14 Temmuz 2012 Cumartesi

762/BURÇLARIMDA TÜRKLÜK BAYRAĞIM DALGALANMAKTADIR!

OSMAN TÜRKOĞU                                                                   osmanturkoguz@gmail.com
 Çeşmealtı;13 Temmuz 2012.
        
                            TÜRKLÜĞÜMÜZE SAHİBOLDUK
                            CÜMLE ULUSLARI ve KULLUĞU DA YENDİK!
                      
                 “Türk olarak doğmuş olmam; her türlü övgüden üstündür.”  EBU’L GAZİ BAHADIR HAN(12 Ağustos 1603 Ürgenç/1645Hive), Şecereyi Terakime (Türk şeceresi, Türklerin Soykütüğü).
                 “Ne mutlu Türküm diyene!””Ulusal Kurtuluş Savaşını yapan Türkiye halkına Türk Milleti denir!”Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
     Türk; Türklüğüne sahibolduğunda şahlanmış; din ve ümmetçilik batağına yuvarlandırıldığında da aşağılanmıştır!”Ostüzü.
                 “Tanrımız, dünya uluslarının sevk yularını Türk’ün eline vermiştir!”Ali Şir Nevai.
                 Şöyle bilinir ki, Türk Fars’tan daha keskin zekâlı, daha anlayışlı, daha saf, daha pek yaratılışlıdır. Fars ise ilimde ve gayret sarfıyla elde edilen bir anlayışta daha olgun ve derin görünüyor. Bu hal Türklerin doğru, dürüst, temiz niyetinden, Farsların da fen ve hikmetinden belli oluyor... Ve lakin Türk ve Fars dilleri arasındaki kusursuzluk veya noksanlık bakımından çok büyük farklar vardır. Söz ve ibarede, kelimelerin anlam ve kavramında, Türk Fars’tan üstündür. Türkün öz dilinde öyle incelikler, güzellikler, sanatlar vardır ki inşallah yeri gelince gösterilecektir...” Türkün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak, Farsça şiirler söylemeğe özeniyorlar. İyi ve etraflı düşünseler, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken, bu dilde şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, şiirlerinin daha beğenilir olacağını anlarlar.                                                                         ”Ali Şîr Nevai(1444/1501)
         Türkiye Cumhuriyeti Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı Polis Akademisi Başkanlığına seçilen Prof dr. Sayın Remzi Fındıklı kendisini bu makama getirenlere bir bağlılık iletisi gönderdi ki, tüm
 dini bütün tarikatçılarımızı ve Allah ve din ile kandıranlarımızı  mest etti:”Dinine sahip ol ki hangi milletten olduğun belli olsun!”
         Sevr anlaşmasını kabul eden Damat Mehmet Ferit Paşa ve Sevr anlaşmasını onaylayan Sadrazam Vekili Şeyhülislam Tokatlı Mustafa Sabri Efendi de dinlerine sahip birer vatan hainiydiler. İngiliz casus teşkilatının başı Rahip Frew’in emrinde, Anadolu’muzda Müslüman Türk kanı döktüren Sait Molla da dinine sahip bir Vatanhain idi. Divan’ı Harp Başkanı Nemrut Kürt Mustafa ve “Yunan Ordusu zararsız Halife ordusudur!  Diye beyannameler yazarak, İngiliz ve Yunan uçakları ile Türk Mevzilerine attıran vatan haini İskilipli Atıf Hoca da dinine sahip bir müselman idi. Konya’da Delibaş Mehmet te dinine sahip bir Yunan ve İngiliz köpeği idi. Ya AtCambazlığından Paşalığa kadar yükseltilen Anzavur Ahmet ne idi. Dinine sahip bir vatan haini idi.Nesebi olmayanların dinleri olabilir.Hz. Muhammed’in bir sahih hadisi vardır:”Bu dünyada ve ahirette babalarınızın nesebi ile çağrılacaksınız!”
         Bir insanın her hangi biri dini olabilir.Bir insanın dini de olmayabilir.Dinsiz denilen bu insanların inançsızlıklarının hesabını öteki âlemde vereceklerine inanılır.Bir insan ahlaklı olabileceği gibi ahlaksız da olabilir.Topluma zarar vermeyen ahlak anlayışı tepki ile karşılanabilir.Bir insan,içinde yaşadığı toplumun  geleneklerine bağlı olabileceği gibi geleneklere bağlı da olmayabilir.Bir insan yozlaşmış ta olabilir.Bir insan modaya uyabileceği gibi modaya da uymayabilir.Dini ve felsefi inanış bir kişinin kişilik sorunudur.Bir iç sorundur.Hiç bir insan milliyetsiz olamaz.İnsanlar doğuştan bir millete sahip olarak doğarlar.O milletin dilini kullanırlar.O milletin mensup olduğu devletin de vatandaşıdırlar.Dış ilişkileri de  milliyet esasına göre düzenlenir.
         Besançon Üniversitesinin dağdaki yerleşkesinde her akşamüzeri biz Türk Subayları mutlaka aynı amfide toplanırdık.Bir Fransız kızının bu dikkatini çekmiş.Şehre inerken,otobüste yanıma oturdu ve doğrudan:”Siz,neden öteki Müslüman Araplara benzemiyorsunuz?Siz amfiye geldiğinizde diğerleri ayağa kalkıyor.O zayıf,uzun boylu adam geldiğinde de hepiniz “oturunuz” demeden oturmuyorsunuz.Kavga,gürültü ve yüksek sesle konuşmak ta yok.Siz anlattıkça diğer arkadaşlarınız gülme krizlerine tutuluyor siz nasıl Arapsınız!”Dedi.Ben de:”Biz Arap değil Müslüman edilmiş ve Mustafa Kemal sayesinde de Türklüğümüze kavuşan Türküz!”Anlattım.
         Dershanemizi Madame Holtzerh adlı bir öğretmen Türkiye resimleri ile süslemişti. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun belirli asırlardaki coğrafyası da duvarlara asılı idi. Dalıp gittiğimi gören bir Filipinli “Rüya!”Dediğinde gereğini yapmak üzereyken Fransızca öğretmenimiz Monsieurs Validon, araya girerek tüm sınıfa:”Bunlar Türk’tür.Üzerine gelmeye kalkmayın.Ben,Bülent Ecevit’e Osmanlı dedim ve yumruğunu da karnıma yedim.”Demişti.
         1976 senesinde; Birleşmiş Milletlerin bir sınavını kazanarak Cenevre’deki BM.Merkezine Keyif verici maddeler/Barbitürik maddeler/kursuna gitmiştim.Girişte,Atatürk’e ait kitaplarla,camda “Yurtta sulh,Cihanda sulh’”un Fransızcasını gördüm.Dalıp gitmişim.Biradam”Türk’müsünüz,neden hayretler içindesiniz?”Dendiğinde uyandım ve “büyük adamlar doğumlarının ve ölümlerinin yüzüncü yılında anılırlar.Burada Mustafa Kemal’in ölümünün 25’inci yıldönümü etkinlikleri sergilenmiş!”Dedim.O adam:” Mustafa Kemal Atatürk,en büyük Türk ve dünyanın en büyük devlet adamıdır!”Demişti.
         Kurs devam ederken çok mükemmel Fransızca konuşan Cezayir delegesi ayağa kalkarak söz istedi ve beni işaret ederek:”Ben Cezayir elçiliği misyonunda da görevliyim.Oturumlara gelemediğim günler,dersimiz konusu ile fikrim istenirse bu Yeğenim Türk,benim adıma ve dolayısı ile Cezayir adına konuşmaya yetkilidir.Bizler,onların yaptığı caddelerde yürüyor onların inşa ettikleri hamamlarda da yıkanıyoruz!”Demişti.
         Besançon Üniversitesinin Yaz yerleşkesinin yemekhanesinde dört kişi öğle yemeği yiyorduk. Öğretmen Albay İhsan Doğancı, Öğretmen Binbaşı Burhan Nalçacı,Avusturyalı bir Bayan tarih öğretmeni bir de bendeniz.Öğretmen Bayan izin isteyerek yemek sandalyesinin üstüne çıktı ve:
         “Burada yemek yemekte olan Sayın Bayanlar ve Baylar;ben,Avusturyalı bir Tarih Profesörüyüm,adım da Elizabet’tir.Bir dakika beni dinlemenizi rica edeceğim.Buraya gelene ve bu Türk subaylarını ve diğer Türkleri tanıyana kadar;Kilisenin ve Tarihin etkisinde kalarak Türklerden nefret etmeyi öğrenmiştim.Büyük bir yanılgı içinde olduğumu itiraf etmek durumundayım.Sizlerin de bu Muhteşem Türkleri tanımanızı  önermekten de büyük bir onur duymaktayım!”Dedi.Burada da Türklüğümüz öne çıkmıştı.
         Fransız Jandarma subay okulunda okumakta olan J.Ön Yzb.Sayın Orhan Çağlargil’i okul komutanı Fransız Albayı makamına davet ederek:
         “Sayın Yüzbaşı; burada bir çok Müslüman ülkenin jandarma subayları var.Siz,diğer Müslüman subaylardan neden farklısınız!”Der ve yanıtını da hemen alır:
         “Bay Komutan,onların Mustafa Kemal Atatürkleri yoktur!”.
         Burada da Türklük değer için öne çıkmıştır.
         Bir yazımda ağlayarak anlattığım bir olay vardı. Şimdi de gözlerim yaşararak bu olaydan kısaca söz etmek istiyorum. Trafik kazasında yaralanan komşu jandarma alayına mensup jandarma erlerini Suriye’nin Kamışlı Devlet hastanesine sevketmiştik.Gece vakti;yanıma Suriyeli bir Kıta Çavuşunu alarak Suriye’ye girdiğimde;elinde kaleşnikof tüfeği bulunan bir Suriyeli asker,yolun ortasına dikilerek,tüfeğini bize doğru yönelterek:Yasag!”Dedi.Aracımın şoförü Kamanlı J.Onbaşısı Bekir’in nasıl aracı durdurup,sille ve tokat bayılttığı o Suriyeli askeri nasıl bağacımıza koyduğunu anlayamamıştım.Onbaşı Bekir,bağırıyordu:”Ulan eşekoğlu eşek,sen bir Türk subayına nasıl silah doğrultursun!”Diye.Aracın önünde oturmakta olan Suriyeli Çavuşun gözleri faltaşı gibi açılmıştı.Bana dönerek:”Cahil Komutanım,Cahil.Cahil olmasaydı türk’e silah çekilemeyeceğini bilmesi gerekirdi!”Dediğini unutamam.Hastaneye girişimizde,salonun ortasındaki bir masaya boylu boyunca yatırılmış olan bir askerimizim yüzündeki yaralar dikilmekteydi.Askerimiz,bilinçsizce acılar içişin de kıvranırken,elimi dizine koyarak:
         “Mehmet; Kamışlı Devlet Hastanesindesin.Ben,117’inci seyyar Jandarma Alay Komutanı J.Albay Osman Türkoğuz’um.Alayımla buraya sana geldim!”Dedim.Er,upuzun uzandı ve yüzüne bir pembelik çöktü.Çatır,çatır dikilmekte olan yarasından da hiçbir acı duymadığı yüzünden belliydi.Yaralımızın başında Akşaçlı bir doktor ile on kadar stajyer vardı.stajyerler,doktora Arapça bir şeyler sordular.Aksaçlı Doktor da Fransızca:”C’est un soldate Turgue!”Bu bir Türk askeridir!”Dedi ve bana dönerek:
         “Sayın Albayım,bendeniz Ermeni asıllı bir doktorum.Sizin erin dizine elinizi koyduktan sonra,erin neden acı duymadığını sordular.Bu salaklara en kestirme yanıtı verdim!” Demişti. Burada da Türklüğümüz ve Türk sıfatı ile büyüklüğümüz öne çıkartılmıştı.
         Dini öne çıkartmak, ülkemiz dışında ve dahi ülkemiz içinde saf Müslümanları Deniz Feneri ile soymak ve Allah ile aldatmak için yapılmaktadır.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

761/DİLİME SAHİP TÜRKOĞLU TÜRKÜM BEN!

OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;11 Temmuz 2012.
                   DİLİME SAHİBİM VE TÜRKOĞLU TÜRK’ÜM!
Polis Akademisine başkan seçilmiş olan bir Bilim adamı! Profff.Dr. Sayın Remzi Fındıklı,Akademi kantininde  metazori satılmaya çalışılan;aklı ile müsemma  bir masal kitabı yazmış!”Sözün özü!”
         “Dinine sahip ol ki hangi milletten olduğun belli olsun!”
         Bu bilim adamımızın! Din ile Milliyet kavramlarından da haberi olmadığı anlaşılmıştır.Din;inanca dayalı,kişinin iradesiyle,şiddet ve  baskı ile her an değiştirilebilen bir “Toplum Düzeni Kuralıdır!”
         Milliyet ise, Kana ve soya dayalı maddi ve moral değerleri olan bir kimlik olayıdır.Ben;Ali Oğlu Yörük Kızı Alime Kadından doğma Osman Zeki Türkoğuz olarak hep Türk’üm.
         İslam dininde Milliyetçilik küfür sayılmasına karşı Kureyşlilik ve Araplık habire övülmüştür. Ümmetçilik esastır. Bendeniz,Müslüman bir aileye mensup olmama karşın hiç ümmet olmadım.Bir Türk  bireyi olarak Allah’ıma sonsuz inancım ve dahi saygım vardır.
         “Dilde başlayan çözülmenin ulusal çözülmeyle sonuçlanacağını “da bilmekteyim. Büyük İnsan ve Büyük Bilim Kadınımız Profesör Dr. Muazzez İlmiye Çığ’ın”Sümerli Lüdingirra’nın Anıları” eserini tüm hainlerimizin ve Türkçe düşmanlarımızın okumalarını öneririm. Bütün canlılar kendi dilleri ile şakırken vatan hainlerimiz ana dillerinin dışında şakımaktadırlar.Öteki âlemde,nerede Türkçe konuşulur,nerede Türkçe Türküler söylenirse ben oradayım anadilimin konuşulduğu yer benim cennetimdir.
         “Savaşta ölmek, kişiyi şehit yapmaz.Şehidi şehit yapan inancı ve ölüş sebebidir!”Bu İlim Adamımızın!  Cılk Yumurtalarından birisi daha! Büyük Döneklerimizden Necip fazıl Kısakürek te böylesine haince bir söz etmişti:”Bu memleket 500 senedir şehit vermemiştir.Şehit olmak için din için savaşta ölmek lâzımdır!”Demişti.Ebu Süfyan Komutasında,Şamdan Mekke’ye gelmekte olan deve kervanını soymak uğruna ölenler şehit! Vatanı ve milleti için ölenler de Niyazi mi oluyor!”Eşkıya karşısı,düşman karşısıdır!”Vatan Haini bölücülerle çarpışarak ölenlerimiz şehit sayılmıyor mu?Ulusal Kurtuluş savaşında ve Şeyh Sait isyanında ölenlerimiz ne oluyor?Bu toplum tüm bu ihanetleri nasıl taşıyor?Hayret. Büyük Türk Şairi Nazım Hikmet’in  Şehitlerimiz için yazmış olduğu alttaki şiiri ihanet içindeki aymazlarımızın cibilliyetsiz suratlarına çarpıyorum:

“Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
Ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
Siz toprak altında ulu köklerimizsiniz,
Yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Siz toprak altında derin uykudayken
Düşmanı çağırdılar, satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvayi Milliye şehitleri,
Mezardan çıkmanın vaktidir!”Vatan hainlerimizin suratlarına tükürmenin de tam vaktidir!
         Kadının cihadı kocasına itaat etmektir!”Özlü Sözler!”Pırr.Dırr.R.F.
         Bendeniz evlendiğim gün; eşimi kiralık evimizin odalarında gezdirerek iki yeri göstererek şöyle demiştim:
         “Sizi,eş olarak kendime seçtim.Köle olarak almadım.Şu iki yer dışında benimle,zamanın gözeterek, münakaşa ve kavga edebilirsiniz.Siz bir Mustafa Kemal Kızısınız. Ben, bir Yörük Genciyim. Bizim köyde her erkek tek eşlidir. Tanrımızı tanık göstererek dört eş masalına da sakın inanma.Buğdayın ve bulgurun çöpü iki parmakla ayıklanır!”Mutlak itaat kölelere özgü bir davranış isteğidir.”Taaddüt’ü Zevcat/Taaddüd’ü Ezvaç/ Ne Mümkün? Bu yazımı da ileteceğim.Çok kadınla evlenmek masalına inanırsak Tanrımızın da doğa altı olduğuna inanmış oluruz.Tüm canlıların dişi ve erkekleri eşit sayıdadır.Koyunları,keçileri,tavukları ve inekleri bir erkek cinsine kurban etmek insanların eseridir.Allah’ımızı ve Dinimizi kullanınız bakalım!


 





10 Temmuz 2012 Salı

760/BİR KEMİĞE BİN İHANET!

OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı,10 Temmuz 2012.

                            FINDIK KADAR AKIL,İHANETLERE TAKILIR!
                            “Aklı az olan yerin yiğidi bol, yiğidi bol olan yerin aklı az demektir.”
“Fakirlik fikirsizliktir.Fakir’,in aklı olsa fakir olmaz!”Prof. Dr. Remzi Fındıklı,Polis Akademisi Başkanı.
“KAHRAMANLARI ÖLÜME BİR TUTAM ALKIŞ ATAR!”Fransız Atasözü.
“ÜLKEMİZDE AKILLILAR, İKTİDAR SAHİPLERİNİN BİR TAS ÇARBASI İLE VATANIMIIZI ATEŞLERE   ATAR!”OSTÜZÜ.
            “BİZ, YİĞİTOĞLU YİĞİT; YÜREĞİ SEVGİ DOLU.
            Biz, HAK OLAN HALKIMIZIN BÜKÜLMEZ ÇELİK KOLU.
            DÖRT KÖŞEYİ TUTSA DA ÇIKARIN KÖPEKLERİ,
            YOLUMUZDAN DÖNMEYİZ,YOLUMUZ ATA YOLU.”
Aklı çok olan İstanbul politikacıları ve uleması İngilizlere köpek olmuşlardı. Aklı çok olan  mollalar ve dini bütünler de İngiliz casusu Rahip Frew’in altınları ile Anadolu’da Türk ve Müslüman kanı akıtmışlardı.
            Aklı olan İmam-Hatip mezunu bir dini bütünümüzün de bankadan aldığı kredi ile sucuk işine girerek,eşek etli sucuklar imal ettiğini de biliyoruz.
            Aklı olmayanların;yalın ayak ve
süngüsüz  düşmana hücum ederek bu vatanı kurtardıkları halde,aklı olanların da bu vatanı parsel,parsel,BABALAR GİBİ  SATTIĞINI DA  biliyoruz.
            Aklı kıt olanların beş kuruş maaş zammı için cop ve biber gazı yediklerini; aklı olanların da şefin komutu ile parmak indirip,parmak kaldırmakla 19.500 TL.Maaş aldıklarını da biliyoruz.
            Aklı olmayanların bir tas iftar çorbası karşılığında kendilerini sattıklarını,akıllı olanların da DÜĞÜN VE NİŞANLARDA ONLARIN PARASI İLE ALTIN TAKTIĞINI DA BİLİYORUZ.
            Aklı kıt olanlarımızın bu vatan için öldüklerini,akıllı olanların da bankalarda açılan hesaplara para yatırarak teskere ile döndüklerini de biliyoruz.
            Akıllı olanların,Allah ve Kuran ile aldatarak halkı soyduklarını,aklı kıt olanlarımızın da ilahi emre uyarak donlarına kadar soyulduklarını da görüyoruz.
            Akıllı olanların yalancı suç dosyaları ve maskeli gizli tanıklarla vatanseverleri esir kamplarına doldurduklarını,aklı kıt olanları da daracık odalarda soldurduklarını da biliyoruz.Ey!Fındık Profesörü sizin de kim olduğunuzu biliyoruz.tüm yalancı vatan hainlerimize de diş biliyoruz.
            15 yaşındaki kızlar için temenninizi de nefretle kınıyoruz ve sizi varsa şayet Cumhuriyet Savcılarına ihbar ve şikâyet ediyoruz.Yiğitliği enayilik sayan sizi de küfürle yadediyoruz.
           

9 Temmuz 2012 Pazartesi

759/EYALETLER SİSTEMİ

OSMAN TÜRKOĞUZ
Çeşmealtı;08 Temmuz 2012.

EYALET SİSTEMLERİ

            A-Hititlerde Eyalet sistemi
         Anadolu’da büyük bir uygarlık kuran Hitit İmparatorluğunda Merkezi Devletin kontrolünde eyaletler olduğunu bilmekteyiz. Hititlerin en güçlü ve Görkemli İmparatoru Birinci Şuppiluliuma Karkamış şehrini muhasara ederken Mısır’dan özel bir ulak ile bir mektup almıştı. Mektubu yazan Firavun Tuthankhamon’un/MÖ:1347/1338/ Dul eşi Kraliçe  Ankhesenpaam idi.Kocam öldü;Mısır’ı ben yönetmekteyim ve dul bir kadınım.Emrimdekilerden birisi ile de  nasıl evlenebilirim?Senin oğulların çoktur.İçlerinden birisi bana koca olarak göndermeni istemekteyim!..”Bu mektubu alan Şuppiluliuma derhal federe devlet başkanlarını Karkamış’a çağırtarak bu konudaki fikirleri alır.Oğlu Zannaza’yı damat adayı olarak Mısır’a gönderir.ne var ki Prens Zannaza Mısır yolunda,bilinmeyen bir nedenle öldürülür.Hitit Eyaletlerinde de Hitit yasaları geçerlidir.Sonradan ünlü Miken eyalet sistemi doğmuştur.Bilinen en eski eyalet sistemi bunlardır.Hititlerin tanrıları,hukuk ve idari sistemleri işgal etmiş oldukları ülkelerde yavaşça da olsa egemen olmuştur.

B-AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE EYALAT SİSTEMİ
         Amerika Birleşik Devletleri bağımsızlığını kazandıktan sonra iki sistemin kurulması tartışmasını yaşamıştır.Ulusal Kahraman general George Waşington’un merkezi otoriteye dayalı sistemi ve  Amerikan Anayasasının  yaratıcılarından T.Jefferson’un Ademi Merkeziyetçi Sistemi.Amerika’da ademi merkeziyetçi sisteme göre örgütlenme yapılmıştır.Amerikan anayasası üç büyük temele oturtulmuştur:
         1*Başında bir başkan olmak üzere Yürütme;
         2*Senato ve Temsilciler Meclisi ve Kongre olmak üzere Yasama,
         3*Başta yüksek yargı olmak üzere Yargılama .
         Amerika Birleşik devletleri,48’i ana Amerikan kıtasında,2’si de dışarıda olmak üzer 50 eyaletten oluşan baştada Federal Devletin bulunduğu Federatif bir sistemle idare edilmektedir.
         Senato;Federe devletlerin/Eyaletlerin/ büyüklüğüne ve nüfus kesafetine bakılmaksızın her eyaletten seçilen 2’şer senatörden oluşur.Temsilciler meclisi 435 Milletvekilinden oluşur.Her iki meclis Kongre’yi oluşturur.
         Eyaletlerde de aynı yasama biçimi vardır. Her eyaletin anayasası ve farklı yasaları vardır. Federal devlet;1/Dış işlerinden,2/Maliyeden,3/Federal yasaların uygulanmasından ve askeri hizmetlerden sorumludur.
         Eyaletlerde Eyalet başkanı Genel Vali,Yargıçlar,Savcılar ve Polis şefleri halk tarafından seçilmektedir.Eyalet yönetimi;genel temizlik,eğitim ve öğretimden de sorumludur.
         1962/1963 senesinde;Zenci öğrenci James Meredith’in Mississipi Oxford üniversitesine yazılması  olayında; Mississipi  Valisi Wallas;Zenci öğrencinin Üniversiteye sokulmamsı için görevlendirmiş olduğu yerel kolluk kuvvetlerine Amerika Birleşik Devletleri Başkanı J.F.Kenedy, “Zenci öğrencinin Üniversiteye sokulmasını sağlayınız!” Emrini verdiğinde, bu emir uygulanmıştır.
            Her Amerikan Vatandaşının İngilizce bilmesi şarttır. Devlet Hizmetine girmek için de İngilizce bilmek şartı ve Vatandaşlık yemini vardır.İngilizce bilmek şartı vatandaşlar arasında anlaşmanın şartı olarak tanımlanarak yasalaştırılmıştır!
         Avrupa’da Kilisenin, devletin ve toprak sahiplerinin işkencesinden kaçan Püritenler, Amerika’da koloniler kurmuşlardır. Ortaçağ Avrupasında; toprağa bağlı serflerin evlenmelerinde ilk gece hakkı Senyöründü. İlk gece hakkını satın alamayan Serfin karısını  senyör becerirdi.1961 senesinde;Kilis’in eski adı A,yeni adı da M.Olan  bir dağ köyünde köy araması yaparken,o gece gerdeğe girecek gelini köyün ağasının evinde bulunca,durumu başımızda bulunan Tabur Komutanımız Rahmetli Yarbay İrfan Çetinkaya’ya anlattığımda şu emri vermişti:”Sayın Üsteğmenin köy aramasını hemen durdur ve bölüğünü de, tabura dönmek üzere, toplanma bölgesinde hemen topla.Cumhuriyet kanunlarının girmemiş olduğu bu köyde daha fazla durmayalım!”                                                    Ortaçağı Almanya’sında borcunu ödeyemeyen borçlunun karısı güzelse davaya bakan yargıç ol kadının ırzına geçerek borca karşılık ödeşmiş olunurdu. Amerika’da eyalet sistemi temel yönetsel kültürün eseri olmasına, Avrupa’dan anlattığım nedenlerden kaçan insanların kölelik sistemini ihya etmek için iç savaş çıkarmalarına ne denilir!Tüm çağların insan haklarını korumada   en büyüğü,Ispartakus ve  Abraham Lynkolyn’dir.Peygamberlerin bile kaldırılmasını göze alamayarak,köleliği Tanrısal iradeye bağlamalarına karşın,hayatı pahasına köleliğin kaldırılmasını sağlamıştır.
C-OSMANLI İDARESİNDE EYALET SİSTEMİ.
         1-Klasik Osmanlı Eyalet sistemi
         Anadolu ve Rumeli Eyaletleri, başlarında birer Beylerbeyi;Kayıtsız ve Koşulsuz merkezin otoritesine bağlı ; eyalet sınırları içersinde bulunan yerleşme yerlerinde Osmanlının mutlak otoritesini temsil ederler.Şeri mahkeme kararlarını ve Padişahın mutlak emrini sorgusuz,sualsiz ve itirazsız uygularlar.Hatta çok güzel bir ifade
ediliş tarzı da vardır: Diyarbakır havalisinde 21 kişinin eşkıyalığa başladığı duyumunu alan Padişah’ı zülcelal, Diyarbakır Beylerbeyine bir ferman ulaştırılır:” Saadetli fermanım vasıl olur olmaz;tez elden 21 şakinin yakalanarak siyaset edilip,kellelerinin de acilen Dersaadete ulaştırılması fermanıhumayunumdur!”Eşkıyalardan 20’si yakalanarak başları kesilerek bal dolu kıl torbaya konulur.21’inci eşkiyayı yakalamak ta mümkün olmaz.Bal içindeki kellelerde de bozulma alametleri gözlemlendiğinden Beylerbeyi Kethüdası telaşa düşer ve yoldan geçen eşkıya suratlı birisini saraya davet ederek boynunu vurdurur ve 21 eşkıyanın kellelerini Dersaadete yetiştirerek hilat kaftanla ve bir kese de altın ile taltif edilir.
         Dördüncü Murat döneminde Sakarya Şeyhi isyan eder. Yakalanan Şeyh ve adamları ve diğer yörelerden getirilen asiler Gebze’ye Dördüncü Murat’ın huzuruna getirilir.Önce Sakarya Şeyhinin derisinin yüzülmesine başlanır.Şeyh,hiçbir acı duyduğunu belli etmeden  cellada seslenir:””Bre Cellat! Acele etme de keyfini çıkaralım!”Der. Genç bir isyancıya bir türlü kılıç vurulamaz. Zavallı Genç:”Anam söylediydi,oradaki büyük adam senin masum olduğunu bilir dediydi”Der.Gülmekten kasıkları patlayan Dördüncü Murat ve yağdanlıkları infazı durdurarak,ol zavallı Genci dinlerler:Uşak ve havalisindeki şekavet olayları üzerine;Afyon Valisi bu Gençten istediği rüşveti alamayınca Zavallı Genci de asiler kafilesine katar.Padişah üzülerek Ol Fakir gence bir kese altın vererek onu azat eder.Rahmetli Ömer Seyfettin’in  bir öyküsünde anlatmış olduğu Kahraman Tosun Bey öyküsü,Osmanlıda insan hayatının teminatsızlığını ne güzel de anlatır.Osmanlının idari yönetim sistemi çağdışılığını  Müslüman ve Türkmenler üzerinde alabildiğine sürdürmüştür. “Eğeri kaltağ Osmanlı/Şalvarı şaltağ Osmanlı/Ekende yok, biçende yok/Yiyende ortağ Osmanlı.
         2-Hıristiyan Bölgelerinde Eyalet Sistemi.
         Fransız Devriminin getirmiş olduğu ışıklardan yararlanan Osmanlı Vatandaşı Hıristiyanlar, Kilisenin ve papazların öncülüğünde ışığa kavuşmuşlardır. Ulusal eğitim sistemi uygulamasında da tarihlerini ve ulusal kimliklerini öğrenerek Osmanlıya karşı ayaklanmışlardır.Şeyhülislamlar ve Hoca sınıfı da Müslüman Türk toplumunu Kavm’iNecib’i Arap ve Yahudi masalları ile çağın çok gerisinde tutmayı başarmışlardır.Bu dünyada mutlu edemedikleri insancıklarımızı öteki dünya masalları ile uyutmuşlardır.”En büyük ibadet ululemre itaattir!”Hadisini ortaya koymuşlardır.Avrupa’da ,özellikle de İngiltere’de zalim yöneticiye karşı ayaklanma bir bireysel ve toplumsal hak olarak ortaya atıldığında,Müslüman ahali din ve Allah adına köleleştirilmiştir.Mustafa Kemal’e kadar ulusal kimlik yasaklanmıştır.Bugünde aynı alçakça oyunlar sergilenmektedir.Hıristiyan toplumların yaşadığı eyaletler ulus devlet olarak ortaya çıkmışlardır.

   D- Almanya Federal Cumhuriyetleri

            Almanya Üçyüzelli şehir Devletinden oluşmuştu.18’inci ışıklar yüzyılına ve yedi sene savaşlarına gelindiğinde, Prusya Alman Devleti öne çıkmıştır. Büyük Frederik zamanında da askeri gücün doruğuna ulaşmıştır. Prusya Şansölyesi Prens Bismark’ın akılcı politikası Ve Genelkurmay Başkanı Mareşal BERNHART VON MOLTKE’NİN  askeri dehası sayesinde de Alman Birliği kurulmuştur.Napolyon Bonapart’ın kardeşi Jerome’un Aptal  oğlu 3’üncü Napolyon unvanı ile Fransız İmparatoru olmuştu.1870’de Prusya Kralının,Potsdam kaplıcalarında Fransız Büyük Elçisini kabul etmeyişini Fransız basını hakaret sayarak  Fransa’yı ayağa kaldırmıştır.Şişik Fransız İmparatoru 3’üncü Napolyon ordusunun başına geçerek
 Prusya’ya savaş ilan etmişti. Sedan meydan muharebesinde de 120.000 askeri ile Mareşal Bernarth von Moltke’ye esir düşmüştü. Alman devletler topluluğu da Prusya’nın egemenliğinde birleşmişti.
         Birinci ve İkinci Dünya Savaşından yenik çıkan Almanya     18 Mart 1999 tarihinde yapılan özgür seçimden ve iki Almanya’nın birleşmesinden sonra   16 eyalete ayrılmıştır.
         Bu eyaletlerin seçimle gelen parlamentosu ve hükümetleri vardır.Bu eyaletlerin üzerinde de Federal Alman Cumhuriyeti egemendir.Eyaletlerde Alman kanunları ve Almanca geçerlidir.Eyalet sakinleri Alman vatandaşlarıdır.

“Almanya Federal Cumhuriyeti 16 eyaletten oluşur. Devlet sorumluluğu taşıyan bu eyaletlerin kısmen uzun bir geleneği vardır. Almanya her zaman çeşitli eyaletlerden oluşmuş, ancak haritası yüzyıllar boyunca sık, sık değişikliğe uğramıştır.
Federe eyaletler, bugünkü şekilleriyle genel olarak 1945'ten sonra kurulmuşsa da, eski bölgesel ilişkiler ve tarihsel sınırlar kısmen dikkate alınmıştır.
Almanya 1990 yılında birleşinceye kadar 10, daha sonra Saar Bölgesi’nin 1 Ocak 1957’de tekrar ülkeye katılmasından sonra, batılı devletlerin (Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa) işgal bölgelerinde kurulmuş olan 11 eyaletten oluşuyordu. Sovyet işgal bölgesinde de savaş sonrasında daha sonraki Demokratik Alman Cumhuriyeti (DDR) topraklarında 5 eyalet kuruldu. Ama bunlar 1952 yılında toplam 14 il haline getirildi. 18 Mart 1999’da yapılan ilk özgür seçimden sonra 5 federe eyaletin yeniden kurulması kararlaştırıldı. Bu eyaletler genellikle 1952’den önceki şekillerini aldılar. 3 Ekim 1990’da DDR, dolayısıyla da Brandenburg, Mecklenburg-Vorpommern (Önpomeranya), Saksonya, Saksonya Anhalt ve Thüringen Eyaletleri Almanya Federal Cumhuriyeti’ne katıldı. Doğu Berlin de Batı Berlin ile birleşti.
Eyaletler hakkında daha fazla bilgiye aşağıdan ulaşabilirsiniz.
© İşte Almanya  http://www.tatsachen-ueber-deutschland.de/tr/
Eyalet sayfalarının Türkçesi yoktur!

Baden-Württemberg

Eyalet başkenti: Stuttgart
Nüfus: 10,601 milyon
Yüzölçümü: 35.752 km²
km² başına nüfus: 294

Daha fazla bilgi için:

Bağımsız Devlet Bavyera

Eyalet başkenti: Münih
Nüfus: 12,330 milyon
Yüzölçümü: 70.549 km²
km² başına nüfus: 173

Daha fazla bilgi için:

Berlin

Eyalet başkenti: Berlin
Nüfus: 3.388 milyon
Yüzölçümü: 892 km²
km² başına nüfus: 3.793

Daha fazla bilgi için:

Brandenburg

Eyalet başkenti: Potsdam
Nüfus: 2,593 milyon
Yüzölçümü: 29.476 km²
km² başına nüfus: 88

Daha fazla bilgi için:

Bağımsız Hansa Kenti Bremen

Eyalet başkenti: Bremen
Nüfus: 0,66 milyon
Yüzölçümü: 404 km²
km² başına nüfus: 1.633

Daha fazla bilgi için:

Bağımsız ve Hansa Kenti Hamburg

Eyalet başkenti: Hamburg
Nüfus: 1,726 milyon
Yüzölçümü: 755 km²
km² başına nüfus: 2271

Daha fazla bilgi için:

Hessen

Eyalet başkenti: Wiesbaden
Nüfus: 6,078 milyon
Yüzölçümü: 21.114 km²
km² başına nüfus: 287

Daha fazla bilgi için:

Mecklenburg-Vorpommern

Eyalet başkenti: Schwerin
Nüfus: 1,760 milyon
Yüzölçümü: 23.173 km²
km² başına nüfus: 77

Daha fazla bilgi için:

Aşağı Saksonya

Eyalet başkenti: Hannover
Nüfus: 7,956 milyon
Yüzölçümü: 47.616 km²
km² başına nüfus: 166

Daha fazla bilgi için:

Kuzey Ren-Vestfalya

Eyalet başkenti: Düsseldorf
Nüfus: 18,052 milyon
Yüzölçümü: 34.082 km²
km² başına nüfus: 528

Daha fazla bilgi için:

Rheinland-Pfalz

Eyalet başkenti: Mainz
Nüfus: 4.049 milyon
Yüzölçümü: 19.847 km²
km² başına nüfus: 203

Daha fazla bilgi için:

Saarland

Eyalet başkenti: Saarbrücken
Nüfus: 1,066 milyon
Yüzölçümü: 2.569 km²
km² başına nüfus: 416

Daha fazla bilgi için:

Bağımsız Devlet Saksonya

Eyalet başkenti: Dresden
Nüfus: 4,384 milyon
Yüzölçümü: 18.413 km²
km² başına nüfus: 240

Daha fazla bilgi için:

Saksonya-Anhalt

Eyalet başkenti: Magdeburg
Nüfus: 2,581 milyon
Yüzölçümü: 20.447 km²
km² başına nüfus: 128

Daha fazla bilgi için:

Schleswig-Holstein

Eyalet başkenti: Kiel
Nüfus: 2,804 milyon
Yüzölçümü: 15.761 km²
km² başına nüfus: 177

Daha fazla bilgi için:

Bağımsız Devlet Thüringen

Eyalet başkenti: Erfurt
Nüfus: 2,411 milyon
Yüzölçümü: 16.172 km²
km² başına nüfus: 150

Daha fazla bilgi için:

7 Temmuz 2012 Cumartesi

758/USALI ANDERSON'UN ÇANTASI!

OSMAN TÜRKOĞUZ
 Çeşmealtı;07 Temmuz 2012.

                   USA’LI ANDERSON’UN ÇANTASI!
“Türkiye, Irak’a taarruz ettiği takdirde, Türkiye’de taş üstüne taş bırakmam!”Nikita Kuruçof. SSCP K.P. Genel Sekreteri.1958
         Asıl konumuzu, Haydarpaşa’dan Köprüye giderken, deniz motoru ile birlikte kaybolan ve hâlâ bulunamayan bu ünlü çantaya getirmeden önce, biraz gezinmemiz gerekmektedir.
         14 Temmuz 1958 tarihinde Irak’ta çok kanlı bir askeri darbe olmuştu.Kral İkinci Faysal,Prens Abdülillah ve krallık mensupları yataklarında parçalanarak öldürülmüşlerdi.15 Temmuz 1958 günü kadın kıyafeti ile kaçarken yakalanarak öldürülen Başbakan Nuri Said Paşa’nın  cesedi de mezardan çıkartılarak önce asılmış,sonra da yakılmıştı.Irak bu duruma nasıl getirilmiştir.Önce onu kısa da olsa görmemiz gerek diyorum.
         Irak/Bağdat/ bir Osmanlı eyaleti iken Birinci Dünya Savaşının ortasında, Hz.Muhammed’in torunlarının ihanetine uğrayarak elimizden çıkmıştı.Şerif Hüseyin;1854İstanbul,1931/1908 senesinde Mir’i Miran ve Paşa rütbesiyle Mekke şerifi yapılmıştı.İngilizlerle bir olarak Osmanlıya karşı ayaklanmış ve Hicaz Krallığı ilan etmişti./1916-1924/,Şerif Hüseyin Suudilerce yakalanarak İngilizlere teslim edilerek Kıbrıs adasına sürülmüş;ömrünün sonuna kadar da” Osmanlıya ihanetimizin cezasını çekiyoruz!”Demiştir.
         Şerif Hüseyin’in Büyük oğlu Faysal da Osmanlı ordusunda Miralay rütbesindeydi.Osmanlı Devletinden İngilizlere karşı kullanmak üzere aldığı 10.000 piyade tüfeğini Osmanlı Ordusuna karşı kullanmıştı.1918 senesinde;Londra’da Osmanlıya karşı bir anlaşma imzalamıştı.Osmanlı Ordusunda Kurmay Yüzbaşı olan Nuri Saidle birlikte Osmanlıya karşı ayaklanmışlardı.
         Bağdat’ta arkeolog olarak çalışan Bayan Gertruda Margaret Lowthian Bell’in sınırlarını çizmiş olduğu Irak Devletinin başına Birinci Faysal namı ile Kral olmuştu.1933 senesinde,İsviçre’de zehirlenerek öldürülmüş yerine oğlu Gazi Kral olmuştu.Gazi İngiliz Askeri Akademisinde ve Bağdat Askeri Akademisinde okumuş bir askerdi.İngiltere’den bağımsız hareket etmek isteyince;1939 senesinde o da bir trafik kazasında ölünce yerine Dört yaşındaki oğlu 2’inci Faysal/02 Mayıs 1935-14 Temmuz 1958/ adıyla kral olmuştu.Kral Naipliğine de kral olmak için yanıp,tutuşan Hicaz  Eski Kralı Ali’nin oğlu Prens Abdülillah getirilmiştir.Kral Naipliği de 1953 senesinde sona ermiştir.Hain Nuri Said Paşa tam 14 kere Başbakanlığa getirilmiştir.1941 senesinde;Reşit Ali Geylani’nin ayaklanmasında 2’inci Faysal anası ile birlikte,Küveyt üzerinden İngiltere’ye kaçmıştı.Nuri Said Paşa ve destekçilerinin yardımı ile Reşid Ali Geylani’nin iktidarına son verilmiştir.
         Prens Abdülillah ve Nuri Said Paşa Irak’ın tüm gelirine ortak olmuştu.Petrol vanasının  pay saatını İngilizler lehine bozdukları anlaşılmıştır.Nuri Said Paşa Bağdat Paktı için çok çalışmış,İstanbul’da Adnan Menderes ile güreş tutar gibi fotoğrafları Türk basınında yayımlanmıştı.Emekli Kurmay Albay Burhan Arpat,Nuri Said Paşa’nın Harp Akademisinden  sınıf arkadaşı idi.Irak’ın Türkiye ile birleşmesi güncel hale gelmişti.Bu işin bayraktarlığını yapan  Irak Genelkurmay Başkanı Kadıköylü Albay Nadir;Nuri Said’in kadın kılığına giren ajanları tarafından, bir tren yolculuğunda, vurularak öldürülmüştü.Şu garip tecelliye ne denilir?Nuri Said Paşa da kadın kılığında kaçarken öldürülmüştür.
         2’inci Faysal,1957 senesinde;Hain Altıncı  Vahdettin ile Veliaht Abdülmecit’in torunu Prenses Fazıla İbrahim ile nişanlanmıştı.Prenses Fazıla,daha sonra evlenmiş olduğu eski başbakanlarımızdan Suat Hayri Ürgüplünün oğlundan da boşanmıştır.
         Ürdün’e Kral olan  Mekke Şerifi hain Hüseyin’in Küçük oğlu Abdullah ta,1951 senesinde,Kudüs’teki bir cami’de bıçaklanarak öldürülmüştü.Ürdün parlamentosu Abdullah’ın oğlu Prens Tallal’ı Ürdün kralı seçmişti.Kral Tallal,26 Şubat 1909’da Mekke’de doğmuş,07 Temmuz 1972’de de İstanbul’da Ortaköy Şifa yurdunda ölmüştür.Delilik arazları gösterdiğinden Ürdün Krallığına son verilmiş;1953 senesinde de Şifa Yurduna yatırılmıştı.Büyük oğlu Prens Hüseyin Ürdün tahtına oturtulmuştur.Türk anadan olma kardeşi Prens Hasan,35 sene Ürdün veliahtı olarak yaşamını sürdürdüğü halde,Amerika’daki kanser tedavisini  yarıda kesen Kral Hüseyin tarafından Ürdün Krallığının başına bir İngiliz anadan doğan Prens Abdullah getirilmiştir.KGB tarafından,Ürdün’de karışıklıklar çıkartmak üzere, sahte belgelerle kaçırılmak istenilen Deli Tallal,bir Türk doktorunun uyanıklığı sayesinde yakalanarak Şifa Yurduna geri getirilmiştir.
          Irak ordusunun beklenilen darbesini önlemek amacı ile, ordusuna tek cephane vermeyen Başbakan Nuri Said’den Ürdün’e gidecek olan askeri birlik için cephane alınmış ve 14 Temmuz 1958 günü;General Abdülkerim Kasım ve Albay Abdüsselam Arif’in  başkanlığında kanlı darbe gerçekleştirilmiştir.Devlet Başkanı olan general Abdülkerim Kasım;ilk iş olarak Bağdat Paktından çekildiğini ilan etmişti. Suriye asıllı  Hıristiyan Mişel Eflak’ın  felsefesine göre kurulmuş olan BAAS=Yeniden diriliş, partisi, Komünizmin ve Arap Etnik milliyetçiliğinin yükselmesini sağlamıştı.Sovyetler Birliği Kürt Ayrılıkçı Molla Mustafa Barzani’yi desteklerken Irak’ın yeni rejimini de desteklemeye başlamıştı.Irak ve Kuveyt’teki petrol ve diğer çıkarları tehlikeye düşen İngiltere ve Batı Adnan Menderes’i pohpohlamaya başlamıştı.Kerkük’te ve diğer önemli şehirlerde Türkler katliama da uğramışlardı.İzmir Müftüsünün Torunu General Nazım Tabakçalı da öldürülenler arasındaydı.Bir çok aydın Türk te Türk casusu iddiası ile idam edilmişti.Adnan Menderes Irak’a girme kararı almıştı.Genelkurmay Başkanımız Rahmetli Orgeneral  İsmail  Fevzi Mengüç bu karar karşı gelerek:”İç İşleri Bakanı Polis ile  Irak’a girsin!” Demekten çekinmediğinden Ağustos ayında emekliye sevk edilmiştir. Rahmetli İsmail Fevzi Mengüç, Ulusal Kurtuluş Savaşına da iştirak etmiş,Kurmay Binbaşı olarak ta Hatay’ın  bağımsızlığa kavuşması müzakerelerine Orgeneral Kel Asım/Asım Gündüz başkanlığında iştirak etmişti. Gazlama olayını Turgut özal da yaşamış, Genel Kurmay Başkanımız Rahmetli Necip Torumtay bu salaklığı önlemişti.
         Amerikalı Diplomat Anderson’un içinde Irak’a taarruz planlarının da bulunduğu çantası;Haydarpaşa’dan İstanbul yakasına gidecek bir deniz motorunun içine konulan Anderson’un çantası; o saatten beri  motor ile birlikte kayıptır.KGB’NİN kaçırdığı da söylenmektedir!
         Ünlü bir fıkra internet’te dolaştırılmaktadır: Temel’in Torunu dedesine sorar:”Dede, sen Nenemle evlenirken ondan elektrik aldınmıydı?”Dedesi başını sallayarak:”O zaman elektrik yoktu. Gaz lambaları vardı,gaz aldımdı!”Demiş.Bizi yönetenler hep gaz almakta ve gaza gelerek ülkemizi küçük düşürmektedirler.
         Suriye’nin, Beşar Esat’ın arkasında Rusya,Çin ve İran varken Sayın Erdoğan’dan Esad’ın başını istemek salaklığa özgü bir davranıştır.Bazı Kendinden menkûl yazarlarımız da”Mukabele bilmisil’den dem vurmaktadırlar.Devletler hukuk yaptırımı olan bu gibi davranışları da” Mukabele’i bilmisil” olarak yazmaktadırlar.Bunun yanıtı mı?Hadi canım sen de! Devletler ya da Milletler arası Hukuk kitabı olmayanlar, Mustafa Nihat Özön; Osmanlıca-Türkçe sözlük,s.558’e bir baksalar doğrusunu görmüş olurlar.
         İkinci Dünya Savaşı öncesi;Benito Mussolini’nin delegesi, Fransa’dan toprak istediğini yineleyerek şu tehdidi savurduğun da tarihi bir yanıtı da hemen almıştı:
         “Ekselans;İtalya’nın meşru isteklerini Fransa kabul etmezse;ordularımız,derhal  sınırı geçeceklerdir!”Fransız Delegesi gayetle küçültücü bir tonla:
         “Mümkün değildir Ekselans! Çünkü sınırlarımızda gümrükçülerimiz vardır!”Sayın Erdoğan Beyimizi gaza getirenler ve  sürekli gaza gelen Sayın Erdoğan  Beyimiz:”Beşar Esad’ın kellesini almanız mümkün değildir!Lazkiye Limanında üş adet süper Rus savaş gemisi  de Suriye’min arkasındadır.Onlar alkış değil de füze atmaktadırlar.Bu işler,gece yarısı uyduruk suçlarla Vatanseverlerimizi gözetim altına almaya hiç benzemez,adamı ve ülkesini benzetirler.Hem,ordunun komuta kademesini Esaret Kamplarına dolduracaksınız;hem de kanadı kırılmış ve Enenmiş bir ordu ile de Suriye’nin gülünü solduracaksınız?Nato’nun 5’inci maddesine güvenme;Adamı ortada bırakırlar.

        

İzleyiciler

Blog Arşivi