20 Şubat 2012 Pazartesi

594/NEDEN İLLE DE DİNİ EĞİTİM!2

                                                                       
OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@gmail.com
            İzmir;22 Şubat 2012.

                               NEDEN İLLE DE DİNİ EĞİTİM!2
         Dikkatinizi çekti mi bilemem, Fetva Müessesesi ile Dini bütün öğrenci yetiştirme masalı at başı birlikte ilerliyorlar. Dindar Nesil= Bütün Sosyal Düzen Kurallarını din kurallarının içinde eritmek. Her sosyal davranışı din çekici ile kırmak demektir!
         Besançon Üniversitesinin kız ve erkek öğrencilerinin kaldıkları binalar, şehrin beş kilometre kuzeyinde yüksekçe bir yerdedir. Otobüs ile Fakülte binalarına gidilir ve gelinir. Hangi otobüse binsem yanımda çok güzel bir Fransız kızı bitivermekteydi. Atatürk’ü çok sevdiğimi söylemişler, kızcağız Mustafa kemal’in hayatını ezberlemiş. Nihayetinde bir gün Atatürk Devrimini anlatmamı istediler. Atatürk’ün ilkelerini anlattım, Sarı sakallı bir öğrenci:
         “Bu devlet sosyalizmi! Dedi.
         “Siz Batılılar, bir devrimin ekonomik boyutunu kendi sosyal yapınıza göre değerlendirmektesiniz. Atatürk Devriminin sosyal boyutunu göz ardı ediyorsunuz. Fransız Devrimi 27 Ağustos 1789’da”İnsan ve vatandaş hakları evrensel beyannamesiyle dört ana ilke ortaya koydu; sonrası hep şiddet! Rus devrimi de aynı çizgide seyreden Fransız devriminin bir kopyası oldu. Adolf Hitler, Mussolini ve Franko da şiddet yarattı.    Diskurunu çektikten sonra; Atatürk İlkelerinin birbirini dengelemesini anlattıktan sonra; hiç alt yapısı olmayan bir İslam toplumunda     Atatürk Devriminin Sosyal yapısını, Aile, Hürriyet ve Mülkiyet kavramlarını anlattım. Evrimleşmekten sonra gelen devrimleşme sürecini ve kansızlığını da ekledikten sonra, sosyal düzen kurallarının sıralanışını da anlattım. Beni merakla dinleyen bir Japon asıllı kız öğrenci:
         “Atatürk devriminde, Sosyal Düzen Kurallarının sıralanmasını ve Tanrıya bakış açısını sordu!”Önce bu kuralları sıraladım:
         1*Din kuralları,
         2*Ahlak kuralları,
         3*Hukuk kuralları,
         4*Gelenek ve görenekler,örf kuralları,
         5*Moda kuralları. VB.
         İslam devletlerinde ve Osmanlı İmparatorluğunda, Arap ilkelliğine uygun olarak tüm sosyal düzen kuralları tepede kabul edilen dini kurallar tarafından absorbe edilmiştir—Emilmiştir!--. Dini kurallara uymanın mükâfaatı ve uymamanın cazası öteki âlemde Tanrı tarafından verildiği halde, bu görevi devlete egemen olan üstlenmişti.
         Atatürk Devriminde, sosyal düzen kurallarından hukuk en tepededir, her kural kendisine yükletilen görevlerin dışına taşarak diğer kurallara tecavüz edemez. Kuralların sınırlarını da hukuk ve Türk halkı belirler. Din ve diğer sosyal düzen kuralları hukukun garantisi altındadır. Türkiye Cumhuriyetinin dini yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, ister dindar olsun, isterse Ateist olsun eşittirler. Türkiye Cumhuriyeti, Müslümanlık, Yahudilik ve Hıristiyanlığa eşit mesafededir!”Dedim ve soruyu soran Japon kız öğrenciye sordum:
         Japonya’daki sosyal düzen kurallarının önemine göre dizilişini sıralar mısınız?”O kızcağız bir tek cümle ile kestirip attı:
         “Japonya’da, Japon halkı arasında din kuralları ve Tanrıya inanma kavramı yoktur. İkinci Dünya Savaşında ölesiye çalıştığımız halde at hırsızları bizi yendi. Ya Tanrı haksız davrandı, ya da Tanrı denilen bir şey yok. Her şey kendi doğasının ekseninde dönüyor’”Dedi. Dini inanç boşluğunu kendi yarattıkları değerlerle doldurduklarını da anlattıydı. Uzun sözümüzün kısası,”Japon halkı kendi yaratmış olduğu; temelinde, sevgi, saygı, doğruluk, çalışmak, hakkına ve sırasına razı olmak, çalmamak, ihanet etmemek ve yalan söylememek değerlerinde birleşti. Eğitimini de bu eksenler üzerine kurdu!”Demişti.
         Dindar=Kindar Nesil yetiştiricilerine sormak gerekmez mi? Allah neden, dinlere, peygamberlere ve kendisine inanmayan bu ulusu başarılı kılıyor! Bir toplumun bireylerini, insan gibi insan yapacak değerlerden arındırarak sırf din motifi ile eğitmeye kalkarsanız; onlara yağma, çalma, çırpma, Deniz Feneri metotları ile inanmış olanları dolandırma, ulusal değerleri yitirterek ümmetçilik batağında batma yeteneğini kazandırmış olursunuz. Vatandaş yerine, biribirini boğazlayan, biribirini aldatan bir sürü yaratmış olursunuz! Allah ve Din ile aldatan ve Allah ve din ile aldatan iki grup yetiştirmiş olursunuz.Kulluğa ve köleliğe biat etmiş yaratıklarla dünyamızı kirletmiş olursunuz.
         Şu daha önceleri yazmış olduklarımdan derlediğim alıntılara bir göz atmanızı istesem:
Osmanlı padişahı Avcı Mehmet’in Huzuru Hümayunlarında bir tartışma geçer. Şeyhülislam Bursalı Mehmet Efendi, Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’ya:
“-Köprülü Mehmet Paşa’nın ölümü isabet oldu. Çünkü namuslu ve iktidarlı birçok adamların haksız yere kanını akıttı.” Der.
Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa:
—Babam, öldürdüklerini hep senin FETVANLA öldürdü.” Diye yanıt verdiğinde; ŞEYHÜLİSLAM Bursalı Mehmet Efendi:
-Ne yapayım, şerrinden korkardım, bu sebeple FETVALARI VERDİM;” der. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa da, taşı gediğine koyar:
“-Ya Allah’tan korkmayıp, mahlûktan korkmak İLM’İ DYANET’E lâyık mıdır? Der. Dr. Abdülkadir Altınsu, Osmanlı Şeyhülislamları s.90–91,Osman Türkoğuz, Halifelik s.78,
            Arap milletini ele alalım; aynı dili konuşuyorlar, aynı dine mensuplar, ayrı, ayrı devletler. Dini uygulamaları apayrı. Suudi Arabistan ayrı fetva verir, İran apayrı fetvalar verir, Irak ve Yemen ve öteki İslam ülkeleri başka türlü fetvalar verirler.
            Yemen’de ve Habeşistan’da KIZLARIN SÜNNET OLMALARI DİNEN ZORUNLUDUR. Sünnet olan kız ve kadınlardan ölen ölene. Bu uğurda ölen Kadınların yeri cennettir, çünkü bir Farz haline gelen Yüce İslam dininin uygulanması sırasında, şehitlik şerbetini içmişlerdir!                                                                 Dünyamızdaki her şeyin insan için var olduğundan habersiz Gafiller! Tanrımız da, Dinimiz de, Hukukumuz da biz insanlar için vardır. Ülkemizde de Vatanseverler, Yiğitler, Komutanlar, Bilim adamları ve Gazeteciler için de sizlerin yüzünden Üsera Toplama kampları vardır. Tanrımız bir Mustafa Kemal gönderince de dünya âlem hainlere dardır!      
               Nadir Şah; İran’da egemenliği ele aldığında; Osmanlılara haber salmış:
            “-Ben, İran’da tahtı ele geçirdim. Sizinle çok yakın akrabayım. AFŞAR TÜRK BOYUNDANIM; bu fırsat bir daha ele geçmez. Geliniz anlaşalım;” demiştir.
Babı Meşihat’tan FETVA çıkmıştır:                                                                                  ”-Onlar Şii’dir, kanı, canı, malı ve ayalı helâldir. Hıristiyanlarla anlaşmak mümkündür. Bunlarla anlaşmak, dinen mümkün değildir.”
Anlaşmış olsaydık; doğu cephemiz güvenceye alınmış olurdu. Bu durum, Şeyhülislam’ın umurunda mıydı?                                                                                   Şimdi İstanbul’da devletimize ait görkemli anıt mezarında yatmakta olan Turgut Özal, Amerika’dan bir beyanat çekmişti. Tam da Azerbaycanlı ittifak yapalım mı döneminde:
“Azeriler Şiidir, bizimle hiçbir ilişikleri de yoktur!”Kendilerinin tarikatçı olduklarını biliyorduk! Fetva Emini olduklarını öğrenmiş olduk. Mustafa Kemal’in “Nutuk “adlı eserini Köşke çıktığında okumuş olduğunu itiraf ettiğine göre, Amerika’ya bir şükran borcunu ödemesini çok görmemiştim!
            Meraklı olanlarınız; Osmanlı devleti devrinde verilmiş olan fetvaları okusunlar da hırslarından mosmor kesilsinler. Kızılbaşlar-ışıklı taifesi- için verilmiş fetvalarda ortak deyim:”-
            “-Kanı, canı, ayali ve malı helâldir”. Fetvaları verenler de TÜRK SOYUNDAN ŞEYHÜLİSLAMLARDIR. Ama SÜNNİ geçinen Osmanlının uşaklarıdır.
            1828 yılında, Mora’yı yitirdiğimizde, Osmanlı Şeyhülislamı Yasinci Zade Abdülvehap Efendi bir fetva vermiştir; evlere şenlik:                                                      
            MORAYI KAYBETMEK İSLAM DİNİ AÇISINDAN HAYIRLI OLMUŞTUR.” Kaynak: Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ; Dr. Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislamları. S.184,Osman Türkoğuz, Halifelik s.72,
            “-Padişah, Halife zalim olsa da, O’na itaat gerekir. Çünkü millet lâyık olduğu idareyi bulur kuralı ŞERİAT ESASIDIR. Bunun aksine hareket edenler KÂFİR OLUR.” Mecmuatü’l edep; Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ s.341,
            Arap milletini ele alalım; aynı dili konuşuyorlar, aynı dine mensuplar, ayrı, ayrı devletler. Dini uygulamaları apayrı. Suudi Arabistan ayrı fetva verir, İran apayrı fetvalar verir, Irak ve Yemen ve öteki İslam ülkeleri başka türlü fetvalar verirler.
            Yemen’de ve Habeşistan’da KIZLARIN SÜNNET OLMALARI DİNEN ZORUNLUDUR. Sünnet olan kız ve kadınlardan ölen ölene.
Siyasi İslâmi uygulayan İslâm ülkelerinde; İslâm dini MİLLİYET VE DAHİ MİLLET olup çıkmıştır.
Hani islamda birlik ve dahi beraberlik? İslâm’da birlik ve beraberlik; yalınız ve yalınız KADINLARI AŞAĞILAMADA VARDIR.
            İki Müslüman ve kan kardeşi ülke savaşa tutuşsa; her iki taraf ta; Allah’ın adını anarak birbirlerini öldürecekler ve cennet’e birlikte gidecekler. Ya orada da birbirlerini öldürürlerse! Sizlere üç önemli fetva vermek istiyorum.
Hıristiyanların Müslüman oluşlarını önlemek için, para ile bir fetva verilmiştir. ”Denize bir damla içki dökülse, deniz kuruduğu zaman, oradaki kuruyan bir otu yiyen ineğin sütünden içen kimse’nin yedi ceddi de Müslüman olsa, bu oluş dinen hükümsüzdür. Çünkü hepsi de cehennemliktir.”
            Birinci Dünya Savaşına girişimiz dinen olur veren fetva’yı Suat Hayri Ürgüplünün babası vermiştir. Abdülhamit’i tahtan indiren fetvayı da, Rahmetli Hamdi Yazır vermiştir. Çok ilginçtir; fetva ile kelle kesenlerin kelleleri de fetva ile kesilmiştir.
            Gelelim Mukaddes Cihat Fetvasına.
            “Fetvahane,      minhu’t-Tevfik, (olduğu gibi yazıyorum)
            “ Bu meselenin beyanında Eimme’i Hanefi yeden cevap bu veçhiledir ki:
İslamiyet aleyhine tehacüm’i ada vaki ve memaliği islamiyenin gasp ve gâreti ve nufüs’i İslamiyenin seby ve esir edilmeleri mutahakkak olunca Padişah’ı İslam hazretleri nefir’i âm suretiyle cihadı emir ettikte,”infirû hilafen ve sikâlen ve câhidû biemvâliküm ve enfisikum “ ayet’i celilesi hükmi münifince       kâffe’i müslimin üzerine cihan farz olup genç ve ihtiyar piyade ve süvari olarak bilcümle aktardaki müslimin inin malen ve bedenen cihada musaraat eylemeleri farz’ı ayın olur mu? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ü Teâlâ âlem olur. Ketebehu, el-fakir ileyhi Ta’âlâ  Hayri bin Avnî el-ürgübî Ufiye anhu.
            Bu suretle elyevm makam’ı hilâfet’i İslam iye ve memâlik’i mahrusa’i şahaneye sefain’i harbi ve asâkiri berriyesiyle hücum etmek suretiyle Hilâfeti İslâmiyeye hudut neuzübillahi taâla nûr’ı âli’i İslamiyetlin itfa ve imhasına saf bulundukları mutahakkak olan Rusya ve İngiltere ve Fransa ile anlara mutîn ve zahir olan hükümetlerin taht’ı idarelerinde bulunan kaffe’i müsliminin dahi mezkûr hükümetlerin aleyhine ilan’ı cihad ederek bilfiil gazaya musaraat eylemeleri farz olur mu? Ne buyrula?
            El-cevap. Allah’ü Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu suretle maksûdun husulü cem’i müslimin cihada musaraat etmelerine mütevakkıf iken bazıları neuzübillahi taâlâ tehalüf etseler tehalüfleri mâsiyet’i azime olup gazabı ilahiye ve bu mâsiyeti şenianın cezasına müstehak olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ı Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu suretle hükümeti islamiye muharebe eden hükümeti mezbûre ahali’i islamıiyesinin kendilerini kati ve hatta cem’i ailelerini mahv ile ikrah ve icbar edilmiş olsalar bile hükümet’i İslâmiye asakiriyle muharebe etmeleri şeran haram’ı kati ile haram olup katil olmalarıyle nâr’ı cah’ıme olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ı Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu surette harbi hazırda İngiltere ve Fransa ve Rusya ve Sırbiye ve Karadağ hükümetleriyle zahir iken taht’ı idarelerinde olan Müslümanların hükümet’i seniyye’i islâmiyeye muin bulunan Almanya ve Avusturya aleyhine harp etmeleri Hilâfet’i İslamiyenin mazarratını mucip olacağından ism’i azim olmakla azâb’ı elime müstahak olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap. Allah’ı Teâlâ âlem olur.
            Ketebehu el-fakir ileyhi Ta’âlâ
            Hayri bin Avni el-Ürgübî Ufiye anhu.
            Bu fetva üzerine HALİFE’Yİ RUYU ZEMİN, KUTSAL CİHAD ilan eder. İlk tepkiyi, Osmanlı’nın, Arap kökenli, Bağdat Müftüsü verir :                                                      ”- Hilafet Kureyşli bir Arabın hakkıdır. Kureyşli Arap olmayan halifenin halifeliği geçersizdir. Vermiş olduğu Kutsal Cihad ilanı da yok hükmündedir.”
Tüm Müslümanlar, Çarlık Rusya’nın, İngiltere’nin ve Fransa’nın saflarında Osmanlıya kurşun sıkmışlardır. Çarlık Rus Ordusunda bulunan Türk ve Müslüman asıllılar: ”Bu, din harbi değil; gün harbidir ;” diyerek Osmanlıya kurşun sıkmıştır.
Bu fetvayı ve Kutsal Cihad ilanını Alman imparatorluğu sağlamıştır. Bu geçersiz Cihad sayesinde, (3.159.200) Türk Askeri şehit olmuş,130.000 asker de evlerine yaralı olarak, sakat dönmüştür.
            İngilizlerde, İstanbul’daki vatan ve din düşmanlarına bir fetva hazırlatarak uçaklarla Anadolu ve Trakya içlerine attırtmışlar; Sait Molla denilen vatan hainin kurduğu casusluk örgütü ile isyanlar çıkartmışlardır.
Sadrazam Damat Ferit Paşa Haini; bir yandan ”Kuvve’İ İnzibatiye” adlı bir Hilafet Ordusu kurdurmuş; bir yardanda bu hain fetvayı yayımlattırmıştır.
Bu fetvayı Şeyhülislam Dürri zade Abdullah Efendi kaleme almıştır. Bu Hain Abdullah Efendi; İstanbul’un geri alınması üzerine, kaçtığı Arabistan’da ölmüştür.
Kızları, Diyanet İşleri Başkanlığına, kendilerine maaş bağlanması için başvuruda bulunmuşlardır. Şimdi, bu namussuz fetvayı Türkçeleştirerek veriyorum. Bu fetva, Sultan Vahdettin’in bir “Hatt’ı Hümayun“u ve İstanbul Hükümeti’nin bir bildirisi ile 05 Nisan.1920 günü yayımlanmıştır.
Bu “Fetva’yı Şerife!”, aynen şöyledir:
            “Bütün nizamın sebebi olan İslam halifesi (yüce Tanrı O’nun hilâfetini kıyamet gününe kadar sürdürsün) Hazretlerinin idaresi altında bulunan İslâm beldelerinde, bazı Şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek padişahın sadık tabasını hileler ve tezvirler ile kandırmağa ve yoldan çıkarmağa, Padişahın yüksek emirleri olmadan, ahaliden asker toplamağa kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla kutsal şeriata ve Padişahın emirlerine aykırı olarak bir takım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Tanrı’nın kullarına zulmede gelmeğe ve suçlar işlemeğe, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, Padişahın sadık tebaalarından nice masum kimseleri katl ve kanlarını döktükleri, müminlerin emiri olan padişah emrinde bulunan bazı dini, askeri ve mülki memurları kendi başlarına asi ve kendi hempalarını tayin, hilafet merkezi ile memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle, halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla yüksek halifelik makamına ihanet etmek imama (Padişaha) itaatten dışarı düşmekle, “Devleti Âliye’”nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymak ile halkı fitneye sevke sebep ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisleri ile aveneleri ve onlara bağlı olan kimseler eşkıya mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra hâlâ inat ve fesatlarında direnirler ise adı geçen kimselerin kötülüklerinden memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak vacip olup ”Fe-katilû nelleti tebga hatta tefea ile emerillah” ayeti kerimesi gereğince katilleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olur mu?
Beyan buyrula. Cevabı budur: gerçeği Tanrı bilir ki, olur.                                               Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Böylece padişahın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların âdil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahdettin Han Hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp, bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup, adı geçen eşkıyalar ile savaşları vacip olur mu? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olur.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Bu surette Halife hazretleri tarafından adı geçen eşkıyalar ile çarpışmak için tayin olunan askerler, çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerlerse, büyük günaha girip ve asi olup, dünya’da şiddetle cezaya ve ahrette acıklı azaplara hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu suretle halife’nin askerlerinden olup ta eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katlolun anlar şehit ve şefaate nail olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu suretle eşkıyalar ile muharebe hakkında çıkarılmış olan padişah emirlerine itaat etmeyen Müslümanlar asi ve şeran cezalandırılmaya hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es- Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu fetva birçok Türk’ün kanının akmasına neden olmuştur.”Ilımlı İslâm”numaraları bizi bu aşağılık durumlara götürür. Yüce Tanrı; bir defa Mustafa kemal verir, bunu da unutmamamız gerekir. Bu fetva üzerine VATAN HAİNİ NEMRUT MUSTAFA; Mustafa Kemal ve yedi kader arkadaşını GIYABEN idama mahkûm etmiştir. Altıncı Vahdettin de bu kararı onaylamıştır.
            Anadolu da boş durmamış, mukabil Fetvayı yayımlamıştır. Yüce İslam dini, iki cepheye ayrılan ülkemizde, her iki tarafa da elini uzatmıştır. Bir yerde, politikanın içersine dini soktunuz mu, tüm alçak yarasalar orasını mesken tutar. Din, birleştirici ve barıştırıcı özelliğini yitirerek politikacının çıkar aleti haline gelir. Mareşal Gazi Mustafa kemal’e kızgınlık ve düşmanlıkların altında, din bezirgânlarının soyma ve sömürme hırsları yatmaktadır.
Cennetmekân Rıfat Börekçi ve cennetmekân (153) kahraman Müftü bir araya gelerek mukabil fetvayı hazırlayıp, imzalayarak yayımlamışlardır. Rahmetli Rıfat Börekçi. Türkiye Cumhuriyetinin İlk Diyanet İşleri Başkanımız olmuştur. En sıkıntılı anların da,  T.B.M.Meclisi Başkanı Mustafa Kemal’in emrine (1.200) Türk lirasını veren Ankara müftüsü, bu Rıfat Efendidir.
Bu ÜNLÜ FETVA’YI Türkçeleştirilmiş olarak veriyorum:
            “Dünya nizamının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin emerinin (padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslamların düşmanları olan düşman devletler tarafından fiilen işgâl edilerek İslâm Askerleri silâhlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak katl ve hilafet yerinin korunmasına yarayan bütün istihkamları, kale ve diğer harp vasıtaları zapt edilmiş, resmi işler görmeğe ve İslam askerlerini teçhize memur olan Babıâli ve harbiye Nezaretine el konularak, halifeyi milletin gerçek menfaatlerini hedef tutan tedbirler almaktan fiilen men ve örfi idare ilan ve divanı harpler kurmak suretiyle İngiliz Kanunlarını tatbikle muhakeme etmek ve cezalandırmak suretiyle halifenin yargılama hakkına müdahale ve yine yüksek halifelik makamının maksatlarına aykırı olarak Osmanlı memleketi parçalarından İzmir ve Adana ve Maraş ve Ayıntap ve Urfa bölgelerinde düşmanlar tarafından tecavüz edilerek gayrimüslim tebaa ile birleşip İslamları katilam ve mallarını yağmalamak ve kadınlara tecavüz ve İslam’ın kutsal saydığı hususları tahkir eder olduklarında açıklandığı veçhile hakaret ve esirliğe maruz kalmış bulunan İslam halifesinin kurtarılması için elden gelen gayreti sarf ederek bütün iman sahiplerine farz olur mu? Beyan buyrula.                                         Cevabı budur: Gerçeği tanrı bilir ki, olur.                                                                         Bu suretle meşru haklarını ve halifeliğin gasp edilmiş olan kudretini kurtarmak ve fiilen tecavüze maruz kaldığı zikredilen memleketleri düşmandan temizlemek için mücadele eden ve savaşan İslam halkı şeriatça eşkıya olurlar mı? Beyan buyrula.   Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.
            Bu suretle düşmanlara karşı açılan savaşta ölenler şehit, hayatta kalanlar gazi olurlar mı? Beyan buyrula.   
          Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki olurlar.
            Bu suretle savaşta ve dini vazifesini yerine getiren İslam halkına karşı, düşman tarafını tutarak İslâmlar arasında fitne çıkararak silah kullanan Müslümanlar, şeriatça günahların en büyüğünü işlemiş ve fesada yönelmiş olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği tanrı bilir ki, olurlar.
            Bu suretle düşman devletlerinin zorlamaları ve kandırmalarıyla olaylara ve gerçeklere aykırı olarak çıkarılmış bulunan fetvalar, İslâm halkı için şeriatça muteber olurlar mı? Beyan buyrula:
              Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.”kaynak olarak: Dr. Abdülkadir Altınsu, Osmanlı Şeyhülislamları, Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ VE Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali
            ATATÜRK ile kazandıklarımızın üstüne titremezsek, böylesine utanç verici durumlardan bizleri kimseler kurtaramaz.
            Benim aklımın almadığı bir olgu var: Diyanet İşleri Başkanlığımızın “ALO FETVA HATTI”.Şeyhülislamlık kaldırılmış; Fetvahane tarih olmuş, fetva emini ortalarda yok. Fetva kurumu tarihteki yerini almış. Osmanlıda fetvalar, SÜNNİ MEZHEBE göre verilerek, Osmanlı toplumu paramparça edilmiştir Bu Diyanet İşleri’nin fetva ısrarı, tarihi bir özlemin ifadesi midir?
Medeni kanunumuz, Ticaret kanunumuz, Borçlar kanunumuz şöyle desinler; fetvalar da böyle desin.
Politikacılarımız da FETVA gibi düşünürler. İşte durum bugünkü gibi olur.
Fetva kurumu, dinden hukuk ve siyaset çıkarıp, toplumun ve çıkarın üstüne çöreklendiği için tarihe gömülmüştür.
Bu fetva sözleri beni ürkütmektedir.         

.
                       
                                                                                                                                            
                                                                                                                                                                                                                
                                                                      
                       
                                                                        
                                                          
                       
                         
                       
OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@gmail.com
            İzmir;22 Şubat 2012.

                               NEDEN İLLE DE DİNİ EĞİTİM!
         Dikkatinizi çekti mi bilemem, Fetva Müessesesi ile Dini bütün öğrenci yetiştirme masalı at başı birlikte ilerliyorlar. Dindar Nesil= Bütün Sosyal Düzen Kurallarını din kurallarının içinde eritmek. Her sosyal davranışı din çekici ile kırmak demektir!
         Besançon Üniversitesinin kız ve erkek öğrencilerinin kaldıkları binalar, şehrin beş kilometre kuzeyinde yüksekçe bir yerdedir. Otobüs ile Fakülte binalarına gidilir ve gelinir. Hangi otobüse binsem yanımda çok güzel bir Fransız kızı bitivermekteydi. Atatürk’ü çok sevdiğimi söylemişler, kızcağız Mustafa kemal’in hayatını ezberlemiş. Nihayetinde bir gün Atatürk Devrimini anlatmamı istediler. Atatürk’ün ilkelerini anlattım, Sarı sakallı bir öğrenci:
         “Bu devlet sosyalizmi! Dedi.
         “Siz Batılılar, bir devrimin ekonomik boyutunu kendi sosyal yapınıza göre değerlendirmektesiniz. Atatürk Devriminin sosyal boyutu göz ardı ediyorsunuz. Fransız Devrimi 27 Ağustos 1789’da”İnsan ve vatandaş hakları evrensel beyannamesiyle dört ana ilke ortaya koydu; sonrası hep şiddet! Rus devrimi de aynı çizgide seyreden Fransız devriminin bir kopyası oldu. Adolf Hitler, Mussolini ve Franko da şiddet yarattı.    Diskurunu çektikten sonra; Atatürk İlkelerinin birbirini dengelemesini anlattıktan sonra; hiç alt yapısı olmayan bir İslam toplumunda     Atatürk Devriminin Sosyal yapısını, Aile, Hürriyet ve Mülkiyet kavramlarını anlattım. Evrimleşmekten sonra gelen devrimleşme sürecini ve kansızlığını da ekledikten sonra, sosyal düzen kurallarının sıralanışını da anlattım. Beni merakla dinleyen bir Japon asıllı kız öğrenci:
         “Atatürk devriminde, Sosyal Düzen Kurallarının sıralanmasını ve Tanrıya bakış açısını sordu!”Önce bu kuralları sıraladım:
         1*Din kuralları,
         2*Ahlak kuralları,
         3*Hukuk kuralları,
         4*Gelenek ve görenekler,örf kuralları,
         5*Moda kuralları. VB.
         İslam devletlerinde ve Osmanlı İmparatorluğunda, Arap ilkelliğine uygun olarak tüm sosyal düzen kuralları tepede kabul edilen dini kurallar tarafından absorbe edilmiştir—Emilmiştir!--. Dini kurallara uymanı mükâfatı ve uymamanın cazsı öteki âlemde Tanrı tarafından verildiği halde, bu görevi devlete egemen olan üstlenmişti.
         Atatürk Devriminde, sosyal düzen kurallarından hukuk en tepededir, her kural kendisine yükletilen görevlerin dışına taşarak diğer kurallara tecavüz edemez. Kuralların sınırlarını da hukuk ve Türk halkı belirler. Din ve diğer sosyal düzen kuralları hukukun garantisi altındadır. Türkiye Cumhuriyetinin dini yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, ister dindar olsun, isterse Ateist olsun eşittirler. Türkiye Cumhuriyeti, Müslümanlık, Yahudilik ve Hıristiyanlığa eşit mesafededir!”Dedim ve soruyu soran Japon kız öğrenciye sordum:
         Japonya’daki sosyal düzen kurallarının önemine göre dizilişini sıralar mısınız?”O kızcağız bir tek cümle ile kestirip attı:
         “Japonya’da, Japon halkı arasında din kuralları ve Tanrıya inanma kavramı yoktur. İkinci Dünya Savaşında ölesiye çalıştığımız halde at hırsızları bizi yendi. Ya Tanrı haksız davrandı, ya da Tanrı denilen bir şey yok. Her şey kendi doğasının ekseninde dönüyor’”Dedi. Dini inanç boşluğunu kendi yarattıkları değerlerle doldurduklarını da anlattıydı. Uzun sözümüzün kısası,”Japon halkı kendi yaratmış olduğu; temelinde, sevgi, saygı, doğruluk, çalışmak, hakkına ve sırasına razı olmak, çalmamak, ihanet etmemek ve yalan söylememek değerlerinde birleşti. Eğitimini de bu eksenler üzerine kurdu!”Demişti.
         Dindar=Kindar Nesil yetiştiricilerine sormak gerekmez mi? Allah neden, dinlere, peygamberlere ve kendisine inanmayan bu ulusu başarılı kılıyor! Bir toplumun bireylerini, insan gibi insan yapacak değerlerden arındırarak sırf din motifi ile eğitmeye kalkarsanız; onlara yağma, çalma, çırpma, Deniz Feneri metotları ile inanmış olanları dolandırma, ulusal değerleri yitirterek ümmetçilik batağında batma yeteneğini kazandırmış olursunuz. Vatandaş yerine, biribirini boğazlayan, biribirini aldatan bir sürü yaratmış olursunuz! Allah ve Din ile aldatan ve Allah ve din ile aldatan iki grup yetiştirmiş olursunuz.Kulluğa ve köleliğe biat etmiş yaratıklarla dünyamızı kirletmiş olursunuz.
         Şu daha önceleri yazmış olduklarımdan derlediğim alıntılara bir göz atmanızı istesem:
Osmanlı padişahı Avcı Mehmet’in Huzuru Hümayunlarında bir tartışma geçer. Şeyhülislam Bursalı Mehmet Efendi, Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’ya:
“-Köprülü Mehmet Paşa’nın ölümü isabet oldu. Çünkü namuslu ve iktidarlı birçok adamların haksız yere kanını akıttı.” Der.
Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa:
—Babam, öldürdüklerini hep senin FETVANLA öldürdü.” Diye yanıt verdiğinde; ŞEYHÜLİSLAM Bursalı Mehmet Efendi:
-Ne yapayım, şerrinden korkardım, bu sebeple FETVALARI VERDİM;” der. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa da, taşı gediğine koyar:
“-Ya Allah’tan korkmayıp, mahlûktan korkmak İLM’İ DYANET’E lâyık mıdır? Der. Dr. Abdülkadir Altınsu, Osmanlı Şeyhülislamları s.90–91,Osman Türkoğuz, Halifelik s.78,
            Arap milletini ele alalım; aynı dili konuşuyorlar, aynı dine mensuplar, ayrı, ayrı devletler. Dini uygulamaları apayrı. Suudi Arabistan ayrı fetva verir, İran apayrı fetvalar verir, Irak ve Yemen ve öteki İslam ülkeleri başka türlü fetvalar verirler.
            Yemen’de ve Habeşistan’da KIZLARIN SÜNNET OLMALARI DİNEN ZORUNLUDUR. Sünnet olan kız ve kadınlardan ölen ölene. Bu uğurda ölen Kadınların yeri cennettir, çünkü bir Farz haline gelen Yüce İslam dininin uygulanması sırasında, şehitlik şerbetini içmişlerdir!                                                                 Dünyamızdaki her şeyin insan için var olduğundan habersiz Gafiller! Tanrımız da, Dinimiz de, Hukukumuz da biz insanlar için vardır. Ülkemizde de Vatanseverler, Yiğitler, Komutanlar, Bilim adamları ve Gazeteciler için de sizlerin yüzünden Üsera Toplama kampları vardır. Tanrımız bir Mustafa Kemal gönderince de dünya âlem hainlere dardır!      
               Nadir Şah; İran’da egemenliği ele aldığında; Osmanlılara haber salmış:
            “-Ben, İran’da tahtı ele geçirdim. Sizinle çok yakın akrabayım. AFŞAR TÜRK BOYUNDANIM; bu fırsat bir daha ele geçmez. Geliniz anlaşalım;” demiştir.
Babı Meşihat’tan FETVA çıkmıştır:                                                                                  ”-Onlar Şii’dir, kanı, canı, malı ve ayalı helâldir. Hıristiyanlarla anlaşmak mümkündür. Bunlarla anlaşmak, dinen mümkün değildir.”
Anlaşmış olsaydık; doğu cephemiz güvenceye alınmış olurdu. Bu durum, Şeyhülislam’ın umurunda mıydı?                                                                                   Şimdi İstanbul’da devletimize ait görkemli anıt mezarında yatmakta olan Turgut Özal, Amerika’dan bir beyanat çekmişti. Tam da Azerbaycanlı ittifak yapalım mı döneminde:
“Azeriler Şiidir, bizimle hiçbir ilişikleri de yoktur!”Kendilerinin tarikatçı olduklarını biliyorduk! Fetva Emini olduklarını öğrenmiş olduk. Mustafa Kemal’in “Nutuk “adlı eserini Köşke çıktığında okumuş olduğunu itiraf ettiğine göre, Amerika’ya bir şükran borcunu ödemesini çok görmemiştim!
            Meraklı olanlarınız; Osmanlı devleti devrinde verilmiş olan fetvaları okusunlar da hırslarından mosmor kesilsinler. Kızılbaşlar-ışıklı taifesi- için verilmiş fetvalarda ortak deyim:”-
            “-Kanı, canı, ayali ve malı helâldir”. Fetvaları verenler de TÜRK SOYUNDAN ŞEYHÜLİSLAMLARDIR. Ama SÜNNİ geçinen Osmanlının uşaklarıdır.
            1828 yılında, Mora’yı yitirdiğimizde, Osmanlı Şeyhülislamı Yasinci Zade Abdülvehap Efendi bir fetva vermiştir; evlere şenlik:                                                      
            MORAYI KAYBETMEK İSLAM DİNİ AÇISINDAN HAYIRLI OLMUŞTUR.” Kaynak: Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ; Dr. Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislamları. S.184,Osman Türkoğuz, Halifelik s.72,
            “-Padişah, Halife zalim olsa da, O’na itaat gerekir. Çünkü millet lâyık olduğu idareyi bulur kuralı ŞERİAT ESASIDIR. Bunun aksine hareket edenler KÂFİR OLUR.” Mecmuatü’l edep; Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ s.341,
            Arap milletini ele alalım; aynı dili konuşuyorlar, aynı dine mensuplar, ayrı, ayrı devletler. Dini uygulamaları apayrı. Suudi Arabistan ayrı fetva verir, İran apayrı fetvalar verir, Irak ve Yemen ve öteki İslam ülkeleri başka türlü fetvalar verirler.
            Yemen’de ve Habeşistan’da KIZLARIN SÜNNET OLMALARI DİNEN ZORUNLUDUR. Sünnet olan kız ve kadınlardan ölen ölene.
Siyasi İslâmi uygulayan İslâm ülkelerinde; İslâm dini MİLLİYET VE DAHİ MİLLET olup çıkmıştır.
Hani islamda birlik ve dahi beraberlik? İslâm’da birlik ve beraberlik; yalınız ve yalınız KADINLARI AŞAĞILAMADA VARDIR.
            İki Müslüman ve kan kardeşi ülke savaşa tutuşsa; her iki taraf ta; Allah’ın adını anarak birbirlerini öldürecekler ve cennet’e birlikte gidecekler. Ya orada da birbirlerini öldürürlerse! Sizlere üç önemli fetva vermek istiyorum.
Hıristiyanların Müslüman oluşlarını önlemek için, para ile bir fetva verilmiştir. ”Denize bir damla içki dökülse, deniz kuruduğu zaman, oradaki kuruyan bir otu yiyen ineğin sütünden içen kimse’nin yedi ceddi de Müslüman olsa, bu oluş dinen hükümsüzdür. Çünkü hepsi de cehennemliktir.”
            Birinci Dünya Savaşına girişimiz dinen olur veren fetva’yı Suat Hayri Ürgüplünün babası vermiştir. Abdülhamit’i tahtan indiren fetvayı da, Rahmetli Hamdi Yazır vermiştir. Çok ilginçtir; fetva ile kelle kesenlerin kelleleri de fetva ile kesilmiştir.
            Gelelim Mukaddes Cihat Fetvasına.
            “Fetvahane,      minhu’t-Tevfik, (olduğu gibi yazıyorum)
            “ Bu meselenin beyanında Eimme’i Hanefi yeden cevap bu veçhiledir ki:
İslamiyet aleyhine tehacüm’i ada vaki ve memaliği islamiyenin gasp ve gâreti ve nufüs’i İslamiyenin seby ve esir edilmeleri mutahakkak olunca Padişah’ı İslam hazretleri nefir’i âm suretiyle cihadı emir ettikte,”infirû hilafen ve sikâlen ve câhidû biemvâliküm ve enfisikum “ ayet’i celilesi hükmi münifince       kâffe’i müslimin üzerine cihan farz olup genç ve ihtiyar piyade ve süvari olarak bilcümle aktardaki müslimin inin malen ve bedenen cihada musaraat eylemeleri farz’ı ayın olur mu? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ü Teâlâ âlem olur. Ketebehu, el-fakir ileyhi Ta’âlâ  Hayri bin Avnî el-ürgübî Ufiye anhu.
            Bu suretle elyevm makam’ı hilâfet’i İslam iye ve memâlik’i mahrusa’i şahaneye sefain’i harbi ve asâkiri berriyesiyle hücum etmek suretiyle Hilâfeti İslâmiyeye hudut neuzübillahi taâla nûr’ı âli’i İslamiyetlin itfa ve imhasına saf bulundukları mutahakkak olan Rusya ve İngiltere ve Fransa ile anlara mutîn ve zahir olan hükümetlerin taht’ı idarelerinde bulunan kaffe’i müsliminin dahi mezkûr hükümetlerin aleyhine ilan’ı cihad ederek bilfiil gazaya musaraat eylemeleri farz olur mu? Ne buyrula?
            El-cevap. Allah’ü Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu suretle maksûdun husulü cem’i müslimin cihada musaraat etmelerine mütevakkıf iken bazıları neuzübillahi taâlâ tehalüf etseler tehalüfleri mâsiyet’i azime olup gazabı ilahiye ve bu mâsiyeti şenianın cezasına müstehak olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ı Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu suretle hükümeti islamiye muharebe eden hükümeti mezbûre ahali’i islamıiyesinin kendilerini kati ve hatta cem’i ailelerini mahv ile ikrah ve icbar edilmiş olsalar bile hükümet’i İslâmiye asakiriyle muharebe etmeleri şeran haram’ı kati ile haram olup katil olmalarıyle nâr’ı cah’ıme olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ı Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu surette harbi hazırda İngiltere ve Fransa ve Rusya ve Sırbiye ve Karadağ hükümetleriyle zahir iken taht’ı idarelerinde olan Müslümanların hükümet’i seniyye’i islâmiyeye muin bulunan Almanya ve Avusturya aleyhine harp etmeleri Hilâfet’i İslamiyenin mazarratını mucip olacağından ism’i azim olmakla azâb’ı elime müstahak olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap. Allah’ı Teâlâ âlem olur.
            Ketebehu el-fakir ileyhi Ta’âlâ
            Hayri bin Avni el-Ürgübî Ufiye anhu.
            Bu fetva üzerine HALİFE’Yİ RUYU ZEMİN, KUTSAL CİHAD ilan eder. İlk tepkiyi, Osmanlı’nın, Arap kökenli, Bağdat Müftüsü verir :                                                      ”- Hilafet Kureyşli bir Arabın hakkıdır. Kureyşli Arap olmayan halifenin halifeliği geçersizdir. Vermiş olduğu Kutsal Cihad ilanı da yok hükmündedir.”
Tüm Müslümanlar, Çarlık Rusya’nın, İngiltere’nin ve Fransa’nın saflarında Osmanlıya kurşun sıkmışlardır. Çarlık Rus Ordusunda bulunan Türk ve Müslüman asıllılar: ”Bu, din harbi değil; gün harbidir ;” diyerek Osmanlıya kurşun sıkmıştır.
Bu fetvayı ve Kutsal Cihad ilanını Alman imparatorluğu sağlamıştır. Bu geçersiz Cihad sayesinde, (3.159.200) Türk Askeri şehit olmuş,130.000 asker de evlerine yaralı olarak, sakat dönmüştür.
            İngilizlerde, İstanbul’daki vatan ve din düşmanlarına bir fetva hazırlatarak uçaklarla Anadolu ve Trakya içlerine attırtmışlar; Sait Molla denilen vatan hainin kurduğu casusluk örgütü ile isyanlar çıkartmışlardır.
Sadrazam Damat Ferit Paşa Haini; bir yandan ”Kuvve’İ İnzibatiye” adlı bir Hilafet Ordusu kurdurmuş; bir yardanda bu hain fetvayı yayımlattırmıştır.
Bu fetvayı Şeyhülislam Dürri zade Abdullah Efendi kaleme almıştır. Bu Hain Abdullah Efendi; İstanbul’un geri alınması üzerine, kaçtığı Arabistan’da ölmüştür.
Kızları, Diyanet İşleri Başkanlığına, kendilerine maaş bağlanması için başvuruda bulunmuşlardır. Şimdi, bu namussuz fetvayı Türkçeleştirerek veriyorum. Bu fetva, Sultan Vahdettin’in bir “Hatt’ı Hümayun“u ve İstanbul Hükümeti’nin bir bildirisi ile 05 Nisan.1920 günü yayımlanmıştır.
Bu “Fetva’yı Şerife!”, aynen şöyledir:
            “Bütün nizamın sebebi olan İslam halifesi (yüce Tanrı O’nun hilâfetini kıyamet gününe kadar sürdürsün) Hazretlerinin idaresi altında bulunan İslâm beldelerinde, bazı Şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek padişahın sadık tabasını hileler ve tezvirler ile kandırmağa ve yoldan çıkarmağa, Padişahın yüksek emirleri olmadan, ahaliden asker toplamağa kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla kutsal şeriata ve Padişahın emirlerine aykırı olarak bir takım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Tanrı’nın kullarına zulmede gelmeğe ve suçlar işlemeğe, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, Padişahın sadık tebaalarından nice masum kimseleri katl ve kanlarını döktükleri, müminlerin emiri olan padişah emrinde bulunan bazı dini, askeri ve mülki memurları kendi başlarına asi ve kendi hempalarını tayin, hilafet merkezi ile memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle, halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla yüksek halifelik makamına ihanet etmek imama (Padişaha) itaatten dışarı düşmekle, “Devleti Âliye’”nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymak ile halkı fitneye sevke sebep ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisleri ile aveneleri ve onlara bağlı olan kimseler eşkıya mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra hâlâ inat ve fesatlarında direnirler ise adı geçen kimselerin kötülüklerinden memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak vacip olup ”Fe-katilû nelleti tebga hatta tefea ile emerillah” ayeti kerimesi gereğince katilleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olur mu?
Beyan buyrula. Cevabı budur: gerçeği Tanrı bilir ki, olur.                                               Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Böylece padişahın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların âdil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahdettin Han Hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp, bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup, adı geçen eşkıyalar ile savaşları vacip olur mu? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olur.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Bu surette Halife hazretleri tarafından adı geçen eşkıyalar ile çarpışmak için tayin olunan askerler, çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerlerse, büyük günaha girip ve asi olup, dünya’da şiddetle cezaya ve ahrette acıklı azaplara hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu suretle halife’nin askerlerinden olup ta eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katlolun anlar şehit ve şefaate nail olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu suretle eşkıyalar ile muharebe hakkında çıkarılmış olan padişah emirlerine itaat etmeyen Müslümanlar asi ve şeran cezalandırılmaya hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es- Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu fetva birçok Türk’ün kanının akmasına neden olmuştur.”Ilımlı İslâm”numaraları bizi bu aşağılık durumlara götürür. Yüce Tanrı; bir defa Mustafa kemal verir, bunu da unutmamamız gerekir. Bu fetva üzerine VATAN HAİNİ NEMRUT MUSTAFA; Mustafa Kemal ve yedi kader arkadaşını GIYABEN idama mahkûm etmiştir. Altıncı Vahdettin de bu kararı onaylamıştır.
            Anadolu da boş durmamış, mukabil Fetvayı yayımlamıştır. Yüce İslam dini, iki cepheye ayrılan ülkemizde, her iki tarafa da elini uzatmıştır. Bir yerde, politikanın içersine dini soktunuz mu, tüm alçak yarasalar orasını mesken tutar. Din, birleştirici ve barıştırıcı özelliğini yitirerek politikacının çıkar aleti haline gelir. Mareşal Gazi Mustafa kemal’e kızgınlık ve düşmanlıkların altında, din bezirgânlarının soyma ve sömürme hırsları yatmaktadır.
Cennetmekân Rıfat Börekçi ve cennetmekân (153) kahraman Müftü bir araya gelerek mukabil fetvayı hazırlayıp, imzalayarak yayımlamışlardır. Rahmetli Rıfat Börekçi. Türkiye Cumhuriyetinin İlk Diyanet İşleri Başkanımız olmuştur. En sıkıntılı anların da,  T.B.M.Meclisi Başkanı Mustafa Kemal’in emrine (1.200) Türk lirasını veren Ankara müftüsü, bu Rıfat Efendidir.
Bu ÜNLÜ FETVA’YI Türkçeleştirilmiş olarak veriyorum:
            “Dünya nizamının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin emerinin (padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslamların düşmanları olan düşman devletler tarafından fiilen işgâl edilerek İslâm Askerleri silâhlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak katl ve hilafet yerinin korunmasına yarayan bütün istihkamları, kale ve diğer harp vasıtaları zapt edilmiş, resmi işler görmeğe ve İslam askerlerini teçhize memur olan Babıâli ve harbiye Nezaretine el konularak, halifeyi milletin gerçek menfaatlerini hedef tutan tedbirler almaktan fiilen men ve örfi idare ilan ve divanı harpler kurmak suretiyle İngiliz Kanunlarını tatbikle muhakeme etmek ve cezalandırmak suretiyle halifenin yargılama hakkına müdahale ve yine yüksek halifelik makamının maksatlarına aykırı olarak Osmanlı memleketi parçalarından İzmir ve Adana ve Maraş ve Ayıntap ve Urfa bölgelerinde düşmanlar tarafından tecavüz edilerek gayrimüslim tebaa ile birleşip İslamları katilam ve mallarını yağmalamak ve kadınlara tecavüz ve İslam’ın kutsal saydığı hususları tahkir eder olduklarında açıklandığı veçhile hakaret ve esirliğe maruz kalmış bulunan İslam halifesinin kurtarılması için elden gelen gayreti sarf ederek bütün iman sahiplerine farz olur mu? Beyan buyrula.                                         Cevabı budur: Gerçeği tanrı bilir ki, olur.                                                                         Bu suretle meşru haklarını ve halifeliğin gasp edilmiş olan kudretini kurtarmak ve fiilen tecavüze maruz kaldığı zikredilen memleketleri düşmandan temizlemek için mücadele eden ve savaşan İslam halkı şeriatça eşkıya olurlar mı? Beyan buyrula.   Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.
            Bu suretle düşmanlara karşı açılan savaşta ölenler şehit, hayatta kalanlar gazi olurlar mı? Beyan buyrula.   
          Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki olurlar.
            Bu suretle savaşta ve dini vazifesini yerine getiren İslam halkına karşı, düşman tarafını tutarak İslâmlar arasında fitne çıkararak silah kullanan Müslümanlar, şeriatça günahların en büyüğünü işlemiş ve fesada yönelmiş olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği tanrı bilir ki, olurlar.
            Bu suretle düşman devletlerinin zorlamaları ve kandırmalarıyla olaylara ve gerçeklere aykırı olarak çıkarılmış bulunan fetvalar, İslâm halkı için şeriatça muteber olurlar mı? Beyan buyrula:
              Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.”kaynak olarak: Dr. Abdülkadir Altınsu, Osmanlı Şeyhülislamları, Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ VE Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali
            ATATÜRK ile kazandıklarımızın üstüne titremezsek, böylesine utanç verici durumlardan bizleri kimseler kurtaramaz.
            Benim aklımın almadığı bir olgu var: Diyanet İşleri Başkanlığımızın “ALO FETVA HATTI”.Şeyhülislamlık kaldırılmış; Fetvahane tarih olmuş, fetva emini ortalarda yok. Fetva kurumu tarihteki yerini almış. Osmanlıda fetvalar, SÜNNİ MEZHEBE göre verilerek, Osmanlı toplumu paramparça edilmiştir Bu Diyanet İşleri’nin fetva ısrarı, tarihi bir özlemin ifadesi midir?
Medeni kanunumuz, Ticaret kanunumuz, Borçlar kanunumuz şöyle desinler; fetvalar da böyle desin.
Politikacılarımız da FETVA gibi düşünürler. İşte durum bugünkü gibi olur.
Fetva kurumu, dinden hukuk ve siyaset çıkarıp, toplumun ve çıkarın üstüne çöreklendiği için tarihe gömülmüştür.
Bu fetva sözleri beni ürkütmektedir.         

.
                       
                                                                                                                                            
                                                                                                                                                                                                                
                                                                      
                       
                                                                        
                                                          
                       
                         
                       
           
                            
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               
                       
                       

                                  

                       
                       
                       

           
                            
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               
                       
                       

                                  

                       
                       
                       

593/NASRETTİN HOCA YAŞIYOR MU!

                                                                               
            OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;20 Şubat2012.

                            NASREETTİN HOCA HÂLÂ YAŞIYOR!
                                                          

“Dört yıldır Kartal Anadolu İHL’DE, İngilizce öğretmenliği yaptığını belirten Fatih Tunç adlı bir Tunç devirli de Sayın Mustafa Muylu’ya şu mektubu yazmış:

         “Mezun durumunda olan 4 kendini bilmez öğrencinin yaptıklarını bugün piyasaya sürmenin anlamı nedir?Yapılanın doğru olduğunu savunmak kesinlikle doğru değil;lakin küçük bir öğrenci grubunun yaptıklarını tüm okula,yöneticilerine ve eğitimcilerine hangi hakla genelleme yaparsınız?...”

         Bir kızımızın Altı yaşında İlköğretim Okuluna başladığını var sayarsak, hiç sınıfta kalmamak koşulu ile 17 yaşında Liseyi bitirmesi gerek. Bir sene de dil eğitimine zaman verirsek o kız öğrencimiz tam 18 yaşında liseyi bitirir.

         Bu mektupta bildirilen Grubun küçüklüğü mü, 4 Kendini Bilmez kız öğrencinin yaşlarının küçüklüğü mü?

         18 yaşındaki Genç Kızlar”Kendini bilmez!” sayılmaktadır. Sayın Abdullah gül Beyimiz, Ortaokuldan ayırtarak evlendiği Hayrünisa Adlı kızımız 14 yaşındaydı!14 yaşındaki kızımız bir forslu evlendiğinde aklı başında sayılıyor. Eski Medeni Kanunumuzun kızlarda aranılacak evlenme yaşlarını yazayım mı?14–15 yaşında evlenme izni mahkeme kararıyla olmaktaydı! Bu da işin hukuk yolu ile aldatılmasıydı. Büyük Din Ulemalarımız da DOKUZ YAŞINDAKİ BİR ZAVALLI KIZIMIZIN EVLENMESİNİN DİNEN VE ŞERAN MÜMKÜN OLDUĞUNUNA DAİR FETVALAR VERMEKTEDİR! Hatta cinsel ilişki için Kızda ve kadında Şehvet uyandırmak özelliği de,

---Müştehat Olma-- ölçüt olarak ortaya konmuştu.”Özel Fetva Hatları” adlı yazım hatırlana!        

“Dinen de iyi yetişmemişler!”Basından!

         Bendeniz, “Neden İlle de Dini Eğitim!” Adlı yazımda böyle yazmıştım. Bugün, yazılı basınımızda 17—Onyedi ---yaşındaki bir hak arayıcısı kızımızın başına Adalet adına getirilenleri okuyunca şaşırmadım! Fransızların çok ünlü bir özdeyişleriyle sayısız fıkra ve olay aklıma geldi.”Téle fils, téle pére!”,tersi de söylenir:”Böyle babanın böyle oğlu!”Bizde daha güzel özdeyişler vardır:”Kenarına bak, bezini al! Anasına bak ta kızını al!”,”Ağaca çıkan keçinin ağaca çıkan oğlağı olur!”

         Ortaçağ’da Almanya’da, bir inekle cinsel ilişkiye giren adamın birisi o inekle beraber Adaletin huzuruna getirilir! Yapılan duruşmalar ve dinlenilen bilirkişiler sayesinde, o zavallı ineğin de bu cinsel ilişkiden Mütecaviz kadar zevk aldığı ilmen ve dahi hukuken kanıtlandığından, bir meydanda, halkın gözü önünde adalet adına Tecavüz eden Adam ve Tecavüze uğrayan inek asılarak öldürülür.

         Türk Yüksek Adaletinden ibretlik bir karar:

         “İki kişinin tecavüzüne uğrayan kızın, hangi mütecavizin tecavüzü sonucu ruhsal dengesinin bozulmuş olduğu anlaşılamadığından…”Gerisini yazmama hukuk vicdanım engeldir. Şaşkınım, hem de çok şaşkınım!

         Bugün; O Almanya’da Türk insanını Allah ve Din ile kandırarak soyanlar Adalet adına mahkûm edilir.

         İngiltere’de sevdiği adamı aracının altına alarak öldüren kadının, aybaşılı olduğu anlaşılmakla o anda ceza ehliyetinin olmadığına karar verilir.

         Fransa’da bir katil işkenceden geçirilerek cinayette kullanmış olduğu tabanca ele geçirilir ve katil cinayetten hüküm giyer. Fransız Yargıtayı bu hükmü bozar ve katili beraat ettirir:”İşkenceyle elde edilen kanıtın hukuki geçerliliği yoktur!”

        Kışın komşusunun odunluğundan yakacak odun çalma suçundan Evli ve ÜÇ çocuk babanı bir Türk vatandaşı Türk, mahkemeye sevkedilir. O Mahkemenin Cumhuriyetin Atatürk Nesline ait isimsiz Yargıcı şu kararı verir:

         Ailesinin ısınma ihtiyacı olan odunu satın alamayacak duruma düşürülen, askerliğini de yapmış olan sanığa verilecek hiçbir ceza, O’NU ailesine ısınmak için odun götürememenin  üzüntüsünden daha etkili olamaz.Suç oluşturmayan sanığın müsnet suçtan beraatine!”Daha sonra mı?Üş dilim Baklava çalan üç çocuğun da Yedişer buçuk sene hapislerine karar verilmiştir.İşte böylece bugünlere gelmiş bulunuyoruz Sayın dizi filmcilerimiz ve Beleş Bulgurcularımız!

        Nasrettin Hocamızın eşek öyküsünü anlatmıştım. Nasrettin Hocamız, Medresenin önünde kalabalık bir grupla otururken, Şom ağızlının birisi kendilerine doğru gelmekte olan genç ve Çok Güzel bir kızı göstererek:

         “Hocam, dünya ahvalinin bozulma nedeni bunlar mı dersiniz?”Deyu sorduğunda, Hocamız küplere binerek:

         “Bunlar cehennemlik oldukları kadar kendilerini seyredenleri de cehennemlik yaparlar. Allahımız hıfseylesin, başımıza taşlar yağacak!”Diyerek üç kere de yere tükürmüş. Dikkatli birisi :

         “Hocam, o gelen kız senin kızın!”Deyince, Hocamız bozuntuya vermeden:

         “Maşallah, kahpeye de ne güzel yakışmış!”Diyesiymiş.

         Büyük Millet Meclisinin Eski binası önünde, Mustafa Kemalimizin Türk Gençliğine Hitabesini okuyan kızlarımız, yaşlarına ve anayasal haklarını kullanmalarına bakılmaksızın tutuklandılar.

         Şimdi, şu haberi okuyalım da nereden nereye, ırmakları geçmek isterken nasıl gelmişiz kurbağalı dereye anlayınız. Vatan Gazetesi,20 Şubat 2012.

                   “Konuşma Yasağı Yetmedi, 9 Yıl Hapsi İstendi” 

                  “17 yaşındaki Leyla Jandarma dövmüş!”

         Erzurum Hidro-Elektrik santralini(HES) protesto eylemlerine katıldığı için”HES çalışma alanında bulunmama, eylemlere katılanlara görüşmeme “cezası verilen Leyla Yalçınkaya hakkında bu kez de görevli jandarmayı dövmenin de aralarında olduğu 3—ÜÇ—ayrı suçlamayla 9—Dokuz—yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı!”

         “Leyla Yalçınkaya,5 Ağustos 2011’de 17—Onyedi—yaşındaydı.Çoğu arkadaş ve akrabası olan köylü kadınlarla HES pretostosuna katılmıştı.Amaçları Erzurum’un Tortum ilçesine bağlı Bağbaşı,Sedarlı ve Pehlivanlı belediyeleriyle Dikmen,Uzunkavak köylerinden geçen Ödük çayı üzerine kurulması planlana üç ayrı HES’E karşı çıkmaktı..”Bu Leyla adlı kızımız d dinen iyi yetişmemişlerden mi,Saf ve Saf Anayasal hakkını kullanmaya kalksın!

         Anayasamızın 34’üncü değişik maddesi:”Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir!”

         Siyanür kullanılarak altın aramaya karşı çıkan Bergama Köylülerimize geçmiş olsun!

         Beni Köylüm, Jandarma dövmez! Benim Jandarmam bir kız çocuğu tarafından da dövüldüm demezdi! Bu jandarma ya ne oldu dersiniz!

         Atatürk’ümüz büstüne her türlü hakareti yapanlara İHL yetkilileri hiçbir şey yapmazken, bu ne menem bir iştir, Temel bu çelişkiyi duyduğunda: Ben anlayameyrum!”Demiş. Anlayan varsa, bataklıktan bu tarafa gelsin!


19 Şubat 2012 Pazar

592/NEDEN İLLE DE DİNİ EĞİTİM!

                                                                        

         OSMAN TÜRKOĞUZ
         osmanturkoguz@gmail.com
         İzmir;18 Şubat 2012.

                            NEDEN İLLE DE DİNİ EĞİTİMİ!
                            Muallimler; Cumhuriyet sizden FİKRİ HÜR; VİCDANI HÜR; İRFANI HÜR GENÇLER İSTER!”Cumhurbaşkanımız Mareşal Gazi Mustafa Kemal.
                            Mehmet Akif’in ifadesiyle”Asım’ın Nesli”,hedef –Türk Gençliğini yetiştirme hedefleri!--bu anlamda!”AKP’NİN gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç.”İlk sorumu soruyorum:”Sizin Onbeş yaşındaki oğlunuz, hangi Kuran Kursunda ve İHLisesinde!”
                            Dindar nesil yetiştireceğiz!”Sayın R.T.Erdoğan. Bakanları kıvırtıp durmaktalar! Ucube Heykel için Sinoplumuz da az mı kıvırtmıştı!
“Din eğitiminden önemli olan sorun hiçbir zaman din değil, dinin sunuluş biçimidir!”
Prof. DR: Neda Armaner,12,12,1971Cumhuriyet Gazetesi.
Bir defa boyanan Yün ve Beyin başka boya tutmaz. Arap yeşili ile boyan Beyin o ilk boya ile yaşar, o ilk boya ile inanır, o ilk boya nedeniyle donuna kadar soyulur, soyanlara şükürler olsun der. Kendisini kölelikten, Allah ve Din ile aldatılmaktan kurtararak vatandaş yapana da küfürler eder. Dünyada evlenemese de ne gam! Cennette, çocuk doğurma külfeti olmadan Huri, Gılman ve Boy, Boy ve renk, renk Kadınlar onun cinsel ihtiyacı için hazır ve dahi sabırsızlıkla onu beklemektedir, sadece ve dahi sadece yaşam külfetinden kurtulması yeter! Ostüzü. İşte böyle, tek renkli, çağa düşman bir nesil ve sürekli iktidar!
         Profesör DR.Neda Armaner Hanımefendi ile tanışmak onuruna erenlerdenim. 1963 Senesinde,”İslam Dininden Ayrılan Cereyanlar” kitabını okumuştum. Sonra da “Dini Belirtiler “adlı bilimsel incelemesini de okudum. 10Kasım 1971 günü, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde, Atatürk üzerine yapmış olduğu örnek konuşmasını bana iletmişti. Yukarıda tarihini verdiğim makalesini de Süleymancılık adlı kitabımda kullanmıştım. Bu önemli makaleyi bilgilerinize sunuyorum:
         “Din eğitiminde önemli olan sorun hiçbir zaman din değil, dinin sunuluş biçimidir. Kişinin düşünce formasyonu din bilgisinden çok, bu bilgileri telkin edenin etkisi altındadır da denilebilir. Ayrıca insanların kişiliğinin oluşumunda yalınız gençlik yıllarında öğrendiklerinin önemi daima duyulur ve bilinir. Bu noktaya değinen büyük eğitimci J.N.Comenus’un(1529/1570) verdiği şu örnek bir gerçeği açıklar.
         “Bir boya ile ilk defa boyanmış bir yün; boyanın rengini öyle sağlam bir tarzda emer ve alır ki, onu arttık ikinci defa başka bir renge boyamak kolay olmaz. Bir yaş ağaç bükülerek kolayca çember haline getirilebilir; fakat kuruduktan sonra bu çemberi düzeltmek ve ağacı eski haline getirmek istersek kırılır. Tıpkı bunun gibi; ilk izlenimler, insan ruhunda öyle sağlam, kuvvetli ve derin izlenimler bırakır ki; onları beyinden söküp çıkarmak adeta imkânsızdır. Esasen bu işlemleri; beyinden söküp çıkarmak değil; sadece değiştirmek mümkün olsaydı, bunu hayretle karşılamak gerekirdi.”Hamret Türkoğuz, Süleymancılık, s.53.
                                     

“Dinen de iyi yetişmemişler!”Basından!

            Bu fotoğrafı Vatan Gazetesindeki köşesinde yayınlayan Sayın Mustafa Mutluya yapılmamış hakaret kalmamış. Sayın! Adnan Cüneyt Saydam adlı bir Adanalı vatandaşımızın yazısı her türlü insani ve etik değerlerin dışındadır.Kötü kelamın muhatabı kelam sahibidir.Bu hakaret mektubunun bir yerini ele alacağım:

         “Sana mı kaldı Atatürk’ü savunmak!Kimsin ulan sen!Onun,bunun taşeronu olan millet düşmanı bir provokatör!”

         Şimdi ben, bu Zavallı Sayın küfürbaz vatandaşımıza sormak istiyorum: Size, Milletimizi ve dinimizi savunma hakkını kim, nerede ve hangi Noterde verdi!%92.07 Halkoyu ile onaylanmış bulunan Anayasamızın 24’üncü,25’inci 26’ıncı ve 27’inci maddelerini hangi hak ve yetkiye dayanarak yok sayıyorsunuz? Siz, Milletin ve İslam Dinin çok kötü e çok ahlaksız bir vekâletsiz vekilliğine soyunmuş tedavi olması gereken bir ruh, akıl ve vicdan yoksunusunuz! Siz ve siz gibiler; Mustafa Kemal’in Türk Gençliğine Beyanatını da yok sayan sizler, bu ülke ha sizlere kalmış ha da Sait Mollalara kalmış! Siz, aydın bir Türk vatandaşını hangi sıfatınızla ve siktir ile bu vatandan kovuyorsunuz? İki de bir siktir kelimesini kullanmak edilgenliğin işareti değil midir?

         Dört yıldır Kartal Anadolu İHL’DE, İngilizce öğretmenliği yaptığını belirten Fatih Tunç adlı bir Tunç devirli de Sayın Mustafa Muylu’ya şu mektubu yazmış:

         “Mezun durumunda olan 4 kendini bilmez öğrencinin yaptıklarını bugün piyasaya sürmenin anlamı nedir?Yapılanın doğru olduğunu savunmak kesinlikle doğru değil;lakin küçük bir öğrenci grubunun yaptıklarını tüm okula,yöneticilerine ve eğitimcilerine hangi hakla genelleme yaparsınız?...”

         Bir kızımızın Altı yaşında İlköğretim Okuluna başladığını var sayarsak, hiç sınıfta kalmamak koşulu ile, 17 yaşında Liseyi bitirmesi gerek. Bir sene de dil eğitimine zaman verirsek o kız öğrencimiz tam 18 yaşında liseyi bitirir.

         Bu mektupta bildirilen Grubun küçüklüğü mü, 4 Kendini Bilmez kız öğrencinin yaşlarının küçüklüğü mü?

         18 yaşındaki Genç Kızlar”Kendini bilmez!” sayılmaktadır. Sayın Abdullah gül Beyimiz, Ortaokuldan ayırtarak evlendiği Hayrünisa Adlı kızımız 14 yaşındaydı!14 yaşındaki kızımız bir forslu evlendiğinde aklı başında sayılıyor. Eski Medeni Kanunumuzun kızlarda aranılacak evlenme yaşlarını yazayım mı?14–15 yaşında evlenme izni mahkeme kararıyla olmaktaydı! Bu da işin hukuk yolu ile aldatılmasıydı. Büyük Din Ulemalarımız da DOKUZ YAŞINDAKİ BİR ZAVALLI KIZIMIZIN EVLENMESİNİN DİNEN VE ŞERAN MÜMKÜN OLDUĞUNUNA DAİR FETVALAR VERMEKTEDİR! Hatta cinsel ilişki için Kızda ve kadında Şehvet uyandırmak özelliği de

---Müştehat Olma-- ölçüt olarak ortaya konmuştu.”Özel Fetva Hatları” adlı yazım hatırlana!

         Bu Dört Zavallı Maşa kızımızın kendilerini bilemediklerine dair Fetva ya da Tabip Raporu nereden alınmıştır!12/13 yaşlarındaki zavallı ve gariban kızlarımızın ırzlarına hayvanlar gibi grup halinde geçilirken, o zavallının aklı başında olduğuna dair mahkeme karaları mevcutken, bu nasıl savunmadır İHL’İNİN Vekâletsiz savunucusu Sayın Tunç Beyimiz!16 yaşındaki bir Kızımızın ırzına grupça geçildikten sonra; O’NU tehditle pazarlayanlar ve ırzına geçilmiş O Kızımız varken,18 yaşındaki kızlar nasıl Çocuk oluyorlar!

         Suudi Arabistan Baş müftüsü de Bir yaşındaki kıza şeran nikâh kıyılabileceği hususunda fetva yayınlamıştı.

Size ve sizin gibilere söylenecek çok sözümüz var, ama bir örneğimiz sizin gibilere yeter de artar bile: Siz İngilizce Öğretmeni Beyimiz ve siz Adanalı Beyimiz, siz Gazi Mustafa Kemal’in “Türk Gençliğine HİTABESİ’”Nİ hiç duydunuz mu? Bizler, Atatürk’ümüze, Cumhuriyetimize, Vatanımıza, Bayrağımıza, Özgürlüğümüze, bağımsızlığımıza ve Evrensel ve Ulusal değerlerimizi SAHİP OLMAYI işte O Türk Gençliğine verilmiş görevlendirmeden almaktayız. O Hitabet nedeniyle esir kamplarında toplanmakta ve kanımızı akıtıp, canımızı da vermekteyiz,iftiralarla karalanmaya maruz kalmaktayız!.                                                                                                   ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar GAFLET ve DALALET ve hatta HIYANET içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”
 Gazi Mustafa Kemal, 20 Ekim 1927.
Genç Yaşında Bakan olan ve “Atatürk Nesline” yan bakan Sayın Bayım; yukarı resimde Mustafa Kemal’in büstüne hakaret eden Kızların, sizin maddi ve manevi gençlik kopyalama projenizde sonları aynen böyle olacaktır!                                                  
    Sayın Suat Kılıç Beyimize tutulan çanak sorulara hep, insanlarımızı aldatacak masallar konulmuştur. Kısaca bir bakalım:
    —Deniz Göçer Hanımefendimiz:”Dindar Nesil” tartışmalarına ne diyorsunuz?
    -Suat Kılıç Beyimiz:”Milletini,vatanını,devletini seven insanlar.Kendi bedenlerine değer versinler.Kendi bedenlerine değer versinler,ailelerini önemsesinler, gerisi önemli değil!..”
    Bendeniz haddim olarak şunu anlamışımdır:”Bu ülkeye hizmet etmiş Komutanlar, Bilim adamları, Gazeteciler tutuklandığında;Milletvekillerine19.000TL maaş verildiğinde; Terörist sanılarak öldürülenlere 163.000TL,bu vatan için ölenlere ve sakat kalanlara da çok düşük bedel ödenmesine karışmasınlar, sussunlar! Hak aramak için coplanan,biber gazına ve tazyikli suya muhatap olan garibanlardan onlara ne?Böyle düşünsünler.”Soyulurken soğan/Yaşarsın gözler/Soyulurken vatan  Baksın öküzleri örnek alsınlar.Deniz Feneri,Kombasan,/Kamu İhale Kurumunda soygundan onlara ne? Bu mantıkta olsunlar. Otursunlar oturdukları yerde beleş makarna ve bulgurla doysunlar! Beyanatlarını  okuyarak feyiz almayı sürdürelim:
    Bizim arzu ettiğimiz şey, değerler sistemi ile buluşan ahlak olgunluğunu taşıyan; EK: Deniz Feneri ve Kombasan Vurgunun başkalarına taşıtan; Kamu İhaleleri Denetleme Kurulunun alacağı rüşvetleri Kargo ile Garılarının adresine taşıtan bir nesil----Mehmet Akif’in ifadesiyle”Asım’ın Nasli. Hedef bu anlamda”Asım’ın Neslidir…”
    Öyle ya,bizler aptalız, uluorta örnekleri de yutarız! Hadi canım sen de Suat Kılıç Bey. Sizler, tüm AKPLİLER ve onlara hayranlık duyanlar; sizler Cumhuriyet devrinin insanları değil misiniz? Atatürk’ün Nesli, sağcı partilerin çağdışı tarikatlarla ele, ele vermesiyle,1950’den sonra dumura uğratılmıştır. Atatürk’ün Nesli,iftira dosyaları ve ipe sapa gelmez hukuki geçerliliği olmayan iftiralarla Silivri ve Hasdal Üsera Kampına kapattıklarınızdır.Siz,sizin adamlarınızın günahlarını Mustafa Kemal’in yaratmış olduğu Neslin sırtına yükleyerek,geleceğin teminatı gençlerimizin beyinleri ortaçağın mesellerine kilitleme sevdasındasınız:Rahmetli Mehmet Akif hakkında da size anlatılanlardan öte bilginizin de olmadığı anlaşılmaktadır.
Rahmetli Mehmet Akif Ersoy, Şapka giymemek ve kendisinden istenilen Kur’anı Kerim tercümesini yapmamak için Mısır’a kaçmıştı. Orada ElEzher’de ders vermişti ve manzum olarak ta Kur’anı tercüme etmişti. Onbir sene sonra; ülkemize döndüğünde ilk sözü şöyle olmuştu:
    “Onbir sene kaldığım bu ülkede Onbir saat daha kalsaydım çıldırırdım. Din de, ahlak ta, insanlık ta, hürriyet te Türkiye’de benim ülkemde varmış. Bu ülkeye tüm bunları kazandırandan Allah razı olsun ve benim kalan ömrümü de ona bağışlasın!”
    “Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz. Ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız!”Abraham LINKOLYN.
Sayın Bayım; ailenizi,hele,hele o Onbeşlik oğlunuzu hiçbir zaman kandıramazsınız!
           

                                                    

                                     



        
  

591/HA TEMEL'İN AKLI,HA ATI'NIN AKLI!

                                                                            
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;19 Şubat 2012.

                            HA TEMEL’İN AKLI, HA ATI’NIN AKLI!
         Fadime, telaşlı bir sesle Turmuş’u ev telefonundan aramış:
         “-Turmuş; Temel atından düşmüş, kolu ve kanadı kırılmış.”Hayvanlar da Can Taşır!”Adlı klinikte yatıyamış. Var git, cüzdanı ile benim cep telefonum yanında midur?”Tursun, bi koşu verilen adrese gittiğinde, Temel’in kliniğin kapısında bekleyen atı yere iki defa tepik vurunca, Tursun doğruca ikinci kata çıkmış.
         “Saygılar içinde inleyen Temel’e:
         “Noldi, hayir midur!”Diye sorunca Temel her şeyi bi çırpıda anlatmış:
         “Dağdaki Karalâhana tarlamıza giderken benim Hamsi adlı atım birden tökezleyerek beni taşlık bir yere attı. SOL kolum ve SOL bacağım kırılmış. Beni ağzı ile bir ağacın altına selamete yatırarak dörtnala gerisin geriye gitti. Gördüğün gibi de buradayım!”Dediğinde; Tursun:
         “Çok akıllı ve Zeki bir atmış. Yaşamanı ona borçlusun!”Dediğinde, Temel SAĞ yanına dönerek:
         “Ne akıllısı, doktor beklerken veterineri aldı da geldi!”Dediğinde;Tursun bu,taşı hemen gediğine koymuş:
         “Ula Temel niye kızaysun?Ha senin aklın,ha atının aklı:Kasabamızın belediye başkanlığına bir mimarı seçelim!”Dedük,sen ısrarla bir imamı seçtirmedin mi?”
        
  

17 Şubat 2012 Cuma

590/GÜLLER BİLMESİN ÖLDÜĞÜMÜ!

                                                                 
OSMAN TÜRKOĞUZ
                   Osmanturkoguz@gmail.com
                   İzmir;17 Şubat 2012.
                  
                   GÜLLER BİLMESİN ÖLDÜĞÜMÜ!
                  Ben öldüğüm zaman;
                   Gül bahçelerinden geçerken
                   Benim şarkılarımı söyleyin.
                   Güller ve Bülbüller, öldüğümü bilmesin.
                   Sarıgülüm üzülüp te, kahrolup ta solmasın.

                   Ben öldüğüm zaman;
                   Kitaplarımı ve yazılarımı saklayın,
                   Benim gittiğim yollardan
                   Türküler söyleyerek yürüyün,
                         ATATÜRK'ÜNIŞIKLARI SÖNMESİN,                                                                                                                                                                                 Öldüğümü duyup ta Hainler sevinmesin.

                   Bir gül koyun bilgisayarıma,
                   Arada, sırada tozunu da alın,
                   Emeği çoktur bende, inkâr edemem,
                   Öldüğümü sanıp takahrolup, üzülmesin.

                   Telefonları kapatın iletişime,
                   Beni aradığında O,öldüğümü duymasın.
                   Anılarımızla yaşasın hayatın kıyısında
                   Anılarımız da heba olup gitmesin.

                  
                  
                  
   

589/ÖZEL FETVA HATTLARI!

                                                                     

                        OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@gmail.com
                        İzmir;16 Şubat 2012,
                       
                                               Özel Fetva Hatları!
                                        “Fetvanı müftüden değil aklından al!”
                                               “Aklı olanın dini vardır!”
                                               “Zaman değiştikçe hükümler de değişir!”
                                                                           HZ. Muhammet.
İslam ülkelerinde yalınız Soyanlar değişir bir de  zaman boşu boşuna değişir! Ostüzü.
“ Ulemanın işi olan Kadınların türban takmalarına Danıştay ve AİHM ne karışırmış!
         Sayın Recep Tayyib Erdoğan, “Kurana göre şeriat devleti kurma yemin ve dahi kasemlisi!”
“Diyanet İşleri Başkanlığından sosyal yaşantıya dair fetva istenmemesi!”Ali Bardakoğlu, Profesör Dr.DiBaşkanlarımızından, Din Bilgini.
         “ALO FETVA HATTI” Osmanlının yıkılma nedenlerinden birisine dönüşün işaretiydi.”Gülme Fetva Hattı” adlı bir güldürmece yazıp yayımlamıştım. Arşivimi aradım, yok’ Nerelere sıvışmış acabaaa!
         Bendeniz; Ali Oğlu Âlime Kadından olma, Sıfatça Türkoğlu Türk, kanca Oğuz’dan olan Osman Zeki Türkoğuz; ne Türkiye Cumhuriyetini, ne Türk halkının çıkarlarını, ne de görevimi sattım. Hediye, rüşvet, haksızlık, satılmışlık, çağdışlık ve uşaklık semtime dahi uğramadı. Bilmediklerimi bilirim, bildiğim sandıklarımı da paylaşırım.Hukuk Fakültesini para kazanmak için değil,beni biliyor sanıp ta soru soranlar ve Mustafa Kemal’in yanına kurmuş olduğu Hukuk Fakültesinde okumuş olduğumu göstermek için okudum.Toprağımızın ve ulusumuzun mitolojisini,çok tanrılı dinleri ve diğer dinleri de inceledim.Düşündüm ki,Ben de Bir Fetva hattı kurarak halkımızın sorularını yanıtlayabilirim.Bendeniz Atatürk’ümüze dualar ederek bu yeni görevime başlamak istiyorum.
         Önce; Fetva nasıl verilir, Fetva isteyen Kadın ve Erkeğin adları yerine hangi adlar kullanılır onu yazmak istiyorum: Fetva’da ortak kelimelerle sorulan konunun yanıtını vermek esastır.”El-Cevap: Olur!”,”El—Cevap: Olmaz!””Düşer!”,Düşmez””Gerçeği Tanrı Bilir!”
         “Bir Ulusu ve Bir Dini Bölen fetvalar!” Yazımı da sizlere yeniden iletmek durumundayım.
         “Şeyhülislamların verdiği fetvalar şahıslardan ve hükümetten istenmiş olabilirdi. Padişah, devlet işleri için; savaş, barış veya başka bir mesele de fetva isteyebilirdi. Aynı şekilde şahıslar da Fetva Kalemi’ne gider, sorunları anlatır, fetva Kalemindeki kâtip soruyu usulüne uygun olarak yazar; cevaplar da:”Olur”,”olmaz”,”meşrudur”,”meşru değildir”;”vardır”,”yoktur”,”caizdir”,veya “caiz değildir”,biçiminde olurdu. Fetvalarda özel isimler kullanılmazdı. Zeyd, Amr, Bekir, Velid, Halid gibi isimler erkekler için. Hind,Zeynep,Hatice,Ümmügülsüm,Rabia gibi isimler de kadınlar için kullanılırdı.Bu isimler gayrimüslimler için de geçerli olup,gayrimüslim olduğu ayrıca açıklığa kavuşturulurdu.”Gökçen Art,Şeyhülislam Fetvalarında,Kadın ve Cinsellik.s.31.
                  “Dinen nikâhlanması imkânsız olan kadınlar”
         “bir erkeğin, annesiyle, annesinin annesiyle, babasının annesiyle, kızlarıyla, torunlarıyla, kız kardeşiyle, onların kızlarıyla, onların oğullarının kızlarıyla, halalarıyla, teyzeleriyle, aynı şekilde, üvey kızıyla, karısının annesiyle, karısının kız kardeşiyle,(eşzamanlı olarak, ikisini cem ederek),cariyesiyle(cinsel ilişkiye girebilir, zaten cariye mülkündedir; ancak nikâh akdi yapamaz),semavi dinlerden birine inanmayan bir kadınla, üç talakla boşadığı kadınla hüllesiz olarak, başkasının boşadığı ama iddet içindeki—bekleme süresi—kadınla nikâh akdi yapması imkânsızdır. Bunlardan başka süt hısımlığı da nikâhı imkânsız kılan bir etkendir.”SGK. S.39.Buraya bir nokta koyalım da; iki öykümüzü yazalım:
         Sadrazam Paşa Hazretleri, dünyalar güzeli karısına kızarak onu üç talakla boşamış. Biraz sonra peşiman olarak hanımı ile birleşmek istediğinde, eşi Nuh demiş peygamber dememiş:”Benimle bir olabilmeniz için HÜLLE gerek!”Diye dayatmış. Hülle, yani başkası ile nikâhlanması. Paşayı ateşler basmış. Nihayet, Kasımpaşa’dan medrese tahsili yapmış ünlü bir Hoca bulmuşlar. Hocayı konağına alan Paşamız, Ol Ulemanın eteklerine sarılarak,”aman beni bu Hülle belasından kurtar, ne istersen sana veririm, kocaman bir gemi bile alırım!”Diyesiymiş. İki tanık ve Hüllelenen kadınla Paşamız bir odaya alınmış. Ol ulemamız Paşamızı Kıbleye karşı çömelterek:
         “Namazda okmuş olduğunuz, Fil suresini ve dahi etteyatiyi yüksek sesle okuyunuz!”Demiş. Paşa ayetleri okudukça, Ol Ulemamız saklını sıvazlayarak:
         “Allahıma bin şükür, Paşamız da eşleri de kurtuldu!”Diyormuş. Dualar bittikten sonra:
         “Okumuş olduğunuz dualar baştan sona yanlış. Bu nedenle kıldığınız namazlar da fasit. Siz, yeniden salâvat getirerek Müslümanlığa dönün. Bu nedenle de Hüllenizin hükmü yoktur. Karınız size siz de karınıza helalsiniz!”Demiş.
         Bu öyküyü de Uşak’ta bir dostumdan dinlemiştim. O’nun adı da Osman’dı. Sivil savunma müdürüydü. Bir kartvizit bastırmıştı: Osman Baransel/Gündüz Sivil Savunma Müdürü/Gece de Sivil Soyunma Müdürü!”
         Dağda yaşayan bir sürü sahibi, karısına kızarak, onu üç talakla boşamış. Üç gün sonra karısını sevmek isteyince, karısı dikilivermiş:
         “Biz, şimden kelli birbirimize şeran haramız. Benim başımdan bir nikâh geçmedikten kelli ben seninle yatmam!”Dediğinde, Zavallı koca:
“Ulan garı burada bir çadır daha var. Nerede ve kiminle nikâhlanacaksın?”
“Sen onu bana bırak, Karşı çadırdaki Ahmet gözümün içine bakıp duruyordu!”Demiş. Ateşlere düşen Zavallı Koca, eşeğinin üzerine içi peynir ve sadeyağ dolu bir heybeyle eşeğin üzerine bir koyun atarak, o civarın en ünlü Ulemasının çadırına damlamış ve:
“Hocam bir halt garıştırdım ki, deme gitsin. Üç talakla garımı boşadım. Bizimkisi Hülle diye tutturdu. Aman Hocam şeran ne gerek!”Diye yalvarınca, Ol Hoca sakalını sıvazlayarak:
“Şeran Hülle gerek. Başka çaresi de yok!”Derken çadırın aralığından yüklü eşeği görerek:
“Önce eşeğin yükünü çadırın önüne yıkmak , sonra da gara kaplı deftere de bakmak gerek!”Demiş.
Defteri karıştırarak, açılan bir sahifede durmuş ve şu kâğıdı alda yaz bakalım!”Demiş.
“Bismillahirahmanırrahim destur!
“Donunu çıkartma,
Dizine gadar çekiver.
Ayaklarını omzuna kaldırma,
Yana büküver.
Seneye de bir şey düşünürüz,
Bu senede böyle şapıver!”
”Âmin”. Demiş, ayrıca yüklüce bir paraya da kavuşmuş. Kaldığımız yerden başlayalım:
“Bu yasaklardan karısının akrabasıyla evlenme yasağı getiren  birinci koşul,kurallarına uygun olarak kıyılmış nikâhtır.Yani bir kadının annesinin,kocasına nikâhlanmasının yasak olması için koca ile o kadın arasında kıyılan nikâhın İslami hükümlere göre sahih,yani geçerli olması gerekir.Bu yasakları gerektiren ikinci koşul cinsel ilişkidir.Bunun da koşulu vardır.CİNSEL İLİŞKİYE GİREN KADIN ÖLÜ DEĞİL diri  olmalıdır.Yani bir adam bir kadınla nikâhlansa ve o kadın ÖLÜ İKEN ONUNLA CİNSEL İLİŞKİYE GİRSE,durum fark edildikten sonra O KADININ KIZI İLE NİKÂHLANMASI-- ŞERAN—MÜMKÜNDÜR.
“Bir diğer koşul; cinsel ilişkiye giren kadının cinsel ilişkiyi uyandıracak yaşta olmasıdır. Buna cinsel arzu uyandırma HALİNE ”MÜŞTEHAT OLMA” denilir. Dokuz ve daha büyük yaşlı kadınlar bu gruba dâhil edilirler. Yine bir anlayışa göre bir erkeğin küçük bir kızla cinsel ilişkiye girmesi, o kızın annesi ile nikâhlanmasına engel oluşturamaz. Bir diğer koşulsa cinsel ilişkinin ANAL VEYA VAJİNAL olarak gerçekleşmesi gerekir!”SGS. S.40.EK: Ölü birisi ile cinsi münasebet bir ruh hastalığının ve diriye yaklaşma korkusunun eseridir. Şeriata göre, suç değildir, tecavüze uğrayan ölüye ikinci abdest aldırılır.Ostüzü. Rahmeli İlhan Arsel.
Lübnan’da dişi hayvanlarla cinsi münasebet suç değildir. Erkek eşeklerle ve atlarla cinsi münasebet yasaktır! Neden mi, Arpa yedikleri için! Bu benim bildiğim çok komik ve aşağıya ait bir öykü! Birkaç sene önceydi; Afrika’da bir Müslüman erkeğin bir dişi keçi ile evlendiği ve ol keçiye gelinlik olarak pembe bir elbise giydirildiği yayımlanmıştı. Sonradan, keçinin ölmesiyle bu mutlu evliliğin de sona erdiğini okumuştum.
Bizim ülkemizde; birisinin bir eşeğe tecavüz ettiği sırada yakalanması halinde, mütecavize ol b,çare eşeğe yeni bir semer aldırılır. Üç sene önceydi; Narlıdere’de birisinin bir dişi köpeğe üç gün süreyle tecavüz ederek ol köpeğin rahminin parçalanmasına sebep olduğu da basınımıza yansımıştı. Bazı İslam Ülkelerinde “Müştehat olma”—Cinsel arzu uyandırma--- hali hayvanlar içinde kullanılmaktadır. Zavallı adam, eşeklerin  fincan gibi gözüne dayanamayıp uçkuruna el atma nedeni hafifletici sayılmaktadır.Antalya’da bir mağazadaki plastik kadınla seks yapana ve dersiniz!
Suudi Arabistan Başmüftüsü,2011 yılında bir yaşındaki kız çocuğu ile İslam Hukukuna göre şeran nikâhlanmak caizdir! Diye fetva vermişti. Buradaki ölçünün “Müştehat hali”olması düşünülebilir!
Şimdi bendeniz fetvalarıma geçmeden önce Osmanlıda verilmiş bazı fetvalardan örnekler vermek istiyorum:
         “CİNSELLİKLE İLGİLİ SORU VE FETVALAR”
Zeyd zevcesi, Hind’in süt kızı ile cinsel ilişkide bulunsa Hind Zeyd’e haram olur mu?
—El-Cevap: Olur!
Zeyd zevcesi Hindin başka kocadan olup Müştehat(Arzulanabilir) olan kızı Zeyneb’e şehvet ile dokunsa Hind Zeyd’e haram olur mu?
—El-Cevap: Olur!

—Zeyd zevcesi Hind’den olup müştehat olan kızı Zeynep geceleyin korkup Zeyd’in döşeğine vardıkta Zeyd’in cinsel organı uyarılıp, Zeyd’in bazı organları Zeyneb’in bazı organlarına şehvet ile dokunsa Hind Zeyd’e haram olur mu?
El-Cevap: Olur!
—Evli Zeyd, bakire Hind’e zorla tecavüz etse, Zeyd’e ne lâzım olur?
-El-Cevap:Recm!
—Evli Zeyd, oğlu Amr’ın zevcesi Hind’e tecavüz etse Zeyd’e ne lâzım olur?
“El-Cevap: Recm!
--İtaatkar evli Hind, kendini Zeyd’e verse,Zeyd dahi Hind’e zina eylese Hind’e ne lâzım olur?
-El-Cevap: Recm!                                                                                                          ----Zimmî Zeyd, bekâr olan Hıristiyan Hind’e tecavüz edip bekâretini bozsa, Zeyd’e ne lâzım olur?
—El-Cevap: Yüz değnek vurulur!
—Zimmî Zeyd, Müslüman Hind’e tecavüz etse Zeyd’e ne lâzım olur?
-El-Cevap: Yüz değnek vurulur! Cevabun ahar: Haddi zina ikamet olunduktan sonra hapse medid ile hapsolunur.  
—Evli Zeyd zevcesi Hind’i üç talak boşayıp iddeti tamamladıktan sonra, eyd hülle etmeyip nikâh akdi bulunmadan Hind’le cinsel ilişkiye girse Zeyd’e ne lâzım olur?
“El-Cevap: Recm! “S.G.Eserden.  
Hüneyin Gazvesinde; Hz. Muhammed’in sütanası Halime’nin Arap kabilesinden,44.000 Davar,24.000 Deve,600 okka gümüş,300 okka altın ve 6000 kadın esir alınmıştı. Ebu Süfyan’a 120 Okka gümüş ve 3000 Deve verilmesi büyük bir kargaşaya neden olmuştu.8’inci surenin birinci ayetinde,”Ganimetlerin Allah ile Peygamberine ait olduğu bildirilmişti. Bu kargaşa üzerine de 41’inci ayet indirilerek ganimetin sekiz gruba dağıtılması buyurulmuştu!Şimdi çok sıkı durunuz!Arapların dört mezhep inanışına göre de savaşa iştirak eden Arap atlarına iki pay,binicilerine de bir pay ganimet verilmesine fetva verilmişti!Develere,katırlara ve Eşeklere ve Anadolu atlarına ganimet payı yoktu!
         Bendeniz bana yöneltilen sorulara yanıtlarımı fetva formatında vermeye başlıyorum:
         —Bir Müslüman Devletin en büyük politikacısı ve en büyük Müslümanlık savunucusu, Irak’ı işgal ederek, kadınlarının, kızlarının ırzına geçen ve onlara her türlü ölümü ve işkenceyi yapan bir Hıristiyan devletin asakirine”memleketlerinize inşallah sağ ve salimen dönmenizi Yüce Allah’tan dilerim!”Diye dua ederse ona ne gerek?
         —El-Cevap: Gerçeği Allah ve Amerika ve dua sahibi bilir. Yükseltmek gerek!
         ---Çoğulcu ve çoğunlukçu demokrasiyi gerçekleştirmek, halkımızı mutluluk ve refaha kavuşturmak ve Anayasamıza ve kanunlarımıza uymak vaadi ile seçilen; Mecliste, Anayasamıza bağlı kalacağına ant içenler, verdikleri sözün tam aksini yaparlarsa onlara ne yapmak gerek:
         --El-Cevap: Gerçeği Tanrımız ve Amerika bilir. Ben ne desem boşuna demek: Bir paket gıda maddesine ve İftar çadırlarına fit olmak gerekir!
         —Millet, on liralık maş zammı için biber gazı, cop ve tazyikli su yerken; bir gece yarısı, muhalefet partilerini ve halkımızı uyutarak maaşlarını 19.000 Türk Lirasına ve emekli aylıklarını da 5000 Türk lirasına çıkartan Vekillerine ne yapmak gerek:
         —El—Cevap: Gerçeği Allah ve Tayyib Beyimiz bilir: Olura kalkan elleri öpmek gerekir!
         —Kahramanlarımıza vatan haini; vatan hainlerimize kahraman muamelesi yaparak; katillere özel bir ada, kahramanlarımıza, bilim adamlarımıza ve dahi gazetecilerimize hücre tahsis edenlere ne yapmak gerek?
         —El-Cevap: Gerçeği Allahımız, Amerika ve Tayyib Beyimiz bilir: Sebep olanları tepetaklak etmek gerekir!
         —Ülkemiz gittikçe tehlikeye doğru kaynmaktadır; kurtuluş için ne yapmak gerek:
         —El-Cevap: Allahımız bir kere Mustafa kemal verir, O’NUN yolundan gitmek gerekir.

                                   

          

                                     
     

İzleyiciler

Blog Arşivi