olduğum bu ayeti de kendilerine verdim. ”Olamaz böyle bir şey! Günaha giriyorsunuz!” Diye de beni uyaranlar çok oldu. Nah! Kafa! Avrupalara giderek, cami avlularında ümmet’i müslümanları dolandırmadan gırtlağımıza kadar günaha battık!
*YUSUF SURESİ, (12’inci sure), 2’inci ayet: ”Biz O’NU sana, aklınızı çalıştırasınız diye ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik.” Kur’anı Kerim Meali, s.214.Yaşar Nuri Öztürk.
*İBRAHİM SURESİ, (14’üncü sure), ayet: 37. ”Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık, seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azizdir, Hâkimdir O.”
*“EN-NAHL-HURMA- SURESİ (16’ıncı sure.103’üncü ayet:”Andolsun ki biz, onların, ”Kur’anı bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nisbet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık ARAPÇA bir dildir.”
*TAHA SURESİ (20’İNCİ SURE) 113’ÜNCÜ AYET:”Biz o’NU işte böyle, ARAPÇA bir Kur’an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü yadelerle sıraladı ki, korunabilsinler yahut ta Kur’an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.”
*ZÜMER SURESİ, (39’uncu sure), 28’inci ayet: ”Bunu, eğrisi, büğrüsü olmayan ARAPÇA bir kur’an olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.”
*MAİDE SURESİ, (5’inci sure)67’inci ayet: ”Ey! Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’NUN verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni, insanlardan korur. Allah küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.”
*TEGABÜN SURESİ, (64’üncü sure) 12’inci ayet: ”Allah’a itaat edin; peygamberlere itaat edin; eğer bumdan yüz çevirirseniz bilin ki peygamberimize düşen apaçık tebliğdir.”
*ABESE SURESİ, (80’inci sure) 17’inci ayet: ”Kahrolası insan, ne kadar da nankördür!” Sayın Yaşar Nuri Öztürk’e göre.”Canı çıkasıca insan ne kadar da kötüdür.”
Kim ne derse desin; bu ayetlerden bir tek anlam çıkmaktadır: Kur’anın anlamını bilerek ona göre hareket etmesi için, bütün milletler Kur’anı Kerimi kendi dillerinde okumalıdır.
Adresime giren bazı gericiler; benden devletlerimizin batmasına, insanlarımızın açlık ve sefalet içinde ölmelerine neden olan masalları geri getirmek için, kendilerine katılmamı istemektedirler. Türk ulusu en mutlu çağını, bu Din ve Tanrı ile aldatanlara karşın CUMHURİYET döneminde yaşamıştır. Cihangir Mahlası ile şiirler yazan Üçüncü Mustafa: ”Yıkıluptur bu cihan/ sanma ki bizde düzele/Evvab’ı saadette gezenler hep hezele (Saadetler içinde yaşayanlar rezil rüsva takımıdır; diyor Koskoca Padişah!) Bu hokkabazlara göre, o zamanlar Kur’an ve din dönemidir. Camiler dolup ta taşar.
Arapça Kuranını duvardaki torbasından indirenler de, bir şey anlamazlar, bakarlar ve şaşım, şaşım şaşarlar!”XV1’ıncı asırda; Kütahya’da; Şükrü adlı bir halk şairi, oruç yediği için, Roma usulü, boğazına kurşun dökülerek cezalandırılmıştı.
14 Aralık 2003 tarihli Hürriyet gazetesinin Pazar sayısındaki bir haberi okuyalım:
Ziya Paşa,1829-1880 yılları arasında yaşamıştır. Devlet adamlığının ve idareciliğinin yanı sıra edebiyatımızda da söz sahibi bir muhalefet yanlısıdır. İsviçre’den sonra; Londra’ya geçerek, orada Hürriyet gazetesini yayımlamıştır: Adı geçen gazetenin haberini birlikte okuyalım:
“Paşa, dini eğitimin, özellikle de mahalle mekteplerinin yeniden yapılandırılması gereğini yazıyordu. Sübyan mekteplerinde başlayıp medreselerde devam eden dini eğitim, Ziya Paşaya göre hiçbir işe yaramaz haldeydi, zira öğrencilerin kafası sadece ezberle dolduruluyor; Arapçayı bilmemeleri bir yanan Kur’anı bile anlamıyorlardı.
Ziya Paşa, Londra’da bundan tam 135 sene önce, 1868 yılında çıkarttığı “HÜRRİYET” gazetesi’ Kur’an öğrenmeye heveslenen çocuklara mahalle mektebinden itibaren okutulan kitapları ve öğretileri sıralarken bakın neler yazıyor:
“”...Bizde bir çocuk beş, altı yaşında mahalle mektebine verilir,  elifbadan başlar, birkaç ay sonra önüne “ebced” çıkar ki ne olduğunu hoca bilir, ne de kimse anlar. Bundan sonra ”sübhaneke”, ”ettehiyat”, ”salâvat”, ”kunut duası” ve amentü” okutulur.
Bunlar gerçi namaz için lâzım olan dualardır, ama çocuğun büluğa erip namaza başlaması için daha çok seneler bulunmasına rağmen, gene de ezberletirler. Bunlar, bütün Arapça olduğu için çocuğa asla zevk vermezler, zira o yaştaki çocuk henüz olgunlaşmamıştır ve sadece oyuncaktan ve yaşının gerektirdiği şeylerden zevk alır.”            
ZİHNİ PERİŞAN OLDU.
“Çocuk daha sonra Kur’ana başlar, hatmetmek için senelerce uğraşır ve hafız olur. Akrabaları, artık 13-14 yaşlarına gelmiş olan dini ilim tahsiline sevkederlerse, bu defa cami derslerine gönderilir;” nasarayansuru’dan” başlar, ”Bina’ya çıkıp 35 bölüm okur,” maksud’u öğrenir, “tereyinne” tercümelerine geçer ama bitmek tükenmek bilmeyen bu tercüme yüzünden bütün zihni dolaşır. Derken “amil”,”mamul”, ”irap” gibi önceden görmediği bir takım şeylere tesadüf edip hayran kalır.”izhar” ve “kafiye” okuduğu sırada, bu kitaplarda ne demek istendiğini güçlükle hisseder; “inegoci” veya “istiare” risalesine sarılır.”Kazaya ve netayiç ve istihârât ve kinâyat”ile uğraşır. Önüne nihayet”Mutavvel” gelir, bu kitaptaki”bedi”, ve “beyan” bahisleri de zihnini perişan eder.
Bu arada ikindi derslerinde eğer” “Halebî” ve ”Kuduri” gibi fıkıhla ilgili biraz Birşeyler okuyacak olursa bir gurura kapılıp artık kimsenim abdestini ve namazını beğenmez olur; tatil derslerinde de “heyula” bahislerine dalınca da “kazimir” görüp “cüz’ü layetecezza” ve “heyula” bahislerine dalınca da tenezzül edip İbni Sina’yı bile kendisine öğrenci kabul etmez bir hale gelir.
Derken camilerden birinden izin alıp bu defa kendisi rahle başına geçer ve seneler boyu okuduğu bütün bu konulardaki ilmini bu defa kendisi yaymaya başlar.
Ama bu eğitimden geçmiş olanların eline mesela “El cevaib gibi Arapça bir gazete verilse, gazetede yazılı olanları anlayabilmesi için en az iki saat boyunca sözlüğe bakmaları gerekir. Fıkıhla ilgili bir soru sorulduğunda aciz kalırlar. Kur’andaki bir ayetin manası sorulduğunda “Kadı Beyzavi’”nin eserine müracaat edin” cevabını verirler; politikadan bahis açılırsa İngiltere, Japonya ve Fas gibi memleketlerin ve iklimlerin var olduğunu işitip hayret ederler, hatta dostlarından birine Türkçe bir mektup yazmaları gerektiğinde de, şuna, buna yalvarırlar.”
“Camilerde bildikleri yolda ders okutmaktan başka devletin ve ümmetin hayrına bir işe yaramayan bu kişilerin seneler boyunca emek ve ömür sarf etmeleri, işte böyle bir netice alınması içindir! Harcanan bu ömre, bu emeklere yazık değil mi? Bu devlete, bu millete, bu mülke acınmaz mı?”
Ünlü alman Şair ve Yazarı Goethe, XV111’inci asrın ikinci yarısında, Kur’anı Kerim’i Almanca çevirisinden okuyordu. X1X’uncu asrın ikinci yarısında da; Ünlü Fransız Şairi Arthur Rimbeau’nun babası, Cezayir’de görev yapan bir Fransız Yüzbaşısı Kur’anı Kerim’i Fransızça’ya tercüme ediyordu. Her ulus; kendi din kitapları ile diğer dinlere mensup din kitaplarını kendi anadillerinden okuyorlardı. Ya biz; ARAPTAN ZİYADE ARAPÇI olan bizler ne yapıyorduk? Bir bez torbaya koymuş olduğumuz Arapça Kuran’ı Kerim’i, önemli günlerimizde öpüp başımıza koyarak yine torbasına koyuyorduk! Yukarıda vermiş olduğum ayetleri ilk defa görenlerimizi de olduğuna inanıyorum. Rahmetli Ziya Paşa’nın gözlerimizin önüne sermiş olduğu eğitim ve öğretim faciamızı okuduk. Kuran’ı Kerim Türkçeye tercüme edilmezse ne olur: Arapçılık ve kandırmaca islamın önünde ilerler durur. DİN VE ALLAH İLE ALDATANLARIN ÇOCUKLARI DA HÜKÜMRAN OLUR.
Tercüme edilemez denilen Kur’an’ı Kerim’in Fransızça tercümesine bir göz atmamıza ne dersiniz!
            LE CORAN”
“COMMENT LİRE LE CORAN?”=Kur’an nasıl okunur?
“j’en jure par létoile qui se couche, votre Compatriote n’est point égaré, iln’a point été séduit. İl ne parle pas de son propre mouevement. Ce gu’il dit est une révéation qui lui a été faite.”
                                   Coran,L111,1-4
 NECM SURESİ
     (53/23)
           RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA.”
            Bu üç ayetin Türkçe tercümelerini, iki Türkçe Kuran’dan görelim:
                                   *1-“Andolsun inip çıktığı zaman yıldıza/ fışkırtıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker yıldızına/ aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır, ağır gelene.
                                   *2-Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
                                   *3-O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor”.Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Kur’anı Kerim Meali(Türkçe Çeviri)
                                   53
                        NECM SURESİ
“Yıldız kelimesi ile başladığından böyle adlanmıştır. Mekke devrinde nazil olmuştur. 62 ayettir.”
            “Bismi’llâhi’ir-Rahmâni’r-Rahim.”
           
            *1-“Batmakta olan yıldıza and olsun ki,”
            *2-“Arkadaşınız Muhammed sapmamış ve azmamıştır”.
            *3-“O, kendiliğinden konuşmamaktadır.” Kur’ân-Kerim ve Türkçe Anlamı (meal).Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. 1973.
            Şu, birçok yorumlara ve ihtilaflara neden olan, BAKARA-İNEK-suresinin, 2’inci surenin, 223’üncü ayetini görelim:
                                   “BAKARA SURESİ”
                                     (2/92SURE)
                        “Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla”
            *“223-Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz şekilde varın. Öz benlikleriniz için önceden bir şeyler gönderin. Allah’tan korkun ve bilin ki, O’NA mutlaka ulaşacaksınız. İman sahiplerine müjde var.”Kur’an’ı Kerim Meali (Türkçe Çeviri). Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk.
            *223- “kadınlar, sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin, istikbal için hazırlıklı olun, Allah’tan sakının. O’NA hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu insanlara müjdele.
                                    “BAKARA SURESİ”
                                   “Bism’l’âhir-Rahmani’r-Rahim.”     
“Yahudilere kesmeleri emredilen bir sığırdan bahsettiği için bu adı almıştır. Medine devrinde nazil olmuştur. 286 ayettir ”kur’an’ı Kerim ve Türkçe Anlamı, Diyanet işleri Başkanlığı Yayınlarından.
            “Kadınlarınız sizin (evlat yetiştiren) tarlanızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden (iyi ameller gönderin, hayırlı evlatlar yetiştirin).Bir de Allah’tan korkun ve bilin ki her halde siz O’NA kavuşacaksınız. İman edenlere müjdeler.”Kuran’ı Hâkim ve Meali Kerim, Hasan Basri Çantay.
            Şimdi, bir de bu ayetin Fransızça tercümesini görelim:
                                   SOURATE 11
                                               “Donnée a Medine.-286 versets.
            *“2/223-“les femmes sont votre Champ. Cultivez-le de la maniére que vous l’entendrez, ayant fait auparavant quelque acte de piété. Craignez Dieu, et sachez qu’un jour vous serez en sa présence. Annonse aux croyants d’heureuses nouvelles”
.  Ayetlerin Türkçesini ve dahi Fransızcasını gördük. Bakara suresinin 222’inci ayetini hesaba katmadan,223’üncü ayetini yorumlayan AYETULLAH HUMEYNİ’NİN yorumuna da bir göz atalım:
Humeyni: ”Tavzih’ül Mesail, s.69-450’inci meselenin çözümü:
“DER DÜBÜR-İ ZEN-İ HAİZ VATİ KERDEN KERAET ŞEDDİDE DARET”-Kerahet: Şeriatın kesin olarak yasak etmediği, fakat harama yakınlığı ve ihtimali nedeni ile çekine, çekine yapılan şey!-Mustafa Talip Güngörge, Humeyni ve İslam.
“VATİ DER DÜBÜR-İ ZEN-İ HAİZ, KEFARET NE DARET” 463’üncü meselenim çözümü. Aybaşılı bir kadınla anal seks yapan erkeğin kefaret ödemesine gerek yokmuş! Pekiyi; 222’inci ayet ne demek oluyor!
“…Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayınız” Bu ayetin Fransızca tercümesi de aynıdır. Bendeniz, burada ukalalık yapmak istemiyorum. Böyle bir fetvayı okuyanlar; Kur’an’ı Kerimi açarlar, gerçeği de görmüş olurlar ve: FETVAYI MÜFTÜDEN DEĞİL DE AKILLARINDAN ALMIŞ OLURLAR!
“Ulusumuzun her bir bireyinin okumasını istediğim kitaplardan birisi de Rahmetli M.Cemal Kutay’ın 173’üncü kitabı olan,”TÜRKÇE İBADET” adlı kitabıdır. Bu kitabın birinci cildinin 304-305’inci sahifelerinde verilen çok önemli bir mektup vardır. Bu mektup,1913 senesinde, Rahmetli Mehmed Şerif Akyurt tarafından devrin Şeyhülislamı olan Mustafa Sabri Efendiye yazılmıştır. ”Anadolu’da Müslüman bir Türk’ün Şeyhülislam Efendi Hazretlerine en Son sözü”, adlı yüzüç sahifelik bu açık mektup, sürgün yeri olan Bursa’dan yazılmıştır. En önemli bölümünün özeti de şöyledir:” 
*1-“İslam dininde SON DİN olmasının üç temelinden biri ruhban sınıfı olmamasıdır, ama dört başı mamur olarak bu sınıf türemiştir, aradan geçmiş binüçyüz içinde DİN ve MANEVİ HAYAT’TA ileri değil, geri gidilmiştir. Oysaki islamiyetin SON din olmasının bir temeli de “değişen zamanın getirdiklerinin kuralları Yenilenmesi”dir. Sizler mevcut hâkimiyetinizi devam ettirmek için dünyanın gidişine göz kapamış ve kapatmışsınızdır. Osmanlı’da bugün Luther’den önceki Katolik istibdadı var.
*2-aslında islam dininde hoşgörüyü, Tanrı rızasını her duygunun üstünde tutan yüce duygu olması inancını temsil etmesi gereken tarikatlar, belli kişilerin çıkar kaynağı, bazıları da miskinler tekkesi olmuştur. Siz; bab-ı içtihad=düşünce Kapısı’nı sadece Din’de değil DÜNYA için de kapatmışsınız.
*3-Bu inhisar ve tegâllub duygusu aile hayatında da çöküntü yaratmıştır. Kadın içtimai hayattan tasfiye edilmiştir. Ne İslam hukukunun, ne de meşrutiyetin temin ettiği asgari de olsa, hakkından mahrum bırakılmıştır. Şeyhülislam Efendi Hazretleri. Biliyoruz ki Arap’ın Cahiliyye devrinde kadın bir HİÇ’Tİ. O’NU hakiki mevkiine iade hareketinin banisi, ilk mücahidi bizim peygamberimiz’(S. A. V) idi. Ama bugünkü şeriat, kadını, Cahiliyye devrinin seviyesine indirmiştir. Bugün Osmanlı ülkesinde kadın, neredeyse Arap’ın cahiliyye devrinin ölçüleri içindedir. Hak ve hürriyeti, huzur ve emniyeti yoktur. Kadın, içtimai hayatımızda varlığı kabul edilmeyen yaratıktır.
*4-MİLLETİMİZE EN BÜYÜK FENALIĞINIZ, İBADETİN ARAP LİSANI, ARAP ÂDET VE TERCİHLERİYLE İFAYAA DEVAMA MECBUR BIRAKILMASIDIR. ÇÜNKÜ BU SİZLERİN MENFAAT VE TEGALLÜBÜNÜZÜN TEMİNATIDIR.”
                        BAKARA SURESİ
                        (AYET-EL-KÜRSİ)
            “Yoktur başka tapacak/ Bir tek Allah var ancak/içinde uyanıktır,/ her şeyine tanıktır;/Şaşırıp sorma. Nerde?/Her yerde,   hiçbir yerde!/ne dalar, ne uyuklar;/her an her yerde hazır.”
            “Her işte takdiri var./O’NUNDUR, O’NUNLADIR/yerde, gökte ne varsa;/Şefaat mümkün ancak/O’NDAN izin çıkarsa./Köyünde, yurdundaki/Önünde, ardındaki/neyse insanoğlunun/Hepsi elinde O’NUN./Gerçekleşir sadece/O’NUN “OLSUN” dediği,/Bir şey yok yerde, gökte/Allahın bilmediği.
            “Dinlenip uyulacak ne kalıyor geride;/Kürsüsü, yerleri de kaplamış gökleri de!/Kavrıyor, denetliyor, kolluyor göğü, yeri./Bir                 olmaz sapıtanla inananın değeri;/Eli böğründe kalır sapıtan, oyalanan,/Kopmayacak bir kulpla yapışmıştır inanan./Allah ki doğruların dostudur, önderidir;/Onları karanlıktan aydınlığa iletir.
                        MUSTAFA KEMAL’DEN TESBİTLER.
“Türkiye’de aslında mürteci yoktu ve yoktur. Vehim vardı, vesvese vardı. Bundan sonra yalınız bir şey hatıra gelebilir. O DA BAZI ADİ POLİTİKACILARIN, ART DÜŞÜNCELİ SİYASİLERİNBU VEHMİ UYANDIRMA GAYRETLERİ OLABİLİR.”1930Atatürk’ün Hususiyetleri, Kılıç Ali, s.116.
“Softa sınıfının din simsarcılığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete karşıyız ve buna müsaade etmeyeceğiz.”1930.s.g.k. s.116.
“Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece, DİN İŞLERİNİ, DEVLET İŞLERİYLE KARIŞTIRMAMAYA ÇALIŞIYORUZ. Kasıtlara dayalı ve aşırılık örülü hareketlerden ülkeyi sakınmak istiyoruz”Asaf İlbay, Yakınlarından Hatıralar, s.103
“Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, CUMHURİYET SİZDEN FİKRİ HÜR, VİCDAI HÜR, İRFANI HÜR NESİLLER İSTİYOR.”1924 Söylev ve Demeçleri, c.2,s.173.
“Biz daima hakikat arayan, onu bulunca ve bulduğuna kani olunca açıkça söylemekten kaçınmayan insanlar olmalıyız”. Sümerbank D.1929,s.184.
                        NAMAZDA OKUNACAK SURELER!
                                   (Fatiha Suresi)
            “Hamd evrenler sahibi yüce Allah içindir,
            ALLAH Ki acıyandır, koruyandır, sevendir,
            Günü gelince ancak,
            O’dur hesap soracak.
            Tek sana tapar, senden medet umarız biz,
            Sapıtmışlar yoluna düşmekten koru bizi,                                                              Doğru yoldan ayırma bizi aman Rabbimiz.”
                                   ASR SURESİ
            “Günün omuzlara çöktüğü saat,
            Yorulmuş insanın hayat yükünü,
            Söylene, yüksüne çektiği saat,
            O vakti de sever inanan yürek.”
Müslüman Türk Halkının en çok sevdiği surenin Türkçesi:
            “Yasin,
            Kur’an’ın hükmü kesin.
            Sen, RAB’IN arza elçi gönderdiklerindensin,
            Doğru yol üstündesin.
            Ataları önderden yoksun bir kavim için
            İlk uyarmadır sesin.
            Varsın yitikler senin sözünü dinlemesin,
            Kader zincirini boynunda sürüklesin,
            Sen Kur’an’a uyan,
            ALLAH’INI sayan,
            Tama uyarmış demeksin.
            Ona müjdele, deki,
            Mükâfat göreceksin,
            Cennete gideceksin.”
            “Üzülme ya Muhammed, çabaları nafile,/ Bir eski mezar görse bir münkir gelir dile,/”-Bu mu dirilecekmiş, bir avuç kemik kaldı,”/Ey bir avuç pıhtıdan yaratılmış zavallı,/seni öyle vâr eden bunu diriltir elbet,/yeşil ağaçtan kırmızı ateş yaratan kuvvet,/Cümle yaratıkları, yeri, göğü vâr eden,/Kemikten yeni insan türetemezmiş neden?/”
“O her şeyi yaratan, gören, bilen, bildiren,/”OL” deyince olduran, Öl deyince öldüren,/O’NUNLA vâr oldunuz. O’NUNLA gerçeksiniz,/O’NDAN kopup geldiniz, O’NA gideceksiniz./”Âmin-ÖYLE OLSUN.-ALLAH KABUL ETSİN!
            HER ARAPÇA ŞARKIYA ÂMİN!
Köyümüzde yalınız bizim evimizde pilli radyo vardı. Amerikan ordusunun BA/70 bataryası ile mükemmelen de çalışırdı. Köye izinli geldiğimde, evimiz ziyarete gelen meraklılarla dolup, taşardı. Öyle ya;”Ali Osman’ın oğlu”, köyümüzden çıkan ilk subaydı. Hemi de jandarma subayıydı ve üniforma da ona çok yakışmıştı. O pilli radyo çok işime yarardı. Açardım yanık sesli bir Arap radyo istasyonunu; parmağımla da sus işaretini verdikten sonra da:”Kur’an’ı Kerim!” Derdim; ses ve şamatalar kesilir; tüm kadın ziyaretçiler huşu içersinde ve gözyaşları eşliğinde bu şarkıyı dinlerlerdi.
Zaman geçti; bir de baktım ki, Kızıltepe’de konuşlanmış bir seyyar jandarma alayına komutan olmuşum. Sayın Demirel de MC hükümetini kurmuş! Erbakan da; Mardin önünden, Nusaybin’e kadar uzanan o dar şerit ovaya ŞEKER PANCARI FABRİKASI kurma sözü vermiş. Raporlarımızı verdik. Gece ve gündüzün soğuk farkı, ekilecek pancarların yapraklarını kavuracağını ve olumsuzlukları vurguladık. Bakanlar kurulundan karar çıkmış. Büyük bir törenle ol fabrikanın temeli atılacak. İlle de Kur’an’ı Kerim’den bir sure okunsun denilmiş! Denilmesine denilmiş amma ve lâkin dua okuyacak adam bulunamamış! Birisini bulmuşlar. Adamcağız bana geldi:
“Komutanım, ben yalınız Meryem suresinden bir parça biliyorum, ne yapayım?” Dedi.
“Sen akıllı bir adamsın; olmazsa Arapça; yalellisi olmayan bir şarkı okursun, olur ve biter!” Dedim. Adamcağız, gür sesi ile bir şeyler okudu ve çok ta alkış aldıydı. Şimdi, bir de Rahmetli Mithat Cemal Kutay’ı dinleyelim:
“İttihat ve Terakki Partisi, ELHEZER’E karşı, Medine’de Süleymaniye’ye benzer medrese kurmaya karar verir, hazırlıklar yapılır, iktidarın üç paşası Talat, Enver ve Cemal Paşalar, kalabalık bir kadro ile Medine’ye temel atma törenine gelirler.
Bir makbul ikram olan develer kesilmiş, karşılama hazırlıkları yapılmıştır ve MEHMETÇİK yerine adı OSMANCIK olan tören bölüğü de, hazır ol vaziyetinde şehrin girişinde, misafirleri beklemektedir.
Arap bedevi kadınları, ellerinde defler, yanık sesleri ve benzerlerini bugün ARABESK müzik türünde dinlediğimiz şarkıları seslendirmektedirler. Şarkıların sözleri deve etinin lezzeti üzerinedir: Kebabının, kavurmansının, haşlamasının başka hiçbir et türünde olmadığını açıklıyor!
Eşref Bey—Kuşçubaşı Eşref’,Teşkilat’ı Mahsusa’nın kurucusu ve Arabistan sorumlusu Jandarma Yüzbaşısıdır. 150’liliklerdendir.Af ile dönmüş ve 1962’de Söke’de ölmüştür, Enver Paşa’nın yaverlerinden birisi olan kardeşi Kuşçubaşı Sami de, Mustafa Kemal’e suikast için gelmiş olduğu Bozdoğan’da, jandarma tarafından ayağından vurularak yakalanmış ve yargılanması sonunda altı arkadaşı ile asılmıştır.1926.
Ostüzü—misafirleri selamlayacak OSMANCIK TABURU’NUN HAZIROL durumundaki askerin önünden geçerken, bakıyor ki birkaç Mehmetçiğin gözlerinden yaşlar akmaktadır. Şaşırıyor ve soruyor:
“-Oğlum, neden ağlıyorsun?”
Mehmetçik, hazır ol durumunu değiştirmeden cevap veriyor:
“-kumandanım, kur’an okunması içimi doldurdu…
Arapçanın birbirinden çok farklı lehçelerini iyi bilen Eşref Bey, bu pırıl, pırıl yürekli Anadolu çocuğunun yüce duygularını, deve etinin ayrıcalığı acı gerçeğiyle bulandırmaktan kaçınmış, heyet içindeki Şeyhülislam ve Evkaf Nazırı Mustafa Hayri (Ürgüplü)-Gümrük Eski Bakanı ve Başbakanlarımızdan Suat Hayri Ürgüplünün babası. Ostüzü.-Efendiye anlatarak demiş ki:
“-BU MİLLET, KUR’AN’ VE DİNİ KENDİ DİLİYLE YERİNE GETİRİNCEYE KADAR DEVE ETİNİN KASİDESİNE DAHA ÇOK ZAMAN GÖZYAŞI DÖKERİZ!       
Ümmetçilik akımını Abdülhamit’inde desteklemesi üzerine hutbedeki Türkçe kelimeler de çıkarılmıştı. Abdülhamit; birgün Eğinli Sait Paşaya:
“-Elimden gelse, bu milletin dilini Arapça yapardım!”dediğinde, gerekli yanıtını da almıştı:
“O zaman küçük bir Arap kabilesinin şefi olurdunuz padişahım!”Bu durumlara çok içerleyen Kemalpaşa zade Sait Bey, şu dörtlüğü yazarak, Türkçe ve Türklük düşmanlarına yollarını göstermişti:
                        “Arapça isteyen Urbana gitsin,
                        Acemce isteyen İran’a gitsin,
                        Frengiler Firengistana gitsin,
                        Kİ BİZ TÜRKÜZ, BİZE TÜRKÇE GEREK.
31 Mart olayını yaşayan Mehmet Akif Ersoy, bakınız halimizi nasıl anlatmış. Bugünlerde, bir 31 Mart olayının daha hazırlanmakta olduğunu gören ve hisseden var mıdır?
“Şu bizim halkı uyandırmadadır varsa felâh,
Hangi bir millete baksan uyanık. Çünkü sabah.
Hele biçare şeriatla nasıl oynanıyor,
Müslümanlık bu mu yahu? Diye insan yanıyor,
Gölgesinden bile korkup, bağıran bir ödlek,
Otuzüç yıl bizi korkuttu ŞERİAT diyerek.
Vahdeti muhlisiniz, elde asa çıktı herif,
Bir alay zabit kestirdi, sebep “Şeri Şerif!

Karı dövmüş, boşamış,”emri ilahi” ne denir
Bunların emin ol hepsi cehalettendir. “
Bursa’da bir kamet olayı vardır. Türkçe ezan okunmasına kızan bir sürü zır zır cahil ayaklanarak, tepkilerini sürdürmek istemişlerdi. Bakanlarından önce, Bursa’ya yetişen Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal; olayın gereğini yaparak, akşam yemeğinde o ünlü söylevini de vermiştir. Ezan namaza çağrı içindir; kamet’te namaza başlamak için okunur. Şimdi, Kamet’in Türkçesini okuyalım:
                                   KAMET
                        (Namaza Başlama)
            “Tanrı uludur,
            Şüphesiz bilir, bildiririm
            Tanrı’dan başka yoktur tapacak,
            Şüphesiz bilirim, bildiririm.
            Tanrı’nın elçisidir Muhammet.
            Haydin namaza,
            Haydın felâha,
            Namaz başladı,
            Tanrı uludur,
            Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”
Türkçe Ezan ilk defa 1932’de İstanbul’da okunmuştu. Devrin ünlü bestekârlarınca bestelenmişti. Arapça ezanı da Avrat Pazarı Müdürü Itri bestelemişti. Arapça Ezan’ın her vakit namazı için ayrı makamdan bestesi yapılmıştı. Bendeniz;20 seneye yakın Türkçe ezanı dinleme mutluluğuna erenlerdenim. Ülkemizde, Atatürk Devrimi’nin erozyonu ezanın Arapçaya dönüşü ile başlamıştır.”Devenin başının çadıra girmesine izin verilmiştir!”
                                   EZAN
                        (Namaza Çağırı)
            “Tanrı uludur
            Şüphesiz bilirim bildiririm
            Tanrı’dan başka yoktur tapacak.
            Şüphesiz bilirim bildiririm
            Tanrı’nın elçisidir Muhammet.
            Haydin namaza
            Haydın felâha
            Tanrı uludur.
            Tanrı’dan başka yoktur tapacak.”
Sabah Ezanında:”Uykudan hayırlıdır namaz!” dizesi eklenirdi.
Bu yazı çok uzayacak gibi. Rahmetli Behçet Kemal Çağlardan “Müslümanlık Nedir’i”okuyarak, Rahmetli Besim Atalay’ın açıklamasına dönelim:
            “İçini temiz tutmak, dışını temiz tutmak,
            Temiz, düzgün bir ömür sürmektir Müslümanlık.
            Çalışıp, didinmek, kötülüğü unutmak,
            İnsanlığın hakkını vermektir Müslümanlık.

            Kendi öz kaygısından, çıkarından kurtulmak,                                                                   Toplum için iyiyi görmektir Müslümanlık.
            Her zaman iyi olmak, herkese iyi olmak
            İnsanlığın hakkını vermektir Müslümanlık.

            Ne varsa işlememek, düzensiz, haram, yasak,
            İyi, uygun ne varsa yapmaktır Müslümanlık.
            Küçüğe sevgi duymak, büyüğe saygı duymak,
            Hakka candan, gönülden tapmaktır Müslümanlık.

            Dinlerin sonuncusu, en özlü en olgunu,
            İnsana gösterilen en doğru yoldur bu din,
            MUHAMMED’İN (S.A.S)  ışık gösteren bunu,
            Gönlümüzün bağrında açan al güldür bu din.”
Biz, Rahmetli Besim Atalay’ın neden dilimizle ibadet etmemizin gerekçelerini okumayı sürdürelim:
“Bu içine düşürüldüğümüz sefil hallerimizden kimler sorumludur?
*1-Din adamları,
*-2-Aile,
*3-Okul,
*-4-Aydınlar. Bu çok zaman evvelki bir saptamadır. Zaman değişmiş, kötülükler ve şer odakları da çok değişmiş ve güçlenmiştir:
A-Siyasi partiler,

B-Sağ iktidarlar, c-Örgütlenen dış ve iç destekli mezhep ve tarikatlar,4-Dış devletlerin istihbarat servisleri,5-Vatan haini Sevr taraftarları,6-Atatürk Devrimine ve çağdaşlaşmaya karşı olan büyük sermaye gurupları, olumsuzluk yönünde sayabildiğiniz kadar sayınız.
“Din adamlarımızın, dini kendi menfaatlerine alet etmeleri yetmiyormuş gibi, dini daralta, daralta içinden çıkılmaz bir hale sokmaları, rastgele şunu, bunu küfre ve zındıklığa nisbet etmeleri bugünkü hali doğurmuştur.—Zındık, zınadıka takımı, ana bir bacı ikiciler takımı. Güya insest ilişkiyi serbest sayanlar! Ostüzü---Açık söylemek lâzımdır ki bu adamlar dini vicdanlara kılavuz, gönüllere ışık olarak yerleştirememişlerdir. Fazla olarak din her türlü yeniliğin, her türlü ilerlemenin düşmanı gibi gösterilmiştir. İslamlıktan maksat namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetler olduğu söylenmiş durmuştur.
Din demek, topluluğu her birlikte manevi ve ruhi neşeye kavuşturmak dindaşları içten gelen bir sevgi ile birbirine bağlamak, insanlara ahlak ve fazilet kılavuzu olmak, dünya ve ahiret saadetine erdirmektir.
Dini ruhlara işlemek için milli yollardan gidilmelidir. Tüm memleketler, ellerindeki din kitabını kendi dillerine çevirdiler. Ve kendi dilleri ile ibadet eder oldular. Bu hal papalığında gözünü açtı, kendisini ıslaha koyuldu.
Bulgarlar bile, henüz siyasi istiklallerini kazanmadıkları bir zamanda manevi istiklallerini kazandılar. Rum patrikliğinden ayrılarak Bulgar Eksarlığını kurdular.
Hiçbir Hıristiyan milleti, dini millileştirmekle dinsiz olmadı, tersine olarak halk daha ziyade dine sarıldı; çünkü halk o kaynaktan bol, bol manevi gıdasını alıyor, ilahi vecdi ve kutsal zevki tadıyor oldu.”
                       
İkinci Bölümün Sonu.
OSMAN TÜRKOĞUZ
Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in askeri

821/TÜRK DİLİ İLE İBADET*1

OSMAN TÜRKOĞUZ
 İzmir; 03 Ocak 2010/05 Ekim 2012,Arapla Dini,Dindarlıkla da Arapçılığı karıştıran Gafillerimize ve Allah ile aldatanlarımıza!

            İletme yazım:
Bir toplum, anadilinde Tanrımıza ibadeti kabul etmiyorsa,kendisini inkâr etmiş demektir.Kendisini inkâr edenlere kimseler acımaz.Yüce Yaratanımıza Anadilimizde İBADET GEREKİR!BEN,TÜRKÇE YAKARIRIYORUM!
            Emekli General Bay Hilmi Özkök:”Askeri okullarda,subay çıkacak öğrenciler şartlandırılmıştı!”Buyurmuş.İnsan,sizin komutanlık döneminize baktığında böyle biz zana kapılabilir:ama geride bizler de varız.İlkokullarda,ilk ders başında Küçücük öğrencilerin önüne
 Bay Tayyib’in resmini koymak ta ne oluyor!Vatan hainlerimizin Kahraman ilan edilmesi,Kahramanlarımızın da adlarının silinmesi ne oluyor!Cumhurbaşkanı Sayın A.Gül’ün örnek duası nasıl Türkçe olabiliyor?İki seferde de Viyana’dan geri döndüğümüzde dualar okumadık mıydı?İkinci Murat ve Yıldırım Beyazıt İstanbul’u dua okumadıkları için mi zaptedemediler.Emevi ordusu da dua etmediği için mi İstanbul surlarının dibine döküldü.
            Derim ki:Ey Hilmi Beyimiz,öz kökünüze ne zaman döneceksiniz!

“Fatiha’nın Farsça okunmasını Selman’ı Farisi sağladığı gibi; Fars dilinde ibadeti de Ebu Yusuf, rüşvetle sağlamış ve 125 hadis uydurmuş olduğunu da itiraf etmiştir!” Ebu Yusuf, Ebu Hanefi’nin öğrencisidir. Ostüzü. -
TÜRK DİLİ İLE İBADET- 1

Ben, bu yazımı el ile yazarak bazı arkadaşlarıma iletmiştim. Hatır için alanların, kalkıp gittikleri masalarında yazıyı unuttuklarına da tanıklık etmiştim. İşlemiş olduğum konu; yüksek öğrenim görmüşlerce bile iyi karşılanmamıştı!
Sonradan;12/19Ocak1998 tarihlerinde; Zonguldak’ta yayımlanan UYANIŞ adlı haftalık gazete iş bu yazılarımı yayımlamıştı. Günümüzde bile; camiye gidenlerle ve hiç namaz kılmayanlarla bile bu konuyu konuşmak mümkün olamamaktadır. Bir toplum, bu denli kendi ana diline neden düşmandır; bunu anlamak gerekmektedir. Yazımın ortalarında; bu konuya da değineceğim.
“Hürriyet gazetesi yazarlarından Sayın Emin Çölaşan,02 Kasım 1997 tarihinde;”Bu kitaba sahip çıkalım!” Başlıklı bir yazı yayımlamıştı. Sözünü etmiş olduğu kitap, Sayın-Şimdi Rahmetli-Mithat Cemal Kutay tarafından yayımlanmıştı. Adı da çok ilginç olan bu kitap, yazarımızın 173’üncü kitabıydı:
“ATATÜRK’ÜN BERABERİNDE GÖTÜRDÜĞÜ HASRET: TÜRKÇE İBADET!” İdi. Yazarımız, kendi olanakları ile kitabını üç bin adet bastırabilmişti. Nur Risaleleri değildi ki, Devletçe yardım görebilsin ve dahi, halk kütüphaneleri için de satın alınsın!
Sonradan; basınımızın devreye girmesiyle; Kültür Bakanlığınca,700.000.000TLiralık kitap satın alınmıştı. Sayın M.Cemal Kutay, özetle, konuya şöylece giriyordu.1
 “Klasik ilahiyatçı olmayı, konuyu kurcalamanın şartı saymadım saymadım. Hükmü, kitabın sonunda siz vereceksiniz. Emperyalizme tutsak düşen esir milletler, Türk kurtuluş zaferiyle, nasıl özgürlük yolunu buldularsa, bu emeğimizle yüz milyonlarca insanı anadilleriyle kulluk haklarına kavuşturacağız.
Böylece Büyük Atatürk’ün Yüce adı Rahmet ve Minnetle bir daha anılacaktır. O’NUN Hâkimiyet-i Milliye’sinden günümüze erişebilmiş son kalem olarak, bu muhteşem hedefe karınca kararınca katkım olursa ne mutlu bana…”Büyük Üstat, şöylece devam ediyor:
“Tarih ortadadır.1417 yıl,-Kitabın yazıldığı zamana göre-Türk olarak bu konuda sömürüldük. Yeter demenin zamanı gelmedi mi? Yüzyıllar boyunca ümitlerimizin dalında kurumasının asıl nedeni, başka bir dille ibadet zorunluluğumuzdu.
Maddi ve manevi her tür sömürü, her art niyet ve her çeşit emperyalizm, irtica girişimi dönmüş, dolaşmış ve bu baskı aracının kılıflarına ustalıkla bürünmüştür.
Türkçe ibadet, irtica hareketlerini ümit olmaktan çıkaracak, islam dinini gerçek yapısıyla vicdanlara emanet edecek, dinde kapanmış devirleri değil, gelecekleri arayacaktır.
Sorun; Türk insanının Türkçe ibadet etmesidir. Bir başka deyişle, anadilimizde kulluk hakkıdır…”
“Milyonlarca bastırıp, köy-Kent; ev, ev dağıtım emeğinin kibriti, çakmağı, mumu, çırası, alevi olabilirsiniz diye düşündüm. Gücünüzün yettiği, kişiliğinizin eriştiği ölçüler içinde. Matbaam, müessesem, kadrom yoktur. Doksan yaşımın merdiveninde, emeğimi tek başıma sürdürüyorum. Telefonla arar, adresime yazarsanız, AYDINLIK BİR YOL’UN içinde olmanın huzurunu duyarım…”
Rahmetli M.Cemal Kutay, kitabının sonunda da, şöyle sesleniyor:
“Bu kitap, laik devleti ve çağ varlığını korumak, geriye dönüş özlemlerinin kökten yok olmasının tek ve gerçek çaresi olarak, ATATÜRK’ÜN beraberinde götürdüğü hasretini gündeme getiriyor. Bu gerçeği anlatabilmişsem, sizleri göreve çağırıyorum:
KİTABI, ÜLKE ÇAPINDA YAYMAK VE OKUTMAK.
Ben yazdım, kişisel imkânlarımla ancak üç bin adet bastırabildim, sizlere ilettim. Şu ümitle: On binler, yüz binler, her ülkenin insanı, ibadetini kendi diliyle yapıyor.”BİZ TÜRKLER HARİÇ!
Arkadaşlarımın bazıları, bana takvimler, risaleler verirler. Çok şükür, vermiş olduklarını hiç birisi de okumaz! Risalelerin kimisi, yeni bir din kurup, İslami olduğunu söyleyen ve arkalarında, toplumları, devletleri ve siyasi iktidarları sürükleyen ÇOK AKILLI ULEMA’YA, kimisi Yehova Şahitlerine, kimisi de din adına hurafelere soyunanlara ait! Bendeniz de, üşenmeden her bulduğum yazılı nesneyi okurum.
Genç bir arkadaşım; Süleymancıların uzun süreden beri çıkarmış oldukları, Fazilet Takvimi’ni verdi.31 Ekim 1997 tarihli takvim yaprağını kopardım. Koparmış olduğum takvim yaprağının üst kısmında:”Harp Akademileri’nin açılışı,1846!” yazıyordu. Takvim yaprağının arkasındaki yazılanı da okuyalım; rastlantı buna denilir!
“İSLAMİYETİ ISLAH(!) PROJESİ…”
            “1928 yılında; İstanbul İlahiyet Fakültesi’ne mensup bir heyet tarafından,”islamiyeti ıslah” adı altında bir proje hazırlandığını…

“Bu projenin bazı maddeleri arasında,”İbadetin lisanı Türkçe olmalı; mabetlerde sıralar, elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabı ile girilmeli. Mabetlere müziki aletleri konulmalı.”vs. Gibi hezeyanlar bulunduğunu…
Heyette olduğu halde; bu “İFSAT” projesine, sadece babanzade Ahmet Naim Efendi ile Ferit Kam'ın imza koymadığını.(Tarihi Gerçekler,ist.1993.2/2441)”
             Biliyor muydunuz?
            “Takva’nın Azlığı Kalbi Öldürür!”
“Ahmet ibn-i kays(r.anha minha),Ömer İbni Hattap(r.A)den:
“Ahnef, çok gülenin heybeti azalır. Şakacı olanlar, bu yüzden hafife alınırlar. Çok konuşanlar çok hata yaparlar. Çok hata yapanların hayâları azalır. Hayâsı azalanın ise takvası azalır. Takvası azalanın da kalbi ölür”.Hadislerle Müslümanlık).5,1874)”
“Islah kelimesinin sonuna bir ünlem işareti koymuşlar. Martin Lüther de, Hıristiyanlıkta reforma gittiğinde, darağaçları kurulmadı mıydı?-10 Kasım 1489–18 Şubat 1546.Cennet mekân Martin Luther; Hıristiyanlığın uygulamalarını protesto ettiği 95 maddelik isyanını Wittenberg kalesinin kapısına 31 Ekim 1517 tarihinde asmıştı. Bu eyleminden dolayı, Papalık âleminde kıyametler kopmuş, Rahmetli Martin Luther aforoz edilmişti. İmparator Maximilien:” Bu Küçük Papaz boyundan büyük işlere kalkıştı! Diyerek, Çağları ve insanlık âlemini aydınlatacak olan bu BÜYÜK PAPAZI “HERETİK-Dinden çıkmış!-ilân etmişti! Papa X’uncu leo’nun Aforoz Fermanı,15 Haziran 1520 tarihinde, Erfurt’ta eline geçen martin Luther, bu fermanı yırtarak suya atmıştı. Tüm üniversite öğrencilerin ve ezilen fakir Hıristiyanların korumuş olduğu ve peşinden gittiği martin Luther, Almancaya tercüme etmiş olduğu İncil’den (5,000) adet bastırmıştı. O tarihte; Kolonya-Köln-kentinde çok sayıda matbaa vardı. Matbaa sayısını vermek, gururumu incittiği için, Sayın Servet Tanilli’nin”Yüzyılların gerçeği ve mirası, insanlık tarihine giriş” adlı eserini referans göstermekle yetineceğim!
2 Kasım 1997 tarihli Cumhuriyet gazetesinde,”namaza çağrı!” başlıklı bir yazı yayımlandı. Yazı çok önemliydi, zira Emekli bir Vaiz, Sayın Muhammed Dafi imzasını taşıyordu. TÜRKÇE Ezanın güzelliğini anlatmakla başlayan yazı:” yüce ATATÜRK, ezanın ve Kur’an’ dilinin Türkçeleştirilmesi işini, dil ve tapınç ibadeti bütünlüğü içinde düşününüyor,” diyordu.
1938 yılında, Profesör Arthur jeferi Kur’an’ı Kerim’de bulduğu kelimeleri verdikten sonra da: çağımızda uluslar dini ve dince kutsal sayılan varlıkları, siyasetçi ve bağnazların köktencilerin elinde çıkar ve siyaset aracı olmaktan kurtarmanın yolunu, din ve inanç/tapınç belgelerini anadillerine dönüştürmekte bulmuşlardır Müslüman dünyası da aynı yolu izlemeli; bir türlü kırılamayan islam ortaçağını, ezandan başlayarak, bütün dinsel belgeleri anadillerine dönüştürmelidir.”AKLIN YOLU BUDUR!” diyordu(3).Bu yazının fotokopisini kime verdiysem; şaşım, şaşım şaşırmışlardı! Herkes için bu yazı, akıllarından bile geçiremedikleri bir yeni fikrin ürünüydü! Yazarının emekli bir vaiz oluşu, yazıya olan hayranlığı ikinci plana itmişti. Hiç bir kimsenin, Rahmetli Besim Atalay’ın yıllarca önce yayımladığı;”Türk Dili ile İbadet ve Arapça ile Türkçenin karşılaştırılması”, adlı iki kitabından da haberi yoktu. Bu konuya da, biraz sonra değineceğim.
Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Nuri Yılmaz, bir ay önce, Kuran’ı Kerim’in Türkçe okunmasına pek te sıcak bakmıyordu!
-“Çeviriye Kuran denmez Kuran’ın Türkçesi Kuran mıdır? Kur’an’ın Türkçesine Kur’an diyemeyiz!”Diyordu! Sayın Mehmet Nuri Yılmaz’ın bu yaklaşımına da, Sayın Muhammed Dafi:
-“Türkçenin Fatiha suresine uygulanan şu güzelliğine ve akıcılığına bakınız:
“Tanrı’nın esirgeyen, bağışlayan adıyla, övgü evrenler ıssı Yüce Rabbimizedir. O’NUN yargılaması, acıması bizedir. Hesap günü ıssıdır. Ondan medet umarız. Nimetini bize sun! Dosdoğru yola ilet, seni kızdırmış biri olmayalım nihayet! Diyordu(5)
İşin çok ilginç yanı; Sayın Mehmet Nuri Yılmaz,15 Aralık 1997 tarihli Hürriyet gazetesinde(4):
“Türkçe kuran okumak sevap!” Başlığı altında:
“Kur’an sadece Araplar ve Arapça bilenler için değil, bütün insanlara hakkı ve hakikatı öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de Kur’an’ı Kerim’in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin herkese, bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi gerekir. Kuranın başka dillere tercüme edilmesine, açıklamalarının yapılmasına kesin ihtiyaç, hatta zaruret vardır!” Diyordu.(2)
Hele şükür! Dr. Martin Luther ile aramızdaki mesafe-1998 senesine göre-(475) seneye indirilmiş sayılır! Senelerce önceydi, Zonguldak’ta valiliğimi yapmış bulunan Sayın Galip Demirel, İç İşleri Bakanlığı Müsteşarı olarak:
-“KADINLAR, ATA BİNEMEDİKLERİ İÇİN KAYMAKAM OLAMAZ!” Dediğini gazetelerimiz yazmıştı. Bendeniz de; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2/B sınıfının tahtasına:”Kadınları, ata binemediği için kaymakam yapmayan kelleleri, nah! Avrupa topluluğuna(AT)’a alırlar!” Cümlesini yazarak, uzunca bir süre sildirtmemiştim.
Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatını kuran ve ilk Diyanet İşleri Başkanlığında da bulunan cennetmekân Rıfat Börekçi; Ulusal Kurtuluş Savaş yıllarımızda, Ankara müftüsüydü. Parasızlıktan kıvranan Ankara Hükümetine, biriktirmiş olduğu (1200)Lirayı teslim etmişti. Ezanın Türkçe okunması söz konusu olduğunda:
“Mustafa Kemal, dini hepimizden iyi bilir. Namaz ayetleri de Türkçe okunsun derse, DOĞRUDUR! Demiştir.
Mustafa Kemal’in emri ile Kur’an’ı Kerim’i Türkçeye tercüme eden Elmalılı Hamdi Yazır da başka türlü konuşmaktadır:
“Namaz ayetlerini aynen tercüme edebilirdim. Namazı da türkçe kıldırırlar diye korktum!” Diyebilmiştir. Hâlbuki tercüme etmiş olduğu kuranın basımı dâhil, tüm giderlerini Mustafa Kemal karşılamıştı.
Çerkez-Yunan işbirliği bittiğinde;2’inci ordu Konya’ya nakledilir.2’inci ordu komutanı da Ulusal Kurtuluş Savaşı Kahramanlarından Kor General Ali Hikmet AYERDEM’DİR. Mustafa Kemal, silah arkadaşını ziyaret eder ve.
“-Ezanı Türkçe yaptım Hikmet!” Der.
Rahmetli Korgeneral Ali hikmet AYERDEM DE:
“-Sağlığınızda, ezanı Türkçe okurlar. Siz ölünce de değiştirirler!” Der.
Norslu Sait’in mektubu üzerine; Adnan Menderes ve sağlık bakanı, el ele, ezanı Arapça yaparlar. Paslı kapı açımlıya görsün bir kere!(8)
Bursa’da, Arapça ezan okunması üzerine, Cumhurbaşkanı Atatürk, yıldırım gibi Bursa’ya yetişmiş, yetkililerin vurdumduymazlığını görerek çok üzülmüştür. Arapça ezanın okunması sanıklarının davaları Çorum’da görülmüş ve sanıklara 2–4 yıl hapis cezası verilmiştir. Var mıdır, Yok mudur? Çekişmesi sürdürülen ünlü Bursa nutku da; bir akşam yemeği esnasında söylenmiştir.
Rahmetli Rıfat Börekçi ve Besim Atalay Uşaklıdır. Besim Atalay’ın öz Türkçe bir Kur’an tercümesi 1960 yılında yayımlanmıştır. İki numaralı Bakara suresini, İNEK SURESİ olarak tercüme ettiği için inekler de bundan pek hoşnut olmamışlardır! Besim Atalay,1896(Hicri1312) yılında, Türkçe fiil çekimini yaptığı için, mollalardan bir iyice dayak yemiş adamdır.”TÜRK DİLİ İLE İBADET”, adlı eseri, Nebioğlu yayınevince yayımlanmıştı.
Rahmetli Besim Atalay; Türkçenin Arapçaya üstünlüğünü kanıtlayarak:”Arapça, tüyü dökülmemiş bir dildir”,hükmünü vermiştir.
Ben, bu konuda da söz söylemek hakkına ve yetkisine sahip olduğum halde, bu konuda, Büyük dil Bilginimizi konuşturacağım. Meraklısı da, kitabın aslını bulur ve kitaplığına koyar! Belki de torunlarından okuyan olur! Rahmetli Besim Atalay’a kulak verelim:
İnsanlığın nasibi yeryüzünde ezilmek ve zulüm içersinde çırpınmak değildi. Önce Araplığı harekete getirerek ve bu düşük hallerden kurtaracak, sonra da bütün milletlere hak yolunu gösterecek bir önder gerekti. İşte bunun içindir ki, peygamber efendimiz orada çıktı; Kur’an’ı Kerim de oranın halkının dilince gönderildi. Çünkü yangın Arabistan’da idi---Bu konu tartışılır!—Önce oranın kurtarılması gerekti ve öyle oldu. İşte, İslamlık Araplığı kurtardı; o dağınık ve çetin kabileleri bir millet haline getirmeye çalıştı. Bu ne Arabın başka milletlerden daha şerefli olmasından, ne de Arapçanın yüksekliğindendir. Her milletin kendine göre bir şerefi vardır. Hiç bir millet de, dini yüzünden başka bir milletin hizmetçisi olamaz.
Irkçıların ve Arap milliyetçiliğinin ortaya sürmüş olduğu “şeref meselesi” büsbütün uydurmadır. İşte Arap ve Araplık, işte öbür milletler.”
Araplar eski huylarını islamdan az sonra göstermekte gecikmediler. Peygamber Efendimizin daha kefeni çürümeden, Araplar arasında çıkan fitne ve fesat yüzünden oluk, oluk müslüman kanı aktı; Ali ile Muaviye, Yezit ile Hüseyin kavgaları hep dünya devleti için değil miydi?
“Buraya bir nokta koymak istiyorum: Arap Peygamberi Hz. Muhammed’in kavgası; HAŞİMİ-ÜMEYYE kavgası değil miydi? Bu iktidar kavgasına ULUHHİYET eklemek te neden biz Türklere düşmektedir? Anlamışdeğilim! İktidar paylaşılamamaktadır. Paylaşılamayan şey de, aslında yalınızlıktır. Bu politika günümüzde de aynen sürdürülmektedir: TANRI İLE VE DİN İLE ALDATMAK!”Ostüzü.
“Peygamber Efendimizin karısı Aişe’nin deveye binip Ali ile savaşa çıkması, Ali’ye olan kininden ileri gelmiyor muydu? Emeviler, mancınıkla Kâbe’yi yaktırmamış mıydı? Birçok sahabeyi öldürtmemiş miydi? Kudüs’ü Kâbe yapmak isteye ve Kuran’ı yere atarak:”Git Allahına benden şikâyet et !” Diyen Emevi halifeleri gelmemiş miydi?
“Emevi saltanatına son vererek, Abbasi hanedanını kuran Horasanlı Ebu Müslüm’ü; ilk Abbasi Halifesi Ebu’l Abbas Seffah işkenceler altında öldürtmemiş miydi?”Ostüzü.
“Emevi ailesinden kırk kadar adamı yarı kestirerek, onların yarı canlı cesetleri üzerinde sofra kurdurarak işret eden, Abbasoğulları değil miydi? Bu gibi zulümler dünyanın neresinde olmuştur? Bu olaylara benzer daha çok kanlı olaylar İslamlığın ilk asrında olmuştur. Bize İslamlığın ilk devirlerini gül gülistanlık göstermek isteyen vaizci hocalar biraz da islam tarihi belleseler çok iyi olur.”
“Fransız devrimi ve sonrasındaki katliamları okur ve geçeriz. Rus İhtilalında öldürülmüş olan masumların yalınız listelerini okuruz ve kızarız.1932 Sovkoz ve kolhoz fırtınasında (8.000.000) insanın açlıktan öldürülmesini de; Mayıs 1938 temizliğinde;3 Mareşal,13Orgeneral,210 general,208 amiral ve (30,000) subayın kurşuna dizilmesini de İKTİDAR KAVGASININ BİR GEREĞİ SAYARIZ. Ostüzü”
“İslamdan önceki kabile kavgaları, Hz. Ömer’den sonra, yine başlamıştır. Kerbela faciası, Emevi-Haşimi münaferetinin bir neticesi değil miydi? Birçok masumları susuz öldürdükten sonra geri kalan kadınları çırılçıplak develere bindirerek, kızgın çöllerden Şam’a kadar sürmek işini,”Müslümanım! Diyen Araplar yapıyordu.
Bu gibi acıklı haller, Peygamber Efendimizin kaldırmak istediği kabile asabiyetinden ileri geliyordu. Aşiret ve kabile hayatı yaşayan toplulukları bir araya getirerek, bir millet haline sokmak kolay iş değildir. Millet olabilmenin şartları vardır. Bu iş için zaman ister, olgunluk ister!”Araya girelim!
“Emevi komutanı Kutayba bin Müslim; Buhara’da,(10,000) Türk subayını uçkurlarından caddeler boyunca ağaçlara astırmıştı.(17.000) Türkün kanını bir dereye akıttırarak, derenin altındaki su değirmeninde buğdaylarını öğütüp, Türk kanı ile ekmek yaptık! Diye övünmüşlerdi! Türkçe konuşanın dillerini de kesmişlerdi. Bu suretle biz Türkler, Müslümanlık yerine Araplığı kabullenmiş olduk. Birinci Dünya Savaşında; İngiliz ve Fransız sancakları altında, Osmanlı imparatorluğuna karşı savaşan Araplar; altın aramak için, (85.000) türk askerinin karınlarını cembiye ile yarmaktan çekinmemişlerdi. Biz, Kâbe’yi savunurken, MÜSLÜMAN ARAPLAR, KÂBE’YE saldırmaktan geri kalmamışlardı. Hâlâ Arapça!”Ostüzü.”
“İslamlık zararlı ve kötü işlerin üzerine bir perde çekerek unutturmak istenmişti; fakat arası çok geçmeden her şey eski durumunu aldı, kıvılcımlardan yangınlar çıktı.
İşlerin iç yüzünde kabile gayreti vardı. Fakat dış yüzünde din, adalet, hilafet hakkı gibi şeyler hâkim idi; eski düşmanlıklar yeniden alevlendi.”
“Bu kitapta ortaya attığım meseleler dolayısıyla, bazı beyinsizler, bana kâfirlik, dinsizlik gibi şeyler yükleteceklerdir; bunu biliyorum. Çünkü onların kafaları hakikati alamaz. Kur’anı Kerim’in zemmettiği surette,”biz, atalarımızdan böyle gördük, böyle bulduk”, derler.”
Bu gibilerin iyi bilmeleri lâzımdır ki, ben müslüman oğlu müslümanım; dinimin esasında hiçbir şüphem yoktur ve yine bilmelidirler ki, bir adamın (100) sözü inkârı ve küfrü andırsa da, bir sözü imanı andırsa, o kişinin imanına hükmolunur”(55)
Eski ve büyük islam ulemasının kabul ettikleri bir usul vardır ki,”LUZUMU KÜFÜR, KÜFÜR DEĞİLDİR. İLTİZAMÎ KÜFÜR KÜFÜRDÜR!” Allah bu zatlardan razı olsun ve onlara rahmet etsin. Artık bu deliller karşısında, kimse beni kâfirliğe nisbet edemez.”
“Hıristiyan milletler meydanda, Tevrat ve İncil hemen her Hıristiyan milletin diline çevrilmiştir. Her millet, kendi kutsal kitabını kendi dilinde okumaktadır. Öyle olduğu halde, Hıristiyanlık için aralarında çarçabuk birleşmeler husule gelmektedir. Haçlı kavgaları bunun bir numunesi değil midir? Çin’deki Boxer savaşının sebebi nedir? Balkan Harbinde bize karşı güdülen siyaset neyin eseridir?”
“Bugün, açık Türkçe ile halka, Türk halkına Kuran’ı kerim’in emirlerini anlatacak vaizciler lâzımdır. Fakat bu mümkün mü? Kürsüye çıkan hoca efendi, hurafelerden ve Yahudilerden geçmiş olan esassız hikâyelerden, şuna, buna “dinsiz, kâfir!” Demekten başka bir şey yapmıyor.
Bilgi ve telkin insanı mum gibi yumuşatır, ruhça yükseltir. Telkinin insan ruhuna etkisi çok büyüktür. Birçok devrimciler ve komutanlar, hep telkinden faydalanarak yığınları arkalarından sürüklemişlerdir.
Bize hayatı bir yük gibi gösteren, dünyayı terke davet eden, HALKA, HİLEY’İ ŞERİYE ÖĞRETEN, KEFARET VE İSKAT GİBİ ŞEYLERE KOŞAN, CAHİL VE AÇGÖZLÜ RUHANİLAR LÂZIM DEĞİLDİR!”
Kur’anı Kerim’de yalandan, hilecilikten, yalan yere yeminden, yahudi masallarından kaçınmak yolunda birçok emirler vardır. kur’anı Kerim, dipsiz şeylere inanmış olanları hayvan, hatta hayvandan daha aşağı saymaktadır(33).
Memleketimizde, dini ihmalin bir sebebi de AİLEDİR. Birçok aileler, çocuklarına hemen hiçbir dini terbiye ve zevk vermiyorlar. Çocuk, dinden, Allah’tan manevi şeylerden uzak olarak yetişiyor.”Bir dakika: Hıristiyan ülkelerinde; çeşitli tarikatlara mensup din görevlilerinden, ülkesinin rejimi aleyhinde söz söyleyen var mıdır? Türban saçmalığının en etkili propagandasını, anayasamıza girmiş olan ve Türkiye Cumhuriyetinden makam ve maaş alanların yaptığına dair bilgilerim vardır. Çocuklarımızı din görevlilerine teslim etmemizin sonuçları da ortada. Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in Balıkesir Paşa camisindeki vaazı ne günlere duruyor, dersiniz? Sayın seyircilerimiz!
                        BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU.

KAYNAKÇA.
1-Hürriyet gazetesi,02.11.1997,
2-Fazilet takvimi,31.10.1997,
3-Cumhuriyet gazetesi,02.11.1997,
4-Hürriyet gazetesi,15.12.1997,
5-Doç.Dr. Bedri Noyan Kur’an’ı Kerim(Türkçe şiir)Ardıç yayınları,1997,
6-Besim Atalay, Türk Dili ile ibadet,
7-Prof.Dr. Sayın Aysel Ekşi,21.08.1990,
8-Mustafa Coşturoğlu, Toplumsal Şizofreni ve bunun Atatürk devrimleri üzerine baskısı,
9-Ertuğrul Aydın, Nasıl Müslüman olduk?
10-Türkçemize tercüme edilmiş kuranlar.
11-Mithat Cemal Kutay, Atatürk’ün Gönlündeki Hasret: TÜRKÇE İBADET.
12-Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar,
13-Taberi, Milletler ve Hükümdarlar tarihi,5 cilt.
14-Ahmet Cevdet Paşa, Kısas’ı Enbiya,2cilt,
15-Prof.Dr. İlhan Arsel, Şeriat ve Kadın,
16-“                       “,Arap Milliyetçiliği ve Türkler,
17-Şakir Keçeli, şeriat budur.


İzleyiciler

Blog Arşivi