26 Haziran 2011 Pazar

404-BİR DİNİ VE BİR DEVLETİ FERVALARLA BÖLMEK

                                              
OSMAN TÜRKOĞUZ                                                         
Çeşmealtı;02 Ağustos 2008.
                                        

 BİR ULUSU VE BİR DİNİ FETVALARLA BÖLMEK.

            Sayın Bay Hamza’yı tanımış olsaydınız; sizi, iki dakika içersinde fıtık eder, bir üniversite hastanesine gönderirdi. Acele ile böbreğinizin birisi alınırdı ve siz fıtığınızla evinize geri dönmek zorunda kalırdınız. Bu Hamza Bey; beni ne zaman bir kalabalık önünde görse, bir konuyu ileri sürerek tartışmak ister görüntüsünü verdikten sonra: ”Bu dedikleriniz; Yahudi uydurması; bunları anlatmaktan vazgeçiniz;” diye akıl verir;  bendeniz de bir türlü akıllanamam!
            Geçen gün, yine karşıma çıktı. Benim,” Gülme Fetva Hattı’nı” anlatmışlar. Bayağı kızgındı. Boyu ve cüssesi benden bir hayli iriceydi. Boyuna bakarak bilgiçlik taslıyordu. Doğrudan doğruya konuya girdi:
            “-FETVA’YI ŞERİFLE dalga geçmenin cezası büyüktür. Yarın, bunun hesabını sorarlarsa, size yazık olur. Babı Meşihat’a da dil uzatmamalısınız.” dedi. Cebimden Anayasamızı çıkardım:
            “- Okuyacaklarımı ve söyleyeceklerimi iyi dinle. Kalabalıkta, kuyuya taş atıp tüyme,” dedim ve 136’ıncı maddeyi okudum:
”-İ. Diyanet İşleri Başkanlığı.”
            “Madde 136-genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.”
            “-Bu maddeyi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilât Kanununu okudunuz mu?  Dedim. Belli ve belirsiz : ”- okumadım”; dedi.
Şimdi sizlere yazacağım olayları kısaca kendisine anlattım.
            “-Bir daha karşıma çıkıp ta; yok şu, yok bu,” diye zırvalama. Boyuna ve dahi postuna bakmam, seni çok fena yaparım,” dedim.  Söylene, söylene çekip gitti.
            Nadir Şah; İran’da egemenliği ele aldığında; Osmanlılara haber salmış:
            “-Ben, İran’da tahtı ele geçirdim. Sizinle çok yakın akrabayım. AFŞAR TÜRK BOYUNDANIM; bu fırsat bir daha ele geçmez. Geliniz anlaşalım;” demiştir.
Babı Meşihat’tan FETVA çıkmıştır:                                                                                ”-Onlar Şii’dir, kanı, canı, malı ve ayalı helâldir. Hıristiyanlarla anlaşmak mümkündür. Bunlarla anlaşmak, dinen mümkün değildir.”
Anlaşmış olsaydık; doğu cephemiz güvenceye alınmış olurdu. Bu durum, Şeyhülislam’ın umurunda mıydı?                                                                                      Şimdi İstanbul’da devletimize ait görkemli anıt mezarında yatmakta olan Turgut Özal, Amerika’dan bir beyanat çekmişti. Tam da Azerbaycanlı ittifak yapalım mı döneminde:
“Azeriler Şiidir, bizimle hiçbir ilişikleri de yoktur!”Kendilerinin tarikatçı olduklarını biliyorduk! Fetva Emini olduklarını öğrenmiş olduk. Mustafa Kemal’in “Nutuk “adlı eserini Köşke çıktığında okumuş olduğunu itiraf ettiğine göre, Amerika’ya bir şükran borcunu ödemesini çok görmemiştim!
            Meraklı olanlarınız; Osmanlı devleti devrinde verilmiş olan fetvaları okusunlar da hırslarından mosmor kesilsinler. Kızılbaşlar-ışıklı taifesi- için verilmiş fetvalarda ortak deyim:”-
            “-Kanı, canı ve malı helâldir”. Fetvaları verenler de TÜRK SOYUNDAN ŞEYHÜLİSLAMLARDIR. Ama SÜNNİ geçinen Osmanlının uşaklarıdır.
            1828 yılında, Mora’yı yitirdiğimizde, Osmanlı Şeyhülislamı Yasinci Zade Abdülvehap Efendi bir fetva vermiştir; evlere şenlik:                                                      
            MORAYI KAYBETMEK İSLAM DİNİ AÇISINDAN HAYIRLI OLMUŞTUR.” Kaynak: Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ; Dr. Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislamları. S.184,Osman Türkoğuz, Halifelik s.72,
            “-Padişah, Halife zalim olsa da, O’na itaat gerekir. Çünkü millet lâyık olduğu idareyi bulur kuralı ŞERİAT ESASIDIR. Bunun aksine hareket edenler KÂFİR OLUR.” Mecmuatü’l edep; Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ s.341,
            Osmanlı padişahı Avcı Mehmet’in Huzuru Hümâyunlarında bir tartışma geçer. Şeyhülislam Bursalı Mehmet Efendi, Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’ya:
            “-Köprülü Mehmet Paşa’nın ölümü isabet oldu. Çünkü namuslu ve iktidarlı birçok adamların haksız yere kanını akıttı.” Der.
Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa:
            -Babam, öldürdüklerini hep senin FETVANLA öldürdü.” Diye yanıt verdiğinde; ŞEYHÜLİSLAM Bursalı Mehmet Efendi:
-Ne yapayım, şerrinden korkardım, bu sebeple FETVALARI VERDİM;” der. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa da, taşı gediğine koyar:
            “-Ya Allah’tan korkmayıp, mahlûktan korkmak İLM’İ DYANET’E lâyık mıdır? Der. Dr. Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislamları s.90-91,Osman Türkoğuz, Halifelik s.78,
            Arap milletini ele alalım; aynı dili konuşuyorlar, aynı dine mensuplar, ayrı, ayrı devletler. Dini uygulamaları apayrı. Suudi Arabistan ayrı fetva verir, İran apayrı fetvalar verir, Irak ve Yemen ve öteki İslam ülkeleri başka türlü fetvalar verirler.
            Yemen’de ve Habeşistan’da KIZLARIN SÜNNET OLMALARI DİNEN ZORUNLUDUR. Sünnet olan kız ve kadınlardan ölen ölene.
Siyasi İslâmi uygulayan İslâm ülkelerinde; İslâm dini MİLLİYET VE DAHİ MİLLET olup çıkmıştır.
Hani islamda birlik ve dahi beraberlik? İslâm’da birlik ve beraberlik; yalınız ve yalınız KADINLARI AŞAĞILAMADA VARDIR.
            İki Müslüman ve kan kardeşi ülke savaşa tutuşsa; her iki taraf ta; Allah’ın adını anarak birbirlerini öldürecekler ve cennet’e birlikte gidecekler. Ya orada da birbirlerini öldürürlerse! Sizlere üç önemli fetva vermek istiyorum.
Hıristiyanların Müslüman oluşlarını önlemek için, para ile bir fetva verilmiştir. ”Denize bir damla içki dökülse, deniz kuruduğu zaman, oradaki kuruyan bir otu yiyen ineğin sütünden içen kimse’nin yedi ceddi de Müslüman olsa, bu oluş dinen hükümsüzdür. Çünkü hepsi de cehennemliktir.”
            Birinci Dünya Savaşına girişimiz dinen olur veren fetva’yı Suat Hayri Ürgüplünün babası vermiştir. Abdülhamit’i tahtan indiren fetvayı da, Rahmetli Hamdi Yazır vermiştir. Çok ilginçtir; fetva ile kelle kesenlerin kelleleri de fetva ile kesilmiştir.
            Gelelim Mukaddes Cihat Fetvasına.
            “Fetvahane,      minhu’t-Tevfik, (olduğu gibi yazıyorum)
            “ Bu meselenin beyanında Eimme’i Hanefi yeden cevap bu veçhiledir ki:
İslamiyet aleyhine tehacüm’i ada vaki ve memaliği islamiyenin gasp ve gâreti ve nufüs’i İslamiyenin seby ve esir edilmeleri mutahakkak olunca Padişah’ı İslam hazretleri nefir’i âm suretiyle cihadı emir ettikte,”infirû hilafen ve sikâlen ve câhidû biemvâliküm ve enfisikum “ ayet’i celilesi hükmi münifince              kâffe’i müslimin üzerine cihan farz olup genç ve ihtiyar piyade ve süvari olarak bilcümle aktardaki müslimin inin malen ve bedenen cihada musaraat eylemeleri farz’ı ayın olur mu? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ü Teâlâ âlem olur. Ketebehu, el-fakir ileyhi Ta’âlâ  Hayri bin Avnî el-ürgübî Ufiye anhu.
            Bu suretle elyevm makam’ı hilâfet’i İslam iye ve memâlik’i mahrusa’i şahaneye sefain’i harbi ve asâkiri berriyesiyle hücum etmek suretiyle Hilâfeti İslâmiyeye hudut neuzübillahi taâla nûr’ı âli’i İslamiyetlin itfa ve imhasına saf bulundukları mutahakkak olan Rusya ve İngiltere ve Fransa ile anlara mutîn ve zahir olan hükümetlerin taht’ı idarelerinde bulunan kaffe’i müsliminin dahi mezkûr hükümetlerin aleyhine ilan’ı cihad ederek bilfiil gazaya musaraat eylemeleri farz olur mu? Ne buyrula?
            El-cevap. Allah’ü Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu suretle maksûdun husulü cem’i müslimin cihada musaraat etmelerine mütevakkıf iken bazıları neuzübillahi taâlâ tehalüf etseler tehalüfleri mâsiyet’i azime olup gazabı ilahiye ve bu mâsiyeti şenianın cezasına müstehak olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ı Teâlâ âlem olur. İmza ve ad aynı.
            Bu suretle hükümeti islamiye muharebe eden hükümeti mezbûre ahali’i islamıiyesinin kendilerini kati ve hatta cem’i ailelerini mahv ile ikrah ve icbar edilmiş olsalar bile hükümet’i İslâ miye asakiriyle muharebe etmeleri şeran haram’ı kati ile haram olup katil olmalarıyle nâr’ı cah’ıme olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap: Allah’ı Teâlâ âlem olur. imza ve ad aynı.
            Bu surette harbi hazırda İngiltere ve Fransa ve Rusya ve Sırbiye ve Karadağ hükümetleriyle zahir iken taht’ı idarelerinde olan Müslümanların hükümet’i seniyye’i islâmiyeye muin bulunan Almanya ve Avusturya aleyhine harp etmeleri Hilâfet’i İslamiyenin mazarratını mucip olacağından ism’i azim olmakla azâb’ı elime müstahak olurlar mı? Ne buyrula?
            El-cevap. Allah’ı Teâlâ âlem olur.
            Ketebehu el-fakir ileyhi Ta’âlâ
            Hayri bin Avni el-Ürgübî Ufiye anhu.
            Bu fetva üzerine HALİFE’Yİ RUYU ZEMİN, KUTSAL CİHAD ilan eder. İlk tepkiyi, Osmanlı’nın, Arap kökenli, Bağdat Müftüsü verir :                                                      ”- Hilafet Kureyşli bir Arabın hakkıdır. Kureyşli Arap olmayan halifenin halifeliği geçersizdir. Vermiş olduğu Kutsal Cihad ilanı da yok hükmündedir.”
Tüm Müslümanlar, Çarlık Rusya’nın, İngiltere’nin ve Fransa’nın saflarında Osmanlıya kurşun sıkmışlardır. Çarlık Rus Ordusunda bulunan Türk ve Müslüman asıllılar: ”Bu, din harbi değil; gün harbidir ;” diyerek Osmanlıya kurşun sıkmıştır.
Bu fetvayı ve Kutsal cihad ilanını Alman imparatorluğu sağlamıştır. Bu geçersiz Cihad sayesinde, (3.159.200) Türk Askeri şehit olmuş,130.000 asker de evlerine yaralı olarak, sakat dönmüştür.
            İngilizlerde, İstanbul’daki vatan ve din düşmanlarına bir fetva hazırlatarak uçaklarla Anadolu ve Trakya içlerine attırtmışlar; Sait Molla denilen  vatanhainin kurduğu casusluk örgütü ile isyanlar çıkartmışlardır.
Sadrazam Damat Ferit Paşa Haini; bir yandan ”Kuvve’İ İnzibatiye” adlı bir Hilafet Ordusu kurdurmuş; bir yardanda bu hain fetvayı yayımlattırmıştır.
Bu fetvayı Şeyhülislam Dürri zade Abdullah Efendi kaleme almıştır. Bu Hain Abdullah Efendi; İstanbul’un geri alınması üzerine, kaçtığı Arabistan’da ölmüştür.
Kızları, Diyanet İşleri Başkanlığına, kendilerine maaş bağlanması için başvuruda bulunmuşlardır. Şimdi, bu namussuz fetvayı Türkçeleştirerek veriyorum. Bu fetva, Sultan Vahdettin’in bir “Hatt’ı Hümayun“u ve İstanbul Hükümeti’nin bir bildirisi ile 05Nisan.1920 günü yayımlanmıştır.
Bu “Fetva’yı Şerife!”, aynen şöyledir:
            “Bütün nizamın sebebi olan İslam halifesi (yüce Tanrı O’nun hilâfetini kıyamet gününe kadar sürdürsün) Hazretlerinin idaresi altında bulunan İslâm beldelerinde, bazı Şerir şahıslar aralarında birleşip ve kendilerine reisler seçerek padişahın sadık tabasını hileler ve tezvirler ile kandırmağa ve yoldan çıkarmağa, Padişahın yüksek emirleri olmadan, ahaliden asker toplamağa kalkışıp, görünüşte askeri iaşe ve teçhiz bahanesiyle ve gerçekte mal toplama sevdasıyla kutsal şeriata ve Padişahın emirlerine  aykırı olarak bir takım salma ve vergiler kesip, çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını ve eşyalarını yağmalamak ve bu yoldan Tanrı’nın kullarına zulmede gelmeğe  ve suçlar işlemeğe, memleketin bazı köyleri ve bölgelerine hücum ile tahrip, yerle bir etmek, Padişahın sadık tebaalarından nice masum kimseleri katl ve kanlarını döktükleri, müminlerin emiri olan padişah emrinde bulunan bazı dini, askeri ve mülki memurları kendi başlarına azi ve kendi hempalarını tayin, hilafet merkezi ile memleketin ulaştırma ve haberleşme yollarını kesmek, devletçe gönderilen emirlerin yapılmasını yasaklamak, hükümet merkezini diğer bölgelerden ayırmak suretiyle, halifelik otoritesini kırmak ve zayıflatmak maksadıyla  yüksek halifelik makamına ihanet etmek imama (Padişaha) itaatten dışarı düşmekle, “Devleti Âliye’”nin nizam ve düzenlerini, memleketin asayişini bozmak için yalanlar yaymak ile halkı fitneye  sevke sebep ve fesada gayret etmekte oldukları açıklanmış ve gerçekleşmiş olan adı geçen reisleri ile aveneleri ve onlara bağlı olan kimseler eşkıya mertebesinde bulunup, dağılmaları hakkında gönderilmiş bulunan yüksek emirlerden sonra halâ inat ve fesatlarında  direnirler ise adı geçen kimselerin kötülüklerinden  memleketi temizlemek ve zararlarından halkı kurtarmak  vacip olup ”Fe-katilû nelleti tebga hatta tefea ile emerillah” ayeti kerimesi gereğince katilleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olur mu?
Beyan buyrula. Cevabı budur: gerçeği Tanrı bilir ki, olur.                                         Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Böylece padişahın ülkesinde savaş kudretleri bulunan Müslümanların âdil halifemiz ve imamımız Sultan Mehmet Vahidettin Han Hazretlerinin çevresi etrafında toplanıp, bunlarla çarpışmak için yapılan davet ve emirlerine koşup, adı geçen eşkıyalar ile savaşları vacip olur mu? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olur.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
Bu surette Halife hazretleri tarafından adı geçen eşkıyalar ile çarpışmak için tayin olunan askerler, çarpışmaktan kaçınır ve firar eylerlerse, büyük günaha girip ve asi olup, dünya’da şiddetle cezaya ve ahrette acıklı azaplara hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu suretle halife’nin askerlerinden olup ta eşkıyaları katledenler gazi ve eşkıyalar tarafından katlolun anlar şehit ve şefaate nail olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es-Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu suretle eşkıyalar ile muharebe hakkında çıkarılmış olan padişah emirlerine itaat etmeyen Müslümanlar asi ve şeran cezalandırılmaya hak kazanmış olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olurlar.
            Dürri Zade Es- Seyyid Abdullah tarafından yazıldı.
            Bu fetva birçok Türk’ün kanının akmasına neden olmuştur.”Ilımlı İslâm”numaraları bizi bu aşağılık durumlara götürür. Yüce Tanrı; bir defa Mustafa kemal verir, bunu da unutmamamız gerekir. Bu fetva üzerine VATAN HAİNİ NEMRUT MUSTAFA; Mustafa Kemal ve yedi kader arkadaşını GIYABEN idama mahkûm etmiştir. Altıncı Vahdettin de bu kararı onaylamıştır.
            Anadolu da boş durmamış, mukabil Fetvayı yayımlamıştır. Yüce İslam dini, iki cepheye ayrılan ülkemizde, her iki tarafa da elini uzatmıştır. Bir yerde, politikanın içersine dini soktunuz mu, tüm alçak yarasalar orasını mesken tutar. Din, birleştirici ve barıştırıcı özelliğini yitirerek politikacının çıkar aleti haline gelir. Mareşal Gazi Mustafa kemal’e kızgınlık ve düşmanlıkların altında, din bezirgânlarının soyma ve sömürme hırsları yatmaktadır.
Cennetmekân Rıfat Börekçi ve cennetmekân (153) kahraman Müftü bir araya gelerek mukabil fetvayı hazırlayıp, imzalayarak yayımlamışlardır. Rahmetli Rıfat Börekçi. Türkiye Cumhuriyetinin İlk Diyanet İşleri Başkanımız olmuştur. En sıkıntılı anların da,  T.B.M.Meclisi Başkanı Mustafa Kemal’in emrine (1.200) Türk lirasını veren Ankara müftüsü, bu Rıfat Efendidir.
Bu ÜNLÜ FETVA’YI Türkçeleştirilmiş olarak veriyorum:
            “Dünya nizamının sebebi olan İslâm Halifesi Hazretlerinin halifelik makamı ve saltanat yeri olan İstanbul, müminlerin emerinin (padişahın) varlığının sebebine aykırı olarak, İslamların düşmanları olan düşman devletler tarafından fiilen işgâl edilerek İslâm Askerleri silâhlarından uzaklaştırılıp, bazıları haksız olarak katl ve hilafet yerinin korunmasına yarayan bütün istihkamları, kale ve diğer harp vasıtaları zapt edilmiş, resmi işler görmeğe ve İslam askerlerini teçhize memur olan Babıâli ve harbiye Nezaretine el konularak, halifeyi milletin gerçek menfaatlerini hedef tutan tedbirler almaktan fiilen men ve örfi idare ilan ve divanı harpler kurmak suretiyle İngiliz Kanunlarını tatbikle muhakeme etmek ve cezalandırmak suretiyle halifenin yargılama hakkına müdahale ve yine yüksek halifelik makamının maksatlarına aykırı olarak Osmanlı memleketi parçalarından İzmir ve Adana ve Maraş ve Ayıntap ve Urfa bölgelerinde düşmanlar tarafından tecavüz edilerek gayrimüslim tebaa ile birleşip İslamları katilam ve mallarını yağmalamak ve kadınlara tecavüz ve İslam’ın kutsal saydığı hususları tahkir eder olduklarında açıklandığı veçhile hakaret ve esirliğe maruz kalmış bulunan İslam halifesinin kurtarılması için elden gelen gayreti sarf ederek bütün iman sahiplerine farz olur mu? Beyan buyrula.                                               Cevabı budur: Gerçeği tanrı bilir ki, olur.                                                                                  Bu suretle meşru haklarını ve halifeliğin gasp edilmiş olan kudretini kurtarmak ve fiilen tecavüze maruz kaldığı zikredilen memleketleri düşmandan temizlemek için  mücadele eden  ve savaşan İslam halkı  şeriatça eşkıya olurlar mı? Beyan buyrula.          Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.
            Bu suretle düşmanlara karşı açılan savaşta ölenler şehit, hayatta kalanlar gazi olurlar mı? Beyan buyrula.   
          Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki olurlar.
            Bu suretle savaşta ve dini vazifesini yerine getiren İslam halkına karşı, düşman tarafını tutarak İslâmlar arasında fitne çıkararak silah kullanan Müslümanlar, şeriatça günahların en büyüğünü işlemiş ve fesada yönelmiş olurlar mı? Beyan buyrula.
            Cevabı budur: Gerçeği tanrı bilir ki, olurlar.
            Bu suretle düşman devletlerinin zorlamaları ve kandırmalarıyla olaylara ve gerçeklere aykırı olarak çıkarılmış bulunan fetvalar, İslâm halkı için şeriatça muteber olurlar mı? Beyan buyrula:
              Cevabı budur: Gerçeği Tanrı bilir ki, olmazlar.”kaynak olarak: Dr. Abdülkadir Altınsu, Osmanlı Şeyhülislamları, Mahmut Esat Bozkurt, ATATÜRK İHTİLALİ VE Sabahattin Selek, Anadolu İhtilalı
            ATATÜRK ile kazandıklarımızın üstüne titremezsek, böylesine utanç verici durumlardan bizleri kimseler kurtaramaz.
            Benim aklımın almadığı bir olgu var: Diyanet İşleri Başkanlığımızın “ALO FETVA HATTI”.Şeyhülislamlık kaldırılmış; Fetvahane tarih olmuş, fetva emini ortalarda yok. Fetva kurumu tarihteki yerini almış. Osmanlıda fetvalar, SÜNNİ MEZHEBE göre verilerek, Osmanlı toplumu paramparça edilmiştir Bu Diyanet İşleri’nin fetva ısrarı, tarihi bir özlemin ifadesi midir?
Medeni kanunumuz, Ticaret kanunumuz, Borçlar kanunumuz şöyle desinler; fetvalar da böyle desin.
Politikacılarımız da FETVA gibi düşünürler. İşte durum bugünkü gibi olur.
Fetva kurumu, dinden hukuk çıkarıp, toplumun üstüne çöreklendiği için tarihe gömülmüştür.
Bu fetva sözleri beni ürkütmektedir.      

.
                       
                                                           5                                                                               
                                                                                                                                                                                                                           
                                                                      
                       
                                                                        
                                                          
                       
                         
                       
           
                            
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               
                       
                       

                                  

                       
                       
                       


402-MUHAREBE MEYDSANINDAN KAÇAN

                                      

            OSMAN TÜRKOĞUZ
            osmanturkoguz@hotmail.com
            Çeşmealtı;27 Haziran 2011.

                        KAÇAN KOMUTAININ MİLLETİ AĞLAR!
            Sayın RTE, Atatürk’ten Korkanlar Partisi Genel Başkanı, bir resmi toplantıda, monologunu bitirdikten sonra; kendisini Büyük bir Sabır ve Feragatle dinleyen Türkiye Cumhuriyeti Muhalefet Partisi ve CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI Sayın Kemal Kılıçtaroğlunu dinlemeden meydan’ı gazayı koşar adımlarla terk etmiş.           Muharebe meydanından kaçan komutanın Anası değil Milleti ağlar. Bir yetkiliyi adam yerine koymama davranışı, aslında kendisini adam yerine koymamaktır. Bu böyle biline. İmamlar, minberden kendileri konuştuktan sonra ayrılırlar, gelenektir bu.
            Tarihin en büyük hırsızlarından birisi olan Atinalı Amiralin, kendisine sopa ile vuran Ispartalıya söylediği söz unutulmamalı:
            “VUR! FAKAT DİNLE!”       Dinlemek demokrasinin olmazsa olmazlarından birisidir. Dinlememek te İmamlara özgüdür. C’est tous.

24 Haziran 2011 Cuma

401-DEDÜĞÜM DEDÜKTÜR!

                                              
OSMAN TÜRKOĞUZ
                        osmanturkoguz@hotmail.com
                        Çeşmealtı;24 Haziran 2011.

                                   “DEDÜĞÜM DEDÜKTÜR!”
            Evrensel hukukta yasalar; Geneldir, Objektiftir ve Eşit olarak uygulanır. Berlin’deki Yargıçların Büyük Frederik’e uyguladıkları gibi!
            Bursa spor kulübündeki usulsüz harcamalardan dört kişi tutuklanmıştı. Bunlardan birisi de Milli Eğitim Eski Bakanlarından ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Doçent Hüseyin Çelik’in kardeşi Osman Çelik idi. Hüseyin Çelik:
            “Kardeşim suçsuzdur ve diğerlerinden ayırt edilmesi gerekirdi!” Gibilerden bir söz etti; iki gün sonra da kardeşleri tahliye edildi.
            İşlemiş oldukları suçlarını dahi bilmeden Silivri Esir Toplama kampında yatmakta olan Sayın Mustafa Balbay ile Profesör Dr. Sayın Mehmet Haberal çok sayıdaki vatandaş seçmenimizin oylarını alarak Milletvekili seçildikleri zaman Sayın RTE:
            “Seçilmiş olmak yetmez. Mahkemenin karanını beklemek gerek!” Kabilinden bir fikir beyan buyurdular! Özel Yetkili Mahkeme BİR’E iki oyla bu iki Esirimizin Milletvekili olamayacağını sübjektif olarak hükme bağladı. Bu deruni karara Muhalefet şerhi koyan Sayın Yargıcımızın belirtmiş olduğu gibi bu konuda Kaziye’i Muhkem hale gelmiş bir mahkeme kararı da mevcuttur.
            O;vatanımızı bölmek isteyenlerin desteklemiş olduğu bir Kadına aitti! Bunlarsa böyle suçları olmayan iki erkek esir. Sonra; elimizde, Nasrettin Hoca’nın, dövüşen eşeklere uygulamış olduğu iki değişik kararı da var!
            Bizim Temel, Daltaban Turmuş Paşa’nın sarayının Aşçı başısıdır. Bir öğle vakti; sarayın mutfağında Rizelilerle Trabzonlular arasında çok şiddetli bir kavga çıkar. Temel, forsunu kullanarak kavgayı önler ve kavganın nedenini öğrenir: Mutfakta, seçilememiş milletvekili adayı gibi upuzun yatmakta olan bir Levrek vardır. Kavgada bu Levreğin cinsiyetinin belirlenmesinden çıkmıştır. Rizeliler:
            “Ha bu Baluk Erkektir!” Derlerken, Trabzonlular da:
            “Ha bu Hamsi irisi Baluk Dişidir!” Diye ısrar ederler. Temel, zekâsını kullanarak, konuya bir çözüm getirmek ister ve:
            “Kavgaya ne gerek vardır. Bu Baluğun cinsiyetini Bizim Paşa Hazretlerine soralım!” Der. Tüm kavgacılar hep bir ağızdan ve cümbür, cemaat itiraz ederler:
            “Paşa Baluğun cinsiyetinden ne anlar!” Deyu. Temel:
            “Paşa Hazretleri Baluğun cinsiyetinden anlamaz amma dedüğüm dedüktür’” der. Kavga da biter.

                       

23 Haziran 2011 Perşembe

400- FELAKETLERİ UNUTMAK VE BÖLÜNEREKE YIKILMAK

                                                

                   OSMAN TÜRKOĞUZ
                   osmanturkoguz@hotmail.com
                   İzmir31 Aralık 2010.
                           
                            FELAKETLERİ UNUTMAK!
                                               VE
                             BÖLÜNEREK YIKILMAK!(12 Ocak 2011).
“Bir cemiyette en muzır adam, ehliyetsiz olduğu halde salahiyet sahibi olandır!
Başvekil İsmet Paşa, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin diploma töreni.08 Temmuz 1929.
“Benim Aziz milletimden ısrarla istediğin tek şey şudur: Kendisini yönetmek için başının üzerine çıkaracağı adamların, kanındaki ve vicdanındaki cevheri incelemekten bir dakika fariğ olmasınlar.”Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Cesaret insanı zafere/Kararsızlık tehlikeye/Korkaklıkta ölüme götürür.”Filozof Seneca, Sayın Şenol Güneş’ten.
“Buz dağının görünen kısmına göre manevra yapan kaptan da gemideki yolcularla beraber ölür.”Ostüzü.
         Ortaçağdan sonra; barutun icadı, topçuluğun gelişmesi ve yeni keşfedilen kıtalardan getirilen servetler, küçük devletlerin yıkılarak merkezi kırallıkların gelişmesini sağlamıştı. Sonunda büyük imparatorluklar kurularak sayısız devleti çatısı altında toplamıştı. Fransız İhtilali ve Büyük Filozofların aydınlatmaları ile haksızlığa ve zulme uğrayan ulusların bağımsızlıklarını kazanmalarına neden olmuştu.19’uncu ve 20’inci asırlar, büyük devletlerin denge aramalarına tanık olmuştu.20’inci asrın ikinci yarısı da Bloklaşmaya sahne olmuştu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Komünist Rus Bloğunu dağıttıktan sonra, Komünist Çin de modelini değiştirerek serbest piyasa ekonomisini geçmişti.
         İşte ulus devletler için felaket bu suretle meydana gelmiştir. Felaketin adı da USA’DIR!
         Sanayide ileri gitmiş ülkeler bir birlik oluşturarak Üniter ve güçlü ülkeleri bölerek küçük, küçük tüketim toplumları yaratmak ve ortaçağ beyliklerini oluşturma yoluna girdiler.
         Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıtılarak, eski Sovyet Peyklerinden yeni devletler oluşturuldu.
Yugoslavya’nın gücü ve azmi Avrupa’yı, özellikle Almanya’yı ve Amerika’yı korkuttuğundan bölünerek bir kenara itildi.
         Komünist Rusya 1968’de Aleksandr Dubçek’in Çekoklavakya’sını bölerek iki devlet oluşturmuştu. Ankara’ya Büyükelçi olarak atanan Rahmetli A.Dubçek sonunda bir orman işletmesine memur olarak atanmış ve aniden ölmüştü. Bu olayların yaratıcıları Kosigin ve Brejnev bile ölmüşlerdir.
         Afganistan ve Irak demokrasi getirmek masalı ile yıkıldı. Bizim Müslüman Başbakanımız bile, Irak’a hürriyet getirecek! Amerikalı askerlerin sağ ve dahi salim olarak ülkelerine dönmeleri için dualar etmedi miydi?
         Şimdi Nükleer güç İran’a hürriyet götürme masalları ile zavallı Müslüman ülkeler bile aldatılmaya çalışılmaktadır. Amerika’nın, Fransa’nın, Kuzey Kore’nin ve İsrail’in nükleere silahları olacak Müslüman ülkelerin olmayacak! Hadi canım sende!
         Afganistan’da vatanları için dövüşen Müslüman Afgan Vatanseverlerine karşı Müslüman Türk askerinin görevlendirilme pazarlıkları yapılacak, Türkiye’ye kan kusturan Kürt asilerine karşı hiçbir hareket yapılmayacak! Hadi canım sende!
         Osmanlı İmparatorluğunu yıkan Batılı oyunlarını ne çabuk unutmuşuz!
         *Kendi dillerini konuşan,
         *Kendi pozitif eğitim sistemini kuran,
         *Kendi meclisleri olan,
         *Kendi bayrakları olan,
         *kendi özel güçleri olan,
         *Kendi ulusal marşlarını söyleyen EYALETLER!
         Osmanlı bir baktı ki, Balkan Savaşında, “kendi özel güvenlik kuvvetlerini kuran Eyaletler”bir olarak Osmanlıyı yenmişler!
         Osmanlı Mebusan Meclisinde bir Gayrimüslim:
         “Benim Osmanlılığım, Osmanlı Bankasının Osmanlılığı gibidir!” Dediğini ne çabuk unuttuk. Şimdi de, bizleri yönetenlerin bazıları için ve de alenen Türklüğü, Türk Banklı olmak gibi algılanmaktadır!
         Güneydoğulu birisinin:
         “MGKurulu kararları temenni niyetindedir, kabul etmiyoruz”!Demesini hafife almamalıyız. Bugüne kadar MGKurulu’nun almış olduğu irticaya yönelik karalara uyuldu muydu? Bir aile içersinde bile iki dil o ailenin parçalanmasına yeter de artar bile. Bunu tartışmaya açmak bile en azından ihanettir. İki dil karmaşasının altından kalkacak devlet yoktur. Yarın mahkemelerde iki dil, çıkarılacak yasalarda iki dil! Sonunda Sayın RTE’NİN saymış olduğu 36 anasıra göre düzenleme ve Türkiye, önce bölünmüş sonra da paramparça olmuş.
         Sizlere iki belge sunacağım, bunların ne demek istediğini çözemezseniz eyvah ki eyvah!
         Birinci belge:1993 senesindeydik; bir dershanenin kimya öğretmeni bir Sayın Bayanımız Yargıtay’daki bir dosyadan alınmış bir yemin metnini bana getirmişti. Bu metni bilgisayara yükleterek gerekli yerlere iletmiştim. Bu arada, emekli subaylarımıza sataşan Sodep Genel Sekreteri Ertuğrul Günay’a da iletmiştim. Bu bir Kuran Kursu yeminiydi. Bu yemini 1980’li yıllarda Sayın RTE’NİN DE etmiş olduğunu sonradan öğrenmiştim. Yemin metni şöyledir:
         “Ben, Muhammet ümmetindenim. Türkiye, dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı, Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allah’ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”
         Şimdi de ikinci ve daha vahim bir belgeyi sunuyorum: Bu belge Türkiye Cumhuriyetini temsil eden devletlilerle Avrupa Birliği arasında imzalanmıştır.”Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi!”. Bu belgenin başlık bölümü:
         “Presidency Condusons”
         “Madde 23-“Müzakerelerin yalnız Türkiye’yle değil, diğer devletlerle de yapılabileceğinin, müzakereler sırasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya Güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti kurulursa, yeni karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına…”
         Bu belgelerden çıkaracağımız iki vahim ve kesin sonuç vardır. Hiçte kendimizi kandırtmayalım: Önce ikinci belgeyle ne demek isteniyor onu yazalım:
         “Ey! Bölücü unsurlar, ellerinizi çabuk tutarak Türkiye’yi biran önce bölmelisiniz. Bizler, siz Türkiye’yi bölmeden önce Türkiye Cumhuriyetini Avrupa birliğine katiyen almayız, onları uyutur, başarınız için onlardan ödün üstüne ödün almayı sürdürürüz. Ha gayret, size yardım edecek iktidarların başarılı olması için de her türlü desteğimizi esirgemeyiz.”Bunun anlamı kesinlikle budur. Bendeniz Kürt cesaretini en iyi bilenlerdenimdir: Bir destek varsa Kürt cesurdur.
         Gelelim Kuran Kursu yeminin anlamına:”Türkiye Cumhuriyeti bölünecek diye çalışmanızı gevşetmeyin. Bölünürse bölünür, önemli olan Şeriatı geri getirmektir. Ha gayret çoğu gitti azı kaldı.”
         Ya şimdi; herkes, her şeyiyle siyasi partilerimiz de dâhil elele ya da hiçbir zaman”.VE BÖLÜNEREK YIKILMAK!
         Sayın Büyüğüm SAD Beyefendi; ülkemizde değişmez ve değiştirilemez bir gerçek vardır: Türkiye’de iktidarlar değiştikçe şu şeyler değişmiş olurdu:
         1-Resmi makamlara oturanlar,
         2-Resmi araçları kullananlar,
         3-Resmi helâlara sıçanlar,
         4-Sekreterleri şapanlar,
         5-Ülkemizi soyanlar değişirdi. Buna da DÜZEN değişti denilirdi. DÜZÜLENLER hep aynı kalırlardı; yalınız POZİSYONLARI değiştirilirdi. Bir kıçı Kuzeye domaltılmış, bir de bakarsınız ki kıçı Güneye domaltılmış! Bu konuda çok doluyum; uzun, uzun yazmayacağım.1956 senesinde; Başvekil Adnan Menderes’in canı muz istediği için, bir F–84 Ankara’dan Adana’ya MUZ almaya gitmişti. Bedrettin Demirel, sınıf arkadaşı Kenan Evren’e Konya’da vereceği ziyafet için, bir topçu uçağı Kıbrıs’a Davidof Purosu almak için gönderilmişti. O uçağın kalkışı beynime kazınmış halde ne yapsam kurtulamıyorum. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın ve ailesinin temizlenecek elbiselerinin bir C–130 Herkül Uçağı ile İzmir’e getirildiği, dönüşte de Hava Lisan Okulu bahçesindeki Mandalinlerden toplanan meyvelerle Ankara’ya döndüğü bilenlerce çok anlatılmıştı.
         27Mayıs 1960 Askeri darbesinde; ilk ağızda(7.500)subayın Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişiği kesildi. Bu facia”Eminsucu’lar” olarak uzun yıllar vicdanlarımızı kanattı.
         (147) Üniversite öğretim üyesinin görevine bir yasa ile son verildi.Aynıhata12 Eylül 1980 darbesinde de tekrarlandı. Üniversite’ye girilerek (1402)’likler yaratıldı.”Ben iktidarım ne istersem yaparım” mantığı bugünkü iktidarın mantığına yol açtı. Türk Silahlı Kuvvetleri, Aydın kesimlerde UMUT olma inancını yitirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri personeli içlerine kapandı, iç çevrede ve kendi düşünce sistemi içersine kilitlenerek donup kaldı! Türk Silahlı Kuvvetlerinde emeklilik işleri güçlülere sığınanlara yer açmak için yapılmış olduğu inancı dışarıya vuran açıklamalar nedeniyle, aydın ve halk kesiminde güçlendi. Emekli Kurmay Albay Osman Köksal’ın evindeki belgeler niye çaldırıldı dersiniz!
         Büyük Bilgin ve Atatürkçü Hava Korgeneral Sabri Tavazer’in Orgeneralliğinin önlenmesi bize has bir taktikle olmuştu.
         Viski içinde yüzen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’ın emekli olmasına iki gün kala, Başbakan Süleyman Demirel’e kış tatbikatında General üniforması giydiren bir Orgeneral’in—Ali Fethi Esener’in inadı Rahmetli Büyük insan Orgeneral Adnan Ersöz’ün Genel Kurmay Başkanı olmasını engellemek içindi. Sonunda Orgeneral Kenan Evren Genelkurmay Başkanı olmuştu. Sayın Demirel’in kırdığı bardaklar saymakla biter mi! Eskişehir Sıkıyönetim Komutanı olan Atatürkçü Rahmetli Orgeneral İrfan Özaydınlı, Nurculuk’u Sıkıyönetimin ilanına neden olan suçlardan sayarak Kadir Mısırlıoğlu’nu ve 92 sanığı mahkûm ettirdiği için Hava Kuvvetleri Komutanı yapılmayarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerleşmiş geleneklerine aykırı olarak bir Hava korgeneralini Hava Kuvvetleri Komutanı yapmıştı.
         Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren de aynı yolu izlemişti. Deniz kuvvetleri Komutanı olacak gözü ile bakılan Or Amiral Akif Akdoğanların yerine bir darbe arkadaşını seçmişti. İşin en onurlu yanı da, eline 12 Eylül Askeri Darbe planı verilmiş olan Büyük denizci ve daha Büyük insan olan Akdoğanlar, bu dosyayı Başbakan Süleyman Demirel’e değilde Kenan Evren’e teslim etmişti.
         Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar da,”Ecevit Mavisi” bir kumaş sürtüşmesi nedeni ile suçladığı Hava Kuvvetleri Komutanı Köylü lâkabı ile ünlü Orgeneral Emin Alpkaya’nın soruşturmasını Korgeneral Musa Öğün ile çok yakından tanıdığım, Tüm General Adnan Sarper’e yaptırtmıştı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir üstün duruşmasında bile astları bulunamazken bu kepazeliği Büyük Askeri Yargıç Mehmet Turan onurlu bir belge ile tarihe mal etmişti:”Kuvvet Komutanı bir Orgeneralin soruşturmasını ast rütbedeki Generallere yaptıran Orgeneral Semih Sancar hakkında Genel Kurmay Başkanlığına suç duyurusunda bulunmuştu!”
         Tüm bu olumsuzluklar Aydın kesimin ve uyanık halkımızın gözlerinden kaçmamıştı. Hele, hele Demokrat Partiye oy vermiş olan Beş milyon–5.000.000.000-seçmene kuyruk yakıştırmamız yenir, yutulur ve dahi unutulur bir lokma değildi.
         Hukuk Fakültesinde bir İdari Hukuk Doçentine sordum:
         “Sayın Doçentim; Sıkıyönetime neden olan olaylar arasında Üniversitelerimizin ders proğramları var mıydı?”Sayın Doçent sersemledi:
         “Yok, hayır yoktu.”
         “O zaman sizler Sıkıyönetim komutanlarının Hanımlarına eşleriniz vasıtası ile hulul ederek, yetenekli Akademisyenlerin adlarını vererek onları ekarte ettirdiniz. Atılmış olanlar Batı ve Amerikan üniversitelerinde hemen iş buldular ve görkemli eserler de verdiler! Bu duruma ne diyorsunuz?” Adam yerinden fırladı ve:
         “Aynen sizin dediğiniz gibi yaptık!” Dedi.
         Zonguldak Sıkıyönetim Komutan Yardımcılığının tüm işleri bana bağlanmıştı. Sayın Ali Uzun adlı Namuslu bir Mimarımızı Çatalağzı Belediye Başkanı olarak görevlendirmiştik. Çok onurlu işler de yapmıştı. Anap iktidara geldiğinde; Sayın Ali uzun Zonguldak İmar Müdür Yardımcısı yapılmıştı. İmar Müdürlüğüne de Bir Sanat Okulu mezunu bir kimesne getirilmişti. Üşenmeden kalkıp Zonguldak’a gittim ve Sayın Ali uzun’a sordum:
         “Bu nasıl iş!”Gülerek çok kısa bir yanıt verdi:
         “Sayın müdürüm, benden önce Semra Özal’a ulaşmış!”Neden güldüğünü anlamıştım:”Güleriz ağlanacak halimize!”
         27 Mayıs 1960’tan önce emekli olan bir Süvari Binbaşısı Emniyet Genel Müdürlüğü Önemli İşler Müdürü yapılmıştı. Komutanım siz emekli olmamış mıydınız!” dediğimde:”Orasını karıştırma, tepki için emekli olmuştum!” Dediydi. Emeklilik için Komite üyelerinin huzur’u Hümayunlarına gelen bir Yaşlı asker de Amasya’ya Vali yapılmıştı. Bizler bu oyunları bilemediğimiz için, kan dökülmesin diyerek koşarken,18 makineli tüfekle Harbiyelilerin üzerine bir buçuk saat mermi yağdırmak ve dahi BAŞVEKİL ADNAN MENDERES’İN AKIL HOCASI OLMAK SUÇLARINDAN, HİÇBİR İŞLE GÖREVLİ OLMAYANLAR TARAFINDAN TUTUKLANMIŞTIK. Anlatmayayım, çok utanıyorum. Hüseyin Seyfullah’ın—Alpaslan Türkeş’in-nasıl Başbakanlık Müsteşarı olduğunu da çok yakından bilenlerdenim.
         27 Mayıs 1960’tan sonra; Demokrat Partiye oy veren (5.000.000.000) vatandaşımıza biz askerler KUYRUK sözünü yakıştırmıştık.12 Eylül 1980’den sonra da Türk toplumundan kopmamızın günahı bizlere aittir.
         Ağaoğlu Ahmet’in bir Rus Kızından olma Samet Ağaoğlu, Salihi’ye geldiğinde Salihli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı kendilerini karşılamadığı için, Salihli Ağır Ceza Mahkemesi lağvedilerek ol Küstah! Hâkimin tayini çıkartılıp, ol mahkeme yeniden Salihli’de kurulmuştu.
         Kenan Evren’in Eniştelerini Manisa Asker Hastanesinde muayene etmedikleri için ol Hastane lağvedilerek OL Küstah! Atasagunlar başka yerlere atanarak ol hastane yeniden kurulmuştu. Osman Türkoğuz gibiler, ne hediye ne de rüşvet alanlar, hatır gönül işlerine bulaşmadan ülkesi ve dahi Atatürk ülküsü için çalışan subaylar, her devirde olduğu gibi, “BEŞİBİRLİKLER” döneminde de sürülmüş ve süründürülmüşlerdir. Hülmenli bir kaçakçının oğlu, Türkçesi bile çok zayıf bir jandarma subayı, Bornova J.Komando Tabur Komutanlığından İzmir İl Jandarma Alay Komutanlığına, oradan da Kırkağaç Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığına, oradan da Balıkesir İl Jandarma Alay Komutanlığına atanmıştı. Jandarma Genel komutanı Orgeneral Orhan yiğit zamanında, haksız erat tayinleri için gittiğimde, bu işlere bakan Şimdi Rahmetli Olan bir binbaşı, dolabından, yeşil kâğıtlara yazılmış (1800) er adı çıkardı ve:
         “Deli olma ve hemen git, bu işlerin başı O!” Dedi. Yapılmış olan pislikleri yazmak için yüreğim işin vermiyor. Komutanlıktan ayrıldığında Yedi tır eşya ile bir J.Astsubayının yaptırtmış olduğu Kumla’daki villasına uğurlandığı söylenmişti. Yedi Tırı Kumla’ya gönderen J.Albayı da İstanbul İl Jandarma Alay Komutanı yapılmıştı.
         Antakya’da bir ünlü ailenin dağları ve taşları Fransızlara tapulatan bir ailenin arazilerini kamulaştırdığım ve teklif edilen olanakları kabul etmediğim için ivedilikle Taburumun tüm subaylarıyla birlikte başka yerlere atanmıştım. Altı ay sonra da özel bir görev izni ile Antakya’ya görevlendirilip yeni kamulaştırmalar yapmıştım. Kızıltepe Seyyar Jandarma Alay Komutanlığına tayin edilmem üzere J.Gn. Komutanı’nın Huzur’u Hümayunlarına çıkarak ve direkt olarak:
         “Komutanım, benim yemediğim rüşvetleri kimler yiyor!”demiştim. Unutmadan bir şeyi daha yazmak istiyorum:
         18 makineli tüfekle Harbiyelileri 1,5 saat ateş altına almak ve Başvekil Adnan Menderes’in akıl hocalığı suçlarından aklandığım halde Kilis’te konuşlanan 122’inci seyyar jandarma alayı karargâh ve servis bölük komutanlığına tayinim çıkmıştı. Yassıada duruşmaları da TRT’DEN verilmekteydi. Yalanları dinlediğimde kan beynime sıçradı ve Kilis Postanesinden Mahkeme Başkanı Rahmetli Salim Başol’a bir telgraf çektim:
         “27 Mayıs’ın sahte Kahramanları Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırmaktadırlar. Tanık sıfatı ile dinlenmemi arz ederim!”Bir akşam tanık sıfatı ile dinlenmem hususunda mahkeme kararını Rahmetli Salim Başol okudu. Bu kararın bana tebliğ edilmesini hâlâ beklemekteyim!
         Zonguldak il Jandarma alay Komutanı iken(384)kaçak kömür ocağını patlattırmış, kum kaçakçılığını da önlemiştim. Dediklerini ve istediklerini yapmadığım için de sürüldüm. Kara Kuvvetleri İstihbarat başkanlığından Zonguldaklı bir kurmay binbaşıya aleyhimde rapor düzenlettirdiler ve kış ortasında Konya’ya pasif bir göreve sürüldüm. Bölge komutanına rağmen 8 il jandarma alayı,59 ilçe j.bölüğü ve 450 j.karakolunun ve bölge jandarma komutanlığının ita âmirliği de bana verildi. Bu durumu genelleştirdiğimizde askeri yönetimin kokuşmuşluğu ortaya çıkar. İzmir’de Teleferikteki 89 derece meyilli yamaca site kurmaktır askeri yönetim sözüne bendeniz yanıt bulamadımdı! Komutanlarımız her yönden sınıfta kaldılar ve faturalar da Türk Silahlı Kuvvetlerine kesildi.
         Zonguldak İl Jandarma Alay Komutanlığından Konya’ya sürüldüğümde iki önemli konuşmaya da tanık olmuştum: Bir grup polis, bir masanın ortasındaki Atatürk büstüne:
         “Ey Selanikli, sana inananların hallerine bak!”Diyerek ağlarlarken, bir polis memuru da:
         “Sayın Albayım, sizin gitmenize biz üzülsek te cüzdanlarımız gülüyor!” Dedi. Hayatımın en güzel dersini de Zonguldak Trafik Şube Müdürü Baş komiser Kadir Ceylan vermişti:
          “Sayın komutanım; Türkiye’de rüşvet, soygun, vurgun ve talan hiçbir gücün önleyemeyeceği bir olgudur. Rahat yaşamak isterseniz, bunlarla mücadeleyi bırakarak, bunlarla birlikte yaşamayı öğrenmelisiniz”! Demişti. Bunlar tüm namuslu devlet Memurlarımızın öyküsüdür. Tüm bu namussuzluklarımız Atatürk sisteminin üzerine yıkıldı. Bir evde karı ve koca kavgası sokağa taştığında tüm hovardalara nasıl gün doğarsa şer güçlere de böylece günleri biz doğurttuk.
         Öğretmenlerimiz imamlara ve tarikatlara yenildiler. Türkiye’nin Atatürk devrimi aleyhindeki alt yapısı:1-Komutanlarımız2-Hâkim ve Savcılarımız3-Öğretmenlerimiz ve Aydınlarımız! Politikacılarımız Tarafından büyük bir başarı ile hazırlanmıştır.
         Tüme varım metodu ile olayları genişletmek mümkündür. Toplumun katmanları arasında çatlaklar oluşturduk, buraya giren yabancı sular donarak çatlakları genişletti.
         Dünya üzerinde bulunan her devletin Milli Menfaatlerini gerçekleştirmek için Milli Hedefleri vardır. Bu hedefler, Milli Güvenlik siyaset Belgelerinde açıklanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, Ümmetçiliğe ve dış devletlerin önerilerine kilitlenmiş durumdadır. Bizi ilgilendiren ve bugünkü durumumuzu ve yarınımızı etkileyecek olan Tek şey, Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Siyaset Belgesindeki 21’inci Yüzyıl Hedefleridir. Amerika Birleşik Devletlerinin Milli Güvenlik Belgesinde iki önemli konu vardır, bizleri bugünkü karmaşaya ve dağınıklığa iten. Burasını iyi okuyup, aklımızı da başımıza almazsak yarın için de çok geç kalmış olacağımızı şimdiden söyleyebilirim:
         1*“21’inci yüz yılda; hiçbir ülke ya da ülkeler topluluğuna STRATEJİK GÜÇ OLMA İZNİ VERİLMEYECEKTİR!”
2*”Bu hedefin sağlanması için önleyici güç kullanımı da dâhil her yola başvurulacaktır.”
Amerika Birleşik Devletleri’nin, Türkiye toprakları üzerinde ÜÇ temel, ÜÇ’Ü DE mümkünse ulaşılabilir nitelikte hedefleri vardır:
“1-Büyük İsrail’in oluşturulması,
“2-Büyük Ermenistan’ın oluşturulması,
         “3-Büyük Kürdistan’ın oluşturulması.
         Daha uzun vadede:
         A-İstanbul merkezli Büyük Ortodoks devletinin kurulması,
         B-Pontus Rum ve Yunan devletinin kurulması,
         C-Konya merkezli HİLAFET devletinin kurulması!
                            Çok önemli bir haber:
         “Ankara-Cumhuriyet Bürosu.”
         “Vali ve kaymakamlar Amerika Birleşik Devletlerine eyalet uygulaması stajına gittiler.”
         “İş İşleri Bakanlığı Strateji geliştirme Başkanlığı bünyesinde, Amerikan yönetim sistemini görmek ve uygulamaları incelemek amacıyla 35 Kaymakam ve Vali Muavini, 1,5 aylık kurs için Amerika Birleşik Devletlerine gittiler.”
         Gezi heyetinin başkanı Kadir Çakır:”Öğrendiklerimizi en iyi şekilde uygulayacağız!” Dedi.
          Başkomutan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal’in,06 Mart 1922 tarihinde Türkiye büyük Millet Meclisi Kürsüsünden tüm dünyaya seslenmişti:
                   Efendiler,”
         “Avrupa’nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlandırılmıştır. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”Gazi Mustafa Kemal.
         Sayın RTE’NİN, Amerikan Başkanı tarafından gözden çıkarılacağını sanan, Kürt kökenli ve Musa Anter’in çok yakını bir AKPELİ Büyük BİR POLİTİKACI tarafından:
         “Sayın RTE’Yİ delikten aşağıya süpüreceğinize on kullanmalısınız!”Denildiğini okumuş muydunuz acaba!
         Bdp Genel Başkanı Selahattin Demirtaş:”Türkiye (25) eyalete bölünmeli,her eyaletin de özel güvenlik güçleri olmalı!...”Dediğinde Türkiye Halkı ayağa kalkmış ve sessizce de yerine oturmuştu.Bunun bir anlaşmanın ifadesi olduğuna inanan var mıydı?
         İyi okumalıyız ve de uyanmalıyız; senelerce önce Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey bakınız ne buyurmuştu:
         “TÜRKİYEYİ EYALETLERE BÖLMEK LÂZIM. MERKEZİ YÖNETİMİN BİR TAKIM YETKİLERİ BUNLARA VERİLMELİDİR. BELEDİYE BAŞKANLARI DA BU KONUDA EN YETKİLİ OLMALIDIR. O BÖLGELERDEKİ HER TÜRLÜ EĞİTİM DE BUNLARA BIRAKILMALIDIR!”Buz dağının görünmeyen kısmı buradadır Sayın Seyircilerimiz.
         Ps: Hava Kuvvetlerimize komutan olan Generallerin Silivri Toplama Kampına gönderilmesini hazırlamak,Silahlı Kuvvetlerimizin içinde sürdürülen çatışmanın Politikacılara yansımasının eseridir.




İzleyiciler

Blog Arşivi